Konser-Opera

Ankara'ya 149 yıl içinde ancak gelebilen bir komik opera

10.04.2017


Paylaş:

Ülkemizde ilk kez 1986 yılı sonunda İstanbul’da sahneye koyulan Jacques Offenbach’ın Paris Hayatı adlı komik operası Ankara prömiyerini 18 Mart 2017’de yaptı. Operetin kralı olarak bilinen, sevilen; Fransızların tabiriyle, “müzikte kahkahanın babası” Offenbach, 1855 yılı Dünya Sergisi’nin Paris’te düzenlenmesinden beklediğinden çok fazla bir yarar sağlayınca, 1867 yılında yine Paris’te gerçekleşecek olan sergi için kolları sıvamış ve bu vesileyle Paris’e geleceklere yeni bir operet izletmek hevesiyle çalışmaya koyulmuş. Ortaya çıkan Paris Hayatı komik operası gerçekten de büyük başarı elde etmiş; Dünya Sergisi yılı sona erdiğinde eser 200. temsilini tamamlamıştır bile. 119 yıl sonra İstanbul’da ilk kez Gürçil Çeliktaş’ın rejisiyle sahnelenen Paris Hayatı, Ankara’da genç yönetmenlerimizden Zeynep Çelen Tamer’in rejisiyle Ankaralılara sunuldu.


 

Olay 19. Yüzyılda geçer… Konu aslında basittir; amaç Paris’in aşk hayatının güzel bir tasvirini yapmaktır. Nitekim ünlü bir tren istasyonunda başlayan serüven, Haussmann tarzı bir apartman katından sonra, tipik bir Fransız kabaresinde sona erer. Ve gösterişli “aşk şehri” Paris, yeni heyecanlar tatmak üzere turist olarak gelen bir İsveçli soylu çiftin bakış açısıyla anlatılır. Rejisör Zeynep Çelen Tamer olayı 1960-1970’li yıllara çekmiş. Bunu da kostümlerin tarzından çok, uzun saçlarıyla, çiçekleriyle, barış sembolleri çelenkleriyle sahnede dolaşan gençlerin varlığından anlıyoruz. Artık tüm dünya sahnelerinde opera ve operetlerin konularının günümüze yansıtılmış sahnelemeleriyle karşılaşıyoruz; bazıları librettolarla ters düştüklerinden çok da inandırıcı olmuyor. Lakin bu yapımda 19. yüzyıl yerine, 20. yüzyıl ortalarındaki Paris yaşamından bir kesit yansıtılmış ki, bu da yadırganmıyor. Sonuçta Paris’in bugünkü yaşamında çok da değişen bir şey yok. Perde açıldığında karşımızda Saint- Lazare Garı’nı görüyoruz; biraz durağan bir sahne, yolcuların, hele de Brezilya’lı bir futbol takımının ve ona eşlik eden Brezilya’nın sarı-yeşil renklerine bezenmiş destekçilerinin gelmesiyle şenleniyor. Olaylar da bundan sonra şekilleniyor.


 

Zeynep Tamer karakterlerin zayıflıklarını, gülünç yanlarını oldukça başarılı biçimde öne çıkarmış. Sanatçılar oyunlarıyla komik unsurları iyi vurgulamışlar. İsveçli Baron Gondremarck rolünde Kâmil Kaplan gerek oyunu, gerek müzikal bölümlerde sesiyle, vurgularıyla çok iyi idi. İki rakip Bobinet ve Gardefeu rolünde Barış Çark ve Emre Akkuş da, aynı şekilde oyun ve ses bakımından rollerine uygun, başarılı seçimlerdi. Başlangıç girişindeki üçlüde ve mektup sahnesinde operetin nadir ses taşkınlıklarını Evren Gökoğlu oldukça iyi verdi; renkli koyu tonları olan sanatçının üst perdeleri biraz sıkıntılıysa da, genelde iyi idi. Aynı şekilde Gardefeu’nün eldivencisi Gabrielle’i seslendiren Aslı Kıyıcı güçlü sesi, temiz tizleri ve her zamanki rahat oyunuyla göze çarpıyordu. Kıyıcı, Kaplan, Akkuş üçlüsü kısa süre önce izlediğimiz Il Signor Bruschino (Rossini) komik operasında da aynı başarılı performansı sergilemişlerdi.
 

Operanın üçüncü perdesinde (Beş perde olan Paris Hayatı, ilk temsilden yedi yıl sonra, besteci tarafından orijinal versiyonundan dördüncü perde kaldırılarak, dört perdeye indirilmişti. Zeynep Tamer ikişer sahneden oluşan iki perdelik bir yapım şeklinde sahnelemeyi tercih etmiş.) Bobinet’in teyzesinin evinde düzenlediği sözde ziyafette Baron’un eksantrik davetlilerle birlikte oldukları görülüyor. Barones (Güzin Yılmaz) de bu arada Paris sokaklarında dolaşmaktadır; burada sokaklar fonda görülür. Davetli gibi ve onların yerine çeşitli kılıklara giren uşak Urbain (Erdem Kapusuz), Prosper (Raşit Görkem Aytimur) ve hizmetçi Pauline (Olça Bora) hayli eğlenceli olan sahnede Baronla birlikte, hayli başarılıydılar. Amiral rolündeki Bobinet’in başında şapka olarak kocaman bir yelkenliyle; eşinin de yine şapka niyetine küçük bir yelkenliyle davete katılmaları; ayakkabıcı Frick’in (Haser Tek) ise yine şapka niyetine üzerinde yemekler bulunan bir tepsi taşıması yapımın komik unsurlarındandı. “Brezilyalılığı" kabarık kıvırcık saçlarıyla vurgulanmaya çalışılan menajer rolünde Emre Pekşen de son perdede Gabrielle ile olan düetinde dikkat çekti.


 

Komik opera veya operet olur da, dans olmaz mı? Başarılı danslar Özge Ay’ın koreografisiydi; doğaldı, Paris’in kabarelerindeki kankan danslarını aratmıyordu, neredeyse.
 

Dekor Saint- Lazare Garı’nın geçtiği birinci perdeyle, bir kabarede (ya da gece kulübünde) geçen son perde dışında hayli yalın düşünülmüştü. Mobilyalar en aza indirgenmiş, ziyafet sofrasında bile sadece birkaç bardakla yetinilmişti. Buna karşılık gece kulübü pembeli mavili, morlu ışıklarla alabildiğine süslenmiş; fona ünlü kabare Moulin Rouge’u (Kırmızı Değirmen) hatırlatan yel değirmeni kanatları yerleştirilmiş, ışıklarla ortaya bir kalp çizilmiş. Bu renk karmaşası içinde, kankan dansçıları başarılı danslarını sergiliyorlar. Bir karmaşa da kostümlerde (Tülay Usta) var.


Paris Hayatı komik operası, dünya turistlerinin koşarak gittiği Haussmann dönemi Paris’ini öne çıkartan bir yapıt. Dönem eğlenceleri, danslarına uygun olarak, müziği kıpır kıpır. Lakin Sunay Muratov’un orkestrayı hayli hantal, ağır tempolarda yönetmesi, bu insanın içini hareketlendiren, adeta coşku veren müziğin biraz sıkıcı hale gelmesine neden oluyor başlangıçta. Neşeli hava ancak son perdede yakalanabiliyor; kankan danslarının olduğu bölüm müziksel olarak iyi idi.

 

Yönetmen Tamer diyaloglarda hayli kısaltmaya gitmiş, konuşmalarıyla ve uzunluğuyla Türk izleyicisini sıkabilecek bölümlerden sakınmış. Eserde yer alan ve daha çok Fransız kültürüne aşina olan izleyicinin yatkın olabileceği pasajların kesilmesi yerinde bir karar. Yapıt baştan sona Türkçeleştirilmiş (Gürçil Çeliktaş ve Gül Sabar). Lakin Türkçe cümlelerin müzikle uyum sağlamasında, diğer bir ifadeyle prozodide bir sıkıntı hissediliyordu. Müzikle uyum sağlama çabası içinde olan şancılar, müzik cümlelerini yutarak söylediler; kanımızca zorlandılar. Operaların ve operetlerin Türkçeye çevrilmesi, hele de konuşmanın bu kadar çok olduğu yapıtlarda bir zorunluluk olsa da, acaba şarkılı bölümler özgün dilinde bırakılsa daha iyi olmaz mı, diye düşünmüşüzdür. O zaman da özgün dili Fransızca olan yapıtlarda, bu kez artikülasyon, diksiyon sorunları çıkıyor ki, o da ayrı bir sıkıntı.

 

Çocukluğumuzdan beri Ankara Operasında, mekân olarak da çoğunlukla Operet Sahnesinde operet izlemişizdir. Şen Dul, Yarasa, Çingene Baron, Çardaş FürstinParis Hayatı sahnelenmede geç kalmış bir eser. Bu bakımdan, Zeynep Çelen Tamer’i yapıtı ADOB repertuvarına kazandırdığı için kutlamak gerek.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20
    sohbet hatları mersin escort beylikdüzü escort ataköy escort mersin escort canlı bahis dert köşesi sohbet numaraları canlı bahis mersin escort tesettur kap kadıköy escort pendik escort bostancı escort kartal escort kartal escort eryaman escort instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi instagram takipçi hilesi telefon no sorgulama Müzik indir free instagram followers hacklink istanbul escort sisli escort istanbul escort www.halkaliescortbayanlari.com Youjizz alanya escort kızılay escort şirinevler escort ankara temizlik