SÖYLEŞİ

Saygun Quartet Şostakoviç'in dörtlülerini yorumlayacak

16.03.2017


Paylaş:

İstanbul Şostakoviç Günleri'nin ikinci ve son gününde Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda bu akşam Rus bestecinin yaylı çalgılar dörtlülerini seslendirecek olan başarılı oda müziği topluluğu Saygun Quartet sorularımızı yanıtladı. Saygun Quartet; Deniz Toygür Conus (keman), Özge Özerbek (keman), Yağmur Tekin (viyola), Yusuf Çelik (viyolonsel)'den oluşuyor.

Şostakoviç’in yaylı çalgılar dörtlüsü türü için besteleme stili üzerine artık deneyimli bir dörtlü olarak neler söylemek istersiniz?

Hepimizin bildiği gibi Şostakoviç yetmiş dört yıl boyunca hüküm süren Sovyetler Birliği’ne neredeyse baştan sona tanıklık etmiş, yirminci yüzyılın en önemli bestecilerinden biridir. İçinde bulunduğu karanlık, kanlı ve zorlu bir ömre birçok başyapıt sığdırmıştır. Bunların içinde oda müziği repertuvarına muhteşem renkler katmış 15 dörtlüsü de mevcut. Bu dörtlüler Saygun Quartet olarak bizim de vizyonumuzu değiştirdi ve tınımıza çok farklı bir soluk getirdi. Şostakoviç’in dörtlü yazımında enstrümanların genelde eşit değerde olması, gelen bir temanın neredeyse herkes tarafından sırayla seslendirilmesi ayrı ayrı hepimize çalma şevki veriyor ve dörtlü içinde, ''o güzel temayı ben de çalmak istiyorum'' kıskançlığı olmuyor. Şaka bir yana, genelde birbiriyle bağlantılı yazdığı birkaç bölümden oluşan dörtlüleri tek nefeste başlayıp bitiyor. Kendisi de bütün düşünmüş, her bölüm birbirinden çağrışımlar yapıyor. Enerjik ritmik öğeleri ve değişik çakışan armonik yapılarıyla yaylı dört enstrümanın birbiriyle yakalayabileceği muhteşem bir birliktelik, ses rengi ve volüm elde etmiş.

Birinci dörtlü için ''bundan bir şey çıkmaz'' diye düşünüp bir çeşit ''besteci için birkaç sayfalık dörtlü çalışması'' şeklinde yaklaşmış. (Kendisi de diğer birçok meslektaşı gibi dörtlü yazımının bir bestecinin vereceği en zor sınav olduğunu vurguluyor bazı mektuplarında.) Sonrasında bu yazım stili kendisini içine çekmiş ve bir beklentisinin olmadığı bu ilk dörtlüsünü tamamlamış. Hafif bir müziğe sahip olan bu dörtlüye Şostakoviç ''Bahar gibi'' adını vermiş. Sosyalist realizm kuralları çerçevesinde sanat yapması gereken besteci ciddi bir şekilde kısıtlanmış. Her ne kadar hepimizin severek dinleyip çaldığı besteler yapmış olsa da Şostakoviç’in bu baskı olmasa neler yapabileceği, o döneme daha fazla ne yenilik katacağı hep bir soru işareti olarak kalacak kafamızda.

Konserde seslendireceğimiz 4. Dörtlü yazılmasından sonra Stalin’in ölümüne kadar seslendirilmemiş. Bu dörtlüde daha farklı armoniler ve tınılar yakalayabileceğini kanıtlayan Şostakoviç Stalin’in ölümünden sonra yazdığı dörtlüleriyle başka bir besteci gibi seslenmeye başlamış. Şu anda üzerinde çalışmakta olduğumuz 13. Dörtlüsü tamamen farklı bir stilde mesela. Daha önce yazdığı ve sosyalist realizmin katı çizgileri yüzünden gelenekçi, melodik ve ritmik tınlayan eserlerine kıyasla farklı bir karakterle karşı karşıyayız. O karanlık ve değişik tınıyı arayışı 8. Dörtlüden başlayıp sonuncu dörtlüye kadar iyice derinleşmiş. 15. Dörtlü için kendisi bile çalıcılara ‘Öyle çalmalısınız ki sinekler havadan ölü düşmeli, dinleyen seyirci sıkıntıdan kendini dışarı zor atmalı’ demiş. Birçok erken dönem dörtlülerinin aksine kapkaranlık, kasvetli, soğuk bir müzik. Bireysellik ön planda bir yazım biçimi, öyle ki nice Şostakoviç sever bu eseri tanımıyorsa eğer, ilk dinleyişte onun olduğunu bile anlamakta zorlanabilirler. Çünkü o alışıldık, keyifle ritm tuttuğumuz motifleri ve enerjisi bu dörtlüde neredeyse hiç yer almamış.


Şostakoviç yaylı çalgılar dörtlülerini onun huzurunda pek çok kez seslendiren Borodin Dörtlüsü üyeleriyle birlikte.

Şostakoviç bildiğin gibi Stalin dönemi Sovyet rejimi ile hala tartışmalı sayılabilecek bir ilişki içinde olmuştu. Bestecinin yaşamını incelediğinde nasıl bir profil ile karşılaştın?

Şostakoviç 1906 yılında doğmuş, henüz 11 yaşındayken Ekim Devrimi gerçekleşmiş. Kariyerini ve eğitimini bu devrim boyunca Rusya’da sürdürmüş. Bu nedenle 20. yüzyıl Rus müzik kültürünü detaylı bir şekilde inceleyebileceğimiz bir bestecidir.
Lenin zamanındaki Batıyla bütünleşmiş sanat ve kültür, Stalin’in başa geçmesiyle müdahale ve baskı sürecine girmiş. Şostakoviç her ne kadar yeniliğe ve farklı müzikal tınılara açık olsa da bu Sovyet rejimi baskısında kalmış bir bestecidir. 1. Senfonisi önemli başarıya ulaşmış ancak Rus Besteciler Birliği tarafından belli kalıplar içinde besteler yapması istenmiştir. Onun müziği Stalin tarafından bir propaganda aracı olarak görülüyormuş. Bunun en önemli örneği Alman kuşatması altında olan Leningrad’da çok zor koşullarda seslendirilen 7 numaralı Leningrad Senfonisi’dir. Senfoni tüm şehirde hoparlörlerden yayınlanarak Alman güçlerinin motivasyonunu düşürmüştür.

Şostakoviç her zaman vatansever bir profil çizmiş. Müziğini Stalin öncesi ve sonrası olarak iki periyoda ayırırsak yanlış olmaz sanıyorum. Çünkü, 1930-60 yılları arasında Sovyet rejiminin baskısı ve kalıpları müziğini fazlasıyla etkilemiş. Örneğin, pek çok yenilikçi düşünceye sahip 4. Senfonisini daha önce Leydi Makbet operasında da aldığı aynı eleştiri ve tehditlerden dolayı geri çekmiştir. 5. Senfonisinde tam Stalin’in istediği gibi, yenilikçi olup burjuvaya hitap etmemiş, gelenekçi olup halka hitap etmiş. Ancak görebiliyoruz ki, büyük Rus gücü, yenilmezlik, zafer gibi konuları işlemiş gibi görünse de aslında rejime ve baskısına alaycı ve ironik göndermelerde bulunmuştur.

Stalin’in ölümüyle tüm baskılardan kurutulup müzikal düşünce özgürlüğüne kavuşmuş, eserlerinde folk müziği motiflerini modern ve farklı tınılarla işlemiştir. Şostakoviç ölümüne az kala yazdığı 15. Dörtlüsünde, ilk soruda bahsettiğim betimleme ile Stalin öncesi dönemine göre ne kadar değişiklik yarattığını göstermiştir.



Saygun Quartet olarak kurulma maceranızı ve bugüne kadarki konserlerinizden öne çıkanları anlatır mısın?

Saygun Quartet Karşıyaka Belediyesi Oda Orkestrası grup şeflerinden oluşmaktadır. Deniz ve ben zaten bir quartet kurma fikrindeyken bir anda bu orkestranın açılacağı haberini aldık ve ikimizde sınavına girdik. Bir yandan kafamızda hem oda orkestrası olarak kaliteli iş çıkarmak diğer yandan da dörtlümüzü tamamlayacak diğer müzisyenleri bularak bir quartet oluşturmak vardı. Değerli Şefimiz Rengim Gökmen’in de desteğiyle bu gerçekleşti. Hatta bu orkestramızın diğer elemanlarına da ilham oldu ve Türk Beşlilerini temsilen her birinin adını taşıyan beş farklı grup oluşturuldu. Saygun ismini bize Rengim Bey verdi. Kendisi de zamanında Saygun’un öğrencisi olma ve onu yakından tanıma şansına erişmiş.

Saygun Quartet ilk olarak kendini Karşıyaka Oda Orkestrası önünde Elgar’ın ‘Introduction ve Allegro’ sunu seslendirirken buldu. Birbirimizi tanımak için çok güzel bir deneyim oldu. Daha ilk notadan birlikte müzik yapmaktan aşırı bir keyif duyduk. Bu grubu arada bir konser vermekten daha ilerisine götürmeye karar verdik. O gün bu gündür çok çalışıyoruz. Bu bir yıla iki yarışma macerası sığdırma fırsatımız bile oldu. Ankara’da birincilik kazandık, Hollanda’da son dört finalistten biri olduk. Tek ödül vardı onu da biz alamadık ama yine de bu kadar genç bir grup olarak bu seviyede bir yerde bulunmaktan gurur duyduk. Değerli Piyanist Gülsin Onay’la birçok konser verdik. Hatta Temmuz ayında Gülsin Hanım’ın iki bininci konserini beraber seslendirdik. Çok farklı bir anlamı vardı Gümüşlük’te açık havada verdiğimiz bu konserin. Aynı dönemlerde Fazıl Say’ın ‘Boşanma’ isimli quartetini repertuarımıza kattık ve kendisiyle eserini çalışma fırsatımız oldu. Eserin sadece bestecisi olma sıfatıyla değil kendisi de olağanüstü bir müzisyen olduğu için Fazıl Bey’den çok ciddi ilham aldık. Sağolsun övgü dolu sözleri de bizim motivasyonumuzu arttırdı, Hollanda’da finalde eserini seslendirirken Fazıl Bey’de Japonya’dan bizi takip ediyor ve destek oluyordu. Bu aralar Şostakoviç’le yatıp Şostakoviç’le kalkıyoruz. 16 Mart Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda vereceğimiz bu konserde İstanbul’lu dinleyicilerimizle buluşmayı iple çekiyoruz.

Saygun Quartet'in bundan sonraki hedeflerini öğrenebilir miyiz?

Quartet olarak her şeyden önce ilk hedefimiz sınırlarımızı zorlamak. Gidip Avrupa’da bu işin ustalarıyla, ciddi quartet sanatçılarıyla çalışmak istiyoruz. Her ne kadar Karşıyaka Belediye Başkanımız Hüseyin Mutlu Akpınar bize finansal desteklerini esirgemese de burada maddi zorluk biraz artıyor. O yüzden sponsor arayışındayız. Çalışmaya devam ettiğimiz sürece bu engellerin kolay aşılacağına inancımız sonsuz. Bunun dışında konserlerimiz son sürat devam edecek tabii ki. Sahne bir quartet'in öğretmeni oluyor. Odada birbirimizi hergün duysakta sahnede birbirimizi tanımak, o enerjiyi hissetmek bambaşka. Son olarak Saygun'un dörtlülerini repertuarımıza almaya başladık. Okurlarınız ''Saygun Quartet Saygun'un eserlerini çalmayacak mı?'' sorusunu sormadan biz müjde vermek isteriz. Değerli Hocamız Rengim Bey’in Ahmed Adnan Saygun’dan birebir öğrendiklerini kaçırmaya hiç niyetimiz yok, birinci ağızdan bu hazineyi paylaşacağız.

Serhan Bali

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20