MAKALE

Şostakoviç'in 2. Piyano Konçertosu üzerine bir piyanistin notları

16.03.2017


Paylaş:

İnce suratlı, yuvarlak gözlüklü bir adam çalışma odasında kısık bir ışık altında nota kağıtlarının üstüne eğilmiş beste yapıyor. Sırtında yirminci yüzyılın krizlerini ve trajedilerini taşımaya alışmış olan bu adam, o anda İkinci Dünya Savaşı'ndan, uzay yarışından, nükleer füzelerden, ölen insanların son çığlıklarından uzakta, yakın geçmişi ya da bugünü değil belki çok uzun yıllar öncesini ve bununla birlikte uzak geleceği düşlüyor; umudunu canlı tutuyor. İşte Şostakoviç'in İkinci Piyano Konçertosu böyle bir ruh haline sahiptir.
 
Şostakoviç, 1957 yılında oğlu Maxim'in mezuniyeti için yazmıştı bu eseri. Muhtemelen, içeriğinin çağının beklentilerine bu kadar uzak olmasına dayanarak ya da keyifle akan bu müziğin belki de ilk ve son kez içinden fışkırırcasına çıkmasına izin verdiği için, parçayı bitirir bitirmez, yaptığı işin ve yarattığı eserin ne kadar da değersiz olduğunu arkadaşlarına söylemiştir. Söylemiştir söylemesine, ama kendisi “pek değersiz” bulduğu bu eseri, konser salonlarında defalarca çalmış ve en az bir kere de kaydetmiştir.
 
Bir sanat eserini değerli yapan şey nedir? Doğrudur; bu eser devasa bir insani mücadeleyi tasvir etmez ya da derinlerinde keşfedilebilecek gizli kodlar bulunmaz. Ancak Şostakoviç’in bu eseri çoktan beridir yitirilmiş bir cevheri içinde saklar. Eski zamanlarda her bestecinin çok iyi bildiği bir gerçeği insanoğlu bir süredir unutmuştu: iyi sanat; keyifli vakit geçirmek, insanı beslemek ve eğlendirmek için de yapılabilir. Acaba İkinci Konçerto bestelendiğinde kaç yıldır bir eseri betimlemek için "neşeli" sözcüğü kullanılmıyordu?
 
Özellikle, ilk bölüm canlı karakterine rağmen dramatik anlatımdan arınmış değildir. Bu kısımların dinleyiciye doğrudan temas etmediğini, bir hikâyenin ögeleri içinde kaldığını biliriz. Biraz romantik masalları andırır bu durum: Kurşun Asker ateşe düşüp erise bile bu trajedi o hikâyenin bir parçasıdır; hayatımıza dokunduğu biçim, Die Winterreise’nin ana karakterinin aşk acısının bizim hayatlarımızla birleşmesi gibi değildir. Konçerto, belki de bu özelliği nedeniyle, Walt Disney'in Fantasia 2000 filminde, Andersen'in Kurşun Asker masalının biraz değiştirilmiş halinde kullanılmıştı.
 


Şostakoviç, en naif eserlerinden biri olan bu konçertoda bile kendisini tanımlayan tekniklerden vazgeçmez. Ortaya çıkan ürün yüzde yüz Şostakoviç'tir; onun imzasını tanımamak olanaklı değildir. Ancak eser çelişkilerden o kadar uzaktır ki, bütün bunlar eserin sunduğu masalsı dünya içinde değişime uğrar. Karmaşık ile basitin muhteşem ilişkisi konçertonun merkezi olan ikinci bölümü bize sunar. Bu bölüm, eser sahibinin kim olduğunu bilmeden dinleyen biri için bestecisinin tahmin edilmesi neredeyse imkansız bir bölümdür. Diğer bölümlerde bulunan Şostakoviç’in karakteristik imzası burada yoktur. Su gibi berrak ve basittir. Bir anlamda evrenseldir, ama bir yandan da sadece bir Rus bestecinin elinden çıkmış olabilecek bir müziktir.
 
Üçüncü bölüm ise Haydn'dan beri yazılmış en komik parçalardan biri olsa gerek. Bütün şakaların içinde en çılgını ise, parçanın büyük bir kısmını Hanon'un müzikal olarak hiçbir değeri olmayan piyano egzersizlerinin oluşturmasıdır. Şostakoviç'in oğlu, okulda okuduğu süre boyunca, şüphesiz Hanon'un merhametsiz parmak egzersizleriyle babasının başını ütülemişti. Şostakoviç de oğlunun bu kadar çok çalıştığı bir şeyi sahneye taşımasını mümkün kılmayı istemiş olmalı (!)
 
1957 yılında yazılan bir eserin genel olarak kalıplaşmış konçerto repertuarına girmesi, eserin kalitesini ve başarısını ortaya koyar. Şostakoviç'in dehası ise, yazdığı bu parçanın, yazılış amacı doğrultusunda, ona en uygun dili üretebilmiş olmasında yatar.
 
Rusya ve Sovyetler Birliği’nde müzik algısı üzerine notlar
 
Rusya'nın klasik müzikşe ilgilenmesi oldukça geçtir. Avrupa'da klasik müzik doğal bir süreç içinde ortaya çıkarken, Rusya'da tek bir besteciyle başlamıştı: Mikhail Glinka. O, popüler melodileri, kendisinin yakınlık duyduğu İtalyan tarzında uyarlamış ve bu vesileyle ilk Rus sanat müziğini oluşturmuştur. Tabii ki bu denli yapay ve amatörce oluşturulmuş bir tarzın, doğallıkla gelişen bir ekol oluşturması beklenemezdi. Glinka'nın ardından gelen Rimski-Korsakov'un başını çektiği Rus Beşleri, oryantalizmi Schumann ve Brahms'ın Alman ekolüyle harmanlamaya çalıştı. Bu bestecilerin konservatuvarlarda hoca olmalarıyla birlikte, doğasında amatörlük olan ulusal bir ekolün bebek adımları önce bir stile, oradan da yavaş yavaş bir dogmaya dönüştü.
 
Ancak arkadan gelen yeni kuşak bestecileri, hocalarının öğretilerine sırt çevirdiler. Temellerini eski kuşak bestecilerin attığı Stravinski, Prokofyev, Rahmaninov gibi genç besteciler yeni bir dil arayışına girdiler. Bu arada, Rusya'da ve dünyada çok şey değişiyordu. Birinci Dünya Savaşı ve ardından Ekim Devrimi çok fazla şeyi derinden değiştirdi. Sanat farklı bir anlama kavuştu. Fakat, Sovyetler Birliği'nin kendi müziğini algılayışı her zaman tutarsız olmaya devam etti. Müzik, müzik dışı değerler atfedilerek bu değerler çerçevesinde kabul gördü veya reddedildi. "Bu müzik neyi anlatıyor?" gibi sorular yeni ve eski eserlere yönelik eleştirilerin temelinde yatıyordu. Dolayısıyla aynı eser, farklı zamanlarda takdir görüyor, ardından yasaklanıyor ve ardından tekrar takdir görebiliyordu.
 
Rusya'da kalan besteciler içinde Şostakoviç ve Prokofyev müziklerinin temelde tonal içerikleri olmasına karşın, karmaşık dilleri nedeniyle sık sık yukarıda örneklediğim tavırla karşılaşıyorlardı. Oysaki, bu iki bestecinin de eserleri "Bu müzik neyi anlatıyor?" sorusuyla karşılaştığında, kestirmeden, bir iki kelimeyle tanımlama getirilemeyecek denli yoğundu. Eserlerinde yansıttıkları çelişki, ironi ve asla yapay mı içsel mi olduğunu bilemediğimiz duygusallık, içinde yaşadıkları zamanın kısıtlarını kırmak için kullandıkları araçlardı. Müzik, onlar için sadece bir ifade mekanizması değil, içlerinde olanı dökmek için kullandıkları (hatta kimi zaman bunu yüksek bir sembolizm ile yaptıkları-yapmak durumunda kaldıkları) tek ifade mekanizmasıydı.

Can Çakmur

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20