Konser-Opera

İstanbul AKM'de, Bir Garip Mimar Sinan

01.11.2021


Paylaş:

Dün akşam Taksim meydanında bulunan İstanbullular merakla bir şekilde Tak-ı Zafer Caddesi’nin kaldırımında sıralanmış insan topluluğunu şaşkınlıkla izliyordu. Dikkat kesilen meraklı gözler kısa bir süre sonra karşılarındaki bu kalabalığı, 13 yıl aradan sonra Atatürk Kültür Merkezine (AKM) girmeyi heyecanla bekleyen sanatseverlerin oluşturduğunu anladılar.
 
Evet, AKM 13 yıl aradan sonra İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin (İDOB) sahnelediği Sinan operasıyla yeniden izleyicisiyle buluştu. Librettosunu Halit Refiğ’in aynı adlı senaryosundan hareketle, Bertan Rona’nın yazdığı ve bestesi Hasan Uçarsu tarafından yapılan eserin dünya prömiyeri, devlet protokolü ve özel davetli katılımıyla 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda yapıldı. 30 Ekim 2021 akşamı ise genel izleyiciye açık olarak sahnelenen Sinan, biletlerin tamamının satılmasıyla dolu koltuklar önünde ilk kez görücüye çıktı.
 
Vincenzo Grisostomi Travaglini tarafından sahneye konan temsilin dün akşamki rol dağılımına göz atacak olursak; Sinan’ı, tenor Ali Murat Erengül, Sultan Süleyman’ı, bas Suat Arıkan, Hürrem Sultan’ı, mezzosoprano Nesrin Gönüldağ, Mihrimah Sultan’ı soprano Hale Soner Kekeç, Rüstem Paşa’yı, bariton Nejat Işık Belen, Ebussuud Efendi’yi bas Umut Tingür ve Ayas Paşa ile Sinan’ın Kalfası rollerini tenor Berk Dalkılıç canlandırdı. Orkestranın yönetimi ise ülkemizin önemli sanat değerlerinden şef Gürer Aykal tarafından gerçekleştirildi.
 
AKM’nin uzun süren yokluğu ve son iki yıldır dünya çapında devam eden salgın sebebiyle geniş çaplı imkânlarla sunulan yapıtlara özlem duyan opera seyircisi, Sinan ile birlikte yeniden sahne, dekor, kostüm, ışık ve koro eşliğiyle temsil izlemenin keyfini yaşadı.
 
Temsille ilgili görüşlerime başlarken, eleştirilerimin daha iyi anlaşılması için bazı hususlarla ilgili sizlere bilgi vermeyi uygun görüyorum. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından AKM’nin açılışı için özel olarak sipariş edilen Sinan operasının, Mustafa Kemal Atatürk tarafından, 1934 yılında İran Şahı’nın Türkiye ziyaretinde sahnelenmesi için Ahmet Adnan Saygun’a özel olarak sipariş edilen Özsoy operasıyla benzer bir misyon taşıdığını düşünüyorum. Ayrıca operaya konu olan Mimar Sinan’ın günümüze bıraktığı muhteşem izlerden dolayı eserin uzun yıllar opera salonlarımızın repertuvarlarında yer almasının ve sıklıkla sahnelenmesinin en büyük beklentimiz olduğunu da ilave ediyorum.
 
AKM’nin açılış temsili olarak tarihe geçecek olan eserin, yukarıda saydığımız beklentilerin yanında, olayların geliştiği tarihi iklimi dikkate alarak iz bırakacak kuvvetli ve akılda kalıcı bir uvertürle başlamasını hayal ediyordum. Ancak eser böyle bir uvertürle başlamasa da müzikal temada aradığımız mehter ve Osmanlı motiflerini, Artar Cihadla Şanımız adlı koro eserinin Yeniçeriler Korosu tarafından ilk sahnede seslendirilmesiyle buldum diyebilirim. İlk sahnede ayrıca, Sultan Süleyman’ın Prut Nehri’ni geçmeye çalışırken ölen askerleri için duyduğu hüznün yanında, Sinan Ağa tarafından yapılan köprü sayesinde askerlerin rahatlıkla karşı kıyıya geçmesinden dolayı Sinan Ağa’ya duyulan hayranlık ve memnuniyet dile getirildi. İkinci sahnede ise Hürrem Sultan ve Mihrimah Sultan’ın imalı konuşmalar eşliğinde imparatorluk gündemini değerlendirdiğine şahit olurken, Mihrimah Sultan’ın da Sinan’a kendi adına bir eser yaptırması için talepte bulunacağı anlatıldı. Rüstem Paşa, Mihrimah Sultan ve Sinan arasında yeni bir cami yapılması üzerine gerçekleşen resitatif tartışmayla açılan üçüncü sahnenin ilerleyen dakikalarında başlayan terzetto oldukça güzeldi. Ayrıca terzettonun sonundaki bakır üflemeliler ve vurmalı çalgıların yüksek ritmi seyirciden büyük alkış aldı.
 
İlerleyen sahnelerde Rüstem Paşa, cami inşaatlarındaki harcamalar için Sinan’ı, Sultan Süleyman’a sürekli şikâyet ededursun, Sultan Süleyman’ın da kendi adına Sinan’dan adına yaraşır bir cami yapmasını istemesiyle olayların şekli iyice değişir. Bu istek karşısında ne yapacağını bilemeyen Rüstem Paşa’nın, Sinan’ın bu eserleri zamanında teslim edememesinden ve başarısız olmasından başka bir beklentisi kalmayacaktır. Temsilin geri kalanı bu süreçte yaşanan olayları anlatıyor. Sinan her türlü engellemelere ve zorluklara rağmen kalfalık eserim dediği mabedi Sultan Süleyman’a tüm ihtişamıyla teslim edecektir.


 
Sinan operasını yeni AKM’de sergilenen ilk temsil olmasından dolayı keyifle izledim diyebilirim. Ancak operanın isminin Sinan olmasından hareketle, temsilin biraz daha Sinan içermesini, Sinan merkezinde toplanmasını ve temsilde Sinan’ca bakışın seyirciye daha fazla hissettirilmesini beklerdim. Evet, temsilde Sinan’ın yaşamış olduğu dönemin gerçeği olan güçlü imparatorluğa ve imparatorluk yönetiminde etkili olan maneviyat yoğunluğuna değinilmeden geçilmesi düşünülemezdi. Ancak yapıtları sebebiyle uluslararası bir kimliğe sahip olan Sinan’ın hikâyesinde, yukarıda bahsettiğimiz yoğunlukların fazlasıyla ön planda olması ve Sinan’ın sadece bir cami inşaatı çerçevesine sıkıştırılması benim için gerçek bir hayal kırıklığına sebep oldu. Temsil bana, 2013 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu Sinan Süleymaniye’de adlı oyunu hatırlattı. Bu oyunda da Süleymaniye caminin tesliminin gecikmesi sebebiyle Sultan Süleyman’ın vermiş olduğu son iki aylık süreçte Sinan ve işçilerinin yaşadığı sıkıntılar anlatılmaktaydı. Kısacası uluslararası bir sanat merkezinin açılışında, farklı milliyetlerden insanların bir arada çalıştığı ve dünya çapında bir değerimizin direkt adının verildiği bir eser sahneleniyorsa, ilgili karakterin biraz daha öne çıkması, dönemin diğer önemli isimlerinin ve olgularının bu karaktere göre dengelenmesi daha efektif olabilirdi.
 
Temsilde kurumun seçkin solistlerinin performansları her zamanki gibi göz doldurdu. Suat Arıkan, Ali Murat Erengül ve Nejat Işık Belen, oyunun ağırlıklı temasını yansıtan sözlerle yazılmış olan aryaları başarıyla seslendirdiler. Soprano Hale Soner Kekeç’in, birinci perdenin beşinci sahnesinde seslendirdiği ve Mihrimah Sultan’ın iç dünyasının anlatıldığı özgün sözlerle donatılmış arya, sanatçının mükemmel yorumuyla yoğun alkış aldı. Özellikle Hale Soner Kekeç’in, aryanın sonundaki yüksek notalardaki duru, berrak ve kuvvetli gezintisi izleyici adeta mest etti. Mezzosoprano Nesrin Gönüldağ ve bas Umut Tingür de seyirciden tam not alırken, kurumda ikinci yılını sürdüren tenor Berk Dalkılıç; Ayas Paşa ve Sinan’ın kalfası rollerinde gayet başarılıydı.
 
Şef Volkan Akkoç yönetimindeki koro üyeleri, başta cami inşaatındaki performansları olmak üzere tüm temsil boyunca dinamik, uyumlu ve dengeli tonda görevlerini yerine getirdi. Gürer Aykal’ın yönetimindeki İDOB orkestrası, izleyiciye ilk kez dinlettiği eseri başarıyla seslendirdi. Temsil bitiminde tüm sahne arkası ekibinin sahneye çağırılarak seyircilere alkışlatılması, gecenin son güzel anlarına tanıklık edilmesini sağladı.
 
Hoş geldin AKM! Umarız senden bir daha yoksun kalmayız.
 
Sanatla kalmanız dileğiyle…

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20