SÖYLEŞİ

İriş Şentürkler ile Oda Müziği Üzerine

20.12.2021


Paylaş:

Can Özükan, ülkemizi solo ve oda müziği alanlarında başarıyla temsil eden piyanist ve pedagog İris Şentürker ile solistlik, oda müziği, akademisyenlik ve çalışma yöntemleriyle ilgili sohbet etti.

Değerli İris hocam, sanat hayatınıza İstanbul’da başlıyorsunuz. Bu sürecin ilk zamanlarından bizlere bahsedebilir misiniz?
Ben müzikle gerçekten çok erken yaşlarda tanıştım. Dört buçuk yaşında ablamın piyano başında çaldığı eserleri taklit etmeye başlamış ve ilk adımlarımı bu şekilde atmışım. İlk derslerime Prof. Ergican Saydam’la başlamıştım. Daha sonrasında yarı zamanlı konservatuvar eğitimine başladım. Bu süreçte seviyemin üzerine çıkmaya başladıkça teknik anlamda çok zorlanmaya başladım ve büyük sıkıntılar yaşadım, hatta piyanoyu bırakma noktasına geldim. Bu süreçlerde çok fazla olumsuzluklar yaşasam da tam zamanlı konservatuvar eğitimi isteğimden hiçbir zaman vazgeçmedim. Üniversiteye kadar viyolonsel ve piyano eğitimlerimi beraber götürdüm. Tam anlamıyla piyanistlik üzerinde çalışmaya üniversitede karar verdim.

Kariyerinizin yurt dışına evrilme sürecinden önce The British Council tarafından düzenlenen “Yılın Genç Müzisyeni” yarışmasında birinci oluyorsunuz. Bu yarışmayı bizlere anlatabilir misiniz?
O dönemde çalıştığım piyano öğretmenim Prof. Meral Yapalı bu yarışmaya katılmam konusunda beni teşvik etti. Yarışmayı araştırmaya başladığımda son iki ay kaldığını öğrendim. Bu, bir yarışmaya hazırlanmak için çok kısa bir süreydi ve çalacağım program çok ağır bir programdı. Ancak o dönemde günde 10-12 saatlik bir çalışma programına girdim. Daha öncesinde çalışma disiplini çok yüksek biri olduğum için, altyapımın sağlam olmasının avantajıyla tam olarak hazırlandım, kendimden emin olarak bu yarışmaya girdim. Birinci elemeyi, ikinci elemeyi geçtim ve Ankara’ya gittim. İstanbul’dan katılan tek yarışmacı bendim. Sonuçta yarışmayı kazanarak birinci oldum ve benim için hiçbir zaman unutamayacağım harika bir deneyim oldu. Bu yarışma bana yalnızca başarı değil, ciddi bir çalışma disiplini de kazandırdı. Ben çok fazla yarışma sever bir müzisyen değilim, fakat yarışmalar bir noktada müzisyenleri dinç tutan şeylerdir. Yarışmalarda en çok dikkat edilmesi gereken kriterlerden biri de bilinçli bir repertuvar seçimi yapmaktır. Yarışmaların amacı kendimizi denemek olmamalıdır. Amacı kazanmak üstüne kurulu bir düzende tam hazır olmazsanız bu ileride size negatif sonuçlar doğurabilir. Mesela, jürinizde bulunan önemli bir müzisyenle başka bir platformda, örneğin yurt dışında okumak istediğiniz bir okulda karşılaştığınızda imajınız o yarışmada hazır olmadan sergilediğiniz performansınızla özdeşleşir. Bu yüzden ben yarışmalara tam anlamyıla hazır olunmadan katılınmasına karşıyım, öğrencilerime de bu tavsiyede bulunuyorum.

Yurt dışında çok prestijli okullarda okudunuz, bunlardan ilki İngiltere’de. İngiltere’yi seçmenizin özel bir sebebi var mıydı?
Aslında kazandığım “Yılın Genç Müzisyeni” yarışmasının bir ödülü de RNCM Manchester’da yüksek lisans eğitimiydi, o yüzden İngiltere’ye gittim. Bu eğitim ödülüyle beraber, orada rahat yaşamamı sağlayacak bir yaşam bursu da veriliyordu. İngiltere’de okumak bence bir öğrenci açısından muhteşem bir şey. Harika arkadaşlıklar edindim, oda müziği yapma arzum ve yönelimim burada başlamıştır. Çünkü İngiltere’de insanlar takım çalışmasına inanır ve bunu çok iyi başarırlar, birlikte çalışmayı, yardımlaşmayı çok severler. Burada benim en büyük kazanımım oda müziği kariyerimin başlangıcı olmuştur diyebilirim.

İngiltere’deki eğitiminiz Paris Ecole Normale de Musique’te devam etti. İngiltere’ye kıyasla Paris’te nasıl bir atmosferle karşılaştınız?
İngiltere’deki yüksek lisans eğitimim bittikten sonra İstanbul Üniversitesi’nde iki yıl kadar araştırma görevlisi olarak çalıştım. Sonra Fransız Hükümeti’nin sanatçı bursuna layık görüldüm. Bu burs, başka ülkelerden sanatını yapmak ve orada yaşamak üzere hükümet tarafından değerlendirilip belirli sanat dallarındaki sanatçılara verilen bir burstu. Paris’e gidiş hikâyem böyle başladı. Paris’te yaşamak, başlı başına bambaşka bir süreçti benim için. Sistem sizi daha bireysel bir başarı içine girmeye itiyordu. Paris’teki en büyük şansım, hayatımdaki yeri asla doldurulamayacak, öğretmenliğin ne demek olduğunu bana öğreten, çok değerli, usta müzisyen Prof. Christian Ivaldi gibi bir hocayla çalışma fırsatını yakalamaktı.
Hocam çok iddialı, disiplinli ve talepkar bir müzisyendi. Biz Türkiye’deki eğitim sisteminde sene başında belirlenen kısıtlı bir repertuvarı çalışır, sene sonuna kadar bu programla devam ederdik. Kendisiyle ilk dersime Schubert Sonat götürmüştüm. Ders bittikten sonra bana “Gelecek hafta ne çalacaksın?” dedi. Şaşırdım ve o anda ne hazırlayabilirim diye düşünmeye başladım. Paris’te derse her hafta yeni bir program götürmem gerekiyordu. Bu sisteme alışmak beni çok zorlamadı çünkü düzenli ve disiplinli, uzun saatler çalışmaya alışık olduğum için sadece eser düşünmem ve seçmem gerekiyordu. Asıl zor olan Paris’te de iki bölüm okuyarak aynı yoğun programı oda müziği derslerim için de uygulamaktı. Oda Müziği Bölümünde de değerli hocam Prof. Chantal DeBucchy’le çalıştım. Oda müziği kariyerimi yapılandırmamda onun da bana çok büyük katkısı olmuştur. Prof. Ivaldi’yle Fransa’da üç sene boyunca çalıştım. Onun bana kattığı en önemli değer, bambaşka boyutlara taşıdığım müziğe yaklaşımım ve bakış açım oldu.



Eğitim hayatınız boyunca çok önemli burslar kazandınız. Eczacıbaşı Vakfı’nın tam bursuyla yaşam desteğiniz olmuş. Bu bursu ve güncel olarak takip ettiğiniz bursları genç müzisyenlerle paylaşabilir misiniz?
Ben çok şanslı bir müzisyendim. Türkiye’de okurken İstanbul Üniversitesi’nin öğrenci bursunu da kazanmıştım. Eczacıbaşı Vakfı’nın bursunu kazanarak, o dönemde elde edilebilecek en önemli bursu kazanmış oldum. Yurt dışı eğitimimde olabilecek en önemli bursları kazandım; İngiltere ve Fransa hükümetinin destekleriyle okudum. Aslında şimdilerde Tekfen, Borusan, Eczacıbaşı, İKSV gibi çok değerli kuruluşların bursları var, bu kuruluşların dışında kişilerin sağladığı özel burslar da var. Sistem eskiye göre çok değişti. Artık bir burs alırken sizin iyi bir kaydınız, amacınızı detaylı ve açık şekile belirttiğiniz iyi bir biyografiniz olmalı. Tabii ki biyografi her şey değil. Bazen yedi yaprak biyografi yazsanız da asıl önemli olan çalmaya başladığınız anda karşınızdakini etkileyebilmek.

Türkiye’de, İngiltere’de, Paris’te eğitimler almanız çok farklı kültürleri görmeniz açısından da büyük bir fırsat. Bu kültürler sizin müziğinize nasıl katkılar sağladı?
Fransa’dan döndükten sonra Türkiye’de bir konser vermiştim, çok değer verdiğim bir müzisyen dostum bana “Çalışın ne kadar da yumuşamış!” demişti. Türkiye’den sonra İngiltere beni özgürleştirmiş, Paris ise beni içime döndürmüştü. Paris’te kendimi, iç sesimi keşfettim.

Sevgili hocam, sizin hayatınızda oda müziği çok önemli bir yer kaplıyor. Sizin için oda müziği nedir?
Oda müziği, birlikte paylaşılan büyülü bir alan. Öyle bir paylaşım ki bu, hiç birbirini tanımayan insanların bile bir anda aynı şeyleri hissedip, aynı dili konuşabildiği… Tabii ki sürekliliği devam eden oda müziği gruplarında da bir ortak payda var, o da birlikte yapılan müzikten keyif almak, birlikte çalmayı sevmek, güzelliği ortaya çıkartmak, uyumu yakalamak.

Değerli okurlarımız arasında oda müziği üzerine kariyer yapmak isteyen müzisyenler için nasıl tavsiyleriniz olur?
Bir piyanist, kariyerine oda müziği yaparak devam etmek istiyorsa önce çok iyi eşlik yapmayı bilmesi gerekiyor. Sonra, enstrüman bilgisi de çok önemli. Yaylılarla çalıyorsan yaylı enstrümanları, nefesli enstrümanlarla çalışıyorsan nefesli enstrümanları iyi tanımak gerekiyor. Her şeyin başında da iyi dinlemek, sezmek ve hissetmek geliyor.

Sevgili hocam, günlük olarak yaptığınız ve faydasını gördüğünüz teknik egzersizler var mı?
Benim kendi sınıfımda da çok faydasını gördüğüm bir çalışma var, tüm tonlarda Hanon egzersizleri. Gam ve arpej çalışmaları olmazsa olmaz! Hatta ayrı ellerde, yavaş ve orta hızlı tempolarla çalışarak. Bunların yanında Brahms egzersizleri de çok severim. Bunun dışında, çalışmaya her oturduğunuzda vücudunuzu bir kontrol edin, kasılan bir nokta var mı diye. Çalışırken ve çalarken o kadar ilginç noktalarımızı kasabiliyoruz ki. Dil kökümüz, ensemiz, karnımız, koltuk altı noktalarımız… Nefes alıp vermek gibi kaslarımızı gevşetmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bu da çok önemli bir egzersiz.

Türkiye’de öğrencilerin oda müziği alanında gelişim sağlaması için ileriye yönelik nasıl çalışmalar, projeler yapılabilir?
Söylediğim gibi özellikle piyanistler için eşlik yapıp birlikte çaldıkları müzisyenleri dinlemeleri çok önemli. Ayrıca küçük yaşlardan itibaren basit eserleri bile birlikte çalmak, dinlemeyi öğrenmek geliştirici olacaktır. Oda müziği veya birlikte müzik yapmaya başlamak bizde biraz geç yaşlarda başlıyor. Ne kadar tercih sayılsa da birlikte müzik yapmak bir müzisyen için kişisel gelişim açısından da çok faydalı. Okullarımızda başlangıç sınıflarında piyano eşliklerinden uyarlanmış eserleri veya kolaylaştırılmış ansambl eserlerini küçük yaş gruplarından oluşan öğrencilerimize yorumlatabiliriz. Veya deşifre partiler, birlikte eser okuma saatleri. Bir ders gibi değil de daha çok onlara oda müziğini sevdirip birlikte müzik yapmanın, birlikte bir fikri, bir duyguyu paylaşmanın ne kadar değerli olduğunu aşılamak adına.

Aktif konser hayatınızın yanı sıra, MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’nda akademisyen olarak geleceğin sanatçılarını yetiştirmektesiniz. Eğitmen kimliğinizle öğrencilerinize kazandırmayı amaçladığınız vizyon nelerdir?
Ben her zaman yaptıkları işi severek yapmalarını, mesleklerine saygı duymalarını, ahlaklı müzisyenler olmalarını istiyorum. Bunu şu şekilde açabiliriz; çaldıkları esere ve seyircilerine karşı sorumluluklarını göstererek özenle çalışmalarını ve müziğe ve sanata hak ettiği değeri vermelerini, disiplinli olmalarını, hayatın sadece çalışmaktan ibaret olmadığını, hayatın kendisinden beslenerek çalışımızı renklendirdiğimizi aşılamak istiyorum. Benim için her şey çalmak değil. Öğrencilerimin mesleklerinde başarıyı sürekli yarışarak ve başkalarıyla kendilerini kıyaslayarak, hırs dolu bir rekabet içinde kazanmalarını istemem. Azim önemlidir ama hırs bencilce bir yaklaşımdır. Kendi içlerinde gösterecekleri gelişimle yükselmelerini isterim. Onlara hep verdiğim bir öğüt var. “Hiçbir çiçek diğerinden üstün değil, her çiçeğin açacağı mevsim farklı.” Bu sebeple hiçbir şey için geç kaldığınızı düşünmeyin ve kendinizi kimseyle kıyaslamayın. Geçeceğiniz tek kişi kendiniz olun. Doğaya, insana ve hayvanlara sevgi ve saygısı olan, karşısındakini dinlemeyi bilen ve empati yapabilen insan zaten kalbinde güzellikler barındıran bir varlıktır. Sonuçta herkes kendi gibi çalar, çıkan müzik, ses kişinin iç sesidir. Bir müzisyenin nasıl biri olduğunu çalışından bir şekilde anlayabilirsiniz.

Sanat hayatınızda gerçekleştirmeyi düşündüğünüz bir hayal, hedef var mı?
Kişisel bir hedefim ve hayalim var, bir gün gerçekleştirebilirsem onun bir zamanlar hayalim olduğunu açıklayacağım. Bir eğitimci olarak çocuklar için de hayallerim var. Bunun gerçekleşmesi için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. İmkanı olmayan yetenekli çocuklara ulaşmak ve onları kazanmak en büyük hayallerimden biri. Yakında da heyecanla duyuracağım şeyler olacak. Ben de gerçekleştirdiğimde paylaşmak için sabırsızlanıyorum. 

Bir eseri repertuvarınıza almaya karar verirken ne gibi kriterleri değerlendirirsiniz?
Öncelikle çok çalmayı istediğim, repertuvarıma katmayı istediğim eserlere öncelik veriyorum. Bir resitalde uyum içinde çalabileceğim eserleri birleştirmeyi seviyorum. Bir döneme ait veya kontrast olabilecek farklı bestecilerin eserleri gibi. Kendimi yakın hissettiğim bestecilerin eserlerini incelemeyi, çalışmayı ve repertuvarıma katmayı seviyorum. Sadece bir besteciye ait set şeklinde programlar da beni mutlu ediyor. 

Keyifli sohbetimizin sonunda değerli okurlarımıza son olarak neler söylemek istersiniz? 
Pandemi süresinde maalesef sahnelerden ve seyircilerimizden biraz uzak kaldık. Gerek kayıtlarla gerek kısıtlı seyirciyle gerçekleşen konserler için bunu sağlayan kurum ve kuruluşlara, ilgisinden ödün vermeyen değerli müzikseverlere minnet borçluyuz. Şimdi, yeni normal hayat düzenimize geçerken gerekli tedbirler çerçevesinde artık dinleyicilerimizle buluşuyoruz. Ne mutlu bana ki bu yıl 49. İstanbul Müzik Festivali’nde sevgili dostlarım maestro Alexander Rudin ve Efdal Altun’la birlikte verdiğimiz konserde değerli seyircilerimizle bir araya geldik. Bu vesileyle muhteşem bir organizasyonla festivali gerçekleştiren İKSV’ye buradan da bir kez daha teşekkürlerimi ve sevgilerimi iletiyorum. Önümüzdeki dönemde sağlıkla, güzel müzik ortamlarında buluşmak en büyük dileğimiz. Son olarak Andante dergisine ve sana bu güzel röportaj için teşekkür ederim. Eklemeden geçemeyeceğim; kariyerini ve başarılarını büyük bir takdirle izliyorum, seni ayrıca genç bir meslektaşım olarak kutluyorum Sevgili Can.

Değerli Andante okurları, söyleşimin sonunda, Instagram hesabım @canozukan üzerinden sohbetin tamamına ulaşabileceğinizi, diğer konuklarımla gerçekleştirdiğim sohbetleri de izleyebileceğinizi hatırlatmak isterim. Bir sonraki söyleşide buluşabilmek dileğiyle, sağlıklı, mutlu günlerde sevgiyle, sanatla hoş kalın… Derin sevgilerimle…

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20