HABER

Gala Konseri öncesinde...

08.01.2017


Paylaş:

Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde 8 Ocak günü saat 16.00'da başlayacak olan “Yeni Yıl Konseriyle Yeni Umutlara” başlıklı gala konseri öncesinde Yekta Kara ile samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
 


Sizi yıllardır tanıyoruz. İstanbul Opera ve Balesi'nde uzun yıllar hem soprano hem başrejisör hem de yönetici olarak görev yaptınız. Dolayısıyla opera dinleyicisi için çok tanıdıksınız. İçinde bulunduğumuz bu dönemde ürün vermeyi nasıl yorumluyorsunuz ?
 

Elbette, zor bir dönemden geçiyoruz… Nedenlerimiz muhtelif, dünya zor bir dönemden geçiyor. Sanılanın aksine, zor dönemlerde mutlaka seyirci gücünü sanattan almıştır. Bu durum bizde göz ardı ediliyor. İkinci dünya harbini örnek verirsek insanlar yiyecek yemek bulamıyorlar tepelerine bombalar düşüyor ve insanlar sanata sığınıyor. Müzik, insana bu süreçlerde güç verir. Hepimizin bildiği gibi müziğin dili evrenseldir; hepimizin yüreğine dokunur. Sadece belli bir sınıfa ait değildir ve sınıflar üstüdür. Konu müzik olduğunda farklı yaş ve sınıftan gelen dinleyici, kendi birikimine göre mutlaka bir iletişim noktası bulur. Bunun kimseyi ayırmıyor oluşu insanlara sabır ve dirayet verir. Mücadele etme gücü veriri, bu çok önemlidir. O yüzden bizim meselemiz bu noktalarda başlıyor; eğer sanatımıza devam etmezsek, istenilen teröre boyun eğmiş oluruz. Bizim gücümüz sanatta, o yüzden tiyatroya, operaya, konserlere gitmemiz gerekiyor. Bu yapının içinde toplumca güçleneceğiz. Şimdi teknoloji çağındayız insanlar telefonlarından konser ve film izleyebiliyorlar ya da bunun gibi şeyler ama birlik halinde yapılacak şeyler değil bunlar. Evet, tabii ki sokaklara çıkacağız ve faaliyetlerimizi sürdüreceğiz çünkü bunun önüne geçilmek isteniyor.



Sanırım kollektif katılımların gücüde burada yıpratıcı etkilere karşı toplumca bu faaliyetlere katılıyor olmak bizi daha dirençli yapıyor, birlikte ortak anı deneyimlemek oldukça önemli.
 

Evet, çok önemli bir noktaya değindiniz. Birlikte bir şeyler yapmak, insani iletişimi oldukça kuvvetlendiren şeyler. Sanat tam olarak böyle bir şeydir. Sahnede bir şey icra ettiğinizde, izleyiciyle ortak bir sinerji yakalıyorsunuz. Seyirci ve sahne arasında konserleri dinlerken ortak bir ruh oluşuyor. Sahne performansların canlı olma özelliği tam olarak burada başlıyor. Örneğin 8 Ocak’taki konseri ele alarak konuşalım; orkestra var orkestra şefi var solistler var onların arasında kuvvetli birliktelik oluşuyor. O an oluşan bir ilişki, önceden saptanmış bir durum yok, güzellik tam olarak burada. İnsanların arasındaki iletişim, diri kaldığı sürece şiddet olaylarının bir nebze önüne geçilecektir. Konser bağlamında bakarsak, yeni yılın umut ışığı altında olacağız. 2017’den daha umutluyum gelecek günümüzden daha iyi olmak zorundadır. İstedim ki dünyanın dört bir yanından gelen genç solistler buluşsun, hepsi birbirinden başarılılar. Opera dünyasında önümüzdeki yıllarda birçoğu çok belirleyici rol oynayacaktır. Sanat ve gençlik benim için çok önemli. Kanadalı, Litvanyalı, Güney Afrikalı, Yunan ve Türk solistlerimiz var. Evrensel bir sanat icra edildiğine göre dünyanın her yerinden gelen genç yıldızlar ortak bir paydada buluşuyor. Yelpazemiz çok geniş, çok renkli, çok sesliliği seyirciyle buluşturacağız.
 

Repertuvara baktığımızda opera türünün farklı tarihi dönemlerine ait birçok eserle karşılaşıyoruz. Bu kadar çeşitli bir repertuvarı opera sanatının en başat örnekleriyle birlikte sunmak herhalde bu bugünler de İstanbul’daki opera dinleyicisinin başına gelebilecek en iyi tecrübelerden biri. Repertuvarı oluşturma dinamikleri neler oldu?
 

Opera literatür ve tarihinin en temel taşını oluşturan seçkin bestecilerinden oluşuyor. Verdi, Wagner, Donizetti, Rossini, Mozart, Strauss, Bizet var. Özellikle böyle olmasını çok istedim, gala konserinin içeriğine çok uygun bir yapısı var. Sahne üstündeki farklılık, içerikteki farklılığa denk düşüyor. Yeni yıla başlarken dinleyebileceğimiz keyif alabileceğimiz şeyler olacak. Uzun süredir dinlemediğimiz eserlere yer verildi mesela; Wagner Uçan Hollandalı, Verdi Aida nicedir oynanmadı. Mümkün mertebe geniş bir repertuvar oluşturmaya çalıştık. Seyirciye seçme olanağı tanımak gerektiğini düşünüyorum. Sanırım her seyirci kendince çok şey bulacak. Kendi beğenisi doğrultusunda, eserleri keyifle dinleyecek diye umut ediyorum. Konserde üç tür soprano var; koloratur, lirik ve spinto. İki farklı tenor ses ve daha niceleri. Hepsinden örnekler sunacağız; bu ses skalasının birçok izleyicinin kişisel beğenisine hitap edeceğini düşünüyorum. Tabii karışık bir şekilde değil, tüm bu çeşitliliği bestecilere göre ayırdım. Mozart partisinin kendi içinde bir bütünlüğü var, diğer besteciler içinde böyle. Özellikle bestecilerin eserlerini tanıtmak amaçlı bir bütünlüğü bulunuyor Rossini uvertürle başlıyor ardından Rossini operasından bir arya başlıyor. Konser saatinin 16.00 olmasının bile kendi içinde bir sebebi var. Ailelerin çocuklarıyla rahat bir şekilde gelebilecek olması benim için önemliydi.



 

Repetuvarı seçerken bu deneyimli aynı zamanda dinleyici açısından özlemle beklenen bir hafızanın tazelenmesi olsa gerek. Genç izleyiciler için ise belki ilk kez, son derece önemli aryaları dinleme fırsatı. Farklı kuşaklardan opera dinleyicisinin olması topluluk üzerinde nasıl bir etki bıraktı?
 

Hepsinin çok hoşuna gitti… Genelde repertuvarı bloklayıp sahnelemek çok tercih edilmiyor. Ben bunun muhtelif opera yazını bestecilerini tanıtmak açısından bir fırsat olduğuna inanıyorum. On yaşındaki bir çocuk izleyici için ya da hayatında ilk defa böyle bir konser izleyen yetişkin için oldukça anlamlı olacaktır. Çünkü ilk defa geliyorsa farklı bir dünya keşfedecekler. Bizimde bu keşifte onlara yardımcı olmamız lazım. İcra edilecek eserleri izleyiciler daha önce radyoda, reklamda, filmlerde duymuş olabilirler. Rossini ve Mozart'ı mutlaka duymuşlardır. Programdaki eserler, dinleyici için bir anıştırma olacaktır. En nihayetinde biz didaktik bir şey yapmıyoruz ama çocukların dinleyecek olması oldukça önemli bir nokta. Operacılar hakkında ön yargılar vardır “Yaşını başını almış şişman insanlar, seslerinin güzelliğini sergiler” algısı son derece yanlıştır. Opera sanatı böyle algılanmamalı, izlemeye gelenler görecek hepsi gencecik insanlar.

 

Bu toplulukla çalışmaya nasıl karar verdiniz ve süreç nasıl devam etti?
 

Bu sanatçılar muhtelif vesilelerle daha önce dinlediğim ve çok beğendiğim sanatçılar. Mesela Lobanova'dan örnek vereyim. Litvanyalı soprano Senta söyleyecek. Onu İki yıl önce Almanya’da bir Wagner yarışmasında dinledim. O an Lobonova'yı harika buldum. Bir oyunda ya da bir konserde mutlaka çalışılması gereken bir sanatçı olarak zihnime kaydettim. Ve iki Ankaralı sanatçımız var onlardan biri Gürkan… Opera bölümünden 2016’da mezun oldu; Siemens yarışmasına katılmış, onu ilk dinlediğimde yirmi iki yaşındaydı, müthiş bir tenor. İkincilik ödülü aldı. Salzburg Devlet Tiyatrosu’yla angajman yaptı. Borusan Akademi'ye girdi, onu da kazandı; şimdi Milano’da eğitim alıyor, bir yandan da rollerine hazırlanıyor. Hepsi çeşitli vesilelerle dinlediğim ve çok beğendiğim sanatçılar. Hepsinin ortak özelliği, seslerinin özel ve başarılı olması sanatçı ve hoca olarak inandığım şey, bir şekilde bu gençlerin önlerinin açılması gerektiğidir. Çünkü bir opera sanatçısının süresi oldukça kısıtlı, tıpkı balerinler gibi… Sonsuza kadar şarkı söyleyemiyorsunuz, yirmili otuzlu yaşlar çok önemli. Malesef bekleyecek zaman yok.
 

Zorlu PSM ile ilerleyen zamanlarda da çalışma yapmaya devam edecek misiniz? Bize sanat yönetmenliğini yaptığınız projelerin öneminden bahsedebilir misiniz?


Bu sezonun başından beri çalışmaya devam ediyorum. Bu yıl tekliflerinde (ROH )Londra Kraliyet Operası var. Bu sene sahneleyecekleri tüm yeni prodüksiyonları kaydediyorlar. Gerçekten inanılmaz kayıtlar var. Bir çok kamera eşliğinde, o an montajlanıyor ve tüm dünyada yirmi beş ayrı ülkede yayımlanıyor. Onlar için bu işten parasal bir gelir sağlamak önemli bir mesele değil. Şimdi Zorlu’da bilet fiyatları çok düşük tutuldu. Mesela bir öğrenci 15 lira ödeyerek, bu sahnelemeyi izleyebilecek. Londra’ya gitmesine gerek yok. Benden istenen, bu sahnelemeler üzerine bir sunum yapmamdı. Her filmin öncesinde bir saatlik bir sunum yapıyorum. Eserin bestecisi, metin yazarı, yönetmeni sanatçıları üzerine kapsamlı bir sunum. En önemlisi, eser neyi irdeliyor? Olayın geçtiği dönem ve eserin bu bağlamda günümüzle olan ilişkisi. Bu olguları ayrı ayrı inceleyerek en sonunda ortak bağlantıları inceliyorum, sonra film gösteriliyor. Bu durum, seyircinin sahnelemeyi belli bir ön hazırlıkla izlemesini sağlıyor. Türkçe altyazıyla destekleniyor. Beste ve söz arasındaki bütünlüğü algılamak adına bu dil desteği oldukça önemli. Seyirciyi önemsemek benim için her zaman ön sıradadır. Çünkü seyirci yapılan işten önde koşar. Bu yüzden bizlerin, seyirciye-dinleyiciye yetişmesi gerekiyor. İki yüz yıl öncesinin estetiğiyle bir şey sunamazsınız, bu artık oldukça gülünç olur. İnsanlar eğer bunu yapmıyorsa bu kendilerinin problemi olacaktır, operanın değil. Çocuk ve gençlerin bu sanata itilmesini değil, çekilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Milay Bozaslan

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20