Kitap

Ergican Saydam: Taburede 60 yıl

13.08.2011


Paylaş:

TABUREDE 60 YIL – ERGİCAN SAYDAM’IN ANILARI  (Anıları derleyip yayına hazırlayan: Ezgi Saydam) 

Arma Yayınları, 206 sayfa, Tarihsiz (0212 512 54 96)  

“Konserler bitince yarı yarıya insan hayatı da bitmiş oluyor. Gerçi hâlâ ders verdiğim öğrencilerim var, ama anlıyorum ki, beni hayata bağlayan konserlermiş…”  

Ergican Saydam, “Taburede 60 Yıl” adlı otobiyografik kitabının “Son Söz”ünde böyle özetliyor, müzikle dolu dolu geçirdiği yaşamını. Sonra da kendisiyle hesaplaşıyor ve soruyor: “Acaba yaptıklarım yeterli miydi, yoksa daha çok şey mi yapmalıydım?”  

Oysa, Saydam’ın müzikli özgeçmişini anlatan kitabını satır satır okuduğumuzda sanatçının neredeyse bir tek gününün bile boş geçmediğine tanık oluyoruz. Dünya müzik literatürüne adını yazdıran yabancı ve Türk, onlarca besteci, kemancı, orkestra şefi, senfoni orkestrası, oda orkestrasıyla; piyanoyla, notalarla yeryüzü küresinde adeta dolaşmadığı, konser vermediği tek karış yer kalmamış. Soluk soluğa müzikli bir dünya turu sanki Ergican Saydam’ın hayatı.  

Ne var ki, hemen her gün müziğin soluklandığı, kendisi dışında diğer üç kardeşinin de (Erçivan Saydam, Ermukan Saydam ve Erdoğan Saydam) müzisyen olduğu bir aile ortamında yetişmiş olmak, böylesine bir doyumsuzluğu getiriyor sanatçıya doğal olarak ve soruyor kendine: “Acaba daha çok şeyler yapmalı mıydım?”  

Oysa Saydam’ın müzikli yaşamöyküsünü okuyup bitirdiğinizde, “Rahat olun Sayın Saydam, mesleğinizin hakkını fazlasıyla vermişsiniz” diyeceksiniz, hiç kuşkusuz. Ama öte yandan, piyanosunun tuşlarında hayat bulmuş bir sanatçının, konser salonlarından ve dinleyenlerinden uzak kalmasının verdiği duygusal boşluğa da hak vereceksiniz.  

Yeri geldikçe ve konu açıldığında hep ısrarla söylerim, hangi meslek dalında olursa olsun, topluma mâl olmuş kişilerin yaşamöyküleri, gelecek kuşaklar için “tarihsel bir bellektir”. Günübirlik mesleğini icra etmek yeterli değildir, bugünün bir sonrası olduğu gibi, bir öncesi de vardır. Hangi meslekten olursa olsun, bir sonrasında daha yaratıcı, daha etkin, daha donanımlı olmak için, bir öncesini bilmekte yarar vardır diye düşünürüm.  

Bu nedenle, topluma yön veren kişilerin yaşamöyküleri, kendileri için ne denli önemliyse, gelecek kuşaklar için de o denli yararlı, yol gösterici, uyarıcı, bilgilendirici ve öğreticidir.  

Örneğin dünya müzik otoritelerinin alkış tuttuğu Maria Callas, Leyla Gencer gibi ünlü sesleri, sahnede görme, dinleme olanağı bulamayan genç kuşak sanatçılar, onların yaşamöykülerinde, bu değerlerin gerçekleriyle yüzyüze gelirler, o dönemlerin müzik tarihini birebir yaşarlar. Bu ölümsüz sanatçılara önder olmuş nice sanatçıları tanıma olanağını bulurlar. Yaşamını piyanoya adamış olan Ergican Saydam’ın “Taburede 60 Yıl” adlı otobiyografisi de bu bağlamda değerlendirilmelidir.  

Kitap temelde iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde, Saydam’ın yıllar itibariyle birebir müzikle dolu yaşamöyküsü, ikinci bölümde kaleminden çıkan makaleleri yer alıyor. Daha sonra, “Terimler ve Açıklamalar” bölümünde ise, Avrupa’da konser verdiği kent, kasaba ve hatta küçük yerleşim bölgelerinin tanıtımı ile kimi müzik deyimlerinin açıklamalarına yer verilmiş ki bu bölüm bence çok yararlı. Çünkü bu sayfalarda, sözgelimi Çin’den Maçin’e konser vermek üzere dolaştığı, çoğumuzun bildiği büyük kentlerin yanı sıra, Bad Orb, Argos, Botoşani gibi küçük yerleşimlerin hangi ülkelerde olduğu açıklanıyor. Son bölümler ise, dizin, fotoğraf albümü ile konser davetiyeleri ve broşürlerine ayrılmış.  

Güçlü bir bellek ve arşiv  

Dikkatimi çeken, kitabın giriş bölümündeki aile kütüğü, konservatuvar dönemi ile İstanbul, Ankara ve Almanya yıllarındaki müzikle ilgili genel anılarının ardından gelen kronolojik sıralama.1956 yılı Almanya ile başlayıp,1997-2005 yıllarına kadar süregelen konser günlüğü…  

“Acaba Saydam günlük mü tutmuş” diye aklımdan geçirirken, kitabı yayıma hazırlayan opera sanatçısı kızı Ezgi Saydam’a, babasının bu kadar ayrıntıyı nasıl anımsadığını sorduğumda, “Babamın son derece güçlü bir belleği var” yanıtını alıyorum; Ergican Saydam’ın kendisinden ise, bu güçlü belleğinin yanı sıra küçümsenmeyecek bir “arşivi” olduğunu öğreniyorum. 60 yıl boyunca verdiği konserlerin bütün belgelerini, davetiyelerini, programlarını özenle saklamış.  

Yıllara göre sıralama olunca, 1978’de örneğin İstanbul Radyosu’nda Chopin’i çalarken, bir bakıyorsunuz ardından Almanya’nın küçük bir kenti olan Lippstadt’ta kemancı Lucas David’le bir resital, aynı yıl Viyana Akademisi’nde sanatçının önemle anımsadığı Sigfried Fink’le birlikte verdiği konser ve daha niceleri geliyor.  

Konserlerin yanı sıra, birlikte olduğu ünlü müzisyenlerin özellikleri, kişilikleri ve olaylarla ilgili ilginç şeyleri de öğreniyoruz. Örneğin Lucas David’in sabahın sekizinden gece yarılarına kadar çalıştığını, Christian David’in sonatını çaldığı Viyana Akademisi’ndeki konserinde, bestecinin de dinleyiciler arasında olduğunu, konferans vermek üzere Türkiye’ye gelen Sigfried Fink’e Saydam’ın tercümanlık yaptığını ve daha pek çok ilginç ayrıntı…  

Saydam bu konserlerini, kimi zaman büyük konser salonlarında, bazen kültür merkezlerinde, Viyana’nın Schönbrunn, Hofburg gibi saraylarında, akademilerde, ünlü şeflerin yönetiminde Berlin Filarmoni vb. gibi önemli orkestraların eşliğinde vermiş.  

İstanbul’da Konservatuvar ve radyolu yıllar, Almanya’da, İstanbul’daki hocası Ferdi Statzer’in önerisiyle hocası olan Friedrich Wührer’li öğrencilik ve konserli günleri, Münih ve Mannheim’de katıldığı konkurlar, Avrupa’nın hemen her ülkesinde, küçüğünden büyüğüne onlarca kentinden, Rusya, Taşkent, Aşkabad, Güney Afrika ve Çin’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada yüzlerce konserle dolu dolu bir müzik yaşamıyla tanışıyoruz bu kitapta.  

Kendisiyle barışık  

Galiba çoğunlukla kendisiyle barışık kişiler özeleştiri yapma yürekliliğini gösterir. Ergican Saydam’da buna sık sık tanık oluyoruz. Hangi konserde yanlış yaptığı, hangisinde kötü çaldığı, hangi eleştirmenin hangi konseriyle ilgili kötü yorumda bulunduğunu açıkça söylemekten çekinmemiş. Kızı Ezgi de babasının bu yönünü doğruluyor, “Kendisiyle çok eğlenir babam” diyor.  

Romanya’nın Botoşani kentinde, Eminescu Tiyatrosu’ndaki konseri için şöyle yazıyor Ergican Saydam: “Grieg konçerto çaldım ama hiç prova yapmamıştım. Piyanonun başına oturduğumda gördüm ki, piyanonun bir tarafı kapalı. Bösendorfer piyanoların sağ tarafındaki baslar en kalın do’ya kadar gider. Onun için o kısmı siyaha boyamışlardı. Ben la minör konçertoyu çalarken son notaları şaşırdım, parmaklarım la’ya gidecekken başka notalara gitti. O krizi atlattıktan sonra rahat çalmaya başladım…”  

Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde verdiği bir konserinde ise, kollarında başlayan ağrının bedenine yayılması nedeniyle, provada başarılı olmadığı halde, konseri iptal etmiyor. Sonuçta Faruk Güvenç kötü bir eleştiri yazıyor. Saydam gerçi eleştiriyi kabulleniyor ama Güvenç’in “şiirsellikten uzak” tabirini haksız buluyor ve şöyle diyor: “Pısırık çaldığım zamanlar bile şiirsellikten uzak çalmadım. Sonra da Faruk Güvenç’e yazdığı mektup, “Dinime söven bari Müslüman olsa” başlığıyla Orkestra dergisinde yayımlanıyor. “Bu başlık tabii bazı eleştirmenleri sarstı. Çünkü bazı kişilerin eleştiri yapacak kadar birikimi yok” diye de yüreklice yazmaktan çekinmiyor.  

İlginç olanı, daha sonraki bir konserinde Faruk Güvenç’ten ilk kez olumlu eleştiri alması. O da 1971 yılında, Gustav Kuhn’un Türkiye’de operada orkestra şefi yardımcılığını yaptığı döneme rastlıyor. Kuhn yönetimindeki Şehir Orkestrası konserinde, Saydam, Weber’in “Konzertztück” adlı eseriyle Prokofyev’in (Türkiye’deki ilk çalınışı) Re bemol majör Piyano Konçertosu’nu çalıyor. Aynı konserin tekrarı Ankara’da, Avusturyalı şef Litschauer’in yönettiği radyo konseri ile yapılıyor. “Konser sonrasında Faruk Güvenç ilk defa benim için iyi bir kritik yazmış bulundu. Buna rağmen araya yine bazı sözler sokuşturmuştu.” diyor Saydam. Güvenç bu eleştirisinde, Saydam’ın Adnan Saygun’un “Horon” adlı eserini tekrar çalmasının doğru olmadığını yazmış.  

İçten bir anlatım  

Saydam’ın müzik anılarında dikkatimi çeken ikinci nokta, anlatımın çok içten, yalın, adeta konuşur gibi olması. Sanki, iki kişi karşılıklı oturmuşlar, Saydam konuşuyor, karşısındaki dinliyor.  

Kendi olanaklarıyla kitabı yayıma hazırladıklarını söyleyen Ezgi Saydam, “Bu durum belki bu işin profesyonellerinin eleştirmesine neden olabilir, ama ben kâğıda aktarılanları olduğu gibi bırakmayı tercih ettim, çünkü bu babamın tarzıydı” diyor. Ezgi Saydam, “Ben redaktör ve bu işin ehli değilim” diyerek, babasının önce teybe alınan sonra da kâğıda aktarılan yazılarında sadece müzikle ilgili tanımlamaları, adları ve tabirleri düzelttiğini belirtiyor.  

Ergican Saydam’ın kişiliğini yansıtan bu içtenliğe dokunulmamış olması bence de doğru olmuş. Sonuçta bu edebi bir yapıt değil, Kaldı ki, Saydam’ın olayları, kişileri, konserleri kendine has tarzda aktarması, okumayı da bir yerde daha rahat, kolay kılıyor.  

Azim ve çalışkanlık  Ergican Saydam’ın, piyano, müzik ve notalarla dolu kariyerini bir yerde noktalamasının kendisinde yarattığı boşluğu anlamak zor değil. İnanılmaz yoğunlukta bir müzik yaşamı bu çünkü. Örneğin sadece 1988 yılında Çin, Güney Afrika, Avrupa ve Güney Amerika’da konserler veriyor Saydam.  

Hastalığı bile ona dur diyemiyor. 1957’de sinirsel bir çöküntü sonucunda hasta olduğu dönemde bile, piyano çalmaya sadece altı ay kadar ara veriyor. Hastalığının ilaçlardan çok, kendi istenciyle ve müziğin de desteğiyle üstesinden geleceğine inandığı için, Demirhan Altuğ yönetimindeki orkestrayla elleri titreyerek de olsa, Beethoven’in Birinci Piyano Konçertosu’nu çalıyor. Bundan altı ay sonra Brahms’ın Konçertosunu çalarken ellerinin titrediğini, çok sevdiği ve takdir ettiği hocası Wührer’e söylediğinde, hocası esprili bir dille, “Sizin hareket eden parmaklara ihtiyacınız var” diye yanıtlıyor. “Kurtuluş insanın kendi kendini tedavi etmesiyle mümkün. Bu nedenle ben yılmadan konser vermeye devam ettim” diyor Saydam.  

Evet, yaşamöyküleri, geçmişin tarihsel bellekleridir… Yazılmalı, okunmalı ve bu kitaplar, ilgili olan kişilerin kütüphanelerinin bir köşesinde mutlaka yerlerini almalıdır…  



DENİZ BANOĞLU



Satın almak için tıklayınız

YORUMLAR


Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20
sohbet hatları mersin escort beylikdüzü escort ataköy escort mersin escort canlı bahis dert köşesi sohbet numaraları canlı bahis mersin escort tesettur kap kadıköy escort pendik escort bostancı escort kartal escort kartal escort eryaman escort instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi telefon no sorgulama Müzik indir free instagram followers istanbul escort sisli escort istanbul escort www.halkaliescortbayanlari.com Youjizz alanya escort kızılay escort şirinevler escort ankara temizlik astropay astropay bozum sohbet mersin escort instagram begeni hilesi instagram takipci hilesi