SÖYLEŞİ

Polisiye roman yazarlığından librettistliğe

25.01.2018


Paylaş:

Yazdığı polisiye romanlarla tanınan Ahmet Ümit, librettosunu kaleme aldığı Ninatta’nın kalıcı bir Türk operası olduğunu söylüyor.“Romanlarımı yazarken hep müzik dinlerim, en çok da Beethoven’ın senfonilerini.” diyen usta yazarla 26 ve 27 Ocak’ta izleyicilerle buluşmaya hazırlanan Ninatta operası, müzik ve Hititler hakkında sohbet ettik.
 

Milattan 1650 yıl önce Anadolu’da ilk kez bir krallık kuruldu. Kızılırmak Nehri’nin çizdiği yay içinde doğan bu krallık, kısa sürede Suriye’den Batı Anadolu kıyılarına kadar uzanan bir imparatorluğa, süper bir güce dönüştü. Bu devletin kurucusu Hititler’di. Fethettikleri ülkelerin tanrılarını benimseyerek “bin tanrılı halk” unvanını kazanan, günümüzde Çorum sınırları içinde bulunan başkentleri Hattuşa’yı tapınaklarla dolduran, kanunlarında kadınlara ve kölelere de haklar tanıyan, bilinen en eski Hint-Avrupa dillerinden birini konuşan, krallarının öldükten sonra tanrı olduğuna inanan Hititler.

Yazıları, mitolojileri, mimarileri, kaya anıtları, müzikleri ve kabartmalı seramikleriyle kültür tarihinde özel bir yeri olan Hititler artık opera sahnesinde! Librettosunu Ahmet Ümit’in, kendi romanı Ninatta’nın Bileziği’nden yola çıkarak yazdığı Ninatta operası, 2 Aralık’tan bu yana İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneleniyor. Genç besteci Evrim Demirel’in müziklerini yazdığı, Mehmet Ergüven’in sahneye koyduğu eserde Ninatta rolünü sopranolar Gülbin Günay ve Özgecan Gençer; Nuvanza’yı tenorlar Erdem Erdoğan ve Ali Murat Erengül; Muvatalli’yi baritonlar Caner Akgün ve Alper Göçeri; İnara’yı tenorlar Cenk Bıyık ve Serkan Bodur; Manni’yi mezzo-sopranolar Aylin Ateş, Nesrin Gönüldağ ve Deniz Erdoğan Likos; Arinna'yı ise; mezzo-sopranolar Jaklin Çarkçı ve Ayşe Özkan dönüşümlü olarak söylüyorlar.

Ninatta, dramatik aksiyonun neredeyse hiç yer almadığı, öykünün aryalarla anlatıldığı, müziğin ön planda olduğu bir opera. Türk edebiyatının en önemli yazarlarından Ahmet Ümit'le 26 Ocak Cuma akşamı 20.00’de ve 27 Ocak Cumartesi günü 16.00’da, izleyicilerle buluşacak olan Ninatta operası, müzik ve Hititler hakkında sohbet ettik.



 

Ninatta’nın Bileziği romanı nasıl ortaya çıkmıştı?

Bir belgesel projesi bu romanın yazılmasına vesile oldu. Gazeteci Coşkun Aral, Hititler’le ilgili çekmeyi düşündüğü belgeselin metnini benim hazırlamamı önerdi. Ben de bunu kabul ettim, ancak belgeselin dramatik bir yapısı olmasını istedim. Coşkun bizim önceden seçtiğimiz 12 Hitit kentini gezip anlatacaktı, ama kurguya göre önce Hattuşa’da kazı yapan arkeolog arkadaşını ziyaret ediyor ve burada Ninatta adlı Hititli kadının hayaletiyle karşılaşıyor. Kadın yaşadığı yasak aşktan ötürü tanrılar tarafından lanetlendiğini söyleyip ondan yardım istiyor. Kadeş Savaşı’na katılan sevgilisi Nuvanza’dan bir daha haber alınamamış. Nuvanza, Kadeş’e gitmeden önce tanrıların isteğine uyarak yaptırdığı bilezikleri 12 kente dağıtmış. Ninatta’nın hayaleti, bunlar bulunup toplandığı takdirde üzerindeki lanetin kalkacağını ve sevgilisi Nuvanza’ya kavuşabileceğini söylüyor. Belgesel çekilemeyince bu öyküyü roman olarak yazmak istedim, böylece Ninatta’nın Bileziği ortaya çıktı.



 

Kitabın operaya dönüşme süreci de ilginç.

Evet. İmza günü için Antalya’ya gittiğimde tenor Devrim Demirel’le karşılaştım. Bana Ninatta’nın Bileziği romanından çok iyi bir opera çıkabileceğini söyledi. Devrim Demirel daha sonra besteci Evrim Demirel’in bu eseri besteleyebileceğini düşünmüş. Bu arada ikisi arasında akrabalık yok, sadece isim benzerliği. Sonrasında da çalışmalar başladı. Ninatta operası beş yıllık çalışma sonucunda ortaya çıktı.


 

Ninatta’nın Bileziği esas itibariyle bir aşk romanı. Ninatta operasında da aşk önemli, fakat librettoda adalet ve barış kavramlarına kitapta olduğundan daha çok vurgu yapmışsınız. Neden?

Günümüzde eksikliğini hissettiğimiz şeyler bunlar. Hem Türkiye’de hem de dünyada barışı, adaleti arıyoruz. Eserin güncele de değinmesini istediğimiz için barış ve adalete vurgu yaptık. Uyarlamalarda illaki bir şeyler değişiyor. Ninatta operası benim romanımdan esinlenerek yapılmış ayrı bir eser ancak tek söz sahibi ben değilim. Besteci ve yönetmenin de sürece dahil olduğu kolektif bir iş bu. Her şeyi birlikte yaptık. Mesela kısa süre önce besteci operaya bir arya eklemek gerektiğini düşündü ve benden metin istedi. Ben yazdım, o da besteledi. Çok canlı, interaktif bir çalışma yaptık. Müziklerden çok memnunum, metne çok uygun oldu. Beş yıllık çok ciddi bir çalışma var bu eserin arkasında. Arkeologlarla görüşüldü, Hititler’in başkenti Hattuşa’ya gidildi.



 

Libretto yazmayı sevdiniz mi?

Benim ilk kitabım şiir kitabıydı. Uzun süredir yoğun biçimde roman yazdığım için şiire dönemedim. Libretto yazmak, bu dönüşü gerçekleştirmek gibi bir şeydi, güzeldi benim için. İleride şiir kitapları yazmak, bu konuya yoğunlaşmak var aklımda. Yetmiş yaşlarıma geldiğimde sadece şiirle uğraşabilirim.


 

Ninatta operasında dramatik aksiyonun neredeyse hiç olmadığını, konunun salt aryalar yoluyla anlatıldığını görüyoruz. Neden böyle bir yol seçildi?

Bu, yönetmen Mehmet Ergüven’in tasarrufu ve yorumu. Yenilikçi bir eser olsun istedi ve bu dilin Ninatta’ya daha uygun olacağını düşündü. Kim bilir, belki de ileride başka biri bu eseri farklı bir anlayışla sahneleyebilir.


Kostüm ve dekor da moderndi. Ninatta’nın dizüstü bilgisayarda çalışması, Hitit kralının asker kıyafeti giymesi gibi. Bunlarla vurgulanmak istenen neydi?

Ninatta’nın temaları çağdaş, evrensel temalar. Yaklaşık 3500 yıl önce çıkan Kadeş Savaşı’nın temelinde Suriye’ye egemen olma mücadelesi vardı. Şimdi de Suriye’de savaş var. İnsanın yok etme, savaşma dürtüsü yok olmadı maalesef. Buna vurgu yapmak için post modern bir anlatım seçildi diyebiliriz.


 

Bu operanın Hititler’in başkenti Hattuşa’da yani Çorum’da da sahnelenmesini ister misiniz?

Tabii, çok isterim. Prömiyer gecesi Çorum milletvekili, Çorum’dan kültür müdürü ve Boğazkale Kaymakamı da İstanbul’daydı. Onlara operanın Hattuşa’da sahnelenmesi talebimi ilettim. Onlar da olumlu baktılar. Olursa oraya da gideceğiz. Bursa’da sahnelenmesi için de teklif geldi. Belki Aspendos’ta ve Antep Kalesi’nde sahnelenebilir. Ninatta’nın kalıcı bir Türk operası olduğunu düşünüyorum. Esere ilgi gelen tepkiler de yoğun ve olumlu. Eserin Türkçe ve müziğin bize yakın olması da insanları etkiliyor.



 

Ninatta’dan önce operaya ilginiz var mıydı?

Doğrusu fazla yoktu. La Boheme, Carmen, Don Giovanni, Saraydan Kız Kaçırma gibi popüler eserleri izledim, ama tabii ki Wagner’in uzun operalarını dinleyecek durumda değilim. Ninatta’nın sahnelenme sürecinde operayı biraz daha tanımaya, sevmeye başladım. Opera ve klasik müzik dinlemek bir kültür meselesi ve çocuklukta edinilmesi gereken bir alışkanlık. Puccini, Verdi dinliyorum seviyorum, ancak bir opera tutkunu olduğum söylenemez.


 

Genel anlamda müzikle aranız nasıl? Çalışırken müzik dinler misiniz?

Evet dinlerim. Müzik benim için önemlidir ve her zaman hayatımda olmuştur. Çalışırken üç tür müzik dinlerim: klasik müzik, caz ve mistik müzik. Beethoven ve Chopin yazarken bana çok iyi geliyor, özellikle de Beethoven’ın senfonileri. Ancak Mozart dinleyemiyorum, çok hareketli olduğu için beni dağıtıyor. Çalışırken bunları severim, ama günlük hayatımda hemen hemen her tür müziği dinlerim: Orhan Gencebay ve Müslüm Gürses’in klasikleşmiş arabesk şarkıları, türküler, Türk Sanat Müziği, iyi pop müzik… Müzik olmazsa hayatın bir yanı eksik kalır.


 

Ninatta’nın Bileziği’ni yazarken ne dinlemiştiniz, hatırlıyor musunuz?

Yok, hatırlamıyorum. Ninatta’nın Bileziğini bir ay gibi kısa bir sürede bitirdim. Yoğun duyguların olduğu, ara vererek yazılamayacak bir metindi çünkü. Yazarken yoğun bir şekilde Hitit metinlerini, dualarını, mektuplarını, büyülerini okudum. Savaş öncesinde ve sonrasında Mısır Firavunu II. Ramses’le Hitit kralları birbirlerine mektuplar yazmışlar. Ninatta’nın Bileziği’nde çok fazla tekrar var, çünkü orijinal Hitit metinlerinde, mektuplarında da çok tekrar var. Dil çok arkaik, soyutlama henüz çok zayıf, o yüzden doğadan örneklerle anlatıyorlar her şeyi. Güçlü bir adamdan söz ederken boğa gibi, kartal gibi diyorlar. Güzel kadından bahsederken ceylan gibi diyorlar. Nehri, gökyüzünü, doğayı metafor olarak kullanıyorlar. Ben de Ninatta’nın Bileziği’ni yazarken tüm bunları dikkate aldım.

BENZER HABERLER

    1 YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1 Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0216 325 27 13 | F: 0216 326 39 20