SÖYLEŞİ

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'na 25'lik Taze Kan

27.07.2021


Paylaş:

Avusturyalı orkestra şefi Patrick Hahn’ın Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın 2021-22 sezonundan itibaren baş misafir şefi olarak görev yapacağı Borusan Sanat tarafından geçtiğimiz ay kamuoyuna duyuruldu. İki sezon boyunca BİFO’yu diğer şeflerle birlikte yönetecek olan Hahn henüz 25 yaşında. Orkestrayı ilk kez geçtiğimiz yaz İstanbul Müzik Festivali’ndeki konserinde yöneten Hahn podyumda sergilediği bilgili, sağlam, güven veren duruşuyla takdir toplamıştı. BİFO’yu Covid-19 salgını gölgesinde geçen 2020-21 sezonunda verilen dinleyicisiz konserler dizisinde tam yedi kez yöneten Hahn ile sezon biter bitmez masaya oturuldu ve iki yıllığına anlaşma imzalandı. Önümüzdeki konser sezonunun başından itibaren sıkça izleyeceğimiz Patrick Hahn ile yeni görevi üzerine sıcağı sıcağına söyleştik.

 

 

 

Wuppertaler Bühnen und Sinfonieorchester GmbH’nin genel müzik direktörlüğüne 2021-22 sezonundan itibaren getirilmek suretiyle Almanya’daki en genç GMD unvanını kazandınız. Şimdi de ülkemizin lokomotif senfonik topluluğu olan Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın baş misafir şefliği görevini üstlendiniz. Sizce bu kadar genç yaşta elde ettiğiniz bu kayda değer başarıların ardında yatan sırlar nelerdir? Bu soruyu size sormamın nedeni, başarınızın diğer genç şefler için de ilham verici olduğuna inanmamdan kaynaklanıyor.

İnanılmaz ölçüde şanslı bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirdim. Kendileri profesyonel müzisyen olmasalar da annem ve babam istemediğim hiçbir şeyi yapmak konusunda beni zorlamadılar, aksine profesyonel müzisyenlerin dünyasına yabancı olmalarına ragmen müzik alanında ilerlemem konusunda beni hep desteklediler. Ben de bu destekten aldığım cesaretle sanat dünyasının farklı alanlarında at koşturmak konusunda hiç çekingenlik yaşamadım. İlk operamı, Mozart’ın Sihirli Flüt’ündeki çocuk partilerinden birini söylememden aldığım ilhamla, 12 yaşımda besteledim. Lisedeyken yerel amatör koroyu birçok konserde yönettim, ABD’de yaşadığım sırada çokça jazz çaldım vs. Tüm bu deneyimlerim, çevremdeki insanların bana verdiği büyük destek ve hissettirdiği dostluk, kendi yolumu çizmem konusunda beni hep teşvik etti. Şu an yapabildiklerim için herkese şükran duyuyorum. 

 

Önemli pozisyonlara gelen orkestra şeflerinin yaş ortalaması son yıllarda bir hayli düştü, şimdilerde sizin gibi başarılı genç şefleri isim yapmış orkestraların GMD’si olarak daha fazla görüyoruz. Siz nasıl yorumluyorsunuz bu önemli gelişmeyi?

Günümüzde daha fazla genç şefi uluslararası orkestraların podyumlarında görebildiğimiz doğru. Bence yaş, diğer pek çok fiziksel özellik gibi, artık önemli bir faktör olmaktan çıktı. Elbette genç şeflerin farklı orkestralar yönetmek alanında az deneyim sahibi oldukları bir gerçek ama gençler müziği yorumlamakta daha farklı, taze bir bakış açısına sahipler ve her defasında müziğe yeni bir yaklaşım getirmek heyecan verici bir duygu. Eğer yöneteceğiniz müziği nasıl şekillendirebileceğiniz konusunda sağlam fikirlere sahip olursanız o zaman yaşyalnızca basının ilgileneceği türden çekici ama müzik için önemsiz bir bilgiye dönüşür.

 

Almanya-Avusturya topraklarından çıkan çok sayıda iyi müzisyende gördüğümüz gibi sizin geçmişinizde de erkek çocuklar korosu deneyimi bulunuyor. Graz Erkek Çocuklar Korosu’nda söylemenin müziği ve insan seslerini daha iyi tanımanıza yol açtığını söyleyebilir misiniz? 

Kesinlikle! Erkek çocuklar korosunda geçirdiğim o yıllar için ne kadar şükran duysam azdır. Her şeyden önce, erken yaşlarda müzik yapmanın, özellikle de şarkı söylemenin bireyi sosyal yönden geliştirdiği, yapılan birçok araştırma sonucunda ispatlanmıştır ki ben de aynı deneyimi ve kazanımları yaşadım. Ayrıca erkek çocuklar korosunda söyleme deneyimi bana insan sesleri ve korolarla çalışmanın ve kendi sesimi tanımanın da yolunu açtı. Bu kazanımın yararlarını mesleğimde görüyorum. İnsan sesi doğada var olan en samimi, en sıcak çalgıdır ve diğer tüm çalgıların yapılış amacının insan sesini taklit etmek, onun tınısına olabildiğince yaklaşmak olduğunu görebilirsiniz. Birlikte nefes almak yalnızca şarkıcılar ve üflemeli çalgıcılar için değil orkestradaki tüm çalgılar için yaşamsal öneme sahiptir.

 

Graz Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi’nde orkestra şefliği, korrepetisyon ve piyano alanlarında yüksek eğitim gördünüz. Okul yıllarınız nasıl geçti, üniversiteniz ve oradaki öğretmenleriniz hakkında neler söylersiniz?

Graz Üniversitesi’nde çok güzel yıllar geçirdim, ama bu tarz bir akademik eğitimin sanat dünyasında başarılı olmanız için yeterli geleceğini kimse iddia edemez. Bir orkestra şefi değişik oda topluluklarıyla, orkestralarla provalar yaparak, onları konserlerde yöneterek deneyim sahibi olur ve diğer müzisyenlerle nasıl çalışması gerektiğini öğrenir. Bunlar, bir üniversitenin bir yere kadar verebileceği eğitimlerdir, deneyimlerdir. Üniversitede şeflik derslerini iki veya üç piyanolu sınıflarda görürdük, elbette her istediğimizde bir senfoni orkestrası bulamıyorduk öğrenmek ve öğrendiklerimizi uygulamak için. Burada biraz da öğrencinin inisiyatifi eline alarak oda toplulukları oluşturup onları yönetebilmesi gerekir. Üniversitedeki öğretmenlerimden geriye çok güzel anılar kaldı bende ve hâlâ bazılarıyla görüşürüm.

 

 

 

Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın yeni GMD’si olan Cemii Can Deliorman da sizin gibi Graz Üniversitesi mezunudur. Deliorman’la yaptığım söyleşide, okuldaki şeflik öğretmeni Martin Sieghart’tan övgüyle söz etmişti. Siz de Sieghart’la çalışşsınız, siz neler söylersiniz öğretmeninizle ilgili?

Evet, ben de Sieghart’la çalıştım, sınıfına girdiğimde 17 yaşındaydım ve desteğini hep gördüm. Üstlendiği iki opera prodüksiyonunda bana asistanlığını ve korepetitörlüğünü yapmamı teklif etti. O süre zarfında hem onu hem de birlikte çalışğı müzisyenleri gözlemleyerek çok şey öğrendim!

 

Klasik müziğin farklı alanlarında çalışmayı seviyorsunuz, onun dışında caz ve kabare müzikleri alanında da etkinsiniz. Çok yönlü bir sanatçı olmanın önemine inanır mısınız? Bu farklı alanlar kariyerinizde birbirini nasıl etkiliyor?

Sanatın tüm disiplinlerine açık bir insan olmayı daima önemli görmüşümdür. Elbette bir insanın ilgi duyduğu her alana eşit derecede eğilmesi ve uzmanlaşması mümkün değil ama o alanlarla ilgili pek çok ayrıntıya vakıf olmanın kişiye kazandıracakları da ortada. Yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi, sanatta da dar görüşlü olmak hiçbir zaman iyi sonuçlar vermez, size ileriye taşımaz. Ne kadar çok bilirseniz, yararlanacağınız deneyim havuzu bir o kadar zenginleşir.

 

BİFO’yu İstanbul Müzik Festivali kapsamında Açıkhava Tiyatrosu’nda verdiği konserinde ilk kez yönetmek üzere 2020 yılı yazında İstanbul’a gelmeden önce Türkiye’deki klasik müzik yaşamı hakkında fikriniz var mıydı?

Türkiye’ye dediğiniz gibi ilk kez Ağustos 2020’de ayak bastım ve buraya gelmeden önce klasik müzik yaşamınız hakkında pek de fikir sahibi değildim. Sadece BİFO’dan ve İstanbul Müzik Festivali’nden haberdardım. Dolayısıyla tanışmak ve bu seçkin orkestrayı yakından tanımaktan dolayı çok memnunum.



 

şardan gözlemleyebildiğim kadarıyla orkestra üyeleri üzerinde çok iyi bir izlenim bırakmayı başarmış bulunuyorsunuz. Sizin BİFO hakkında şimdiye kadar edindiğiniz izlenimleri merak ediyorum. Orkestranın en güçlü yanları sizce nelerdir?

Ne kadar disiplinli ve çok çalıştıklarını gördüm ve bundan çok etkilendim. Yeni repertuvar öğrenmek konusunda çok çalışkan ve istekliler de. Son birkaç ay içinde birlikte yaptığımız yedi çevrim-içi konser için, daha önce çalmadıkları çok sayıda yeni repertuvar eseri yanımda getirmiştim. Bu yeni eserleri standart repertuvar denilen daha tanıdık eserlerle bir araya getirdik. Orkestra üyeleriyle birlikte bu yeni eserlerin dünyalarına dalmak ve onları birlikte keşfetmek inanılmaz keyifli bir süreçti. Teknik üstünlüklerinin yanı sıra işlerine yönelik olarak çok da tutkulular! Provalar ve konserler sırasında maske takmak zorunda kalmalarına ve karşılarında onları dinleyen ve alkışlayan bir izleyici kitlesi bulunmamasına rağmen enerjileri ve elde ettiğimiz sonuçlar harikaydı! Şartlar iyileştiğinde ve büyük konser salonumuza geçtiğimizde bu enerjiyi ve coşkuyu orada da hissetmek ve izleyicilerimize aktarmak için sabırsızlanıyorum.

 

BİFO’nun eski GMD’si Sascha Goetzel de sizin gibi Avusturyalı. Okurlarımızın merak edebileceğini düşünerek soruyorum: Goetzel ile tanışıklığınız, dostluğunuz var mı?

Maalesef Sascha Goetzel’le yollarımız bugüne kadar kesişmedi ama önümüzdeki dönemde görüşeceğimizi umuyorum.

 

BİFO’yla çok zorlu bir dönemde çalışmaya başladınız. Covid-19 salgınının gölgesinde geçen bu dönemde orkestranızla birlikte neler yaşadınız?

Az önce dediğim gibi, orkestra üyelerini, içinde bulunduğumuz olumsuzluk ve zorluklara rağmen korumayı başardıkları tutkuları ve enerjilerinden dolayı çok takdir ettim. Orkestra üyelerinin fiziksel bakımdan birbirlerinden uzun bir süre ayrı kalmaları birlikte uyum içinde çalabilmelerini zedeleyen bir durumdur. Tüm üyeler hemen her zaman bir araya gelebilmeli, diğer üyelerle aynı ortamda birlikte soluk alıp vermelidir. Kısıtlamaların hüküm sürdüğü bir ortamda tüm bunları yapabilmeyi çok önemli bir başarı olarak görüyorum. Orkestrayı bir futbol takımı gibi düşünmeliyiz; birlikte antrenman yapmalılar, sadece tek başlarına değil zira Şampiyonlar Liginde bireysel değil takım halinde başarı kazanmaları gerekeceklerdir.



 

BİFO’nun baş misafir şefi olarak geçireceğiniz ilk sezon üzerine neler söylemek istersiniz? Üzerinde durmak istediğiniz başka besteciler ve eserleri olacak mı?

Gelecek sezonun programını tamamlamak üzereyiz ama tüm planladıklarımızı gerçeğe dönüştürebileceğimizi sadece umut edebiliriz. Eğer yine alışğımız şekilde yani tüm orkestra olarak çalamayacak durumda kalırsak o zaman B planı düşünmemiz gerekecek ama bunu düşünmek için henüz çok erken. Dinleyicilerimizin sevdiği eserleri az bilinen eserlerle bir araya getireceğimiz, harika solistlerin de katılacağı programlar oluşturuyoruz. Heyecan verici bir sezon olacağına eminim!

 

Son olarak; müzikte özellikle yakın durduğunuz dönemler ve besteciler var mıdır?

20. yüzyıl bestecilerine özel bir ilgi duyuyorum, özellikle de Charles Ives ve Bernd Alois Zimmermann’ın eserlerine ama yeni besteciler ve eserler öğrenmeye her zaman meraklıyımdır. Bir de şunu söylemeliyim ki, o anda üzerinde çalışğım repertuvar neyse ona tutkuyla sarılırım.

 

 

 

 

 

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20