SÖYLEŞİ

Ufuk Güler dünya yay yapımcılığı liginde hızla yükseliyor

09.10.2017


Paylaş:

Türkiye’nin tek Batı tipi yay yapımcısı olan Ufuk Güler, bu yıl Frankfurt’ta Müzik Fuarı’yla aynı dönemde düzenlenen Cuvée Darling sergisine, imzasını taşıyan yaylarıyla katılma başarısını gösterdi. Güler’le yay yapım sanatının incelikleri ve yıllar içinde büyük bir sabır ve adanmışlıkla dokuduğu kariyeri üzerine Frankfurt’ta sohbet ettik.
 
Bu Cuvée Darling sergisinden bahseder misin biraz?
Andy Lim bu sergiyi uzun yıllardır düzenliyor. Pek çok ülkeden en iyi yapımcıları davet ediyor. Mesela bu sene Almanya’nın ve Fransa’nın en iyi yay yapımcıları burada. Yine çok önemli keman yapımcıları da var.
 
Katılımcılar Frankfurt Musikmesse’ye rağmen bu serginin düzenlenmesini sorguluyorlar mı?
Evet, neden böyle bir etkinlik düzenlendiğini sorguluyorlar. Bunun, Musikmesse’ye savaş açmakla eşdeğer olduğunu düşünenler yok değil.
 
Andy Lim sıkıntı yaşıyor mu bu sergileri düzenlerken?
Cremona’da düzenlenen Mondomusica ile sıkıntı yaşadığını biliyorum. Önce engellemeye çalışmışlar fakat Cuvée Darling sergilerine katılım arttıkça işbirliği teklif etmişler.
 
Burada henüz böyle bir tepki olmadı mı?
Burada ilk kez düzenlendiği için olmadı sanırım ama bundan sonra ne olacağını bilemem. Bu etkinlikten sonra mutlaka bir tepki gelir diye düşünüyorum. Fuarın katılımcıları bile tepki gösterdiğine göre, fuar yönetimi de mutlaka gösterir.
 


Peki, sana bu etkinliğin faydası oldu mu?
Elbette oldu. Ne e-posta yoluyla ne de atölyesine giderek ulaşamayacağım insanlara bu sergi sayesinde ulaşma fırsatı yakaladım. Mesleki anlamda çok katkısı oldu bana: o insanlardan fikir almak, yanlışlarımı ya da geliştirebileceğim yönlerimi danışmak beni sürekli ileri götürüyor.
 
Kimler mesela bu isimler?
Mesela Stéphane Thomachot diye çok önemli bir Fransız bir yay yapımcısı var. Yine çok önemli bir Alman yay yapımcısı olan Klaus Grunke de burada. Benim özel olarak ilgi duyduğum, Mitsuaki Sasano isimli Japon bir yay yapımcısı ile katıldığım ilk sergi olan 2015 yılında tanışma fırsatım oldu. Onun fikirlerini öğrenmek, erişilemez bir şeydi mesela benim için.
 
Burada senin ürünlerin var, değil mi?
Evet… Hem yaylarımı sergiliyorum, hem meslektaşlarımdan feyiz ve görüş alıyorum hem de müzisyenlerle buluşma fırsatı yakalıyorum.
 


Satış da yapılıyor mu peki?
Yapılıyor. Ben hiç satmadım ama ilk katıldığım fuardan beri hep daha sonrası için faydası oluyor. Buraya katıldığınızın bilinmesi yurt dışında bu işin alım satımını yapan insanların ilgisini çekiyor. Şu anda üretimimin yarısından fazlasını yurt dışına yapıyorum. Ürettiğim yaylar artık dört kıtaya ulaşmış bulunuyor. Geçen sene Amsterdam’da bir yarışmaya katıldım ve “Türkiye’den Katılan En İyi Yay Yapımcısı” gibi bir jüri ödülü verdiler. Türkiye’den katılan tek kişi bendim oysa ki… Bir İngiliz ve bir Singapurlu yay yapımcısını da aynı şekilde ödüllendirdiler. Bu yarışmadan sonra Amerika ve Avustralya’dan teklif aldım ve yay gönderdim. Bu tür etkinliklerin böyle olumlu geri dönüşleri oluyor.
 
Andy ile Türkiye’de de bir etkinlik düzenliyorsunuz, değil mi?
Evet, Andy bana kişisel bir sergi açma fikri vermişti bir konuşmamızda. Bu fikir başka fikirlerin doğmasına sebep oldu ve kişisel bir etkinlik fikrinden uluslararası bir atölye çalışması ve sergi projesi çıktı. Etkinliğin uluslararası kimlik kazanmasında da, davet ettiği isimlerle Andy’nin büyük katkısı oldu. Bu seneki sergi çok önemliydi; Türkiye’de ilk kez bu çapta bir çalgı yapımcıları sergisi düzenlenmiş oldu. 25’e yakın keman ve yay yapımcısı katıldı sergiye. Katılımcılardan 4 tanesi yabancı, kalanlar ise Türk’tü.
Andy Lim de hem katılımcılarla tanışmak hem de yapılan işleri görmek ve kendi düzenleyeceği sergilere davet etmek için özellikle geldi. Katılımcıların hemen hemen hepsi keman yapımcısıydı. Yay yapımcısı olarak yabancı katılımcılarla birlikte dört kişiydik.
 
Yani sen Türkiye’nin tek yay yapımcısı mısın?
Sadece yay yapan ve bir ekole göre yapan ilk kişiyim. Başka yay yapan var ama malzemeleri hazır kullanıyorlar. Ben Fransız ekolüne göre yapıyorum yaylarımı. Yine de bu bir yerden sonra çok önemli değil, önemli olan yaptıklarımızın yıllar sonra da değer görüp görmemesi.
 


Bu ekollerden bahseder misin biraz?
Kemanda İtalyan, yayda Fransız ekolü önemlidir. Günümüzde kemanda İtalya hâlâ en iyisi ama yayda Fransızlar dışında; yine Fransa’da eğitim almış olan başka milletlerden yapımcılar da var. Ben bu işe ilk başladığımda Türkiye’deki müzisyenler Alman yaylarını dünyanın en iyi yayları olarak biliyordu fakat yavaş yavaş değişmeye başladı bu anlayış. Yine Türkiye’de köşeli yaylar çok iyi diye biliniyor. Ben 13-14 ülkeye yay yolladım, hepsi de yuvarlak yay istedi. Yalnızca Hong Kong’dan ve Türkiye’den köşeli yay talebi oldu. Bunun sebebi bence şu: Türkiye’ye hocalar genellikle Almanya’dan geliyor ya da yaya ihtiyacı olanlar Almanya’daki yakınlarından sipariş ediyorlar ve Almanya’daki mağazaların kataloglarında köşeli yaylar daha pahalı. Bu yüzden ülkemizde insanlar köşeli yayın daha iyi olduğunu düşünmüş olabilirler. Fakat bu durum şimdilerde değişmeye başladı.
 
Fransız arşe geleneğinin diğer ülkeler tarafından tehdit edildiğini düşünüyor musun?
Aslında ülke bazında değil ama Amerika bu işi çok ileri götürdü. Kanada’da da birkaç yapımcı var ve hepsi de gerçekten çok iyi seviyedeler; yarışmalarda ödüller alan birçok isim var. Bunun dışında, Almanya’da Alman ekolünü terk edip, işi daha yüksek bir seviyede yapanlar var. Bu şekilde çalışan, Hollanda, Amerika ve Almanya’dan pek çok yapımcı var. Fransa’nın hegemonyası kırıldı diyebiliriz ama bu saydıklarımın hepsi yine Fransa’da eğitim almış olan yapımcılar, ben dâhil. Ben bu işe İtalya’da başladım. 2013’te Fransa’ya gittim ve ondan sonra gerçekten yay yapımcısı olduğumu düşünüyorum. Doğru yolu orada öğrendim çünkü.
 
Hazır buraya gelmişken… Seni yay yapımcılığı noktasına getiren süreçten bahseder misin?
1995’de yaz kampında gitar çalarken tesadüfen beni dinleyen birisi bana konservatuvara girmemi önerdi. Ben torpil olmadan girebileceğimi düşünmüyordum ama bahsettikleri kişiden ders alıp sınavlara hazırlandım yine de. İlk sınav çalgı yapım sınavıydı ve kazandım. Oradaki hoca bana diğer sınavlara girmememi, çalgı yapımın benim için daha iyi olacağını söyledi. Kısa bir tereddütten sonra Çalgı Yapımı Bölümü’ne kayıt yaptırdım. İlk yıl bırakmak istedim çünkü aradığımı bulamadığımı düşünüyordum ve aslına bakarsanız vasat bir öğrenciydim.

 

Mezun olduktan sonra gitar yapmaya başladım. Daha sonra Dokuz Eylül Üniversitesi’nde bir kadro açıldı. Rahmetli Müfit Bayraşa da o zamanlar konservatuvar müdürüydü ve benim gitarımı çalmaya başlamış o dönem. Bana “Sen aradığımız adam olabilirsin!” diye o kadroyu verdi. Böylece Dokuz Eylül’deki maceram başladı. Kadrom geldikten sonra daha çok yaylı çalgılara hizmet vermeye başladım. Oradaki bir arkadaşım Cremona’ya staja gitmişti. Hazar Alapınar hoca bana “Oğlum Türkiye’de yay yapımcısı yok, sen bu alanda çalışabilirsin. İstersen sana da bir hoca bulalım İtalya’da, ona git.” dedi. Böylece İtalya’ya gidip Emilio Slaviero ile çalışmaya başladım. Başlarda yalnızca restorasyon yaptım. Ertesi sene ilk yayımı yapmıştım. 2013’e kadar ustanın yanına gidip gelerek bayağı aşama kaydettik.
 
Sonra okulda Jerrold Rubenstein ile konuşurken, Belçikalı ünlü yay yapımcısı Pierre Guillaume’un luthieri olduğunu öğrendim ve ondan, atölyesine gidip gidemeyeceğimi benim adıma sormasını istedim. Her şey ayarlandıktan sonra Pierre Guillaume son bir mektup yazdı ve yoğunluktan beni kabul edemeyeceğini ama kendi ustasına beni önerebileceğini söyledi. Bahsettiği usta çok önemli bir Fransız yay yapımcısının öğrencisi Gilles Duhaut idi, onunla irtibata geçtim ancak bu sefer de usta benden para istedi. Ben de bir mektupla para veremeyeceğimi ama onun için çalışıp, yaptığım yayları ona bırakabileceğimi söyledim ve bunun üzerine beni kabul etti. 2013 ve 2015 yıllarında birer ay atölyesinde çalıştım. Gilles ile çalışmaya başladıktan sonra gerçek bir yay yapımcısı olduğumu söyleyebilirim.
 
Andy Lim ise bana bambaşka bir vizyon kazandırdı. Andy’nin düzenlediği sergilere beni davet etmesinin dışında mesleğe dair birebir sohbetlerimiz de bana çok katkı sağladı. Şu anda bu işin “şampiyonlar ligi”ndeyim. O etkinliklerde en üst seviyedeki isimlerden mesleğe dair püf noktalarını öğrenebiliyorsunuz. Bana çok şey sağladı…

Peki, nereye ve kimlere iş yapıyorsun?
İzmir Senfoni’den Kartal Akıncı, Borusan Quartet’ten Olgu Kızılay ve Cihat Aşkın yaylarımı kullananlardan hemen aklıma gelenler ve desteklerini hissettiğim isimler. Konservatuar ve orkestralardan öğrenciler ve müzisyenler de var… Ancak Türkiye’de şöyle bir tablo var; öğrenciler iyi çalgı almaya daha meyilliler. Bu şekilde bir yerde kadro buluruz diye düşünüyorlar fakat kadroyu bulduktan sonra çalgı aramayı bırakıyorlar, ellerindeki çalgı yetiyor onlara. Böyle bir sorun var Türkiye’de. Onun dışında bu işe bireysel olarak merak salan müzisyenler azınlıkta.


 
Buraya kaç Türk geldi seninle birlikte?
Andy İzmir’deki sergiye geldi ve katılımcıları orada seçti. Şu anda burada iki Türk keman yapımcısı var. Bir de Andy her yıl farklı bir çalgı yapımcısını davet ediyor. Misafir olarak geliyor, bir ücret ödemiyor ve çalgılarını sergiliyor. Mesela geçen sene İsviçre’den bir lavta yapımcısı gelmişti. Andy bana bunu anlattığında, bizim okuldan kemençe yapımcısı hocamız Mehmet Yalgın’ı önerdim ve kabul etti. Bu şekilde, benimle birlikte dört Türk oldu ama yay yapımcısı olarak tek ben varım.
 
Geleceğe dair hayalin ne peki?
Amerika’da, Amerikan Keman Yapımcıları Derneği’nin düzenlediği bir yarışma var. Oradan bir ödül almak istiyorum. O seviyeye ulaşabilmek için çalışıyorum.
 
Türkiye’ye dair bir hedefin var mı?
Hem bir çalgı yapımcısı hem de akademisyen olarak Türkiye’de çalgı yapımı seviyesi ve standartlarının yükselmesi. Günü kurtarmak adına çalışmak bizde çok yaygın. Bu yaptığımız workshop’lar ve sergiler belki bir şeyleri değiştirir ya da bir vizyon kazandırır diye düşünüyorum.
 
Söyleşi ve Fotoğraflar: Serhan Bali
Yayına Hazırlayan: Onur Aydın

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20