SÖYLEŞİ

Oda Müziği Alanında Türkiye'nin Dünyaya Açılan Yeni Kapısı

03.07.2021


Paylaş:

Türkiye’de oda müziği icracılığı alanında kararlı ve emin adımlarla çalışması sonucunda farklı ve ses getiren işlere imza atan Bosphorus Trio Naxos firmasından yayınlandıktan hemen sonra ICMA (Uluslararası Klasik Müzik Ödülleri) adayı olan Turkish Piano Trios (Türk Piyanolu Üçlüleri) adlı kaydıyla büyük beğeni topladı. Ayşe Yavaş, Bosphorus Trio’nun her biri çalgısında çok başarılı bir yorumcu olan üyeleriyle sohbet etti.
 
Sevgili Özgecan Günöz, Çağlayan Çetin ve Özgür Ünaldı, 14 Ağustos’ta tüm dijital platformlarda çıkan ve kısa süre içinde müzik market raflarında da yerini alacak olan ilk albümünüz üzerine konuşmadan önce dilerseniz biraz geçmişe uzanalım. Müzik eğitimlerinizden ve yaptıklarınızdan okurlarımıza kısaca bahseder misiniz?
ÖZGECAN GÜNÖZ: Ben müzisyen bir ailenin çocuğu olarak İzmir’de doğdum. Beş yaşında çocuk korosuna katıldım ve piyano dersleri almaya başladım. Kemana 1996 yılında, dokuz yaşındayken Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda başladım ve 2000 yılından itibaren Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda devam ettim. Bir yıl sınıf atlayıp 2005 yılında mezun oldum. Yüksek lisansımı 2007-2010 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda yaptım. Bu okullarda sırasıyla Cengiz Özkök, Reyyan Yücelen Başaran, Kartal Akıncı ve Venyamin Varşavski ile çalıştım. Yurtiçinde ve yurtdışında önemli isimlerle farklı atölye çalışmaları ve festivallere katıldım. 2007-2011 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda görev yaptım. 2011 yılından beri de İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nda çalışıyorum ve 2006 yılından beri bu orkestramızda başkemancı yardımcısı unvanıyla görev yapıyorum. Ayrıca 2006 yılından beri Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nda çalıyorum.

2000 yılında Lions Kulübü’nün düzenlediği keman yarışmasında Ege Bölgesi Birinciliği’ne, aynı yarışmanın Türkiye elemelerinde ise Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldüm. 2004 yılında Yamaha firması ve Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın ortaklaşa düzenlediği Yaylı Çalgılar Yarışmasında üçüncülük ödülü kazandım.

Orkestra ve trio çalışmalarımdan geriye kalan zamanlarda fırsat oldukça solist olarak konserlerime devam ediyorum. Bugüne kadar Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası, Antalya Devlet Senfoni Orkestrası, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası, Bulgaristan Shumen Devlet Senfoni Orkestrası, İstanbul Oda Orkestrası, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Orkestrası, Milli Reasürans Oda Orkestrası, Karşıyaka Belediyesi Oda Orkestrası, Orkestra Akademik Başkent, Mersin Üniversitesi Akademik Oda Orkestrası, Ankara Gençlik Senfoni Orkestrası, Orkestra’Sion, Dokuz Eylül Üniversitesi Senfoni Orkestrası ve Bodrum Oda Orkestrası ile solist olarak konserler verdim.
 
ÖZGÜR ÜNALDI: Ben ailenin ilk müzisyeniyim diyebilirim. Konservatuvara geç sayılabilecek bir yaş olan 14’ümde girdim. Öncesinde yedi yaşımda Seçkin Gökbudak’tan özel teori ve piyano dersleri aldım. Müzik okuluna girmeye karar verip de birçok konservatuvarın sınavını kazanınca tercihimi, burslu kazandığım Bilkent Üniversitesi’nden yana kullandım. Eğitimime piyano pedagogu Gülnara Aziz’in sınıfında başladım. Bilkent’i bölüm ve fakülte birincisi olarak birincilikle bitirir bitirmez yurtdışı eğitim tercihimi, dünyada bu eğitimin verildiği en köklü okullardan biri olarak kabul edilen Moskova’daki Çaykovski Devlet Konservatuvarı’ndan yana kullandım. Aspirantura (sanatta yeterlik dengi) sınavlarını kazanıp Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı’ndan aldığım bursla bu okulda okudum. Bana göre dünyada sayılı pedagog ve piyanistlerden biri olan, Rusya Federasyonu Devlet Sanatçısı Prof. İrina Plotnikova ile başladığım sanatta yeterlik çalışmalarımı 2010 yılında tamamlayıp ülkeme döndüm. Avusturya’da düzenlenen 17. Uluslararası Johannes Brahms Yarışması’nda piyano dalında ödül alan ilk Türk oldum ve ayrıca ‘En İyi Brahms Yorumu Ödülü’ sahibi oldum.

Şu an aktif konser kariyerime devam ederken bestecilik çalışmalarımı da sürdürüyorum, aynı zamanda Bursa Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim üyesi olarak çalışmaktayım. Yurtiçi ve yurtdışında birçok konser, festival, resital ve çalıştaya katılmanın yanı sıra önde gelen orkestra şeflerinin yönetimindeki senfoni orkestralarıyla konçertolar seslendirdim. Prof. Robert Levin’in bulguları temelinde geliştirdiğim doğaçlamalı Mozart yorumlarım oldukça yankı uyandırdı ve övgüler aldı. Bu alanda ayrıca Mozart yorumculuğu üzerine yazdığım bilimsel bir makalem yayımlandı.

Bosphorus Trio’daki çalışmalarımın yanı sıra viyola sanatçısı olan eşim Elena Ünaldı ile viyola-piyano ikilisi olarak yurtiçi ve yurtdışında resitaller veriyoruz. Kompozisyon alanında Hatıra Ahmedli Cafer, Bujor Hoinic ve Zarife Bakihanova’yla çalıştım. Solo piyano için farklı formlarda Prelüd, Tokkata gibi eserler, klasik konçertolar için kadanslar, ikili ve üçlü enstrüman grupları için düzenlemeler yazdım. Son eserim olan Alnar Çeşitlemeleri solo piyano için bestelendi ve sanatçılardan son derece olumlu eleştiriler aldı.
 
ÇAĞLAYAN ÇETİN: Ben de öğretmen bir ailenin müzisyen çocuğu oldum. Konservatuvara doğduğum şehir Edirne’de başladım. Benim girdiğim dönemde Reşit Erzin, Nuri İyicil gibi duayen müzisyenlerin kurduğu genç bir okuldu o zamanlar, Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı. 1999 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na geçerek, müziğe başladığım hocam Reşit Erzin’in öğrencisi olarak devam ettim. Daha mezun olmadan birçok orkestrada çalışmaya başlamıştım. 2006 yılında lisans ve 2009 yılında yine aynı üniversitede yüksek lisans programlarından mezun oldum. 2004 ve 2006 yıllarında İtalya’da düzenlenen Pergine Festivali'ne davet edilerek (Pergine Spettacolo Aperto) burada birçok oda müziği konseri verip PSA Festival Orkestrası’nda viyolonsel grup şefliği görevini üstlendim.

Başta İstanbul Devlet Opera ve Bale Orkestrası olmak üzere İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Şişli Senfoni Orkestrası, Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası, Filarmonia İstanbul, İstanbul Oda Orkestrası ve Orkestra İstanbul'da görev aldım. Ayrıca Aperto Youth Orchestra, Bakırköy Oda Orkestrası, Gürer Aykal'ın kurduğu İstanbul Sinfonietta ve Orchestra'Sion'un viyolonsel grup şefliğini yaptım. 2000-2014 yılları arasında MSGSÜD Gençlik Orkestrası, MSGSÜDK Senfoni Orkestrası, TÜDK Senfoni Orkestrası, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası, Bakırköy Oda Orkestrası ve Orchestra'Sion ile solist olarak birçok konsere katıldım. 2012-2015 yılları arasında Kocaeli Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim üyesi olarak çalıştım ve El Sistema'nın Türkiye ayağı olan Barış İçin Müzik Vakfı'nda viyolonsel eğitmenliği yaptım.

Eylül 2016’da Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrasının açtığı sınavı kazanarak viyolonsel grubunun bir üyesi oldum. Ayrıca 2019 yılından beri Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı’nda viyolonsel dersleri veriyorum.



Bosphorus Trio olarak Naxos etiketiyle ilk albümünüzü yayımladınız. İstanbul’un incisi olan Boğaziçi kuşkusuz size ilham vermiş. Bosphorus Trio’nun adı nereden çıktı?
Ö.G. Ben neden Boğaziçi değil de Bosphorus adını tercih ettiğimizden öncelikle bahsedeyim. Elbette dilimize ve kültürümüze sahip çıkmak çok önemli, ancak uluslararası platformda ‘Boğaziçi’ kelimesini telaffuz etmek ve yazmak zor. ‘Ğ’ ve ‘Ç’ gibi harflerinin verebileceği sıkıntı nedeniyle ismimizi Bosphorus olarak kullanmayı tercih ediyoruz.
 
Ç.Ç. Bosphorus ismi sadece İstanbul Boğazı için kullanılan bir özel isim. Biz de buradan yola çıkarak, tüm dünyanın ilgisini üzerine çeken bir kent olan İstanbul’a ait bir isim seçmek istedik.
 
Kuruluş öykünüze gelecek olursak, okurlarımıza o konuda neler anlatırsınız?
Ö.G. Üçümüz de ayrı ayrı veya birlikte çok çeşitli oluşumlarda oda müziği yapmış müzisyenleriz. Ama bunlar çoğunlukla bir veya birkaç konser için bir araya gelinen projelerdi. Uzun yıllardır aklımızda viyolonsel sanatçımız Çağlayan Çetin ile sürekliliği olan bir grup kurma fikri vardı. Çağlayan daha çok yaylı çalgılar dörtlüsü kurmayı düşünüyordu ancak ben piyanolu üçlü olma konusunda ısrar ettim. Doğru zaman geldiğinde ikimizin de ortak fikri, Özgür’le bu fikrimizi paylaşmaktı.
 
Ç.Ç. Ben en başında Özgecan’ın da dediği gibi bir yaylı çalgılar dörtlüsü kurma düşüncesindeydim fakat piyanolu üçlü için de çok kolay ikna oldum. Özgecan’la aynı şehirde yaşadığımız için bugüne kadar defalarca konser verdik. Özgür’le ise birlikte askerlik yaptığımız yerde tanıştık. Birlikte müzik yapmaya orada başladık ve daha sonra piyanolu üçlü fikri hayatımızın ortak noktası oldu.


 
O halde sözü şimdi size verelim Özgür Bey. Bir piyanolu üçlünün parçası olma düşüncesini nasıl karşıladınız? Böyle bir hayaliniz var mıydı?
Ö.Ü. Çok yoğun bir dönemimdi. Çoğunlukla ikili, dörtlü ve beşli gruplarla oda müziği yapma düşüncesi ve arzusuyla geçici olarak bir araya geliyorduk. Bu çeşitlilik çok yorucuydu ve üstelik devamı da gelmiyordu. Bir adı olan, konsantrasyonumu dağıtmayacak, en fazla iki ayrı grup üyeliğinden oluşan bir oda müziği hayatım olsun istiyordum. Özgecan ve Çağlayan’dan böyle bir teklif gelince üzerinde hiç düşünmedim bile, hemen ‘evet’ dedim. Oda müziği bir müzisyen için çok kıymetlidir. Oda müziği yapmayan bir müzisyenden söz edemeyiz bile. Bir piyanistin müzik yaşamında zaten müzikle ilgili her şey olmalı. Şancılara ya da diğer çalgılara eşlik yapmalısınız, oda topluluklarında çalmalısınız ve elbette solist piyanist olarak konserler ve resitaller de vermelisiniz. Bunların arasında oda müziğinin önemi çok başkadır. Çalmadığınız bir çalgı ile baş etmeye çalışmak müzisyenliğinizi muazzam geliştirir. Piyanonun melodisi keman veya çelloya geldiğinde ben hep heyecanlanır, piyanonun yapamayacağı şeyleri onlardan duymak beni hep şaşırtır ve imkânlar kısıtlı bile olsa o çalgıların yaptıklarını yapmaya çalışmak beni hep geliştirir. Bütün bu alışverişler beni elbette çok mutlu ediyor. Bunun tersi diğer çalgılar için de geçerli.
 
Bosphorus Trio olarak yola çıktığınızda hedefleriniz neydi? Bu hedefleri gerçekleştirme yolunda hangi zorluklarla karşılaştınız?
Ö.G. Aslında birçok amacımız var. Bunları saptayarak adım adım ilerledik. Amaçlarımızdan ilki, bestecilerimizi dünyaya tanıtmak. Bunun için konserlerimizde mutlaka bir veya birkaç Türk eserine yer vermeye özen gösteriyoruz. Naxos’tan çıkardığımız albüm ile bu amacımızın ilk ayağını gerçekleştirmiş olduk. Bu albümde iki Türk eserinin (Tüzün ve Balcı) dünyadaki ilk kayıtlarını yaptık. Sonraki albüm hedeflerimizde ise diğer bestecilerimizin triolarını kaydetme planımız var. Bir diğer amacımız ise, oda müziğinde duayen isimlerin atölye çalışmalarına katılmak, kendimizi bu alanda da geliştirmek. Alban Berg Quartet’in birinci kemancısı Günter Pichler ile İtalya’nın Siena kentinde düzenlenen Uluslararası Chigiana Akademisi’nde birlikte çalıştık. Bizim için çok kıymetli bir beraberlikti. Bestecilerimizin eserlerini seslendirmenin yanı sıra klasik trio repertuvarının köklü eserlerine de yeni bir bakış açısı kazandırmayı ve bunları da dinleyicilerimize sunmayı amaçlıyoruz. Tabii amacımız her şeyin başında, ülkemizi ve değerlerini hem yurtiçinde hem de yurtdışında en başarılı şekilde temsil etmek.
 
Ö.Ü. Bestecilerimizin eserlerine yönelmek değerli bir amaç ama buna ulaşmak için neler gerektiğini sıralamak sayfalar sürer. Öncelikle bunun için notalara ihtiyacımız vardı ve biz notaları araştırmak, ortaya çıkarmak, hatta eser sipariş etmek gibi bir oda müziği grubunu aşan konularda da gözümüzü kararttık. Bu eserlere aynı zamanda sahip çıkmak da istiyorduk. Kurulduğumuz günden bu yana bu hedefimizden hiç şaşmadık. Bu hiç de kolay olmadı çünkü Türk bestecilerinin notalarına ulaşmak bir maceraya dönüşebiliyor. Çalma izinlerini elde etmek, telif haklarıyla ilgili konuları çözmek, hakların kime veya hangi kuruma ait olduğunu öğrenmek, bu hakları ödemek… Tuhaf bir şekilde asıl işimiz bu süreçten sonra başlıyor ve aslında en zoru olmasına rağmen keyif aldığımız için bize en rahat gelen adım da bu yani eserlere çalışıp prova yapmak, konserlerde çalmak. Bunu da söylemesi aslında dile kolay çünkü bazen bestecilerin sadece el yazmalarına ulaşabiliyorsunuz. Bunları bilgisayarda yazdırmanız, yazabilecek kişiyi bulmanız ve bu etabın masraflarını da üstlenmeniz gerekiyor. Tüm bunları bir arada düşününce aslında delilik gibi geliyor ama iyi ki önümüze çıkan zorluklar karşısında yılmamışız. Geldiğimiz noktada ülkemizde önde gelen az sayıda piyanolu üçlüden biriyiz ve burada yetenek, çalışmak ve konser vermekten bahsetmiyorum, bir amaç koyup önüne hangi engel çıkarsa çıksın ilerleyebilmek Bosphorus Trio’nun artık alıştığı bir yaşam biçimi oldu.

Albümünüze baktığımda bestecilerimizden Hasan Ferit Alnar, Ferit Tüzün, İlhan Baran ve Oğuzhan Balcı’nın eserlerini görüyorum. İlhan Baran’ın Dönüşümler adlı eseri uluslararası platformlarda tanınan ve bu sayede ülkemizin tanınırlığını da arttıran bir eser. Sanırım bu nedenle albüme aldınız bu eseri.
Ö.G. Evet, İlhan Baran çok önemli bir bestecimiz ve Dönüşümler de öyle. Böylesine güzel bir eseri mutlaka repertuvarımıza almalı ve ilk albümümüze koymalıydık. Ferid Alnar’ın Piyanolu Üçlüsünün Türkiye’de çok değerli sanatçıların elinden çıkan kayıtları var. Ancak bizimki, bu eserin uluslararası bir firmadan çıkan ilk kaydı oldu. Ferit Tüzün’ün hikâyesi ise çok enteresan. Bu eserin varlığını biliyor ancak notalarına ulaşamıyorduk. Uzun süren çabalarımız sonucunda eserin notasını Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nde bulduk ve gerekli izinleri alarak yazılışından tam 68 yıl sonra İstanbul'daki ilk seslendirilişini gerçekleştirdik. Bu sebeple Tüzün'ün Piyanolu Üçlüsü bizim için ayrı bir önem taşır. Albümde yer alan bir diğer eser, sevgili Oğuzhan Balcı’nın Piyanolu Üçlüsü. Kendisinden bu albüm için bir eser yazmasını istedik. Sağolsun bizi kırmadı. Bu çok keyifli eser de Tüzün ile birlikte kaydı ilk defa yapılan eserler olarak albümde yer aldı ve tarihe geçti.
 
Ferit Tüzün’ün notalarını bulma ve teliflerle ilgili nasıl bir süreç yaşadınız? ilk eserlerin günışığına çıkarılmasında hep sıkıntılar yaşanır.
Ö.Ü. Bir plan yapmak ve uygulamak iki farklı şey. Evet Türk bestecilerini çalalım, tanıtalım, ancak nota var mı? Ulaşabilir miyiz? Çoğu eser el yazması hâlinde ve de okunması çok güç. Bunların bir notist tarafından bilgisayarla yazılması gerekiyor. Ferit Tüzün’ün notalarını bulmak hiç kolay bir süreç olmadı. Dilekçeler yazdık. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün Ferit Tüzün’ün birtakım eserlerinin telifini satın aldığını öğrenmiştik. Tüzün Trio da bu eserlerin arasındaydı ancak tamamen el yazmasıydı. Gerekli izinleri aldık ve notaları okunur şekle getirdik. Bunun için epeyi bir mesai harcadık.
 
Oğuzhan Balcı da ülkemizin önemli bestecilerinden. Sizin için yazdığı eser hakkında neler söylersiniz?
Ö.Ü. Oğuzhan Balcı önemli değerlerimizden. Sıklıkla eserlerinde yaptığı gibi bu eserde de her bölümü grubun farklı bir üyesi için yazdı. İlk bölüm “Gün Kızılı” Özgecan için, ikinci bölüm “Duru Su” Çağlayan için, üçüncü bölüm “Kısrak” benim için yazıldı. Farklı karakterlerimizin bestecideki izlenimini gözlemlemek oldukça ilginç. Bizim severek, keyifle kaydettiğimiz bir eser oldu.
 
Çalgılarınızın özelliklerini ortaya çıkaran pasajlar mı yazdı Balcı?
Ö.Ü. Çalgılardan çok ruh hâllerimizi yansıtan bölümler yazdı. Çaldıkça konuşmak daha iyi olacak sanırım. Çünkü bu yeni trio, salgının da araya girmesiyle henüz hiçbir konserde çalınmadı. Yalnızca kaydı var, yani canlı olarak seyirciyle bir etkileşime geçmedi.
 
Gelecekle ilgili yakın zamandaki projeleriniz nelerdir?
Ö.G. Hedeflerimizden biri de İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük kentler dışındaki kentlere de giderek konserler verebilmek. Anadolu'nun çeşitli bölgelerine giderek üniversite veya belediye konserleri organize etmek ve buralarda belki de hayatında ilk defa klasik müzik dinleyecek kişilere ulaşmak istiyoruz. Şu ana kadar sadece Batman'a giderek bu hedefimizin küçük bir kısmını gerçeğe dönüştürebildik. Orada bizi heyecanla bekleyen dinleyicilerle buluşmak harika bir histi.
 
Okuyucularımıza son söz olarak neler söylemek istersiniz? İletmek istediğiniz herhangi bir mesaj var mı?
Ö.G. Albümümüzü Naxos etiketiyle dünyaya tanıtmaktan dolayı gururluyuz. Şu sıralar küresel salgın nedeniyle herkes gibi zor ve sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Müziğimizi ve sanatımızı yeni normallere uydurmaya çalışıyoruz. Ancak oda müziği ülkemizde ne yazık ki hâlâ çok değer gören ve bilinen bir tür değil. Türkiye'de her geçen gün oda müziği grupları artıyor ve gerçekten çok iyi sanatçıların oluşturduğu dünya çapında gruplarımız var. Şu an Covid-19 salgını nedeniyle sahne üzerinde küçük kadrolu eserler seslendiriliyor, mümkün olduğunca az sayıda kişiyle konserler yapılıyor. Dileğim, bu zor dönemi fırsata çevirerek, konser salonlarında, festivallerde, yazın açık hava mekânlarında oda müziği için çok daha fazla alan yaratılması ve oda müziğinin dinleyiciyle çok daha fazla buluşturulması.
 
Ö.Ü. Bu albüm dört yılın emeği ve yoğun çalışması sonucunda doğdu. Sanat su gibi, bir şekilde yolunu buluyor. Albümün de bir dinleyici kitlesi olacak elbette, evlerde kalınca bunu daha da iyi anladık. Fakat bir sanatçının, hatta sanatın hayatta kalabilmesi için kayıtlardan daha da önemlisi canlı konserler ve seyirci etkileşimi. Bizi desteklemeye ve konserlerimizi ilgiyle takip etmeye devam etmeleri seyircilerden en önemli dileğimiz.
 
Ç.Ç. Bir araya geldiğimiz günden beri özellikle müziklerimizi, kültürümüzü daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çabaladık. Çok önemli bestecilerimiz var ve bu isimlere her geçen gün yenileri de eklenerek daha da büyüyor sanatımız. Biliyoruz ki bir ülkenin müzik tarihini o ülkenin bestecileri yazar. Biz de ülkemizin müziğini, bu albüm ve gelecekteki projelerimizle birlikte uluslararası alanda duyurmaya çalışacağız. Son söz olarak, değerli katkıları sayesinde bu albümün ortaya çıkmasını sağlayan, çok yakın bir zaman önce kaybettiğimiz sevgili Muzaffer Kurtcan ve Emek Yağ firmasına sonsuz teşekkür ederiz.
 
Boğaziçi’nden tüm dünyaya açılan Bosphorus Trio’ya başarılar diliyor ve bizlerle paylaştıkları değerli bilgiler için de teşekkür ediyoruz…



Bosphorus Trio
Bosphorus Trio, keman, çello ve piyano için yazılmış geniş bir oda müziği repertuvarını yeni bir solukla dinleyiciyle buluşturmak için mesafeleri idealleriyle aşıp bir araya gelen, profesyonel kariyerlerini güçlü bir amatör ruhla birleştirmeyi başaran üç genç ve çalışkan yorumcular tarafından kuruldu. Grup, kısa zamanda radyo programlarında, müzisyen ve klasik müzik çevrelerinde adından sıklıkla söz ettirirken birçok prestijli salonda konserler vermeye başladı.
 
“Önce biz” parolasıyla Türk bestecilerin eserlerini ortaya çıkartmayı, bu eserlerin çarpıcı ve ilham verecek yorumlarıyla konser dinleyicilerinde iz bırakmayı, kayıt projeleriyle ise ölümsüzleştirmeyi ilke olarak belirleyen Bosphorus Trio kurulur kurulmaz bu yönde adımlar atmaya başladı. Grubun bu çabasına en iyi örnek, bestelenişinden 68 yıl sonra Ferit Tüzün’ün Piyanolu Trio’sunun notasını ortaya çıkartarak Süreyya Operası’nda başarıyla yaptıkları İstanbul prömiyeri oldu. Türk bestecilerin yanında klasik trio repertuarının köklü eserlerine de yeni bir bakış açısı kazandırmayı, onları adeta dünyada ilk kez seslendirircesine yorumlamayı hedefleyen Bosphorus Trio, müziğe, sanata ve kültüre katkı yapabilmek için eşine az rastlanır bir şekilde yorulmadan emek veren üç kişi değil, aslında tek bir enstrüman gibi tınlamayı hedefliyor.
 
Grubun kemancısı Özgecan Günöz İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nda başkemancı yardımcısı, viyolonselcisi Çağlayan Çetin Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nda viyolonsel grubu üyesi, piyanisti Özgür Ünaldı ise Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda öğretim üyesi olarak görevlerini sürdürüyorlar.
 
Bosphorus Trio yeni bir topluluk olmasına rağmen bugüne kadar Uluslararası Ankara Müzik Festivali, Klasik Keyifler ve Goethe Enstitüsü iş birliğiyle Beethoven 250, Byzanthe Oda Müziği Festivali gibi prestijli festivallerde yer almanın yanı sıra İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası eşliğinde Beethoven’ın Üçlü Konçerto’sunu solist olarak yorumladı. Grup ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall, ODAMER, CSO Konser Salonu, Hikmet Şimşek Sanat Merkezi, UÜDK Uygulama Salonu, Erimtan Müzesi gibi Türkiye’nin önemli sahnelerinde verdiği konserlerde övgüler aldı.
 
İtalya’nın Siena kentinde bir asırdır düzenlenen, dünyanın en köklü yaz akademilerinden ‘Uluslararası Chigiana Akademisi’nde Alban Berg Quartet’in birinci kemancısı Günter Pichler ile aktif olarak çalışma hakkını elde eden Bosphorus Trio, akademi sonunda Pichler’in referans ve tavsiyeleriyle az sayıda katılımcının elde edebildiği ‘Merit Diploma’nın sahibi oldu. Siena’daki Palazzo Chigi Saracini’de düzenlenen konserde Beethoven’ın Hayalet başlıklı üçlüsünü başarıyla seslendirerek otoritelerden övgü aldı.
 
Kurulduğu günden beri seçkin müzik çevrelerinden, dinleyicilerden gelen olumlu eleştiriler, önemli organizasyonlardan gelen konser teklifleri bu dinamik oda müziği grubunu daha da cesaretlendiriyor. Grup bu cesaretle özgün yorumlarla donanmış zengin bir repertuvarı taşıyan, Marmara'dan dünyaya açılan güçlü bir kültür gemisi olma yolunda adımlar atmaya devam ediyor.Notacini firmasının destek ve girişimi sayesinde dünyaca ünlü Bärenreiter Yayınevi ile bir nota sponsorluğu anlaşması imzalayan Bosphorus Trio, oda müziği edisyonları arasında ‘en iyi’ olarak bilinen Bärenreiter Urtext ile tüm prova ve konserlerini yapıyor. Bosphorus Trio’nun dünyanın önde gelen kayıt firmalarından biri olan Naxos etiketiyle Turkish Piano Trios adında bir albümü yayınlandı. Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması finalindeki canlı performansları ise Lila Müzik etiketiyle Bosphorus Trio’nun ikinci albümü olarak yayınlandı. Grup bu yeni albümünde piyanolu üçlü için bestelenen dört yeni eserin kayıtlarına yer verdi.

Ayşe Yavaş

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20