MAKALE

Sanatı, Ölümsüz Temsilleri Kayıtlarıyla, Ileana Cotrubaş

02.12.2021


Paylaş:

Kusursuz tekniği, ses renginin güzelliği, etkileyici ve heyecan verici şarkı söyleyişi, yorumladığı her karakteri detaylı bir şekilde incelemesi ve oyunculuk yeteneğiyle opera tarihinin en iyi sopranolarından biri olan Ilena Cotrubaş’ı, onu çok iyi tanıyan yazarımız Yiğit Günsoy’dan dinleyelim…
 
Cotrubaş ve orkestra şefi eşi Manfred Ramin ile ilk defa Güney Fransa’da, Nice yakınlarındaki güzel evlerinde 1997 yılının yeni yıl zamanlarında tanışmıştık. Oldukça genç ve çoktan bir Cotrubaş hayranı olarak ne kadar mutlu olduğum tahmin edilebilir! Harika ve çok zevkli döşenmiş evlerinde ağırlıklı olarak müzik yanında güncel konulardan da konuşmuştuk. Nefis bir şekilde hazırlanmış çay sofrasına oturduğumuzda Cotrubaş dikkatimi masadaki peçetelere yöneltti. Koyu mavi renkli peçetelerin üzerinde ay ve yıldız desenleri vardı. Benim Türk olduğumu öğrenince özellikle bu peçeteleri seçtiğini, çünkü bayrağımızın üzerinde ay ve yıldız olduğunu bildiğini söyledi. Ne kadar düşünceli, nazik ve en küçük detaya bile ne kadar önem veren bir kişi olduğunu gösteren birçok örnekten biriydi bu. Hem Cotrubaş hem de Manfred Ramin çok nazik, alçak gönüllü ve sohbet etmekten büyük keyif aldığım kişilerdi. Büyük bir sanatçı olmanın yanında eşsiz insanlar olduklarını da öğrenmek beni çok mutlu etmişti. Evlerinden ayrılırken bana Türkiye’ye gelip Aspendos’tan aldıkları harika halıyı gösterdiler.
 
Yıllar içinde irtibatımızı hiç kaybetmedik. Onlar gibi rahatlıkla gündelik yaşamdan konuşacağım, müzikal konularda fikirlerini alabileceğim dostlarım olduğu için büyük bir mutluluk ve gurur duyuyorum. Şu anda Viyana’nın son derece şık bir semtinde muhteşem bir evde oturuyorlar.
 
Ileana Cotrubaş, Galati’de doğdu. Altı yaşındayken ailesiyle beraber Bükreş’e taşındı, 13 yaşında müziğe yetenekli gençlerin kabul edildiği Școala Specială de Muzică okuluna girdi. Şarkı söylemeye oldukça genç yaşta başlayıp radyo çocuk korosuna katıldı ve çok kısa bir sürede koronun solisti oldu. Bu koro, Ulusal Bükreş Operası’nın La BohèmeCarmen gibi çocuk korosu olan temsillerine de çağırılıyordu. Böylelikle ilk sahne deneyimini bir opera sahnesi üzerinde yaşadı. Bükreş Konservatuvarı ve Vienna Müzik Akademisi’nde eğitim alarak sahneye ilk defa 25 yaşındayken Bükreş Operası’nda Pelléas et Mélisande operasında küçük Yiniold rolü ile çıktı. (Daha sonra en başarılı Melisande’lardan biri oldu.) Aynı yıl Un Ballo in Maschera’da Oscar, Rigoletto’da Gilda ve Saraydan Kız Kaçırma’da Blondchen rollerini söyledi. Bir yıl sonra değişik yarışmalarda birincilik ödülleri aldı. Brüksel’de Pamina rolünü canlandırdıktan sonra Viyana, Hamburg ve Berlin operalarının yanı sıra Salzburg Festivali’nin ve Frankfurt Operası’nın kapıları ardına kadar ona açıldı.



İngiltere’de ilk defa 1969 yılında Glyndebourne Festivali’nde Melisande rolüyle sahneye çıktı. Sayısız başarı elde ettiği Londra Covent Garden’da söylediği ilk rol Yevgeni Onegin’deki Tatiana rolü oldu. New York Metropolitan Operası’nda ilk kez 1977 yılında La Bohème’de Mimi karakteriyle seyirciyi selamladı. 
 
Belki de herhangi bir operada ilk defa sahneye çıktığı temsiller arasında en büyük kalp çarpıntısı yaşatan ve en alışılmadık olanı La Scala’da 1975 yılında söylediği La Bohème operası oldu. Açılış gecesinin yapılacağı gün, Mimi rolünü söyleyecek olan Mirella Freni, ağır bir soğuk algınlığı geçirmesi nedeniyle temsilleri iptal etmek zorunda kaldı. Eserde Rodolfo rolünde olan Luciano Pavarotti, iki yıl önce Chicago’da birlikte La Bohème temsili yaptığı Ileana Cotrubaş’ın Freni yerine temsillere çıkması konusunda Scala yönetimine ısrarda bulundu. Cotrubaş o gün öğle vakti rötarlı bir şekilde İngiltere’den Milano’ya uçtu, anımsamak için rolünün üzerinde uçakta çalıştı. Ancak Milano’da trafiğin tıkalı olması yüzünden operaya geç ulaşabildi. Bu sırada seyircilere temsilin geç başlayacağı haberi verilmişti. Ancak o gecenin Mimi’si, olması gereken müzikal yerde zor olsa da zamanında sahneye adımını attı. Sonuç hem korsan kayıtların hem de eleştirmenlerin yazılarının şahitlik edeceği gibi tam bir başarıydı.



Ileana Cotrubaş her zaman 50 yaşında sahnelere veda edeceğini söylemişti. Bu sözünü bir yıl geç tuttu ve 1990 yılında sahnelere veda etti. 1989 ve 1990 yıllarındaki korsan kayıtların ortaya koyduğu gibi hem vokal hem de sahne olarak en az 10 yıl daha başarıyla temsil yapabilirdi. En son temsilinde bile sesi güzelliğinden, tınısından veya tiz notalarından hiçbir şey kaybetmemişti. Vibrasyon aralığı genişlememiş ve şarkı söylerkenki enerjisi ve tutkusu zayıflamamıştı. Sahnelerden ayrıldıktan sonra öğretmenlik yapmaya başlayan Cotrubaş, bu alanda da oldukça başarılı oldu. Yazdığı Opernwahrheiten isimli kitap, opera konusunda yazılmış en iyi kitaplardan biridir. Kitap, ağırlıklı olarak bir rolü öğrenme aşamalarını, müziğe ve sözlere sadık kalmayı, modern sahnelemeleri ve bu tarz sahnelemelerin opera sanatına olan yıkıcı etkilerini kapsıyor. Her opera sanatçısının, özellikle opera rejisörü veya orkestra şefinin okuması hatta her beş yılda bir yeniden okuması gereken bir kitap!
 
Cotrubaş opera haricinde birçok lied ve oratoryo da seslendirdi ve kayda aldı. Sıcak, huzur veren, eşsiz güzellikteki ve genç kız tınısı taşıyan sesi, masum genç kız rolleri için idealdi. İfade ve yorumlama kabiliyetiyle sahip olduğu eşsiz sesini, Desdemona, Elisabetta, Alice ve Charlotte gibi evli ve olgun kadın karakterlere de uyarladı.



Cotrubaş’ın stil konusundaki hâkimiyetini örneğin Rinaldo’da, La Calisto’da, Orfeo ed Euridice’de, Berlioz’un Beatrice et Benedict operasında ve başarıyla seslendirdiği Mozart’ın Die Entführung aus dem SerailDie ZauberflöteMitridateCosi Fan TutteNozze di FigaroLo sposo Deluso ve diğerlerinde, bel canto eserlerinde, Fransız ve Alman repertuvarının yanı sıra Benjamin Britten’ın Bir Yaz Gecesi Rüyası’ndaki Titania rolünde görebiliriz. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca ve Rusça dillerine hâkim olması da bu dillerdeki operaları rahatlıkla seslendirmesine olanak tanıdı.
 
Cotrubaş, hemen hemen bütün Mozart soprano rollerini seslendirdi. Despina’sı, Susanna’sı ve Zerlina’sı canlı, pırıl pırıl dinlemekten sonsuz keyif alınan rollerdir. Ilia ve Pamina’sı lirik açıdan kusursuzdur. Özellikle Pamina’sı stil, fraz yapma ve enterpretasyon bakımından örnek gösterilir. Sesinin güzelliği ve dokunaklı söyleyişi akıllardan çıkmaz. “Ach, ich Fühls” çok zarif bir şekilde söylenen sonsuz bir özlem ve keder içerir. Constanze’si koloratur frazlardaki temizliği ve duygusal söyleyişinin en iyi örneklerinden biridir. “Traurigkeit” âdeta havada yayılan güzel bir parfüm gibidir. Salzburg’da Lorin Maazel ve Osmin rolündeki Martti Talvela ile yapılan bu temsilin kayıtları mevcut.
 
Puccini operaları içinde Gianni Schicchi’deki Lauretta rolü çok kısa olsa bile, soprano repertuvarının en meşhur aryalarından olan “O mio babbino caro”ya sahiptir. Bu aryayı böylesi dokunaklı, müzikal ve hissiyatla ayrıca Cotrubaş’ın ideal ses tınısıyla çok ender dinleyebiliriz.
 
Büyük ihtimalle Violetta’dan sonra Cotrubaş ile en çok özdeşleşen rol Mimi rolüdür. Onun Mimi karakteri çok dokunaklı ve etkileyicidir, ayrıca karakterin sadeliğini asla yitirmez. Bütün meşhur Puccini frazları cömertçe söylense bile karakterin kırılganlığı asla kaybolmaz. Mimi’nin ölümü bile çok sade ve doğal bir şekilde olur. Birçok eleştirmenin “Cotrubaş çok güzel ölüyor” diye yazmalarına şaşmamak lazım. Bu rolü Viyana, Metropolitan, Covent Garden ve Scala gibi en önemli opera kurumlarında, Pavarotti, Domingo, Carreras, Aragall gibi en iyi tenorlarla sayısız defa seslendirdi. Her ne kadar librettosunu zayıf da bulsa, La Rondine’deki Magda karakteri büyük bir karakterizasyondur. Rolün tesitürü hem çok pes hem de çok tizdir. Özellikle ilk perdedeki pes cümlelerde göğüs tonlarını öylesi ustalıkla miks eder ki belirgin rejister değişimi olmadan, birçok sopranonun aksine, tüm o pes frazlar net bir şekilde duyulur. Operanın son düetini öylesine dokunaklı, öylesine tutkulu ve öylesine keder dolu söyler ki terk edilen Ruggero yerine Magda’ya üzülürüz!
 
Nedda, oldukça geniş bir repertuvara sahip olan Cotrubaş’ın verismo repertuvarındaki önemli bir rol. Domingo, Gianfranco Cecchele ve Vickers gibi döneminin en önemli Canio’larıyla beraber seslendirdiği Nedda, hayat, tutku ve aşk dolu bir karakter. Tonio ile olan düetinde o kadar tehditkardır ki Pamina veya Ilia’yı melek gibi söyleyen şarkıcıyla aynı şarkıcı olduğuna inanmak çok zordur.
 
Donizetti, Bellini, Rossini’nin besteleri olan bel canto repertuvarına gelince; Adina’sı asla tek boyutlu şımarık bir kıza dönüşmeyen, belki biraz kibirli fakat gerçek bir kalbi, acıma duygusu, şüpheleri, ümitleri ve tutkusu olan dinlemesi çok keyifli üç boyutlu bir karakterdir. Sony için Domingo ve şef John Pritchard ile yapılmış harika bir kaydın yanı sıra Carreras, Kraus ve Luigi Alva ile olan korsan kayıtlar da mevcuttur.
 
Cotrubaş’ın bir başka güzel rolü Norina’dır. Onun Norina’sı bağırıp çağıran kaprisli bir kız değil, kalbi olan bir Norina’dır. Çok dokunaklı, güzel frazları ve harika tiz tonları olan çizdiği karakterle çok inandırıcı bir rol olmuştur. 
La Sonnambula’daki Amina karakteri tertemiz kolaratur ajilitelerinin kusursuz bir müzikalite ve stil bilgisiyle yoğurulmuş örnek bir yaratıdır. Kristal gibi Mi Bemoller de dahil bütün süsleme ve kadanslar vardır fakat asla aşırıya kaçıp ne karakterin yalınlığını ne de müziğin romantikliğini bozmaz. Her şey Bellini stiliyle büyük bir uyum içindedir.
 
Cotrubaş’ın söylediği tek Rossini rolü La Gazza Ladra’daki Ninetta’dır. Ne mutlu ki bu rolde Cotrubaş’ın tutkulu ve içten oyunculuğunu görebileceğimiz bir DVD kaydı mevcut.



Cotrubaş’ın repertuvarında olan Verdi operaları içinde Covent Garden’da Bernard Haitink yönetiminde söylediği Don Carlos’taki Elisabetta rolü en merak edilenidir. Çok daha ağır ve büyük seslerden dinlemeye alışık olduğumuz bu rol Cotrubaş tarafından seslendirildiğinde aslında genç olduğu hâlde olgun ve acı çeken bir kadına dönüşüyor. Şanslıyız ki beş perdelik bu versiyonda Elisabetta’yı ilk perdedeki genç ve hayat dolu genç kız olarak görüyoruz. Böylelikle ileriki perdelerde görülen kraliçe ile olan derin kontrastı ortaya çıkabiliyor. Cotrubaş’ın söyleyişinde Verdi tarafından bestelenen cantabile bölümlerin lirizmi ortaya çıkıyor. Son perdedeki büyük aryası “Tu che la vanita”nın tekrarlayan pianissimo Sol Diyezleri ve pes tonlarında kullandığı miks göğüs tonlarıyla akıllarda kalacak bir hâle dönüşüyor.
 
Yuvarlak, güçlü ve dolu orta tonlara sahip olduğu için Cotrubaş, ileri Verdi operaları olan Simon BoccanegraOtelloDon CarlosFalstaff ayrıca Messa da Requiem’i söylerken herhangi bir zorluk yaşamadı. Simon Boccanegra’daki Amelia’sı her zamanki gibi genç tınılı duyulur ve özellikle Renato Bruson’la çok müzikal ve duygulu bir şekilde söyledikleri baba-kız düeti etkileyicidir. Çok büyük volümlü bir sese sahip olmasa da tekniği sayesinde yüklü bir orkestra ve büyük bir koroya rağmen rahatlıkla duyulan bir sese sahip olan Cotrubaş’ın bu yönü, özellikle Riccardo Muti tarafından yönetilen Verdi Requiem’in “Libera me domine” bölümünde net bir şekilde ortaya çıkıyor. Desdemona’sı asla talihin zayıf bir kurbanı değil; karakter sahibi ve zeki bir Desdemona. Tek hatası Iago’nun sinsilik ve kötülüğünün derecesini tahmin edememesi. “Salce” aryası tam bir şiirsellik içinde. Kimi zaman sıkıcı olabilecek bu bölümü müzikalitesi sayesinde adeta bir Monet tablosuna dönüştürmeyi başarıyor.
 
Gilda, Cotrubaş’ın en büyük rollerinden biri. Genç kız tınılı sesi ve bu şekildeki söyleyişi kendisini en büyük Gilda’lardan biri yapıyor. Ayrıca ender olarak karşılaştığımız Gilda’nın genç bir kızdan olgun bir kadına dönüşmesini de hissedebiliyoruz. Bir başka önemli husus, “Caro nome”nin kadansını bestelendiği şekilde söylüyor olması. Böylelikle aryanın rüya gibi atmosferini korumuş oluyor. Buna karşılık sahne temsillerinde geleneksel olarak “Si vendetta”nın sonunda harika bir Mi Bemol ile perdeyi sonlandırıyor. Plak kaydında orkestra şefi Carlo Maria Giulini, Dük - Domingo ve Rigoletto - Cappuccilli iken, DVD kaydında Levine, Domingo ve McNeil var.



Alzira, Cotrubaş’ın diskografisi içinde olan bir başka az bilinen eser. Verdi’nin ilk dönem eserlerindeki sopranolardan istediği dramatik kolaratur frazlarını harika bir şekilde söylemesi ve yanında Francisco Araiza ve Renato Bruson gibi isimlerin olması bile bu operayı çok çekici kılmaya yetmiyor.
 
Cotrubaş’ın en büyük başarısı ve kendisiyle en çok özdeşleşen rolü 1971 yılından 1990 yılına kadar repertuvarında tuttuğu Violetta’sı olmuştur. Carlos Kleiber ile yaptıkları kayıt efsanevi bir statüye ulaşmıştır. Her bir nota, her bir fraz anlam doludur. Vokal olarak Cotrubaş ilk perdenin kolaratur frazlarına, sonraki iki perdenin de lirik ve dramatik frazlarına mükemmel bir hâkimiyet sağlamaktadır. Her bir fraz felsefik açıdan düşünülüp müzikle harmanlanmıştır. Onun olağanüstü Violetta çizgisini aşmak çok çok zordur; ayrı olarak bir makalede mezür mezür incelenmesi gereken bir kayıttır.
 
Mucizeler yarattığı Fransız repertuvarına geldiğimizde, Charpentier’nin Louise operası oldukça önemlidir. Cotrubaş’ın Sony için doldurduğu kayıt büyük ihtimalle opera kayıtları içindeki en iyi 25 kayıttan biridir. Louise neredeyse bir müzik tiyatrosudur ve her bir cümle hem söylenmeli hem de oynanmalıdır. Cotrubaş’ın Louise’i çok kırılgan, isyankâr, tutkulu, müşfik ve hayat doludur. Her bir cümle çok inandırıcı şekilde söylenmiştir. Kayıtta rol alan Domingo, Jane Berbié ve özellikle Gabriel Bacquier çok başarılıdır.
 
Louise’ten sonra Georges Pretre ile bir başka iş birlikteliği olan Bizet’nin İnci Avcıları operasındaki Leila karakteri de usta bir müzisyenin yorumunu taşır.
 
Bana gore Cotrubaş’ın en başarılı kayıtlarından biri Massenet’nin Manon kaydıdır. Diğer bütün Fransız sopranolardan daha Fransız duyulur. Onun Manon’u birinci perdedeki güzel kıyafetlere düşkün olan basit kızdan, ikinci perdedeki tutkulu aşığa, üçüncü perdedeki kendine ve güzelliğine güvenen ve sağlam tiz notalarıyla parlayan kadından dördüncü perdedeki hırslı ve tutku dolu kadına, beşinci perdede ise acı çeken, ıstırap içinde pişmanlık duyan ve adeta ilk perdedeki basit kıza geri dönen bir karakterdir. Muhteşem bir performans ve Alfredo Kraus ile olan harika bir iş birlikteliğidir.
 
Cotrubaş’ın Fransız repertuvarında söylediği bir diğer rol, Faust operasındaki Marguerite rolüdür. Stil olarak çok doğru olan bu rol, genç ve saf bir kızdan kalbi kırık ve kederli bir kıza dönüşmesi yönünden etkileyicidir. Eserin vokal açıdan güç bestelenmiş final triosunda Shicoff ve Raimondi ile beraber tutkulu söyleyişi ve sapasağlam Si notasıyla keşke bu rolü daha sık canlandırsaydı dedirtir.
 
Les Contes d’Hoffmann’ın DVD’sinden de görüldüğü gibi John Schlesinger’in rejisi ve Domingo ile şef Georges Pretre’nin eşliğinde söylediği Antonia’sı da bir diğer önemli roldür.
 
Pelléas et Mélisande operasında, entelektüelliği, müzikalitesi ve sembollere yüklediği anlam sayesinde akıllarda kalan bir Melisande portresi çizmiştir. Karakterin kırılganlığı harika bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki geçen yüzyılın en büyük Golaud’larından biri olan Jose van Dam ile söyledikleri temsillerin kaydı yoktur.
 
Fransız repertuvarında Cotrubaş’ın sesine ve müzikalitesine Carmen’deki Michaela rolünün uygun olduğunu düşünenler asla yanılmaz. Onun Michaela’sı genç, utangaç fakat güçlü bir kadının kalbine sahip biridir. “Je dis que rien ne m’epouvante”nin güzel frazları etkileyicidir. Claudio Abbado’nun yönetiminde Berganza ve Domingo ile beraber kayıt yaptığı bu Carmen’den başka, birkaç canlı temsilinin kaydı da bulunmaktadır.
 
Geniş repertuvarına kattığı son yeni rol Massenet’nin Werther operasındaki Charlotte karakteri olmuştur. Alfredo Kraus ile Lizbon’da gerçekleşen bu temsillerin video kaydı mevcut. Bu eserde Cotrubaş öylesine stoik bir Charlotte portresi çiziyor ki dram, Werther’in dramından çok Charlotte’un dramına dönüşüyor. Fikrimce Werther Charlotte’a olan aşırı sevgisinden dolayı değil, hayata karşı olan az sevgisi yüzünden intihar eder. Elde edilemeyecek aşktan dolayı derin bir acı çeken kişi Charlotte’tur.
 
Cotrubaş’ın repertuvarındaki Çaykovski, Richard Strauss ve Humperdinck gibi bestecilerin eserlerine bakacak olursak, Yevgeni Onegin’deki Tatiana, masum ve genç duyulan sesinin, uygun ifadelerle birleşmesi sonucu eşsiz bir opera karakterine dönüşür. İleriki sahnelerde neler olacağını bilerek onun söylediği mektup sahnesini dinlemek seyircilerde derin bir üzüntü verir. Son perdedeki olgun ifadesi ilk iki perde ile büyük bir tezat yaratır. Hem Victor Braun hem de Leo Nucci ile söylediği Yevgeni Onegin temsillerinin kayıtları bulunmaktadır.
 
Repertuvarına aldığı tek Richard Strauss rolü Der Rosenkavalier’deki Sophie olmuştur. (Strauss’un Son Dört Şarkı’sını da seslendirmiştir.) Genç, saf ve zarif Viyanalı kızı adeta uçuşan pianissimolarla söylemesi Sophie rolünü çok başarılı yapar. Cotrubaş’ın Engelbert Humperdinck’in Hansel und Greteloperasındaki Gretel karakteri çok eğlencelidir. Kardeşi rolündeki Frederica von Stade’ye harika bir abla olmuştur.
 
Ileana Cotrubaş’ın söylediği tek operet rolü, Die Fledermaus’taki Rosalinde’dir. Harika kostümleri içinde çok güzel görünen Cotrubaş, çarpıcı espri kabiliyetiyle de çok çekici bir Rosalinde olmuş. Beni gerçekten hayrete düşüren şeylerden biri, sohbet esnasında son derece esprili olan Cotrubaş’ın sahne üzerinde acı çeken ve mutsuz birçok karakteri bu derece başarıyla canlandırmasıdır.
 
Bu yazıyla Ileana Cotrubaş’a dünyayı sanatı, ölümsüz temsilleri ve kayıtlarıyla daha katlanılabilir ve daha güzel bir yer yaptığı için bir kez daha teşekkür etmek istedim. Opera dünyası var olduğu sürece ismi en büyük sopranolar arasında sonsuza dek anılacaktır.
 
Yiğit Günsoy tarafından Ileana Cotrubaş’a sorulan 10 küçük soru ve cevapları

Vokal sınırlamaları düşünmeden en çok hangi rolü söylemek isterdiniz? (Zerbinetta’dan Dalila’ya tenor, bariton, bas rolleri de dahil!)

Hepsini!
 
Beraber sahneyi paylaştığınız bütün büyük sanatçılar haricinde zaman kapsamı olmadan kiminle aynı sahnede olmak isterdiniz?
George London
 
Sahnede söylemek isteyip fırsatınızın olmadığı bir rol var mı?
Yok, hayal ettiğimden bile çok daha fazla şansa sahip olduğum için müteşekkirim.
 
Eğer eşiniz Manfred Ramin bir tenor olsaydı, hangi operayı onunla beraber söylemek isterdiniz?
Werther
 
Bir kez daha bir opera söyleme şansına sahip olsanız bu hangi eser olurdu?
Böyle bir şansa sahip olmayı istemem.
 
Herhangi bir opera bestecisi ile sohbet etme şansı verilseydi, bu kim olurdu?
Mozart
 
Hangi tiyatro eseri veya romanın opera olarak bestelenmesini isterdiniz?
Çok okuyorum, fakat asla şu veya bu konunun bir operası olmalı diye düşünmedim. Kısa bir zaman önce Puşkin’in Yevgeni Onegin’ini yeniden okudum. Bu harika metni okurken Çaykovski’nin operası bana çok uzak geldi. Ki bu opera benim en sevdiğim operalardan biridir!
 
Dünyanın en büyük opera şarkıcılarından biri olmamış olsaydınız hangi mesleği seçerdiniz?
Herhangi başka bir meslek için yeteneğim olduğunu düşünmüyorum!
 
Yaptığınız birçok kayıt arasında sizi ilk defa dinleyecek birisine hangisini dinlemesini önerirdiniz?
Kişiye bağlı, genç bir müzik sever mi? Yoksa yetişkin bir kişi mi? Genç bir müzik sever için ilk dönem Mozart missaları veya sesimin en gerçekçi şekilde mikrofona alındığı Rinaldo’yu önerirdim. Daha olgun dinleyiciler için Violetta veya Louise olurdu, en iyisi ikisi birden!
 
Eğer bir opera sahneleyecek olsanız bu hangisi olurdu?
Asla bir opera sahnelemezdim!

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20