MAKALE

DNA'da saklı müzikalite

23.02.2017


Paylaş:

Bebekler dünyaya geldikleri zaman ailelerinin en çok duyduğu cümleler hiç şüphesiz ki bebeklerinin kime, ne kadar benzediği üzerinedir. Aslında bu sezgisel yaklaşımın temelinde, pek çok yönümüzün ebeveynlerimizden kalıtılması ve bu sebeple de genetik bir kontrol altında olmasıdır. Peki ya yeteneklerimiz? Örneğin ailemizde hiç ressam yoksa biz de olamaz mıyız ya da müzisyenlik sadece babadan oğula mı geçer?
 

Yer küre üzerinde bulunan hemen her kültür, kendine has müziğe sahipken, müziğin biyolojik açıdan insan hayatında ne gibi bir yeri ve önemi olduğu yüzyıllardır tartışılıyor. Üretilmesinin temelinde yatan neden ruhu beslemek mi, yoksa sadece genlerde yatan şifrenin bir sonucu mu? Gelin şimdi hep birlikte müzisyen olunur mu yoksa doğulur mu sorusuna bir yanıt arayalım.
 

Müziğin biyolojik olarak rolünü açıklamaya çalışan ilk ismin Charles Darwin olduğunu söylemek, davranış biyolojisi çalışanları hiç şaşırtmayacaktır. Bir türün sağ kalımına yönelik gözle görünür bir fayda sağlamasa da, eşey seçiminde önemli olduğunu ifade eden Darwin, 1859 yılında yayınladığı Türlerin Kökeni adlı kitabında müziği, insan doğasının en gizemli yönlerinden biri olarak tanımladı.
 

Diğer yandan, müziğin sadece kültürel bir ürün olduğu, ortaya çıkmasında ne evrimsel tarih ne de biyolojik kısıtlamaların rol aldığını düşünenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar. Bununla birlikte, Johann Sebastian Bach gibi neredeyse bütün sülalesi müzisyen olan besteciler düşünüldüğünde, müziğe uygun özellikleri taşıma olarak tanımlanan müzikalitenin de genetik olup olmadığı sorusu giderek gündeme gelmektedir. Özellikle, moleküler biyoloji ve genetik alanında kullanılan teknolojik yöntemlerin gelişmesine paralel olarak maliyetin azalması, bilim adamlarını davranışsal özelliklerin temelinde yatan genetik nedenleri de araştırmaya teşvik etti.
 

Müzikal yeteneğin genetik olup olmadığına dair çalışmalar sayıca az olsa da, son 15 yıl içinde özellikle ikizlerle yapılan genetik araştırmalardan önemli sonuçlar elde edildi. Biyolojiden psikolojiye kadar davranışsal özelliklerin genetik temeli araştırılmak istendiğinde ikizler üzerinden yapılan çalışmalar oldukça büyük öneme sahiptir. Aynı çevre şartlarında, aynı koşullara ve etkenlere maruz kalarak yetiştirilen tek yumurta ikizleri tamamen aynı genetik özellikleri taşırken, çift yumurta ikizleri ayrı zamanlarda doğmuş kardeşler kadar birbirlerine benzerler. Bu da çevresel etkenleri görece olarak sabit tutmayı sağladığı için, davranışsal özelliklerin altında yatan genetik etkenleri tespit edebilmeye dair eşsiz bir kaynak sunar. Örneğin 2009 yılında yayınlanan bir araştırmada, 136 tek yumurta ve 148 çift yumurta ikizine birbirine benzer tonlarda müzik dinletilerek hatalı notaları fark edip edemedikleri araştırıldığında, işitmeyle ilgili kalıtımın etkisinin yaklaşık %80 olduğu tespit edildi.
 

Sadece ikiz çalışmaları değil, aynı zamanda aileler üzerinden yapılan araştırmalar da, biyolojik faktörlerin rolünün anlaşılmasında sıklıkla kullanılan yoldur. Bu ve benzeri şekilde gerçekleştirilen bir takım çalışmalarda müzikal yeteneğin kalıtımsal olabileceğine dair güçlü bulgular elde edilse de, aday genin ne olabileceği sorusu uzun süre cevapsız kaldı.
 

Müzik hafızasının oluşmasında etken olabileceği düşünülen ilk gen ise, 2007 yılında az sayıdaki katılımcıyla gerçekleştirilen bir çalışma sonucunda elde edildi. Bu çalışma, AVPR1A geninin müzikal hafızayla ilişkisi olduğunu gösterdi. 2009 yılında, profesyonel ve/veya amatör müzisyenlerden oluşan 19 Finlandiyalı aile üzerinden gerçekleştirilen bir diğer çalışmada ise, müzik yetenekleri çeşitli testlerle ölçülen 298 kişinin DNA’sı incelendi. Öne çıkan gen yine AVPR1A oldu ki bu genin daha önceden sosyal bilgi ve davranışlarla ilişkilendirilmiş olması, müzik algısı ve üretimi için de güçlü bir aday olabilme ihtimalini destekledi. Bu güne kadar yapılan araştırmalarda AVPR1A geni müzik algısı, müzik hafızası ve müzik dinlemede işe karıştığına yönelik sonuçlar elde edilirken, bir başka gen olan SLC6A4’nın ise müzik hafızasının yanı sıra koro katılımıyla ilişkili olduğu belirlendi. Ritim algısı ve üretiminde ise FOXP2 geninin rol oynadığı düşünülmekte. Gen haritalama, bağlantı analizleri, genom çapında ilişkilendirme analizleri gibi yöntemlerin giderek çok daha fazla uygulama alanı bulmasıyla birlikte önümüzdeki yıllarda yeni genlerin de tanımlanacağını ön görebiliriz. Genetiği bütün olarak düşündüğümüzde, genlerin bir arada çalışan makineler olduğunu göz önünde bulundurarak, özellikle yeteneklerin tek bir genle sınırlı kalmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
 

Öte yandan söz konusu yetenekler olduğunda, işi sadece genetiğe indirgemek de haksızlık olacaktır. Nasıl ki hiç kullanılmayan bir yetenek köreliyorsa, saklı kalan yetenekler de gerekli eğitim ve özveriyle açığa çıkarılabilir. İşte çevresel faktörler de tam bu noktada devreye giriyor. Aslına bakılırsa müzikalite, genetik ve çevre etkileşimini anlamak için çalışılabilecek en ideal sistemlerden biridir. Günümüzde, hem genetiğin hem de çevresel faktörlerin müzik algısında rol oynadığı biliniyor ama hangisinin müziği kavramada ne derece etkisi olduğu hala belirsiz. Sosyokültürel farklılıklar, müziğe maruz kalım ve müzik eğitimi alınan süre, müzik yeteneğine en fazla katkısı olan çevresel faktörlerdir. Ailenizde hiç müzisyen olmadığı halde, okulunuzdaki öğretmeniniz sizi keşfedebilir ki eminim bu tarz hikâyeleri çokça duymuşsunuzdur. Örneğin Zeki Müren bu isimlerden biridir.
 

Ailesinde hiç müzisyen olmadığı halde uluslar arası başarılara imza atan bir diğer sanatçı ise, keman solistimiz Tuncay Yılmaz’dır. Genetik olarak inceleme şansı bulabilseydik belki de ebeveynlerinde olmayan ve embriyonik gelişim sırasında sadece kendisinde ortaya çıkan genetik bir değişimin ona uluslar arası başarılar kazandıran alt yapı olduğunu söyleyebilirdik. Bununla birlikte, hayatını müziğe adayan pek çok müzisyenin sadece genlerine güvenmediklerini, bu işe sayısız saat ve emek harcadıklarını göz ardı edemeyiz. Eğitim, motivasyon, doğru yönlendirme ve pratik, sahip olduğunuz yetenek genlerinin aktifleşmesindeki temel faktörlerdir. 9. Senfoni'sini duyma yeteneğini kaybettikten sonra yazan Beethoven, hem genetik alt yapısı hem de uzun süren çalışmalarının sonucunda bunu gerçekleştirmiştir dersek çok da abartmış olmayız.
 

Tüm bunların yanı sıra; genler arası etkileşim olarak tanımlanan epistasisin, gen-çevre etkileşiminin ve epigenetik etkileşimlerin müzik kabiliyeti üzerine olan etkileri, müzik genetikçilerinin araştırmakta oldukları diğer noktalar. Özellikle de gen-çevre etkileşimi bu noktada başı çekiyor. Örneğin, eğitime bağlı nöral plastisite (sinirsel esneklik) gibi görünür özellikler üzerinde muhtemel genetik nedenler olabileceği gibi, çevresel faktörler de (örneğin eğitim ve sık alıştırmaya yapmak) genin ifadesini, epigenetik mekanizmalar üzerinden artırabilir.
 

Uzun saatler alan çalışmalar ve büyük özveriler sonucunda geliştirilebilecek olan müzikal yapabilirlikte, erken yaşta yönlendirilme önemli bir etken olabilir. Bununla birlikte, müzisyen bir aileden gelen ve ilk bestelerini henüz daha 4 yaşında yapmaya başlayan, 35 yıllık hayatına 626 eser sığdıran Wolfgang Amadeus Mozart’ı düşündüğümüzde, müzikalitenin DNA’da saklı olabilme ihtimali biraz daha güçleniyor diyebiliriz.

 

Araş. Gör. Elanur Yılmaz

Akdeniz Üniversitesi

Tıbbi Biyoloji ve Genetik ABD


 

Kaynaklar

  1. Honing, H., ten Cate, C., Peretz, I., Trehub, S.E. 2015 Without it no music: cognition, biology and evolution of musicality. Phil. Trans. R. Soc. B 370: 20140088.

  2. Di Rosa, C., Cieri, F., Antonucci, I., Stuppia, L., Gatta, V. 2015. Music in DNA: From Williams Syndrome to Musical Genes, Open Journal of Genetics, 5, 12-26.

  3. Tan, Y.T., McPherson, G.E., Peretz, I., Berkovic, S.F., Wilson, S.J. 2014. The genetic basis of music ability. Front. Psychol. 5, 658.

  4. Gingras, B., Honing, H., Peretz, I., Trainor, L.J., Fisher, S.E. 2015. Defining the biological bases of individual differences in musicality. Phil. Trans. R. Soc. B 370, 20140092.

  5. http://www.guzelsanatlar.gov.tr/TR,3188/tuncay-yilmaz.html

 

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20
    sohbet hatları mersin escort beylikdüzü escort ataköy escort mersin escort canlı bahis dert köşesi sohbet numaraları canlı bahis mersin escort tesettur kap kadıköy escort pendik escort bostancı escort kartal escort kartal escort eryaman escort instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi telefon no sorgulama Müzik indir free instagram followers istanbul escort sisli escort istanbul escort www.halkaliescortbayanlari.com Youjizz alanya escort kızılay escort şirinevler escort ankara temizlik astropay astropay bozum sohbet mersin escort instagram begeni hilesi instagram takipci hilesi instagram takipçi hilesi