HABER

Tutu Aydınoğlu ile konser öncesi

28.12.2016


Paylaş:

Başarılı konserleriyle adından son zamanlarda adından söz ettiren Tutu Aydınoğlu, bu sefer daha öncesinde üzerinde durulmamış bir konuya değinerek tozlu raflardaki notaları gün yüzüne çıkarıyor. Hayran olup eserlerini dinlemeye doyamadığımız, geçmişten günümüze yaşamış olan Avrupalı klasik müzik bestecilerinin yaşamları süresince Osmanlı padişahları ve Türklük hayranlığı doğrultusunda verdiği eserlerin seslendireceği bir programla tarihsel bir yolculuğa çıkmaya hazır olun. Rameau, Hendel, Hasse, Gluck, Haydn, Mozart, Beethoven, Weber, Rossini, Bizet, Alvar ve Liszt eserlerini kapsayan geniş bir kronolojik sıra ile devam edecek olan program koral, oda müziği ve solo eserlerden oluşuyor. Eserlerin tarihsel perde arkasını da aralayarak dinleyiciyle buluşturacak olan Tutu Aydınoğlu ve “Batı’da Osmanlı İzleri” 27 Ocak saat 20.00’da Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda...



Fotoğraf, Gizem Altunparlar
 

Bu projenin fikri nereden çıktı, nasıl oluştu?
 

Bu hayatta yapmaktan keyif aldığım birkaç şey var. Bunlardan biri de piyano hocam Meral Yapalı ile beraber sanat, müzik üzerine sohbet etmek. Yine bu sohbetlerden birinde Türk bestecilerini ve eserlerin gelişimlerinin tarihini konuşuyorduk. Bu sırada hocam büyük içtenlikle “Nedense hep Türk bestecilerini Batı hayranı gibi göstermeye çalışıyorlar. Aslında bizim milletimizin çok derin kültürel tarihi ve kökleri var ve Batı hep hayranlıkla bizlere yaklaşmış.” dedi. Benim cevabım da “Tabii ki hocam, barok döneminden itibaren Osmanlı Batı'nın hayranlık noktası olmuş, birçok önemli eserlerin konusu Osmanlı padişahları, sarayları, savaşları olmuştur. Aslında bunları bir araya getirip anlatacak birileri olsa çok güzel olurdu.” oldu. Deyiş o deyiş, bu cümle projenin ortaya çıkmasına sebep oldu. Çünkü bu cümlemden sonra hocam “E o birileri de sen ol, bunca bilgiyi bir araya getirip hayat vermek de sana düşer.” dedi.

 

Bu projeyi hazırlamak ne kadar zamanınızı aldı? Nasıl süreçlerden geçtiniz?
 

Proje sahnelendiği akşam yaklaşık bir seneyi tamamlamış olacağım. Çok zor, ama aynı zamanda çok verimli bir süreçti. Yeni eserlerle tanıştım, bazen bir eserin notalarını bulmak haftalarımı aldı. Bazen hiç bulamadım ama pes etmedim, bulduğum el yazmalarından düzenlemeler yaptım. Günlerce İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi evim oldu. Bir konsere değil, onlarca konsere yetecek kadar eserle tanıştım. Bulduğum her yeni eser bana sanki bu anı bekliyorlarmış duygusunu yaşattı. Batı bestecilerinin Osmanlı saraylarına can atmaları, yazdıkları eserlerle ilgi çekme istekleri, takdir beklemeleri - ne yalan söyleyeyim bazen o anları gözümde canlandırarak- bende garip bir mutluluk duygusu uyandırdı.

 

Araştırmalarınız süresince sizi en çok şaşırtan unsurlar nelerdi?
 

Bu süreçte beni şaşırtan birçok konu oldu. II. Abdülhamid'e ithaf edilmiş valslerden tutun, Batı bestecilerinin Mevlevi müziğine olan merakına kadar şaşırılacak çok konu var. Fakat bunların hepsini 27 Ocak'ta sergilemeyi tercih ediyorum.

 

Kısaca programdaki eserler üzerine bilgi verebilir misiniz, dinleyiciyi nasıl bir konser bekliyor?
 

İlk önce şunu belirtmek isterim. Dinleyici 27 Ocak akşamı sıradan birkaç arya, duo, terzet, koro dinlemeye gelmiyor. Bu proje bir nevi müzik eşliğinde tarihi-kültürel seyahat havası taşıyor. Konserde seslenecek herbir eserle ilgili hem görsel hem anlatımsal bilgiler verilecek. Bir ipucu vereyim, mesela bir bestecinin Osmanlı tarihini konu alan operasına dokunacağız. Biliyoruz ki, bir opera zaten en az 3 saat sürüyor. Doğal olarak 3 ve ya 4 dakikalık bir arya ile bu opera dinleyicinin aklında kalamaz. Fakat yaptığımız çalışmalar sonucunda biz herbir eseri bu 3-4 dakikalık zaman diliminde dinleyiciye iletmeye çalışacağız.

 

Batı’da Osmanlı izleri ile Osmanlı’daki Batı izlerini karşılaştırdığımızda karşımıza neler çıkıyor?
 

Batı için Osmanlı tarihsel açıdan hep korku yaratan kısım olmuştur. Fakat bu korkunun yanı sıra hayranlık duyduğu bu imparatorluk olmuştur. Bu sebeptendir ki, bir Avusturya bestecisi normalde mehter takımının sesini duyduğunda ülkesinde Osmanlı'ya yenilgi duygusunu yaşamasına rağmen eserlerinde mehter ritmi kullanıyor, bununla yetinmeyip sarayda mehter takımı kuruluyor. Osmanlı'daki Batı izlerine dokunursak bunu tek cümlede şöyle toparlarız: Osmanlı tüm dünyadan geri kalmamak için, kültürel açıdan herkese ayak uydurmak için tabii ki de Batı kültürüne sarayında yer veriyordu. Bu da iki karşıt kültürün aslında ne kadar büyük bir etkileşim içerisinde olduğunun büyük bir kanıtıdır.

 

Batı’da bu kadar Osmanlı izi varsa eğer Osmanlı’nın sanata bakışının geçmişten bugüne konuşulduğu gibi dar bir çerçevede olduğunu söyleyemeyiz sanıyorum…
 

Kesinlikle söylenemez. Osmanlı Türk tarihine büyük kültürel miras bırakmıştır. Bunu kanıtlayan birçok deliller vardır. Bakın en derinlere inersek, daha III. Selim zamanında sarayında G. Verdi'nin Traviata'sını izlemiş, II. Mahmut Askeri Mansure-i Muhammediye'yi kurmuş, Abdülmecid’in görsel sanatlara büyük merakı olmuş, II. Abdulhamid'in evlatları içinde hem besteci, hem müzisyeni vardı. Ayrıca Osmanlı döneminde ilk tiyatro Darülbedayı kurulmuş. Hem Türk hem de Batı müzik eğitimi vermek üzere ilk konservatuvar “Darulelhan” kurulmuştur. Demin söylediğim gibi, saraylara Batı bestecileri gelir kendi eserlerini takdim eder, beğenilen eserler Osmanlı devletinde yayımlanmıştı. Bir devlet kültürün gelişimi için daha ne yapabilir ki?

 

Bu proje sonrasında sizce nasıl bir tepki alacaksınız?
 

Ben hiçbir ideolojik düşünceye dayanmadan, bu zamana kadar varolmuş, fakat ele alınmamış eserlere tekrar hayat vermek, Türk kültürünün çok derin kökleri olduğunu ve zamanında Batı'nın bunu hayranlıkla izlediğini sergilemek istedim. Ben bir hayal kurdum, bu hayalimi gerçekleştirmek için bir yola çıktım. Bu gayemi gerçekleştirmek için gereken tüm olanakları sağlayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş’a ve bu yolda bana destek olan güvenen, bu projenin hayata geçmesi için önümü açıp sahneye çıkarana dek tüm prosedürlerin işlenmesinde yardımlarını asla eksik etmeyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanı Sayın Abrurrahman Şen'e ve Sayın Sanat Yönetmeni Sara Dildar'a teşekkür ederim.

 

 

 

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20