MAKALE

Disney'in klasik müzikle olan güçlü bağı

25.07.2016


Paylaş:

Disney'in çizgi filmleri mutlaka hepimizin çocukluğunda bir yer edinmiştir. Disney, tarihin en çok bilinen çizgi filmlerine sahip olmuş olsa bile, bazen sıkıntılar da çekmemiş değildir. 1936 yılında Walt Disney, odak noktaları olan Fare Mickey'nin popülaritesinin düşüşte olduğunu farketti ve buna etkili bir çözüm bulmaları gerektiğini düşündü: Goethe’nin Büyücü’nün Çırağı başlıklı şiiri ve Paul Dukas’ın bu şiirden etkilenerek yazdığı aynı başlığı taşıyan senfonik şiiri’ne dayalı olarak çizilen, başrolünde de Mickey’nin olduğu bir çizgi film. Walt Disney, tam da bu fikir hakkında düşündüğü sıralarda tesadüfen, Hollywood’daki bir restoranda, Philadelphia orkestrasının şefi Leopold Stokowski ile karşılaşır. İşte bu neticede, Disney ile klasik müzik arasındaki en güçlü bağ olan, Fantasia doğar.

 



Zaten 1930'lardan itibaren Disney, çizgi filmlerinde müziğe büyük önem vermeye başlamıştı. Sahnelerin yarattığı duygusal etkiyi fon müziği ile destekleyerek daha akıcı görüntüler elde ediyorlardı, ancak Fantasia projesi bambaşkaydı. Filme müzik uydurmak yerine ünlü bestecilerin tanınmış eserleriyle senkronize giden çizgi filmler çizerek çocuklara müziği sevdirmeyi amaçlıyordu. 13 ayrı esere, çizgi film yaratılmıştı.



İlk olarak karşımıza J.S. Bach’ın re minör toccata-füg’ü çıkıyor. Bu eseri dinlerken orkestra üyelerini mavi ve sarı ışıklar altında yerlerini alırken görüyoruz. Eser bittikten ve herkes yerine geçtikten sonra asıl film başlıyor. İkiden yediye kadar olan çizgi filmler Çaykovski’nin ünlü fındıkkıran Süiti’nden. Sırasıyla Şeker Perisi’nin dansı, Çin Dansı, Flütlerin Dansı, Arap Dansı, Rus Dansı ve Flütlerin valsi. Küçüklüğümde filmin bu bölümünü izlerken en çok aklımda kalan Çin Dansı’ydı; çünkü dans eden Çinlileri şapkalarından ötürü mantar olarak çizmişlerdi.

 

Sekizinci eser belki de tüm filmdeki en akılda kalıcı ve en önemli bölüm, Mickey’nin popülaritesini arttırması beklenen asıl bölüm burası. Bu çizgi film, bir büyücünün çırağına verdiği su taşıma görevini konu alıyor: Çırak suyu kuyudan çıkarıp kazana getirmekle görevli, ancak büyücü gittiğinde çırak, bir süpürgeye büyü yaparak tembellik ediyor ve işi ona yaptırmaya karar veriyor. Süpürge canlanıp kovayı eline alıyor ve suyu taşımaya başlıyor. Süpürgeyi keyifle izleyen çırak, bir süre kestirmeye karar veriyor. Uyandığında bir de bakıyor ki makine gibi çalışan süpürge, kazanı taşırmış, üstelik su taşımaya devam ediyor! Etraf su içinde kalıyor ve çırağın süpürgeyi durdurma çabaları boşa çıkıyor, ve en sonunda çözümü süpürgeyi parçalamakta buluyor. Eline aldığı bir baltayla süpürgeyi paramparça ediyor ve rahatlıyor. Ancak büyünün etkisi henüz geçmiş değil, bu yüzden parçalanmış süpürgenin tüm parçaları ayrı birer süpürge olarak canlanıyor ve görevlerini yapmaya devam ediyor! Çırak su taşımaya devam eden süpürge sürüsüyle baş edemiyor ve her tarafı sel basıyor, tam o sırada büyücü geri geliyor ve büyüyü yok ediyor.

 

Bu kısa film üzerinde herhangi bir sınırlama olmadan rahatça çalışabilmek amacıyla hiçbir bütçe kısıtlamasına gidilmemiş, bu sayede Disney Büyücü’nün Çırağı'nda yapabildiğinin en iyisini yapmış. Tamamen elle çizilmiş olmasına rağmen ışıklandırmalar, gölgeler, suyun doğal görünüşü ve benzeri daha pek çok şey, insana adeta görsel bir şölen yaşatıyor. Bir de bunları Paul Dukas’ın eseriyle olan müthiş uyumuyla birleştirirsek, karşımıza bir başyapıt çıkıyor.

 

Sonraki eser Stravinsky’nin Bahar Ayini oluyor. Muhtemelen bu eseri nasıl bir çocuğa dinlettirebildiklerini merak ediyorsunuzdur, ancak çizgi film ile müziğin bir olması çocuklar dahil herkesin onu rahat rahat izlemesini sağlıyor. Stravinsky eseri ilk bestelediğinde “İlkel hayatı” anlatmak istediğini söylemişti, zaten eserin konusu da ilkel kabilelerin yaptığı ayin oluyor, ancak Disney bu ilkellik konusunda biraz daha farklı bir yaklaşım izlemiş ve insanların ilkel zamanları yerine Dünya’nın ilkel zamanlarını anlatmış. Bu çizgi filmde dünyanın ilk oluşumundan dinazorların soyunun tükenmesine kadar olan kısmı görüyoruz: Dünya, ilk zamanlarında şimdiki kadar sakin değildi, her tarafta patlayan volkanlar, gayzerler vardı. Sürekli meydana gelen depremler yeryüzünün şeklini değiştirip duruyordu. Ancak denizler kaynamayı bırakınca canlılar oluşmaya başladı. Mikroskobik tek hücreli canlılar, zaman içinde gelişip balıklara, balıklardan denizin dışına çıkabilen sürüngenlere, oradan da dinazorlara evrildiler. Filmin yapıldığı 1940 tarihinde bilim henüz dinazorların nasıl yok olduğunu kesin olarak söyleyemiyordu, ama öyle ya da böyle, dinazorların soyu bir şekilde tükendi.



Çizgi filmleri esere birebir uyumlu çizmek olağanüstü bir zorluktu, bu yüzden Bahar Ayini gibi yarım saat süren bir eseri biraz kesip biçmek zorunda kalmışlar. Eser başlangıçtan dördüncü bölüme (Spring Rounds) kadar normal gidiyor, sonra birden ikinci perdenin ilk bölümüne atlıyor. Oradan son bölüme (Kurbanın Dansı) kadar düzgün bir biçimde gidiyor ve tam son bölüm başlayacakken birden birinci perdenin son bölümüne (Dünya Dansı) atlıyor ve sonra eserin başlangıcında duyduğumuz meşhur fagot ezgisiyle bitiyor. Bir kaç bölüm eksik olsa bile ben şahsen izlerken bir rahatsızlık hissetmedim, zaten mesele Bahar Ayini gibi değerli bir eseri çocuklara dinletmek olunca bence Disney çok önemli bir şey başarmış.



Sıradaki esere geçmeden önce, şimdiki filmlerde göremeyeceğimiz bir “ara” geliyor. Günümüzdeki sinema filmleri gibi aniden çıkan bir reklam ile kesilmek yerine, orkestrayı yerinden kalkıp giderken görüyoruz. (“Onların da molaya ihtiyacı var” diyen çocuklar olmuştur belki de). Orkestra tekrar yerlerine geçiyor ve şef gelene kadar müzik yaparak zaman geçiriyorlar. Bu sırada yavaş yavaş yerine dönen seyirciyi eğlendirmesi için beyaz perdeye biri çağrılıyor. Deems Taylor’un tabiriyle: “Aslında o bir “kişi” değil, çizgi filmlerimizin en önemli elemanı olan müziğin ta kendisi.” Ekranı eninden ikiye bölen bir çizgi geliyor karşımıza, ve orkestradaki enstrümanların sesine göre şekilden şekile giriyor. Tüm çalgı ailelerinden birer çalgıyı çocuklara tanıtıyor çizgi.

 

Fantasia’nın onuncu çizgi filmi, Beethoven’ın 6’ıncı senfonisi olan Pastoral senfoninin üzerine. Senfoninin üç, dört ve beşinci bölümleri kapsayan filmin mitolojik bir havası var, mitolojide önemli bir yeri olan, tanrıların evi olarak bilinen Olympus dağında geçiyor. Pegasuslar, insan başlı atlar, tekboynuzlu atlar, şarap tanrısı Bacchus, aşk tanrısı Eros ve benzeri pek çok mitolojik canlı görüyoruz. Sonra birden tanrıların tanrısı Zeus, eğlencelerini bölüp yıldırımlar atmaya başlıyor. Yıldırımların beraberinde gelen fırtınadan herkes kaçıyor. Fırtına dindikten sonra gökkuşağı tanrısı İris’i görüyoruz, ve uyku tanrısı Morpheus göğü karartıyor ve herkes derin bir uykuya dalıyor. Zaten çizgi filmin baz olarak aldığı Pastoral Senfoni’nin son 3 bölümünün isimlerine bakarsak (3: Köylülerin neşeli buluşması, 4: Fırtına, ve 5: Fırtına sonrası mutluluk) çizimlerin tam da Beethoven’ın müziğiyle anlatmak istediği şeyi yansıttığını görüyoruz. Aslında sadece Pastoral Senfoni’nin değil, Fantasia’nın içindeki tüm çizgi filmlerin bestecilerin fikirlerine açıklık getirdiğini söyleyebiliriz.

 

En son karşımıza çıkan çizgi film iki eserin birleşiminden oluşuyor. Mussorgsky’nin en çok tanınan eserlerinden birisi olan Çıplak Dağda Bir Gece, ve Schubert’in de çok bilinen bir eseri olan Ave Maria üzerine çizilen bu çizgi filmde iyilik ve kötülük arasındaki zıtlık işlenmiş. Çıplak Dağda Bir Gece’nin tüyleri diken diken eden üflemelileri sırasında ekranda, bir köyü karanlığa boğup ölülerin ruhlarını çıkaran şeytan’ı görüyoruz. Daha sonra kilisenin çanlarıyla aydınlanan hava, tüm kötü ruhların yok olmasını sağlıyor. Kötülükten kurtulan köy ise Ave Maria eşliğinde dua ediyor.

 

Fantasia gerçekten klasik müzik açısından çok değerli bir proje. Walt Disney, aslında bu Fantasia projesinin her sene yenileri gelen, devamlı giden bir proje olmasını istemişti, ancak ne yazık ki filmin vizyona girişinden bir sene sonra 1941 senesinde Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’na girmesi, bütün planların suya düşmesine neden oldu. Yeni bir Fantasia hiç bir zaman gelmedi, ta ki 2000 senesine kadar… Fantasia projesi, 2000 senesinde sekiz yeni eser ve çizgi film ile büyük bir geri dönüş yaptı. Fantasia 2000'i anlatan sonraki yazımda görüşmek dileğiyle…

 

Emre Nurbeyler

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20
    sohbet hatları mersin escort beylikdüzü escort ataköy escort mersin escort canlı bahis dert köşesi sohbet numaraları canlı bahis mersin escort tesettur kap kadıköy escort pendik escort bostancı escort kartal escort kartal escort eryaman escort instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi telefon no sorgulama Müzik indir free instagram followers hacklink istanbul escort sisli escort istanbul escort www.halkaliescortbayanlari.com Youjizz alanya escort kızılay escort şirinevler escort ankara temizlik astropay astropay bozum sohbet mersin escort