MAKALE

Çılgın kralın sarayında asude bir klasik müzik festivali

28.06.2017


Paylaş:

Yaz geldi mi dağların tepelerinden göllerin ortasındaki adalara kadar tüm kıyı bucağın klasik müzik festivaliyle dolduğu Almanya’da son yılların en dikkat çekici festivallerinden biri, Bavyera’nın Chiemsee Gölü üzerindeki Herreninsel adasında bulunan Herrenchiemsee Sarayı’nda yapılıyor.
 
Almanya’nın bir ‘klasik müzik festivalleri cenneti’ olduğunu, müzik gezisi yazılarımı takip eden okurlarım iyi bilirler. Saymadım elbette ama şimdiye değin bu temalı yazılarım içinde en çok ismi geçen ülke herhalde Almanya olmuştur. Almanya’da klasik müzik sanatına verilen önem ve değerin doğal yansımalarından biri de bu ülkenin istisnasız her köşesinde festivaller düzenlenmesi. Bir klasik müzik festivalini benzerlerinden ayıran en önemli etmenlerden biri düzenlendiği coğrafya ise diğeri de mekânlarıdır.

Almanya’nın Bavyera eyaletinde bulunan Chiemsee gölü üzerindeki en büyük ada olan Herreninsel 2000 yılından beri düzenlenen, ülkenin en prestijli klasik müzik festivallerinden birine ev sahipliği yapıyor. Sırtını Alplere dayayan Chiemsee, Bavyera eyaletinin en büyük gölüdür, hatta Bavyera Denizi’dir lakabı. 238 hektarlık bir alana yayılan Herreninsel ise, üzerinde bulunan eşsiz bir saray yüzünden haklı bir üne sahiptir. Herrenchiemsee, hem bu sarayın hem de işte burada 2000 yılından beri düzenlenen prestijli bir klasik müzik festivalinin ismidir.


Chiemsee billur gibi suları ve tertemiz havasıyla aynı zamanda bir sağlık merkezi. Prien am Chiemsee'de çok büyük bir de kapalı havuz bulunuyor (altta).




Herrenchiemsee Sarayı’nın -eski deyişle- bânisi Bavyera Kralı II. Ludwig’dir (1845-1886). Özellikle Alman besteci Richard Wagner’in (1813-1883) yaşam öyküsünü iyi bilenler Bavyera’nın bu çılgın/deli kralını da çok yakından tanırlar. Wagner’in hayranı (veya söylentilere bakılırsa ona platonik aşk besleyen) Kral Ludwig (evet bildiniz, eşcinseldi), hayranı olduğu bir başka büyük kişilik olan Fransa Kralı namı diğer ‘Güneş Kral’ XIV. Louis’nin yaptırdığı Paris’teki ünlü Versailles Sarayı’na öykünerek inşa ettirmiştir bu göz alıcı sarayı (II. Ludwig’in XIV. Louis’ye duyduğu yakınlığın sebebi biraz da, büyükbabası Bavyera Kralı I. Ludwig’in Fransa Kralı XVI. Louis’nin vaftiz babası olmasında yatar). Dolayısıyla aynı kralın Bavyera’nın güneybatısında, Wagner’e duyduğu hayranlıktan ve onun istifade etmesi amacıyla, kişisel servetinden harcayarak ve de üzerine borçlanarak yaptırdığı Neuschwanstein Şatosu’nun Romanesk mimari üslubundan çok farklıdır.



II. Ludwig'in kısa ömrü, sarayının etrafında yıllar içinde can bulan etkileyici faunayı görmeye ne yazık ki yetmemiş.



Herrenchiemsee Sarayı dışardan bakıldığında tepeden tırnağa mermer veya taştan yapılmış gibi durur ama aslında tuğladır yapı malzemesi ve de tüm ihtişamı içinde saklıdır. Uzun koridorlar birbiri ardına göz alıcı çalışma ve konaklama salonlarına açılır, aynı Versailles veya Schönbrunn saraylarında görmeye alıştığımız gibi. Aslında Herrenchiemsee bitirilememiş bir saraydır; 1878-1885 yılları arasında inşa edilen bu yapı, tahtta kaldığı süre zarfında müsrif kimliği yüzünden yoğun biçimde eleştirilen ve bu yaşam ve idare tarzı sonunda krallığını iflasa sürükleyen II. Ludwig’in en pahalı bina yatırımlarından biri olmuştur. O dönemin parasıyla 16 küsur milyon mark harcanmasına rağmen, yapımı planlanan 70 odasından sadece 20’si bitirilebilen saray, günümüz kuruyla 250 milyon ABD dolarına mal olmasıyla, iflas eden Bavyera Krallığı hazinesinin tabutuna çakılan son çivi olmuştur. Bugüne ulaşabilen yapı sarayın sadece orta bölümüdür, yapımı yarım kalan sol kanadı 1907’de yıkılmış, sağ kanadın yapımına ise başlanamamıştır bile.


II. Ludwig'in sureti Prien am Chiemsee'de (Chiemsee iskelesi) gelenleri karşılayıp gidenleri uğurluyor.

II. Ludwig bu son oyuncağını ancak birkaç gün kullanabilmiş, tahttan zorla  indirilmesinin ardından 1886 yılında bir gün anlaşılamayan bir nedenden dolayı Starnberg Gölü’nde ölü bulunmuştur. ‘Hem kendim hem de çevremdekiler için gizemli bir insan olmayı seçtim’ cümlesiyle ünlü olan II. Ludwig’in –tıpkı Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz gibi- intihar mı ettiği yoksa öldürüldüğü mü konusu bugüne kadar gizemini korumuştur. Herrenchiemsee Sarayı’nda bir yazlık festival yapılmasına karar verildiğinde ilk kapısı çalınan kişi, orkestra şefi Enoch zu Guttenberg olur. Baron unvanına sahip 1946 doğumlu ünlü şef, Guttenberg Hanedanı’na mensup bir soylu yani Bavyera Kraliyetinin mensup olduğu Wittelsbach Hanedanı soyundan gelmiyor.

Guttenberg’leri soyunu incelediğimizde Frankonya topraklarından çıkan, daha alt kademeden bir soylu aile olduğunu görürüz. Enoch zu Guttenberg, aile büyükleri gibi geleneksel yoldan giderek ekonomist veya politikacı olmayı değil müzisyenliği kendisine meslek olarak seçmiş. Önceleri besteci olmayı kafasına koyan Guttenberg -kendi deyişiyle- bu alanda sıradışı bir yeteneğe sahip olmadığını anlayıp şefliğe yönelmiş. 1997 yılından beri sanat yönetmenliğini yaptığı Orchester KlangVerwaltung, tıpkı Luzern Senfoni Orkestrası gibi, Avrupa’nın kalburüstü senfonik topluluklarında çalan müzisyenlerden oluşan kaliteli bir ‘toplama ekip’. Enoch zu Guttenberg ve yönetimindeki KlangVerwaltung Orkestrası doğaldır ki Herrenchiemsee Festivali’nin de belkemiğini teşkil ediyor.

Guttenberg, Herrenchiemsee Festivali ya da eksiksiz ismiyle ‘II. Ludwig’in Sarayı’nda Herrenchiemsee Festivali’nin 2000 yılından bu yana intendant yani genel müdürlük ve bunun yanı sıra sanat yönetmenliği görevlerini yürütüyor. O ilk yıl aslında, ölümünün 250’inci yıldönümünde bir Bach Festivali yapmakmış amaçları. Dramaturg Klaus Jörg Schönmetzler ile el ele veren Guttenberg yedi gün süren bu ilk etkinlikte festivalin ana mekanı olmasını arzuladıkları Herrenchiemsee’deki Aynalı Salon’un orkestralı konserlerde nasıl tınladığını test etmişler. İlk yıl her anlamda kazanılan başarının ardından festivalin Aynalı Salon’da her yıl farklı bir temayla sürdürülmesi kararı alınmış. Örneğin 2002 yılında, ‘Wagner Başağrısı’ temasıyla Avrupa müziğinin 1850’den itibaren yaşadığı çok kutupluluğu konser programlarında işlemişler. Festivalin onursal hamiliğini, Bavyera Kralı III. Ludwig’in büyük torunu olan, Wittelsbach Hanedanı’nın günümüzdeki reisi Bavyera Dükü Franz (d.1933) üstleniyor.


Philippe Herreweghe yönetimindeki Orchestre des Champs-Elysées 2016 yılı Temmuz'undaki festivalde konser veren topluluklar arasındaydı.

Sarayın ismini aldığı Herreninsel yani Erkekler Adası ve aynı göl üzerinde hemen yakınında bulunan Fraueninsel yani Kadınlar Adası, hem beşeriyetin hem de Hıristiyanlığın Avrupa’daki ilk kurulma ve yayılma merkezleri arasında bulunuyor. Alp dağlarının kuzeyindeki ilk manastır MS. 630 dolaylarında Herrenchiemsee’de kurulmuş. Ondan bir 140 yıl kadar sonra ise Dük III. Tassilo Fraueninsel’de bir Benedikten rahibe manastırı yaptırmış. Napolyon dönemine kadar Chiemsee piskoposluğu bölgeyi dinsel ve sanatsal bir merkez olarak muhafaza etmiş ve derken ‘kahramanımız’ II. Ludwig adaları 1873 yılında Bavyera Krallığı adına satın alarak, ekolojik yönden inanılmaz derecede zengin olan bölgenin kereste tüccarlarının eline geçip tarumar olmasını engellemiş. Bölgenin Almanya tarihine damgasını vurduğu bir an da var ki o da, savaş sonrası müttefik güçlerin yönlendirmesiyle Federal Almanya’nın yeni anayasa konvansiyonunun (Verfassungskonvent auf Herrenchiemsee) 1948’de II. Ludwig’in Herreninsel’de bulunan ‘Eski Saray’ diye bilinen rezidansında bir araya gelmesi. 




Herrenchiemsee’nin ‘Bavyera’nın Versailles’ı’ ismiyle anılmasına neden olan Aynalı Salon’u sarayın çekim merkezi. Altın varaklı süslemeleri, ışığın bol miktarda girdiği devasa kemerli pencereleri, mavinin hakim olduğu tavan resimleri, tabandan yükselen ve tavandan inen devasa kristal şamdan ve avizeleriyle, XIV. Louis dönemi Barok ihtişamının 19’uncu yüzyılın son çeyreğini yaşayan Bavyera Alplerine ışınlanmış hali gibi duruyor. II. Ludwig, idolü olan Fransa Kralı’nın resimlerini, ona duyduğu hayranlığın bir nişanesi olarak salonun tavanına nakşettirmiş. 98 metrelik uzunluğuyla Versailles’daki 73 metrelik orijinalinden de geniş bir alana yayılan Aynalı Salon, Herrenchiemsee Festivali’ni müzikseverlerin gönlünde yirmi yıla yakın bir süredir vazgeçilmez bir yer kılan belki de en güçlü etmen. Salona girip de başınızı sola çevirdiğinizde epeyi yükseltilmiş bir sahne görüyorsunuz. Şık iskemlenizde yerinizi aldıktan sonra sahneden yükselen orkestranın sesinin son derece billur, ahşabın iç mekan malzemesi olarak -taban dışında-kullanılmamasına rağmen, kulağı rahatsız etmeyecek ölçüde yankılandığını fark ediyorsunuz. Gayet ferah tutulmuş oturma düzeniyle toplam 570 kişi alabiliyor Aynalı Salon.


Herrenchiemsee’nin, ‘Bavyera’nın Versailles’ı’ ismiyle anılmasına neden olan Aynalı Salon’u, sahip olduğu görkem ve şaşırtıcı akustiğiyle festivalin büyük ilgi görmesinin en önemli nedenlerinden.

Herrenchiemsee Festivali konserlerinde Salzburg Festivali’ni andıran bir şıklık hemen göze çarpıyor. Enoch zu Guttenberg misafirlerine, Kral II. Ludwig’in ve sarayının taşıdığı asalete ve görkeme yaraşır bir şıklık içinde olmalarını daha internet sitesinden başlayarak duyurmayı kendine görev bilmiş. İzleyiciler de bu uyarıyı kulak arkası etmeyip ya takım elbise ve etek-ceket ya da -özellikle kadınlar- Bavyera’ya özgü yeşil ve kahve tonların hakim olduğu yerel kıyafetlerini giyip saraya geliyorlar. Festivaldeki görevlilerin kıyafetleri bile sarayın asaletine yaraşır nitelikte. Konser saati yaklaştığında sarayın önüne getirilen gonga adeta bir ritüelmişçesine birkaç kez vurulması da yine adetten. Bayreuth’taki Richard Wagner Festivali’nde başlama zili yerine balkondan çalınan meşhur bakır nefesli korali burada alp kornolarının mini resitaline dönüşmüş. Hem kulağa hem göze hitap eden bu seremoni Herrenschiemsee Festivali’ne özgü bir hoşluk.  



Bavyeralı müzik eleştirmeni dostum Jens F. Laurson da Herrenchiemsee Festivali'ni izlemeye yerel kıyafetleriyle gelenlerden biriydi. Festivalin, konserin başlamak üzere olduğunu haber veren meşhur gongu (en üstte).

Peki nasıl ulaşılıyor adaya ve üzerindeki saraya? Festival müdavimlerini belirli aralıklarla taşıyan teknelere binilerek 15 dakikada Herreninsel Adası’na ulaşılıyor. Bu, müthiş keyifli bir tekne yolculuğu. Batmak üzere olan güneşin ufukta kaybolmaya yüz tuttuğu dakikaları an be an gözleyerek, ufak teknelerin çırpındığı masmavi gölde yüzme isteği duyarak adaya varıyorsunuz. Karaya ayak bastığınızda önünüzde sırayla dizilmiş minibüslerden birine binip, zümrüt yeşili ormanların içinden geçerek, 10 dakikada sarayın ön kapısına varıyorsunuz. Dönüş de yine aynı şekilde yapılıyor. Ama iki farkla: Hem hava artık tamamen kararmış oluyor, hem de eğer son tekneye kalmışsanız, biraz önce sahnede dinlediğiniz orkestranın üyeleriyle birlikte, gününe göre ya kuvvetli ya da hafifçe esen bir rüzgar eşliğinde, kulağınızda asılı kalmış nağmelerle birlikte ana karaya doğru yol alıyorsunuz.



Festival müdavimleri kendilerini Prien am Chiemsee'den alıp Herreninsel'e taşıyan tekneden indiklerinde saraya giden yolu ya minibüslere binerek 5-10 dakikada alıyorlar ya da yemyeşil bir patika boyunca yaklaşık yarım saat yürüyorlar.




Konser bittiğinde festivalcileri Prien am Chiemsee'ye taşıyan tekneler son dinleyici/müdavim kalana kadar birkaç sefer yapıyor. Dönüş yolu ayrı bir keyif. Bir yandan gurup manzarası, diğer yandan suların üzerinden süzülen tatlı esinti, konserin hoş izlenimleriyle dopdolu festivalcileri mest etmeye yetiyor. 





Her yıl Temmuz ayının ikinci yarısında neredeyse iki haftaya yayılan Herrenchiemsee Festivali bu yıl 18-30 Temmuz günleri arasında düzenlenecek. 18 Temmuz’daki açılış konseri geleneksel olarak bu yıl da Fraueninsel’deki küçük ama nefis akustiğe sahip manastırda yapılacak. Bach’ın Aziz Yuhanna Pasyonu’nun dinlenebileceği, ertesi gün yine aynı mekânda tekrar edilecek konserin şefi, aynı zamanda yaşayan en büyük Bach şeflerinden biri olarak da görülen, festivalin kurucusu Enoch zu Guttenberg. 20 Temmuz’dan itibaren festival müdavimleri Aynalı Salon’a taşınarak bu görkemli mekânda verilecek orkestralı konserleri takip edebilecekler. Konserlerin programlarıyla aralarında dünyaca ünlü birçok ismin de bulunduğu sanatçıları merak edenler yazımızın sonunda bulacakları festivalin internet sitesini ziyaret ettiklerinde daha fazla bilgiye ulaşacaklardır.
 
Klasik müzik geçmiş yüzyıllarda, çoktan kanıksadığımız günümüzün modern konser salonlarında değil soyluların haşmetli saraylarında icra edilirdi. Herrenchiemsee Festivali’nin ana mekânı olan Aynalı Salon’da konser izlemek, zaman makinesine gerek kalmaksızın, tarihte birkaç yüzyıl geriye giderek geçmiş yüzyılların o havasını solumak şansı veriyor klasik müzik tutkunlarına.

Festival programı, ulaşım ve konaklama hakkında bilgi almak için: http://www.herrenchiemsee-festspiele.de


Yazı ve Fotoğraflar:
Serhan Bali

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20