HABER

Beethoven Festivali bu yıl ''gurbette'' açıldı

10.09.2017


Paylaş:

Soğuk sayılabilecek bir havada, Bonn’daki otelimden çıkıp, sadece birkaç adım uzaklıkta bulunan, şehrin konferans merkezine doğru adımlarımı sıkılaştırdığım sırada, ilerde solda 10-15 kişilik bir grup gözüme çarpıyor. Ellerinde AB bayraklarının yanı sıra Beethoven resmiyle Putin ve Gergiev fotoğraflarının olduğu pankartlar taşıyan bu insanların, karşısına mevzilendikleri konferans merkezinde bu akşam yapılacak açılış konserinin misafir ekibi olan Mariinsky Orkestrası’nın dünyaca ünlü şefi Valery Gergiev’i protesto ettiklerini fark etmem uzun sürmüyor.

Protestonun nedenini anlayabiliyorum zira şefin ilk kez protesto edildiğine şahit olmuyorum. Beethoven gibi, ‘özgürlük ideali’ ile özdeşleşmiş, yaşadığı sürece tiranlığa asla boyun eğmemiş büyük bir yaratıcıya adanan dünyanın en önemli klasik müzik festivallerinden birisi, nasıl olur da, faşizan politikaları yüzünden özellikle Almanya gibi demokratik ülkelerde çokça eleştirilen Rusya’nın lideri Vladimir Putin’in kültürel elçiliğini üstlenmiş Valery Gergiev gibi bir şefin yöneteceği konserle açılır? Evet, bu tartışmalar yıllar var ki, Gergiev nereye giderse gitsin yapılıyor ama her defasında sanat siyaseti yenik düşürüyor çünkü Gergiev’in günümüzün en yetenekli birkaç orkestra şefinden biri olduğu, yok sayılamayacak bir deha ve karizmaya sahip olduğu gerçeği, pek çok otorite tarafından teslim edilmiş bulunuyor.  
 
Gergiev’i bırakıp, gelelim Bonn Beethoven Festivali’ne... Bu güzel festivali; müzik gazetecisi-yazarı, panelist, müzik belgeselcisi, müzik turu rehberi gibi çeşitli sıfatlarla bugüne değin birçok kez ziyaret ettim. İsmini, şehrin insanlığa armağanı olan büyük besteciden alan bu seçkin klasik müzik festivali, Avrupa’da artık festival döneminin kapanmaya başladığı Eylül ayını boydan boya kaplar. Festivalin intendantlığını, Richard Wagner’in torununun kızı Nike Wagner yürütüyor. Bonn Beethoven Festivali kendine her yıl bir tema seçiyor. Bu yılki tema, Beethoven’ın ünlü lied dizisi ‘An die ferne geliebte’ yani ‘Uzaktaki sevgili’. Festivalin hemen her konserinde, aşk ve sevgililik temasının tarih boyunca besteciler tarafından birbirinden çok farklı üsluplarda işlenmesine tanıklık edilecek.
 
Açılış konseri 8 Eylül akşamı şehir merkezinin biraz dışında bulunan Dünya Konferans Merkezi’nin ana salonunda yani bir anlamda 'gurbette' düzenlendi. Bonn’u ve Beethoven Festivali’ni bilenler, şehrin ünlü konser salonu Beethovenhalle’nin bu yılki açılışta neden kullanılmadığını mutlaka sorgulamışlardır. Kullanılmadı çünkü bu emektar konser salonu 2016 yılı Ekim ayından beri renovasyonda geçiyor. 1959 yılından beri hizmet veren bu salonu yıkıp yerine yepyeni bir salon mu yapalım yoksa bunu renove mi edelim? Bu tartışma hiç bitmeyecek gözüküyordu. Ne de olsa demokratik bir ülke Almanya. Şehrin önemli bir kültürel simgesinin kaderine karar verilirken, o şehirde yaşayan herkesin görüşünün alınması, sivil toplum örgütlerinin devrede olması, her şeyin şeffaf biçimde halledilmesi, olmazsa olmaz ilkeler. (Anlayan anladı!)
 
Renovasyonun 2018 yılında bitirilmesi planlanıyor ama 2019’a sarkması ihtimali de yok değil. Almanya’da bu tip devasa yapı projelerinin planlanan süreyi epeyi aşmasından hareketle (Bkz. Berlin Staatsoper, Hamburg Elbphilharmonie), Beethoven’ın 250’inci doğum yıldönümünde tantanalı biçimde anılmasının planlandığı 2020’ye sarkması buradaki hemen herkesin korkulu rüyası. Dolayısıyla bu yıl festivalin büyük orkestralı konserleri Bonn Konferans Merkezi’nin ana salonuna alınmış. Devasa ölçülere sahip bir bina konferans merkezi, özellikle de fuayesi pek göz alıcı ama konserin yapıldığı salon, kongre-konferans amacına hizmet ettiği için akustiği doğal olarak kuru. Geçici olarak kurulduğu anlaşılan sahnenin tepesine, ahşaptan mamul yansıtıcı paneller yerleştirilmiş. Bunların sahneden yükselen sesi salona yansıtmakta nispeten başarılı olduğunu, kulaklarımın şahitliğine dayanarak söyleyebilirim. Ama salonun elverişsizliği, sahneden yükselen fortissimo pasajların oditoryumun tavanında ‘patlayarak yankılanmasından’ da rahatlıkla anlaşılabiliyordu.  
 
Saat 20.00’da başlayan açılış konseri başlamadan önce üç konuşma yapıldı: Önce Bonn’un Hindu asıllı ama doğma büyüme Alman belediye başkanı Ashok Sridharan, arkasından Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başbakanı Armin Laschet ve son olarak Nike Wagner. Yarım saate yakın sürdü konuşmalar. İlk iki konuşmacının aksine, metnini daha ziyade bu yılki festivalin temasına ayıran Nike Wagner de sahneden indikten sonra, açılış gecesinin konuğu St. Petersburg’dan gelen Mariinsky Tiyatrosu Orkestrası, şef Valery Gergiev yönetiminde sahnedeki yerini aldı. Orkestra konserde, Nike Wagner’in büyük büyükbabası Richard Wagner’in Lohengrin operası birinci perde prelüdü, ‘şehrin çocuğu’ Ludwig van Beethoven’ın Dördüncü Senfonisi ve son olarak, bir ‘Rus klasiği’ olan Nikolay Rimski-Korsakov’un Şehrazad süitini seslendirdi. 


Karizmatik aydın kimliğiyle tanınan Nike Wagner 2014 yılından bu yana Beethoven Festivali'nin yönetmenliği görevini yürütüyor.
 
Lohengrin operasının birinci perde prelüdü, Nike Wagner’in festival temasını açıklarken altını çizdiği ‘uzak(lardaki) aşk’ temasıyla örtüşen bir parça. Kutsal kase, bir kadının aşk yoluyla kurtulmasını temsilen yeryüzüne iniyor ve sonra ait olduğu yere geri dönüyor. Lohengrin operasının -özellikle batıda- en fazla ‘Düğün Marşı’ bölümü bilinir ama operanın, yaylıların yüksek pozisyonda çalarak esrarengiz bir atmosfer yaratılmasını sağladıkları ilk perde prelüdü, Wagner’in kariyeri boyunca yazdığı en etkileyici pasajlardandır. Prelüde, temiz çalınmış ‘esrarengiz’ bir yorum getirmekle, Gergiev yönetimindeki orkestra konsere iyi bir başlangıç yapmış oldu. Uvertürün ardından, programda ilan edilenin aksine, Beethoven’ın Dördüncü Senfonisi çalındı. Bence de böylesi daha iyi oldu, zira o akşam dinlediğimiz, iyi çalınmış ama başka da bir özelliği olmayan Beethoven yorumundan sonra dinleyiciler salondan ‘tatminsizlik’ duygusuyla ayrılabilirlerdi. Oysa, Gergiev ve Mariinsky Orkestrası müzisyenlerinin asıl uzmanlık alanlarının Batı klasiklerinden ziyade Rus klasikleri olduğu gayet iyi bilinir ve dünyanın her noktasından sürekli konser teklifi almalarının başlıca sebebi de budur.

Yalnız, Beethoven'ın, elbette çok güzel olmakla birlikte, en iddialı senfonilerinden biri olduğu iddia edilemeyecek Dördüncünün bir festival açılışı için neden seçildiği hakkında iki lakırdı etmemiz gerekir. Açılış için, Schumann'ın 'Nazik Yunan Kızı' diye son derece veciz biçimde tanımladığı, kendisinden önceki ve sonraki senfonilerin gerektirdiğinden daha küçük, daha klasik ölçülerde bir topluluk için bestelenen Dördüncü Senfoni seçilmişti çünkü bu senfoni, Beethoven'ın en tanınmış aşklarından birini yaşadığı 1806 yılında bestelenmişti. Beethoven öğrencisi Josephine von Brunsvick'e 1804-1807 yılları arasında bir düzineden fazla aşk mektubu kaleme almıştı. Bu yüzden kimi müzikologlar von Brunsvik'in hani şu meşhur 'ölümüz sevgili' olduğunu iddia ederler. Beethoven'ın yaşadığı 'ulaşılmaz aşk' (ferne geliebte) mıydı acaba, Nike Wagner'in de altını çizdiği gibi, ona sadece 1806 yılında birbirinden güzel başyapıtlar besteleten? Razumovski Dörtlüleri, Keman Konçertosu, Dördüncü Piyano Konçertosu, Dördüncü Senfoni.
 
Sahnedeki Rus müziği uzmanları, yurttaşları Rimski-Korsakov’un Şehrazad senfonik süitine o akşam da genel olarak güzel ve ‘oryantal’ bir yorum getirerek bizi yanıltmadılar (Oryantalizmde BİFO’nun Türk sazlarını da kullandığı yorumun eline su dökemezler, o da ayrı). Şehrazad ve diğer Rus klasikleri, Mariinsky Orkestrası’nın dünyanın her köşesinde her yıl öylesine çok yorumladığı eserler ki, bu yorumlarda teknik veya anlatım bağlamında kusur aramak beyhude bir çaba haline geliyor. Orkestranın üyelerinin her biri sazlarında son derece güçlü oyuncular. Bunu, kah minnacık kah kapsamlı sololarında anlayabiliyorsunuz. Açılış konserinde de Şehrazat’taki üflemeli sololarının her biri büyük bir ustalıkla kotarıldı. Özellikle solo klarinet olağanüstü yumuşak üfleyişiyle bendenizi mest etti. Sololardan bahis açmışken, sadece bu eserin değil tüm klasik müzik repertuvarının en muhteşem birkaç solosundan biri olan ve bu eserde Şehrazat’ı temsil ettiği çok iyi bilinen keman solosundan söz etmemek olur mu? Orkestranın başkemancılığını, Münih Filarmoni Orkestrası’nın 1992 yılından beri başkemancılığını yapan Lorenz Nasturica-Herschcowici üstlenmişti. Almanya’nın en tanınmış orkestra müzisyenlerinin başında gelen bu Musevi kemancı, Gergiev’in Münih Filarmoni’yi yönetmeye başlamasından itibaren Mariinsky Orkestrası’nın konserlerinde de misafir başkemancılık yapıyor. Solist kumaşına sahip, son derece kaliteli ve deneyimli bir virtüöz. St. Petersburg Mariinsky Tiyatrosu Stradivarius Topluluğu’nu da 2013 yılından beri yönetiyor yani bir ayağı devamlı St. Petersburg’da (Nasturica-Herschcowici, Rodewald lakaplı 1713 yapımı bir Stradivarius kemanla çalıyor). Şehrazad’ın sesi oldu o akşam da, bu son derece seçkin ve kıvırcık gümüşi saçlarıyla fiziki olarak da orkestra camiasında çok iyi tanınan kemancı. 
 
Valery Gergiev yönetimindeki Mariinsky Orkestrası Şehrazad yorumundan sonra gelen yoğun alkışlara, yine her zaman çok iyi yorumladığı Stravinski’den Ateş Kuşu bale süitinin son bölümüyle teşekkür etti. Bu arada, Gergiev’in meşhur kürdanını merak edenlere not: Şef konserde o meşhur uzun kürdanını değil ama normalden kısa sayılabilecek şef değneğini tercih etti.
 
Serhan Bali

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20