HABER

İstanbul Operası Yeni Sezonu 'Umut' ile Açtı

07.09.2021


Paylaş:

Önceki yıl Mart ayında pandeminin artmasıyla, tüm dünyada olduğu gibi bizde de korunmak için zorunlu olarak evlerimize çekilince, her birimlerde olduğu gibi, kültür ve sanat yaşamı da neredeyse durma noktasına gelmişti. Alınan önlemler sonucu bu durum kısmen normale dönme yoluna girince, sanat kurumları da seyircisiyle, en düşük düzeyde de olsa, çok sıkı denetimler altında buluşmaya başladı. İşte bunlardan biri de 1 Eylül 2021 akşamı, sezon açılışı olarak, İDOB’un AKM’de en son 1978’de Aydın Gün’ün rejisi ile oynamış olduğu L.v.Beethoven’in Fidelio operasının “yarı sahneleme” ile yapılan konsertant temsiliydi.

 

Çok sıkı önlemler altında ve kalabalık olmayan, az sayıdaki seyirciyle gerçekleştirilen etkinlik öncesi, seyircilerde olduğu gibi sanatçılarda da tekrar buluşmanın ve ilk kez kapalı ortamda bir araya gelmenin heyecanı vardı. Bu heyecanı Süreyya Salonu’na girince, diğer seyirciler gibi ben de yaşadım. Sonunda ışıklar söndü ve sahneye çıkan İDOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Suat Arıkan temsil öncesi yaptığı açılış konuşmasında şunları söyledi: “Siz sanatseverleri alkışlamak istiyorum çünkü, aşı-test gibi zorunlulukların olduğu içinde bulunduğumuz küresel salgın durumunda bile kararlılıkla sanata olan ihtiyacınızı göstererek, bu akşam bizi yalnız bırakmadınız. Siz de kurum olarak İDOB’u alkışladınız çünkü bu salgın döneminde hiç durmadık. Evlerden konserler, seyircisiz TV konserleri, festivaller... Gereken tedbirleri aldıktan sonra işimize yine kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz. Çünkü umudumuz var dedik ve bu sezon temamız 'umut' oldu. Atatürk Kültür Merkezi’nin açılışı için hissettiğimiz umut da hâlâ taptaze. Bu sezon tekrar kaldığımız yerden 2008’e geri dönüp hem AKM’de hem de Kadıköy Süreyya’da sanatımıza devam edeceğiz. Bu sezon yaklaşık 200 kere 'perde' diyeceğiz… Operalar, baleler, konserler, modern dans ve ocuk oyunlarıyla… AKM ile seyirci kapasitemizi kat be kat arttırabileceğimiz için de çok mutluyum. Şimdi izleyeceğimiz Beethoven’ın Fidelio ıperası ise işlediği kavramlar ile beraber bize 'umut' veriyor.’’

 

Librettosu Joseph Ferdinand Sonnleithner ve Georg Friedrich Treitschke tarafından yazılan Fidelio operası, bestecinin yaşamında bestelediği tek opera olma özelliğini taşıyor. Orkestra şefliğini Murat Cem Orhan, koro şefliğini Volkan Akkoç, konser kurgusunu Suat Arıkan, sahne-kostüm düzenlemesini Olcay Engin Kaymaz, ışık tasarımını Taner Aydın’ın yaptığı operanın konser sunumunda şu sanatçılar görev aldılar: 

 

Don Fernando: Alper Göçeri

Don Pizarro: N. Işık Belen

Florestan: Yoel Keşap

Fidelio (Leonore): Şebnem Ağrıdağ Kışlalı

Rocco: Göktuğ Alpaşar

Marzelline: Hale Soner Kekeç

Jaquino: Ufuk Toker

I.Tutuklu: Anıl Önder

II.Tutuklu: Ali Haydar Taş

 

İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestra'nın başkemancısı Seda Subaşı Yalçın'dı. 

 



Pandemi nedeniyle orkestra çukurunda olabilecek bulaş riskine karşı etkinlikler sahne üstünde konser düzeneğinde gerçekleştirilince, Süreyya sahnesinin küçüklüğü, orkestra ve sanatçıların aynı sahnede birlikte zor sığma sorunu nedeniyle, orkestra sazlarında kısmi azaltmaya gidilmişti. Bu arada orkestra şefi Murat Cem Orhan, orkestra düzeninde değişiklik yaparak, sazların yerleştirmesini Beethoven’in yaşamış olduğu dönem düzenine göre yapmıştı. Sahne üstü, sembolik de olsa bir hapishaneyi anımsatabilecek demir parmaklıklar, hapishane müdürünün masası ile donatılmış, sahne önünde koronun yer alacağı podyumlar oluşturulmuştu. Işıklar sönerek orkestranın ve şefin yerini almasıyla Beethoven’in bu opera için bestelemiş olduğu birkaç uvertürden biri olan Fidelio ön müziği ile etkinlik başladı. Uvertürün orkestra tarafından yorumlanması, uzun zamandır bu ortamlardan uzak kalan seyircinin yürekli alkışlarıyla ödüllendirildi. Her ne kadar bir konser formatında da olsa, İDOB Müdür ve Sanat Yönetmeni Suat Arıkan, bu eser için bir sahne kurgusu yaparak, eseri oyunlaştırmayı başarmıştı. Mizansene ve sanatçıların durumlarına göre bazıları ayakta, bazıları da oturak söyleyip oynadılar. Sanatçıların uzun süredir sahneden uzak kalmalarının verdiği özlem ve hasretten midir artık bilmiyorum, 1 Eylül akşamı her biri sanatlarını gerçekten çok iyi icra ettiler. Birinci perdede Fidelio (Leonore)’de Şebnem Ağrıdağ Kışlalı, Rocco’da Göktuğ Alpaşar, Marzelline’de Hale Soner Kekeç, Jaquino’da Ufuk Toker gerçekten göz dolduran sanatçılardı. 

 

1. Perde'de Marzellina, Leonora, Rocco ve Jaquino dörtlüsü tarafından icra edilen Mir ist so wunderbar adında, tipik Mozart dönemi özellikleri taşıyan kuartet her bakımdan son derece başarılıydı. O war' ich schon mit dir vereint adlı aryasıyla Marzelline’de Hale Soner Kekeç ve Abscheulicher! Wo eilst du hin? adlı aryasıyla Şebnem Ağrıdağ Kışlalı göz doldurdular. Asıl kadrosu koro sanatçılığı olan Göktuğ Alpaşar’ın Rocco’daki Hat man nicht auch Gold beineben adlı resitaf ve aryasını başarıyla söyleyişini zevkle dinledik. Ha, welch ein Augenblick adlı aryası ile sahneye rolü gereği bir hışımla giren, oyunun kötü adamı olan Don Pizarro rolündeki Nejat Işık Belen, elinden geldiğince rolünün kötücüllüğünü yansıtmaya çalışarak, aryasını son derece güzel icra etti.

 

Eserin korolu bölümü başlarken, salonun sağ ve sol yan kapılarından koro sanatçıları zincirli olarak da olsa, hapishane müdürünün vicdanlı inisiyatifiyle içeriye girerek, sahne önünde hazırlanmış olan podyumda yerlerini alırken, koro şefi Volkan Akkoç da salonun ön koltuğuna oturarak, orkestra şefi ile koordineli olarak onları yönetiyordu. Koro şefinin bu yönetimi sanki bir dantel veya bir oyayı işler gibi son derece zarif ve incelikliydi, bu da son derece güzel olan koro şarkısını bir kat daha güzelleştirmiş oldu.



 

Eserin 2. Perde'sinde, Fidelio takma adıyla hapishanede mahkûm olan Florestan ön plana çıkar. Bu rolü oynayan tenor Yoel Keşap’ın inleme ve acılı şarkılarını dinlerken, aklıma bir anda, 1970 yılında Kültür Sarayı’nda (AKM) Aydın Gün’ün sahneye koyduğu Fidelio’da, bu rolü oynamak için Almanya’dan davet edilen tenor Manfreid Schmidt'in oyunu geldi. Tenor neredeyse ağlamaklı bir şekilde aryasını söylerken, tüylerim diken diken olmuştu. Aynı şeyi bu yapımda da hissettim. Yoel Keşap Alman tenordan aşağı değildi ve Gott! welch' Dunkel hier! aryasını söylerken acıyı, ızdırabı ve umutsuzluğu çok güzel bir şekilde anlatmaya çalışıyordu. Don Pizarro’daki Nejat Işık Belen son derece başarılı söylediği partisiyle bir korku çemberi yaratmaya çalıştı. Rolü gereği sahneye sonradan gelen, barışçı bir bakanlık yetkilisi rolü olan Don Fernando'yu söyleyen Alper Göçeri de son derece güzel Almancasıyla başarılı bir icra ortaya koydu. Sonuçta bakanlık yetkilisinin olaya el koymasıyla adalet yerini bulur. 


 

Eserin bitiş sahnesinde tüm solistlerle koronun ortaklaşa yorumladıkları Heil! Heil sei dem Tag! şarkısının son derece uyumlu ve başarılı icrası, salonu dolduran seyircileri coşturmaya yetti. Oyunlaştırılmış konser versiyonlu bir etkinlikle sezonu açan İDOB yönetimi, kısıtlı da olsa, uzun zamandır hasretle beklenen bir buluşmayı böylece başarılı bir şekilde gerçekleştirdi. Tüm sanatçı, sahne gerisi ve idari kadrodakileri kutluyorum.

 

İDOB; Opera, Bale, Çağdaş Dans kollarında, yeni yapıtların de olduğu repertuarı ile AKM, Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi, Beşiktaş Belediyesi Süleyman Seba Kültür Merkezi, İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Büyükyalı Fişekhane’de sanatseverler ile buluşmaya devam edecek.

 

Yazı: İsmail Hakkı Aksu

Fotoğraflar: Murat Dürüm

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20