SÖYLEŞİ

Arsu Güzel Sanatlar Akademisi ve Anaokulu Ataşehir'de

24.10.2021


Paylaş:

İnovatuvar ve UVEP gibi yenilikçi programlarıyla, sanat eğitimini “müzik kursu” kalıplarından çıkaran Arsu Güzel Sanatlar Akademisi, sanat eğitimi yolculuğuna Ataşehir’de devam ediyor. Üstelik artık geniş bahçesiyle, doğayla iç içe bir ortamda, bir anaokulu olarak da hizmet veriyor. Kurumun kurucularından Ani Arsu’yla elementer sanat ve müzik eğitimine dair bakış açılarını konuştuk.

Arsu'yu Ataşehir’deki yeni binasına taşıdınız. Aynı binada hem anaokulu hem de bir müzik okulu olarak hizmet vermeyi planlıyorsunuz. Bu yeni dönemde kurumun yapılanması nasıl olacak?
“Biz çocuklara ve yetişkinlere neler vermek istiyoruz” sorusuna yanıt vereyim ben öncelikle. Burada bütünsel bir eğitim anlayışı söz konusu. Eğitimin hiçbir alanı birbirinden ayrı düşünülmemeli. Ebeveyn, çocuk ve öğretmen bir bisikleti birlikte kullanıyor gibi düşünülmeli. Okul ve öğretmen bu yapının ön tekerleği, anne-baba arka tekerleği, çocuk ise o bisikleti kullanan, yolunu tutan…

Eğer çocuğun eğitim sürecine dair bir bilgiye yalnızca öğretmen sahipse ve anne-baba bu sürece dahil olamıyorsa, öğretmenin verdiği emeği evde anne-baba bilmeden ve istemeden yok edebiliyor. Dolayısıyla, bu kurumda eğitim yalnızca çocuklarla değil, anne-baba ve öğretmenlerin de kendini sürekli geliştirmesiyle sürdürülüyor. Bizim eğitime bakış açımız bu şekilde.

Her bir öğrenciyle ayrı ayrı, özel olarak ilgilenmek de bu sürecin olmazsa olmazlarından, değil mi?
Evet, her çocuk ayrı bir evren; hepsinin ayrı bir öğrenme şekli var. Hepsine aynı şeyi öğretecek olsanız bile, aynı şekilde öğretemezsiniz. Dolayısıyla, eğitim sürecinin sürekli olarak görüşülmesi ve üzerine konuşularak yenilenmesi gerekiyor.

Arsu’da birebir enstrüman eğitimleri ve toplu teori dersleri her zaman öğretmenlerle ve ebeveynlerle bir arada, masa başında çalışılarak planlanıyor. Çocuklarla bir saat harcanıyorsa, ebeveynleriyle daha uzun saatler harcanıyor. Daha kuruma kaydolmadan önce; buraya attıkları ilk adımlarında bile, çocukla ve ebeveynle saatler harcanarak; amaç, yol-yöntem, çocuğun durumu, anne-babanın beklentisi ve bu yolculuk esnasında başımıza neler gelebileceği, enine-boyuna, bütün ayrıntılarıyla konuşuluyor.

UVEP adında, velilere ücretsiz olarak sunduğunuz bir eğitim programınızın olduğunu duymuştum. Okuyucularımıza UVEP’ten bahseder misiniz?
Biz Uygulamalı Veli Eğitim Programlarını bir sosyal sorumluluk projesi gibi değerlendiriyoruz. Ebeveynler her ayın bir pazar günü okula gelirler ve o zamanın ruhunun gerektirdiği ne varsa onlarla paylaşılır, onların da bu süreci içselleştirebilmeleri için bazı uygulamalar yapılır. UVEP yalnızca bizimle yürüyen bir sistem de değil; zaman içinde beslenme uzmanları ve çocuklara cinsel gelişim sürecinde destek olabilecek psikolog ve uzmanlar da sürece dahil oldu.

UVEP, çocuklarla çalışılan bazı yöntem ve tekniklerin, anne-babalara öğretilmesi de dahil olmak üzere, daha da önemlisi velinin öğrenciye olan yaklaşımının nasıl olması gerektiğiyle ilgili bilinç kazandırmaya yönelik bir program… Çocuk ve ebeveynin birlikte yapabilecekleri ve çocuğun bu yolda motive olabileceği, çalışma anlayışı, disiplin kazanma gibi süreçleri kapsıyor. Bunun için bir ebeveynin, birlikte nefes alma, müzikaliteyle ilgili sohbet edebilme gibi bazı konularla ilgili farkındalık kazanması gerekir. Böylece ebeveynin çocukla paylaşabileceği bir şeyler oluşur. Aksi taktirde ebeveyn-çocuk ilişkisi “Hadi bir Mozart çal da amcalar görsün!” ile sınırlı kalıyor. Zamanla bu ilişki, aslında hiçbir paylaşımın olmadığı, nitelikli bir sohbetin yapılamadığı, çocuğun da zaman içinde bu konuyla ilgili yalnız olduğunu anladığı; manasını kaybeden bir sürece dönüşüyor. Bu yüzden bu süreçte ebeveynin rolü çok önemli. Sanatın paylaşılmadığı, müziğin konuşulmadığı bir evde çocuğun içsel motivasyonunun kendi kendine oluşmasını bekleyemeyiz. İşte UVEP bunun için var. Sanatı, ailede bir değere dönüştürebilmek için var.



Ataşehir’deki bu kocaman bahçeli, doğayla iç içe yeni binasında hizmet vermeye devam eden Arsu’da eğitim faaliyetleri nasıl yürütülecek? Eğitim anlayışınızın detaylarını paylaşır mısınız?
Arsu’yu Fenerbahçe’de kurduğumuz ilk günden itibaren amacımız, niyetimiz ve hayalimiz aslında çocuğu bütün gün, tam zamanlı olarak ele alabileceğimiz bir imkâna kavuşmaktı. Peki neden? Ne kadar çaba harcarsak harcayalım, elimizden geleni en iyi şekilde sunma imkânına sahip de olsak, çocuk buraya yalnızca haftanın 1-2 günü geldiğinde eğitim sürecinin olması gerektiği gibi işlemediğinin bilincindeyiz. Hiçbir çocuk, yalnızca haftada 1-2 kez birebir derslerde öğretmeniyle buluştuğu bir sistemde müziği içselleştiremez. Müzik kültürünün konuşulduğu, teorik sohbetlerin yapıldığı ve orkestra çalışmalarının yapıldığı bir eğitim sürecine ihtiyacı var çocuğun. Mümkün olan en küçük yaşlardan itibaren çocuğun sanatla yoğrulabilmesi için, sürekli olarak sanatla muhatap olması gerekir.

Bizim amacımız hep bunu sağlamaktı ve bunun olabilmesi için her şeyin içinden fışkırdığı bir doğaya ihtiyacımız vardı. Doğa dediğimiz kavram, içinden bütün sanatları, varoluşu çıkartan bir sistem aslında. Bütünsel sanat eğitimi dediğimiz şeyin içinde, elementer sanat ve doğa olmazsa olmaz bir unsur. Bir çocuğun her şeyi sanatçı gözüyle görerek yapabilmesi için doğa şarttır. Kanımca, kimse doğanın ruhunu anlamadan sanatçı olamaz. Çünkü sanatı var eden doğadır.

Dolayısıyla bizim bütün bunların bir arada var olabileceği bir imkâna sahip olmamız gerekiyordu. Bu niyetle geçen 15 yıllık bir sürecin ardından, hem elementer sanat eğitimini hem de doğayı bir arada sunabileceğimiz bu yeri bulduk. Bahçesinde ağaçları, toprağı, suyu olan; çocukların, bahçesinde ayakları toprağa temas ederek sanatın her alanını içselleştirebileceği bir eğitim ortamı imkânına sahip olduk.

Peki, Arsu’da eğitim kaç yaştan itibaren başlıyor?
Eğitim sürecimiz altı aylık bebeklerle başlıyor. Çocukların ailelerini de ele alıp, onların da sanatla ve doğayla ilgili eksik kaldıkları yönlerini tamamlayarak yol alabileceğimiz bir süreç bu. Çocukların çok küçük yaştan itibaren, olması gerektiği gibi, sanatla ve doğayla yoğurabilecekleri bir ortamımız, imkânımız var artık.

Bu yeni binanızda hayata geçirdiğiniz Arsu Anaokulu’nun öğrencilerini, sanatla ve doğayla iç içe, bütünsel bir yaklaşımla ele alınarak planlanmış bir eğitim süreci bekliyor yani…
Evet. Buradaki amacımız, çocuğa her şeyin olabildiğince en güzel örneklerini göstermek. Bu örnekler ayna nöronlar vasıtasıyla onların bilinçaltına girecek ve kendi özlerindeki; oldukları kişiyle bir bağ kurup, öğrendiklerini kendi özgün değerleri olarak sunacaklar. Asla birisi gibi veya bir şeyin taklidi gibi olmadan.



Peki, anaokulunun ardından ilkokul, ortaokul ve lise olarak yolunuza devam etmeyi düşünüyor musunuz?
Bu yönde planlarımız var, evet. Az evvel de söylediğim gibi, eğitime bütünsel bir bakış açısıyla yaklaşılması gerekiyor. Anaokulu, bir çocuğun öğrenme sürecinin en hızlı ve aktif olduğu, nöronlarının en çılgın geliştiği ve hayatın nüvelerini topladıkları zaman dilimini kapsıyor. Öğrencilerimizin anaokulundan sonra da buradan topladıkları o tohumları yeşertecek bir imkânları olmalı. Aksi hâlde biz içlerine bu tohumları ne kadar ekersek ekelim, o tohumlardan kendi özgün meyvelerini vermelerini sağlayamayız. Süreç eksik kalmış olur. Bu nedenle, niyetimiz bu süreci üniversite evresine kadar devam edebilecekleri, üretebilecekleri ve topladıkları tohumlardan kendi özgün meyvelerini verebilecekleri bir imkân sunmak.



İnovatuvar adlı programınızdan bahsedelim biraz isterseniz…
İnovatuvar, yıllar önce uzak bir yerde gökyüzünü seyrederken “Bir şey olmalı ve müziği, sanatı meslek olarak yapan çocuklar bu kalıplardan kurtulmalı” diye düşünürken birdenbire aklıma geldi. İsmi çok önemli değil aslında, buradaki amaç önemli. İnovatuvar bir müzik bölümü olarak yola çıktı. Müziği meslek edinmek amacıyla yola çıkmış, hayatını müzikle biçimlendirme kararı vermiş olan veya en azından bunu denemek isteyen kişilere; kendi özleriyle ortaya çıkabilecekleri, birilerinin taklidi olmadan, yaşama kendileri olarak bir şey sunabilecekleri ve en önemlisi, bundan tatmin olabilecekleri bir imkân sunmak hayaliyle oluşturuldu.

İnovatuvar sınavla öğrenci kabul edilen bir program, değil mi?
Evet. Sınavın dışında bir de mülakat oluyor. Çünkü verilecek olan emek yalnızca öğretmenin değil, öğrencinin de emeği. Niyette çok net olunması gerekir ki sonradan ne öğretmen ne de öğrenci, boşuna çaba sarf etmiş ve zaman ayırmış olmasın. Çünkü çok yoğun bir çalışma süreci söz konusu burada. Bireyin içindeki o özgür ruhu ortaya çıkarmak, o kalıpları yıkmakla başlıyor. Bu kimisi için zorlayıcı bir süreç olabilir çünkü buranın dışındaki eğitim sistemi doğrudan kalıplar üzerine kurulu. Kendiniz olabilmeniz için bu kalıpları yıkmak zorundasınız. Ve bunun için de cesaret gerekir.

Giriş sınavındaki ölçütleriniz neler peki?
Sınavda yetenek ve niyet ölçüyoruz. Öncelikle çocuğun yapmak istediği şey doğrultusunda, üzerinde sağlam yürüyebileceğimiz bir zemin var mı diye bakmamız gerekiyor. Örneğin, kulak duyuşu olmayan veya çok az olan bir öğrenci, bir keman virtüozu olmak amacıyla yola çıkmak istiyorsa, bizim bunu gerçekleştirmek için kullanabileceğimiz bir yöntem maalesef yok. Öğrencinin hangi seviyede olduğuna da bakılıyor tabii. Bazı çocukların yeteneği çok iyi ama nota bilgisi çok yetersiz olabiliyor. Bu gibi durumlarda standart bir eğitim sisteminin yerine, bireye özel olarak biçimlendirilmiş bir eğitim sistemi planlıyoruz.

İçinde bulunduğumuz bu önemli geçiş sürecinde, dünyanın hiç olmadığı kadar çok, ruhu sevgi, vicdan ve estetikle yoğrulmuş, sanatı sadece kendisi için ve kendiyle övünmek için değil, birin ve bütünün iyiliğine hizmet edebilecek karakterde gelecek nesillere ihtiyacı var.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20