HABER

Sahnelere Yeni Bir Soluk Geliyor: İstanbul Opera Topluluğu

05.06.2021


Paylaş:

Sopranolar Sezin Düzci ve Meltem Ergin’in yedi şancı ve bir piyanisti buluşturmasıyla kurulan İstanbul Opera Topluluğu çalışmalarına bu ay içinde başlıyor. Sekiz kişilik topluluk, Düzci ve Ergin’in dışında, soprano Ayşenur Ayyıldız, mezzosoprano Eylül Elif Arslan, tenor Volkan Çelik, bas-bariton Cihan Ayhan, bariton Serhan Bali ve piyanist Verda Karaçil Cerit’ten oluşuyor. İstanbul Opera Topluluğu sanatçıları, sahip oldukları ses tipleri ve opera-şarkı yorumculuğu sanatına dair kendilerine yönelttiğimiz soruları şöyle yanıtladılar.
 



Ses tipiniz, ses tipinize uyan repertuvar ve söylediğiniz roller hakkında okurlarımızı aydınlatıcı bilgiler verir misiniz? Hangi bestecileri, eserleri, rolleri seslendirmekten özellikle hoşlanırsınız?

Sezin Düzci: Ben bir sopranoyum; yani çok yaygın görülen bir ses grubundayım. Ancak sopranolar arasında birçok ayrım vardır. Ben bu çeşitlilik içinde şu an kendimi lirik koloratur soprano ile lirik soprano arasında bir yere koyabiliyorum. Şu anda bir opera kurumunda söylüyor olsam, Mozart’ın subret rollerini (Despina, Zerlina gibi) ve bunların yanında Donna Anna, Donna Elvira, Kontes rollerini; Bellini’nin Kapuletler ve Montegüler’inden Giulietta’yı rahatça söyleyebilirdim diye düşünüyorum. Tek başına arya olarak şu anda Donizetti’nin Lucia di Lammermoor operasından Lucia’nın aryalarını, Verdi’nin La Traviata’sından Violetta’nın aryalarını, Bellini’nin I Puritani operasından Elvira’nın büyük aryasını çalışıyorum. Bunların arasından bugüne kadar yarışma ve konserlerde Lucia’nın ve Violetta’nın birinci aryalarını söyledim. Sanırım çalışmayı ve söylemeyi en çok sevdiğim eserler Mozart, Donizetti, Bellini ve Verdi’nin eserleri. Bugüne kadar sahnede söylediğim roller ise Purcell’ın Dido ve Aeneas’ından Belinda, Cimarosa’nın Il Matrimonio Segreto’sundan Elisetta ve Tevfik Akbaşlı’nın Troya Efsanesi’nden Cassandra.


Sezin Düzci (soprano)

Meltem Ergin: Ses tipim lirik koloratur soprano. Handel, Mozart, Donizetti, Rossini, Bellini, Verdi ve Puccini eserleri seslendirmeyi çok severim. Repertuvarımda bulunan bazı eserler, Handel’in Jül Sezar operasından Kleopatra’nın aryası ‘Se pieta di me non senti’, Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma operasından Zaide’nin aryası ‘Ruhe sanft, mein holdes leben’, Sihirli Flüt operasından Pamina’nın aryası ‘Ach, ich fühl’s’ ve Gece Kraliçesi’nin aryası ‘Der hölle rache’, Donizetti’nin Don Pasquale operasından Norina’nın aryası ‘Quel guardo, il cavaliere’, Rossini’nin İtalya’da Bir Türk operasından Fiorilla’nın aryası ‘Non si da follia maggiore’, Bellini’nin Kapuletler ve Montegüler operasından Giulietta’nın aryası ‘Eccomi in lieta vesta’, Puccini’nin La boheme operasından Musetta’nın aryası ‘Quando men vo’ ve Verdi’nin Rigoletto operasından Gilda’nın aryası ‘Caro nome’.


Meltem Ergin (soprano) 

Ayşenur Ayyıldız: Ben koloratur sopranoyum. Koloratur soprano, özellikle yüksek/tiz seslerde özel bir esnekliğe sahip olan ses demektir. Hemen tüm opera dinleyicilerinin aşina olduğu en meşhur koloratur soprano rolü, Mozart’ın Sihirli Flüt operasından Gece Kraliçesi rolüdür. Çalıştığım ve seslendirmeyi çok sevdiğim Mozart operalarından soprano ses rengine uygun diğer rolleri şöyle sıralayabilirim: Don Giovanni (Zerlina), Figaro’nun Düğünü (Susanna), Saraydan Kız Kaçırma (Blondchen), Cosi fan tutte (Despina), Idomeneo (Ilia) ve Opera Müdürü (Der Schauspieldirektör) (Madame Herz). Mozart dışında Barok Dönem repertuvarından J. S. Bach’ın Kahve Kantatının yanı sıra Aziz Matta Pasyonu, Aziz Yuhanna Pasyonu, Noel Oratoryosu ve Magnificat gibi dini eserleri; Purcell’ın Dido ve Aeneas, Gluck’un Orfeo ve Euridice, Vivaldi’nin Bayezid, Handel’in Jül Sezar, Alcina, Agrippina, Vivaldi’nin Bayezid ve Rameau’nun Zarif Diyarlar (Les Indes Galantes) operaları seslendirmeyi ve çalışmayı çok sevdiğim eserler arasındadır.

Barok ve Klasik Dönemlerin müziğine olan özel düşkünlüğüm yüzünden olsa gerek, Romantik Dönem repertuvarında şu ana kadar daha az rol çalışıp repertuvarıma katma fırsatı buldum. Bu dönemden söylediğim rollerin birçoğu, Donizetti (Aşk İksiri, Don Pasquale, Alayın Kızı) ve Bellini (Kapuletler ve Montegüler, Uyurgezer Kız gibi bel canto dönemi bestecilerinin operalarından. Elbette Puccini’siz bir romantik dönem düşünülemez. Nitekim, La Boheme operasından Musetta rolünü 2019 yazında Çekya’da katıldığım bir ustalık sınıfında çalıştıktan sonra orkestralı bir konserde söyleyerek unutulmaz bir deneyim yaşadım. Bir de benim operetler ve operatik müzikallerden oluşan bir dünyam var. J. Strauss’un Yarasa opereti, Weber’in Operadaki Hayalet ve Bernstein’in Batı Yakasının Öyküsü müzikalleri repertuvarımdan eksik etmeyeceğim eserlerdir. Lied/chanson bestecilerinden ise Schubert, Schumann, Wolf, Faure, Debussy ve Poulenc favorilerim arasındadır.

Eylül Elif Arslan: Beş senedir lirik mezzo-soprano çalışıyorum. İtalyanca ‘yarı, orta’ anlamlarına gelen ‘mezzo’ kelimesinden de anlaşılacağı üzere mezzo-soprano, alto ve soprano sesleri ortasında yer alan kadın ses grubudur. Diğer bir deyişle, ne alto kadar pes, ne de soprano kadar tizdir. Mezzo-soprano olmanın yanı sıra, sesimin taşıdığı lirik karakter nedeniyle, dramatik ve koyu rollerden ziyade daha yumuşak ve lirik roller seslendiriyorum. Şimdiye dek çalıştığım repertuvarın çoğunu, ‘pantolonlu roller’ dediğimiz, genç erkek rolleri oluşturuyor. Çünkü genç bir erkek sesi, kadın sesine en yakın biçimde mezzo-soprano ses aralığı ve ses rengiyle örtüşüyor. Karşı cinsi oynamak her ne kadar zor olsa da, uzun bir gözlem çalışmasıyla karakterle bütünleşmek mümkün ve çok keyifli oluyor.

Lirik mezzo-soprano rollerine, Barok Dönem bestecileri ve Mozart’ın eserleri başta olmak üzere Romantik Dönem Fransız ve Alman bestecilerin eserlerinde de sıklıkla rastlanır. Özellikle Barok eserlerde, bu rollere yazılmış partiler çoğunlukla ajiliteli pasajlar istediğinden dolayı, sesin gerekli hareket kabiliyetine ve esnekliğe sahip olması büyük önem arz eder. Tüm lirik mezzo-soprano rolleri arasında benim özellikle seslendirmekten hoşlandıklarım, Barok Dönem eserlerdeki pantolonlu rollerdir sanıyorum. Bu dönem eserlerindeki şan partilerinde şarkıcının tercihine göre eklediği ‘süsleme’ bölümleri yoruma büyük bir özgürlük alanı katarken, konuları bakımından günümüzle taşıdığı benzerlikler beni çok etkiler. Bu kadar eski tarihli bir eserde nasıl oluyor da bugünün duygularını aynısıyla bulabilmek mümkün oluyor diye hayrete düşerken rolüme daha büyük bir heyecanla yaklaşıyorum.


Volkan Çelik (tenor)

Volkan Çelik:
Ses tipim tenor. Sesime uyan, söylemekten hoşlandığım repertuvar ise Mozart, Puccini, Bellini, Verdi ve Donizetti’nin operaları. Verdi'nin Rigoletto operasından Mantova Dükü rolünü çok sevdiğimin özellikle altını çizmeliyim.

Cihan Ayhan: Bas-baritonum. Konservatuvarda aldığım eğitim ve kendi merakım birleşince çok geniş bir repertuvara sahip oldum. Bu sebeple Handel’den Mozart’a, Verdi’den Puccini’ye birçok bestecinin eserlerini seslendirdim. Bu büyük isimlerin eserlerini söylemekten oldukça keyif alıyorum. Aralarından özellikle, Mozart’ın Don Giovanni operasından Don Giovanni ve Leporello ile Verdi’nin Rigoletto operasından Sparafucile rollerini sayabilirim.

Serhan Bali: Benim ses tipim lirik bariton. Sesim bir dramatik baritonunki kadar koyu değil; özellikle Klasik ve Romantik dönem operalarındaki lirik bariton partilerinin üstesinden rahatlıkla gelebilecek açık tınılı, tiz rejisterden yana da şanslı bir ses. Bariton ses alanındaki tiz notalara rahatlıkla çıkabildiğim için örneğin Verdi’nin La Traviata operasından baba Giorgio Germont ve Don Carlo operasından Rodrigo rollerini severek ve rahat ederek söylüyorum. Zaten oldum olası Verdi’nin bariton rollerinin tutkunuyumdur. Dramatik tınılı ve daha volümlü bir sesim olsaydı Maskeli Balo operasından Renato’nun aryası Eri tu ve Rigoletto operasından aynı adlı baş karakterin aryası Cortigiani’yi söylemeyi çok isterdim. Hoş bazen yaramazlık edip söylemiyor da değilim (Gülüyor). Bunların dışında Mozart’ın Don Giovanni karakterinin serenadı Deh vieni alla finestra, Susanna ile olan düeti La ci darem la mano, Figaro’nun Düğünü operasından Kont Almaviva’nın aryası Vedro mentr’io sospiro, Donizetti’nin Don Pasquale operasından Doktor Malatesta’nın aryası Bella siccome un angelo, Çaykovski’nin Yevgeni Onegin operasından Onegin’in aryası severek söylediğim eserler arasında yer alıyor. Opera dışında sanat şarkısı ve özellikle de lied repertuarına inanılmaz bir ilgim var. Beethoven, Schubert, Schumann, Brahms, Richard Strauss ve Mahler şarkılarını söylemeye bayılıyorum. Çok geniş bir repertuvar olduğu için bu alandaki bilgimi her geçen gün ilerletmeye gayret ediyorum. Fransızca şarkıları da gün geçtikçe daha çok keşfediyorum. Müzikallerden de severek söylediğim birkaç parça var ve tabii İtalyanca Napolitenler olmadan olmaz.

Opera-şarkı yorumculuğunun bir şancı olarak sizin için ne anlama geldiğini birkaç cümleyle anlatır mısınız?

Meltem Ergin: Bir şancı olarak benim için opera-şarkı yorumculuğu, seslendirilen eserin karakterine bürünerek o karakterin hissettiği duyguları dinleyiciye bütünüyle aktarabilmek, yansıtabilmek demektir. Uzun bir yolculuktur, asla sonu olmayan bir eğitim süreci vardır. Her bir eser için aylarca titizlikle çalışılır. Nihayet sahneye çıkıp seyirciyle buluştuğumuzda ise mesleğimize olan tutkumuz daha da artar. İşte o an emeklerimizin karşılığını almışızdır.


Ayşenur Ayyıldız (soprano)

Ayşenur Ayyıldız: Opera veya şarkı yorumculuğunun benim için anlamı, hikâyenin ya da librettonun yani sözlerin, şarkıcının hissiyatıyla -şarkıcılık tekniği anlamında- yeterli olmak koşuluyla buluşması, anlamlanması ve doğru biçimde icrasıdır. Başarılı sanatçıları izlediğimizde ifadeye önem verdiklerini, kelimeleri iyi telaffuz ettiklerini, söyledikleri dile hâkim olduklarını, aslında bir tiyatro eserinin parçası olduklarını unutmadan, seslerindeki renklerle oyunculuklarını iyi bir vokal tekniği kullanarak buluşturduklarını görürüz. Montserrat Caballé, La Diva Turca’mız Leyla Gencer, Edita Gruberova, Mariella Devia, Elisabeth Schwarzkopf, Diana Damrau, Lucia Popp, Anna Moffo, Barbara Hendricks, Edith Wiens, Angela Gheorghiu, Erin Morley gibi saymakla bitiremeyeceğim idolüm olan sopranolar dışında son dönemde genç yaşta başarılı yorumlara imza atmış Lisette Oropesa, Nadine Sierra, Rosa Feola, Sabine Devieilhe gibi sanatçıları da yakından takip ediyorum.

Sezin Düzci: Opera-şarkı yorumculuğu benim için bir özgürleşme aracı. Ama bu özgürleşme bir anda olmuyor. Bu iş disiplinli ve uzun süreli bir çalışma gerektiriyor. Bu çalışmalar sonucunda sağlıklı, güçlü, güzel sesler üretmenin verdiği his tarifsiz. Sanki insanın bedeninde yolunda gitmeyen her şey yoluna giriyor, sanki her şey moleküllerine kadar düzene giriyor. Böyle bir özgürleşme.


Eylül Elif Arslan (mezzo-soprano)

Eylül Elif Arslan: Şarkı söylemenin benim için çocukluğumdan beri çok özel bir yeri vardı, öyle ki meslek olarak başka bir hayalim hiç olmadı. Bu yolda tanıştığım opera şarkıcılığında ise şarkı söylemekten çok daha fazlasını buldum. Her yeni gün sesimin gelişimine şahit olmak, sesin oluştuğu yerleri hayretle keşfetmek ve duyguları en ufak nüanslarla aktarırken müzik tarihinde sesimle bir yolculuğa çıkabilmek benim açımdan paha biçilmez bir deneyim. Wagner'in ‘Gesamtkunstwerk’ diye tanımladığı, tüm sanatların birleşimi olan opera sanatında, edebiyattan tiyatroya tüm sanatların izini bulmak mümkün. Bunların yanında, lied yorumculuğu da benim için ayrı bir tutkudur diyebilirim. Büyük şairlerin kelimelerine sesimle hayat verebilmek, onların düşünceleriyle birleşmeyi ve o zamana gidebilmeyi mümkün kılıyor zihnimde. Tüm bu sebeplerden, şan sanatının benim için türlü güzelliklerle dolu uzun ve keyifli bir yolculuk olduğunu söyleyebilirim.

Volkan Çelik: Opera aylar hatta bazen birkaç yıl boyunca süren çok iyi bir takım çalışması sonucunda izleyicilere sunulabilen, tüm duygulara hitap edebilen bir sahne eseridir. Arya olsun, türkü olsun, doğru biçimde söyleyebilmek ciddi bir zaman alabiliyor. Hatalarımızdan öğreneceğimiz ve böylece deneyim kazanacağımız süreçlere ihtiyaç duyuyoruz. Böylece eserleri daha yakından tanıyıp yorumlarımızı dinleyenlerimize her seferinde daha iyi yansıtma olanağı buluyoruz.
 
Cihan Ayhan: Operayı seçmemdeki sebep bir insanın şarkı söylerken tüm sınırlarını zorlaması ve mükemmel bir tekniğe sahip olana kadar daima çalışıp kendini geliştirmesidir. O mükemmel tekniği de bir sporcu gibi daima kondisyonunu koruyarak devam ettirmesi gerekiyor. Sonrasında ise yorumculuk devreye giriyor işte, yani asıl en üst nokta budur. Herkes bir aryayı veya şarkıyı notaların hakkını vererek söyleyebilir. Fakat gerçekten o eserin ruhunu yansıtmak, o dönemin gerektirdiği müzikaliteyi ortaya çıkarmak herkesin harcı değildir. Bunu başarabilen yorumcular ancak dünya çapında yıldız olabilirler.
 
Serhan Bali: Şarkı söylemek benim için bir mutluluk kaynağı. Şarkı söylediğim her zaman kendimi keyifli bir insan olarak hissediyorum. Klasik müziğin her alanına yıllardır büyük bir ilgi duymakla birlikte vokal müziğe ve bunun içinde operaya, sanat şarkılarına her zaman ayrı bir muhabbet beslemişimdir. Konservatuvar eğitimim olmadığı, sosyal bilimler alanında eğitim aldığım ve daha sonra da ana mesleğim haline gelen yayıncılığa başladığım için şan alanında eğitim görme fırsatım olmamıştı. Ama 2016-2019 yılları arasında çok sevdiğim bu dünyaya artık daha ciddiyetle eğilmem gerektiğine karar vererek Okan Konservatuvarı çatısı altında şan yüksek lisansı yaptım. Geç girdiğim bu alanda kısa sürede yol kat etmek amacıyla çok çalıştım ve hala da çalışıyorum. Yıllar yılı ciddi bir dinleyici olarak eğildiğim bu alana artık bir şarkıcı olarak da emek vermek ve sevdiğim eserleri bilinçle yorumlamak beni çok mutlu ediyor.
 
Grubunuzun işlevi ve opera-konser şarkısı yorumculuğu alanında başarmak istedikleri hakkında neler söylemek istersiniz?


Cihan Ayhan (bas-bariton) 

Cihan Ayhan: Bu grup henüz sadece fikir halindeyken sevgili Sezin benimle görüştü. Bir beyin fırtınası yaptıktan sonra ekipte olabilecek kişileri birbirimizle paylaştık ve piyanistimiz ile birlikte sekiz kişilik harika bir kadro oluştu. Bu ekiple önce Türkiye’de, sonra dünyada konserler vermek istiyoruz. Ülkemizde birçok insan operayı tanımıyor. Edirne’den Kars’a tüm halkımıza operayı kanlı canlı bir biçimde tanıtma hedefimiz var. Biz her tür ses grubundan oluşan ekibimiz ile opera eserlerini beğenilerine sunacağız. Sevip sevmemeleri ise onlara kalmış (Gülüyor).

Sezin Düzci: Bu grupla öncelikli hedeflerimiz, öğrendiğimiz sanatı en güzel, en eğlenceli şekilde icra etmek, Türkiye’de olabildiğince çok sayıda yere gidip konser vererek yaptığımız işi tanıtmak, operaya ilgi ve talebi artırmaktır. Türkiye’de konservatuvarda öğrenim görmüş olup Devlet Operasına giremediği için ve operayla başka bir şekilde geçim sağlayamadığı için susan birçok insan var. Çok güzel sesler susuyor ya da bu sesler söylese bile yeterince görünmüyor; oysa tüm bu sesler söylemeli ve aslında amatör de olsa çok daha fazla insan şarkı söylemeli. Aslında özel tiyatrolar olduğu gibi özel operalar da olabilmeli. Bu da sanırım talebi artırmakla mümkün olabilecek. Biz de ortaya bir ürün koyarak tanıtmak ve gelebilecek talebi görmek istedik. Gücümüz yettiğince sahneleme yapmak, eğlenceli ve ilgiyi canlı tutan programlar hazırlamak istiyoruz. Sadece opera eserlerinden bölümler değil, klasik tarzda şarkılar, müzikallerden bölümler ve film müzikleri de söylemek istiyoruz. Aldığımız eğitimin karşılığını verebilmek, Türkiye’de operaya, operatik seslere olan ilgiyi artırmak için emeğimizi ortaya koymak, yapabileceğimiz kadarını yapmak istiyoruz.

Eylül Elif Arslan: Topluluğumuzla Türkiye'nin çeşitli sahnelerinde konserler verebilmek ve opera temsilleri yapabilmeyi çok isterim.

Volkan Çelik: İçinden geçtiğimiz zorlu süreçte, ortak paydamız ve tutkumuz olan opera sanatını nicedir özlediğimiz seyircilerimizle paylaşmak güzel bir fikir olacaktır diye düşündük. Bu birlikteliği geleceğe kalıcı bir şekilde taşıyıp daha geniş kitlelere ulaşmak bizim için çok önemli. İstanbul Opera Topluluğu vasıtasıyla geleceğe kalıcı bir iz bırakmak ve opera sanatına yeni tutkunlar kazandırmak istiyoruz.


Serhan Bali (bariton) 

Serhan Bali: Bu topluluğun kurulmasını tüm arkadaşlar gibi ben de sevinçle karşıladım. Benim sevincimin opera sanatıyla olan bağlantım ve bu alana şarkıcı olarak sonradan girmemden kaynaklanan özel bir nedeni de var diye düşünüyorum. Geç yaşta şarkıcı olduğum için benim gibi alana geç girenlere moral veren onları motive eden bir misyon yüklenmiş bulunuyorum. Bu güzide topluluğun çatısı altında beni dinleyecek olanlara hangi yaşta olurlarsa olsunlar opera-şan alanına girmenin yaşının olmadığını ve eğer çok arzu ederlerse, gerekli eğitimi alırlarsa ve çok çalışırlarsa, bilinçli şarkı söylemelerinin önünde engel olmayacağını uygulamalı olarak anlatmaya çalışacağım. Elbette bunları söylerken konservatuvar çatısı altında lisans eğitimi almış, bu işe yıllarını vermiş benden daha deneyimli arkadaşlarıma haksızlık etmeyi kesinlikle düşünmem. Onların önce eğitim, daha sonra da çalışma hayatlarında ne kadar fedakâr biçimde ve çeşitli yoksunluklara katlanarak bu sanatı yaptıkların yıllardır önce yayıncı sonra da şarkıcı olarak deneyimledim ve her birine büyük saygı duyuyorum. Topluluğumuzun her bir üyesi seslerinde, sanatlarında daha şimdiden çok iyi yerlere gelmiş, kişilikleriyle de örnek alınacak değerli bireyler. Umuyorum ki bu yeni çatı altında çok daha ses getiren işlere imza atacaklar, atacağız.
 
Grubun piyanisti Verda Karaçil Cerit’e de bir soru yönelttik.

Bir piyanist olarak opera-konser şarkısı yorumculuğu hakkındaki düşüncelerinizi, şancılara bakışınızı, bir şancıyla aynı sahnede olmanın, onunla birlikte icra yapmanın püf noktaları ve inceliklerini öğrenebilir miyiz?


Verda Karaçil Cerit (piyanist)

Bir piyanist olarak opera şarkısı yorumculuğu zahmetli bir iştir. Öncelikle operaların anlattığı konu, tarihi, o dönemdeki siyasi olayları ve dönemin yaşam koşulları hakkında fikir sahibi olmak, o şarkıyı kavramak açısından önemli bir rol oynar. Diğer taraftan operalar orijinal olarak orkestra tarafından eşlik edildiğinden dolayı piyanistin de o randımanda şancıyı desteklemesi ve zengin orkestra renklerini mümkün olabildiğince piyanoda duyurabilmesi gereklidir. Bu yüzden piyanist esere tamamen hâkim olmalıdır. Genel olarak şancılarla çalışmak; opera eşliği, lied eşliği deşifreyi ve müzikaliteyi çok geliştirir. Yeterince solisti iyi dinlemeyi, farklı dillerde telaffuzu, vurguyu, diksiyonu öğrenirsiniz. Fransızca, İtalyanca ve Almanca gibi başka yabancı diller bilmek de bir avantaj sağlar. Onun dışında aynı anda çalıp söyleme beceriniz ve refleksleriniz artar.
 
Şan eşliğini, korepetitörlüğü, genel olarak işinizi severek yapmak size olumlu şekilde geri dönecek ve sizi mutlu edecektir. Konsere çok iyi bir şekilde hazırlanmak, detaya inmek gerekirse; şancının nefesi ile uyum içinde olmak, onu dinlemek, çok iyi takip edebilmek, konserde veya odisyonda şancı ezber hatası yaptığında ya da ölçü atladığında onu yakalayabilmek işin inceliklerindendir. Ayrıca kendi partinizden ve şancının partisinden emin olarak sahnede solistin psikolojik olarak rahat hissetmesini sağlamak diğer bir püf noktasıdır.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20