MAKALE

Efsanevî Tenor Corelli 100 Yaşında!

29.06.2021


Paylaş:

“Kahramanca gücü olan ama aynı zamanda müthiş güzel bir ton, hislere hitap eden koyulukta, gizemli, melankolik… Fakat her şeyin ötesinde gök gürültüsü ve şimşek barındıran bir ses, ateş ve kan...”
Herbert von Karajan, Franco Corelli üzerine…
 
Franco Corelli 1950, 1960 ve 1970’lerin en çok sevilen, takip edilen, plak yapan, temsilleri heyecanla beklenen tenorlarından biri, birçoklarına göre ise ilk önde geleniydi. Neydi Franco Corelli’yi bu kadar eşsiz yapan? Sahneye son kez çıktığı 1976 yılından bu yana aradan tam 45 sene geçti fakat Corelli hâlâ en çok dinlenen ve sevilen tenorların başında geliyor. Benim için Corelli’yi eşsiz kılan, söylediği her şeyi bulup almak istediğim neredeyse tek tenor yapan özelliği, dinlerken duyduğum heyecan. Ses güzelliği, müzikalitesi, ifadesi, hepsi ayrı ayrı değinmek gereken özellikleri. Fakat kanımca onu eşsiz yapan şey söylediği her cümlede, her frazda verdiği sonsuz heyecan. Corelli’nin sesini ve söyleyişini neredeyse 30 senedir biliyorum fakat onu dinlediğimde hâlâ kimi zaman nefesimi tuttuğumu hissediyorum. Çok az tenoru, hatta çok az opera sanatçısını dinlerken, kontrolüm dışında olan bir şey bu…
 
8 Nisan 1921 yılında Ancona’da doğan Franco Corelli, Gemi Mühendisliği okurken bir arkadaşına özenip ses yarışmasına katıldı. Her ne kadar bir derece alamadıysa da şarkı söylemeye devam etmesi gerektiği öğüdünü tuttu ve amatör olarak şarkı söylemeye başladı. Ömrü boyunca çok az şan hocasıyla çalıştı ve kendi tekniğini kendisi oluşturdu. Özellikle hayran olduğu Giacomo Lauri-Volpi’nin kayıtlarını dinledi ve en büyük öğretmenin, başarılı şancıların kayıtları olduğunu sıklıkla dile getirdi. Özellikle şef Ottavio Ziino’nun da desteğiyle ilk defa sahneye 1951 yılında Carmen operası ile Spoleto’da çıktı. Don Jose rolü Franco Corelli’nin repertuvarında tam 24 yıl boyunca aktif olarak yer aldı. 1952 yılında Roma Operası’nda üç ayrı rolü üstendi. Zandonai’nin Giulietta e Romeo operası ve Musorgski’nin Boris Godunov operaları aktif repertuvarında kalmasa da Adriana Lecouvreur çok uzun yıllar boyunca repertuvarında kaldı. Corelli’nin özellikle ilk yıllarında sadece birer prodüksiyon yapıp bir daha söylemeyeceği çok sayıda ve belki de onunla özdeşleşmeyen roller vardır. Bunları sayacak olursak, 1951-1958 yılları arasında seslendirdiği, Musorgski’nin Kovançina, Prokofyev’in Savaş ve Barış, Spontini’nin Agnese di Hohenstaufen ve La Vestale, Handel’in Giulio Cesare ve Hercules, Gluck’un Ifigenia in Aulide, Salvatore Allegra’nın Romulus ve Verdi’nin Simon Boccanegra eserleridir.



Özellikle 1954 yılında La Scala’nın sezon açılışı için sahnelenen La Vestale operasında Maria Callas ile olan birlikteliğinden sonra en çok aranan ve beğenilen tenorlardan biri konumunu gelmiştir. İlk defa 1953 yılında Trieste’de Norma operasında başlayan bu birliktelik, Callas 1965 yılında sahnelerden ayrılana kadar sürecek ve opera severlere unutulmayacak temsiller yaşatacaktır. Özellikle beraber söyledikleri Il Pirata ve Fedora operaları öylesine sansasyonel olmuştur ki üzerlerinden 65 yıl geçmesine rağmen koleksiyonerler dünyanın bir yerinden bu temsil kayıtlarının gün yüzüne çıkmasını ummaktadır. Franco Corelli 1958 yılında kendi ölümüne kadar sürecek olan evliliğini Loretta di Lelio ile gerçekleştirir. Bir soprano olan Loretta, kariyerini kocası için bırakacak ve onun hem eşi hem de sağ kolu olacaktır.
 
1961 yılında Metropolitan Operası’nda ilk defa sahneye çıkmadan önce İtalya’da repertuvarına, daha önce saydığımız rollerin yanına PagliacciAidaAndrea ChénierDon CarloToscaLa Fanciulla del WestFedoraLa Forza del DestinoTurandotIl Trovatore ve Ernani’yi de katmıştır. Bu rollerin birçoğunu uzun süre boyunca repertuvarında tutan Corelli, özellikle güç beğenen Milanolu opera severlerin gözünde 1961 yılında canlandırdığı Verdi’nin La Battaglia di Legnano, Birgit Nilsson’la söylediği Turandot ve 1960 yılında Callas’la seslendirdiği Poliuto operalarıyla ilahlaşmıştır.
 
Corelli, 1961 yılında Amerika’da ilk defa sahneye çıktıktan sonra Milano’daki La Scala’ya 1962 yılında yıldız bir kadroyla sahnelenen Les Huguenots ve 1963 yılında sahnelenen Cavalleria Rusticana ile dönmüş bu tarihten sonra ise vaktinin neredeyse tamamını Amerika’daki operalarda sahneye çıkarak geçirmiştir. 1964 yılında repertuvarına La Bohème’i ve Romeo et Juliette’i, 1971 yılında da Werther ve Lucia di Lammermoor’u katmıştır. Sahnede canlandırdığı son yeni rol, 1973 yılında oynadığı Macbeth operasındaki Macduff rolüdür. 1976 yılında Torre del Lago’da söylediği La Bohème temsili Corelli’nin jübilesidir. Daha sonra, 1981 yılında New Jersey’de iki konser vermiş ve bir daha sahneye çıkmamıştır. İlerleyen yıllarda şan hocalığı yapmış ve 2003 yılında geçirdiği bir beyin kanaması neticesinde 82 yaşında hayata veda etmiştir.


 
Corelli denince karşımıza bir gurup karşıtlık çıkacaktır. Bu karşıtlıklar büyük tenorun hem sanatında hem de karakterinde vardır. Birkaç örnek vermek gerekirse, örneğin, boyu gerçekten uzun olmasına rağmen daima yüksek topuk giymek istemiş, zaten 1.85 civarı olan boyu ona hiçbir zaman yeterli gelmemiştir. Her temsil sonrasında hatta bazen temsil devam ederken ne kadar kötü söylediğini yüksek sesle söylemiş, yanındaki rol arkadaşlarına defalarca iyi olup olmadığını sormuşken, kendisini yuhalayan bir seyircinin peşinden elindeki kılıcıyla koşmuştur. Canlandırdığı her role olağan üstü hazırlanmış, bulduğu her fırsatta hatta yürüyüş yaparken bile eserin notalarını yanına alıp çalışmışken Les Huguenots’ta Joan Sutherland ile olan düette müziği unuttuğu için susmuştur. Sonuç Sutherland’ın deyimiyle “Düetimiz bir anda benim aryama dönüştü” şeklindedir. Yine söylemeyi çok istediği Lucia di Lammermoor’daki Edgardo rolüne yeteri kadar hazırlanamadığı için temsilde birkaç müzikal ve söz hatası yapmıştır. Bunun üzerine ikinci temsili yarıda bırakmış ve bir daha da bu rolü seslendirmemiştir. Il Trovatore’deki “Di quella pira”yı ve La Bohème’deki “Che gelida manina” aryasını Do notasından dolayı daima yarım ton, La Bohème aryasını kariyerinin sonuna doğru bir ton aşağı söylerken diğer operalardaki Do notası onu hiç korkutmamış hatta La Gioconda operasındaki Enzo-Barnaba düetinin ve Don Carlo operasındaki Don Carlo-Rodrigo düetinin sonundaki Do notasını oktav yukarı söylemiştir. 1975 yılında, sahnelerden ayrılmadan önceki son yılında Turandot’un “No, no principessa altera” frazındaki seçime bağlı Do notasını her seferde söylemiş, Carmen operasının ikinci perde finalinde yazılı olmayan Do notasını tutmuş fakat La Bohème aryasını Do’dan çekindiği için bir ton aşağı söylemiştir. Aynı yıl içindeki temsillerinde bile zaman zaman farklılıklar vardır. Romeo et Juliette’te üçüncü perde finalindeki tradisyonel Do’yu aynı ay içindeki bazı temsillerde alırken bazılarında almaz. Fakat düetteki Do’yu her temsil alır. Aynı hafta içinde söylediği Werther’in ikinci perde aryasındaki Si’yi bir temsilde alırken üç gün sonraki temsilde almadığı kayıtlarda vardır.
 
Corelli’nin repertuvarının gelişimi de başlı başına bir karşıtlık içerir. Hiçbir tenor Andrea ChénierPagliacciAidaTurandot veya Il Trovatore ile kariyerine başlayıp WertherRomeo et JulietteLa BohèmeLucia di Lammermoor ile bitirmemiştir.
 
Karakter olarak son derece gergin ve hassas bir yapıya sahip olan Corelli’nin sahne korkusu ve asla temsil yapmak istememesi oldukça iyi bilinen ve konuşulan bir konudur. Metropolitan Operası’nda söylemeyi çok istediği Werther’in açılış gecesinde seyircilerin bir bölümünün onu istemediği, o dönemin en meşhur Werther’ini dinlemek istedikleri söylendiğinde bir anda açılış gecesine çıkmayı reddetmiştir. Temsil zamanı daima şapka ve fularıyla, dışarı sıcaklığı kaç olursa olsun gezmesi ve mümkün olduğunca verilen gala davetlerinden, partilerinden kaçması aslında sahip olduğu utangaç ve çekingen doğasından dolayıdır. Konuşma sesi oldukça hafif ve neredeyse güçlükle duyulur bir volümdedir.



Bir opera sanatçısı olarak Corelli’yi ele aldığımızda ilk aklıma gelen özelliği sesinin gücü, parlaklığı, renginin güzelliği ve en tiz tonlara bile en ufak bir renk değişimi olmadan çıkmasıdır. O sesin içindeki metal, İtalyanların “squillo” diye tabir ettikleri, Türkçede tam karşılığı olmayan fakat en yakın şekilde “çınlama” diyebileceğimiz özellik eşsizdir. Özellikle tiz notaları Si, Do, Do diyez öylesine berrak, güçlü ve sağlamdır ki etkilenmemek mümkün değildir.
 
Corelli oldukça içten ve hissi bir yorumcudur. Özellikle romantik karakterlere kendisini çok yakın hissettiğini söyler. Kimi zaman bestecinin notasyonuna karşı gelse bile, yaptığı her şey o kadar içtendir ki dinleyenin kulağına inandırıcı gelir. Werther ve Romeo’sunu dinleyen bazı kişiler Fransız stiline uygun olmadığını düşünebilir fakat Corelli’nin Werther’i öylesine etten, kemikten ve tutku doludur ki karakter onunla birlikte acı çektiğimiz gerçek bir hâle dönüşür.
 
Sahnede daha az hareketi olan, daha statik fakat kahramanca bir duruş ve söyleyiş gerektiren rollerde, uzun boyu, düzgün bacakları (Bacaklarını göstermek için hemen hemen bütün kostüm kreatörleri ona tayt giydiği kostümler dizayn etmiştir!) yakışıklılığı ve kendinden emin söyleyişi, volümlü, parlak sesi ve sağlam tiz tonlarıyla, adeta bir güç sembolü olmuş, tam da bu fiziksel ve vokal olarak güç göstergesi olan saydığımız rollerde bir efsaneye dönüşmüştür. Onun Aida’sı, Turandot’u, Fanciulla del West’i, Il Trovatore’si bütün bu bakımlardan eşsizdir.
 
Corelli’nin bir başka çok konuşulan ve bugüne kadar hiçbir tenorun onun kusursuzluğunu yakalayamadığı bir özelliği de yaptığı diminuendo’lardır. Özellikle Aida’daki “Celeste Aida” ve “O terra addio”da ve Romeo et Juliette’teki “Ah! Leve toi soleil”de üç forte bir Si bemolü büyük bir ustalıkla üç piyanoya düşürür. Corelli’ninki kadar büyük bir sesin kademe kademe bu diminuendo’yu yapması onun tekniğinin sağlamlığı ve kendisini kusursuzluğa ulaştırmak için ne kadar çok çalıştığının en büyük kanıtıdır. Özellikle Romeo et Juliette’teki bu yavaş yavaş piyanoya düşüş öylesine mükemmeldir ki nefesinizi tutarsınız ve en sonunda adeta bir fısıltıya dönüşen ama asla içindeki enerjisini, metalini ve desteğini kaybetmeyen bu nota sona erdiğinde (Mesela Philadelphia temsilinde bu bu nota tam 19 saniye sürer!) seyirci öylesine büyük bir coşkuyla Bravo diye bağırır ki adeta salon yıkılır!
 
İşte Corelli’yi en büyüklerden biri, kimilerine göre de en büyük tenor yapan bence seyirciye verdiği bu heyecandır. Özellikle Parma’daki Tosca temsili eşi benzeri olmayan mucizelere bir örnek daha teşkil eder. Corelli o gece sesiyle, oyunculuğuyla ve özellikle “E lucevan le stelle”de inanılmaz tek nefeslerle diminuendo’larıyla öylesine bir temsil gerçekleştirir ki seyirciler temsilin sonunda salonu terk etmeyi reddeder, alkışlar dinmez ve sahneye bir piyano taşınır, Corelli “Core n’Grato”yu söyler. Bu eşi benzeri olmayan, sanırım kolay kolay da görülemeyecek bir seyirci coşkusudur. Aynı temsilde Cavaradossi’nin “Vittoria”sı Corelli tarafından öylesine büyük bir coşku ve tutkuyla söylenir ki Si bemolün sonunda seyirciler alkış fırtınasına tutulur ve müzik durur. Çok şanslıyız ki bu efsanevî gece, CD’de kayıtlıdır.



Özel hayatında son derece çekingen, mütevazi ve sakin olan Corelli, sahneye çıktığı ve söylemeye başladığı anda ilahlaşır, devleşir ve o nerede duyarsanız duyun tanıyacağınız altın bir çağlayan gibi taşan sesi, tutkulu söyleyişi, sonsuz uzunluktaki nefesi, şan tekniğinin sağlamlığı ve giydiği her kostümü bir film yıldızı gibi taşıyan fiziğiyle birçok opera sever için kendisinden önceki ve kendisinden sonraki birçok tenordan bir, hatta birkaç adım önde yer alacaktır.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20