SÖYLEŞİ

Dante Alighieri'nin Ölümünün 700. Yılında: Inferno

12.01.2022


Paylaş:

Burak Özdemir ve Berlin merkezli Barok topluluğu Musica Sequenza’nın onuncu albümü Inferno 8 Ekim 2021’de dünya piyasasına sunuldu. Albümün küratörlüğünü üstlenen sanatçımızla  yeni projesi üzerine Reşide Ahu Ünalp bir söyleşi yaptı.
 
Dante Alighieri’nin 700. ölüm yıldönümünü için bir albüm oldukça güzel bir fikir, adeta bir hologram ustası gibi sembolizmi kelimeler kullanarak çoklu boyutta ifade eden Dante’ye ithafen hazırladığın bu müzikal çalışma nasıl filizlendi, süreçten biraz bahseder misin?
Floransa’daki Bargello Müzesi’yle uzun süredir ortak bir proje geliştirmek için iletişimdeydik. Dante’nin 700. ölüm yılına ithafen hazırladıkları sergide benim de bir eserimi sunmamı arzu ediyorlardı. Esas proje, Inferno’yu Sasha Waltz’in dansçılarıyla birlikte bir performans eseri olarak müze binasında sahnelemekti. Ancak 2020’de ortaya çıkan salgın sebebiyle, Bargello dahil, İtalya’daki tüm müzeler etkinliklerini ertelemek zorunda kaldılar. Projenin müzikleri üzerinde ben çoktan çalışmaya başlamıştım. Floransa ve etrafındaki şehirlerin Rönesans bestecilerinden tasarlanmış çok özel bir çalma listesi ortaya çıkmaya başlamıştı. Musica Sequenza ile Berlin’de Inferno’yu albüm olarak kaydetmeye karar verdik. Kapakta gördüğümüz heykel, Vincenzo Danti’nin Honor Triumphant over Falsehood (Sahtelik Üzerine Muzaffer Onur) isimli eseri ve Bargello müzesinin en önemli mermer heykellerinden biri olarak kabul ediliyor. Kaydı tamamladıktan sonra Bargello müzesinin de katkılarıyla, Inferno’nun müziğini New York’taki MET Müzesi’nde bu sene yer alan Medici Portraits (Medici Portreleri) sergisine yerleştirdik. Albümü de New York’taki sergiye paralel olarak, 8 Ekim’de dünya çapında markete sunduk. Şu an CD ve dijital olarak satışta olan bu son albümümüzün önümüzdeki yıl bir de plak versiyonu satışa sürülecek. Gelecek sezon ise, Inferno’nun 2020’de gerçekleştiremediğimiz canlı performansını Bargello müzesinde hayata geçirmeyi planlıyoruz. Inferno; albüm, yerleştirme (enstalasyon) ve performans olarak düşünürsek, çok formatlı bir proje olarak geliştirildi.



Albümde dinlediğimiz Monteverdi, Cavalli, Frescobaldi, Gesualdo’nun yanı sıra az bilinen Marco da Gagliano gibi besteciler ve eser seçimlerini Inferno teması üzerine kurguladığını düşünürsek, dinleme akışında müzikseverleri nasıl bir yolculuk bekliyor?
İtalyan Rönesansı, sanat tarihindeki belki de en önemli süreçlerden biri. Michelangelo, Da Vinci, Raphael ve Donatello gibi ressam ve heykeltıraşlar dönemlerinin ne kadar ilerisinde idiler ise, Gesualdo ve Monteverdi gibi besteciler de bir o kadar yenilikçi ve sıra dışılar. Gesualdo çocukluğumdan beri yakından ilgilendiğim, ancak müziğinin sırrını hâlen çözemediğim essiz bir besteci. Monteverdi’nin Orfeo operası müzik tarihindeki ilk operalar arasında yer alıyor. Bu operadan seçtiğim “Signor Quell’infelice” resitatifi, albümün çalma listesinde ilk vokal eser olarak karşımıza çıkıyor. Dante Alighieri yapıtlarıyla İtalyan lisanının kurucusu ve en büyük geliştireni olarak görülüyor. İtalyan Rönesans müziği de operanın temeli olarak düşünülmelidir. Benim için Cavalli ve Frescobaldi’nin aryaları kuşkusuz en güzel vokal eserler arasındalar. Albümde daha az tanıdığımız İtalyan besteciler Sigismondo d’India, Stefano Landi ve Benedetto Ferrari’ye rastlıyoruz. Günümüzde eserleri her ne kadar az da seslendirilse, bu dahi bestecileri Inferno albümüyle keşfetmenin dinleyicilere büyük mutluluk vereceğine inanıyoruz. Albümde şu sıralar dinlemekten en keyif aldığım eser Tarquinio Merula’nin üç sesli Canzon’u. Inferno’nun duygusu çok özel bir albüm olduğuna inanıyorum; karanlığın sonlandığı, sevginin bizleri sardığı, geçmişin yeniden canlandığı ve bize ruhumuzun gerçek yüzünü gösteren, hatırlatan bir albüm. Dijital ve materyalist değerlerden, hızlı tempolardan uzak bir albüm. Saflık, huzur ve sevgiden doğmuş bir müzik. Dante’nin de söylediği gibi; “Ruh sevmek için yaratılmıştır.”



Müzikle seslendirilmiş olan bu Inferno’nun (Cehennem) dibinde insan doğasının vahşi ve zamansız dokusu işleniyor diyebilir miyiz? Eğer öyleyse bu bir üçleme ve devamında Purgatorio (Araf) ve Paradiso (Cennet) gelecek mi?
Inferno’yu bir triloji şeklinde kurgulamadım. Eser, Dante Alighieri’nin hayatının belirli bir döneminden esinleniyor. Şairin geç dönemi çalkantılarıyla dolu. Politik gündemi ve dönemin dini liderlerini keskin bir şekilde eleştiren yazıları nedeniyle, Floransa’da aldığı ölüm cezası sonrası sürgüne gönderiliyor. Bargello müzesi o yüzyıllarda bir hapishane. Dante’nin de Bargello binasında bulunduğu bir dönemi olduğunu biliyoruz. Günümüzde pek çok ülkede benzer olaylar hâlen yaşandığı için, tarihteki Dante gibi örnekleri, bugünün dinleyicisiyle buluşturmayı gerekli buluyorum. Bargello’nun Avrupa’nın belki de en saygın Rönesans heykel müzesi olduğunu tüm Dünya kabullenmiştir. Ancak hapishane binası olarak kullanıldığı dönemi, çağımızda bu kadar açık ve net bir şekilde dile getiren Inferno gibi sanatsal eserlere kapılarını açması beni derinden etkiliyor. Tarihten öğrenecek çok şeyimiz var. Dante, fikirlerini dile getirmekten korkmayan bağımsız bir bireydi. Bir birey olarak bizler de her gün görüşlerimizi sosyal çevremizle paylaşıyoruz. İster Instagram’a koyduğumuz bir fotoğrafla olsun, ister Twitter’dan yayınladığımız bir cümleyle; aslında bu açıdan bakacak olursak hepimiz birer Dante’yiz. Kendisini bizlere yeniden yakınlaştıran bu değerli projeyi, sanatçının 700. ölüm yılında hayata geçirebilmiş olduğumuz için minnettarız. 
 
Inferno’nun müziğine gelince, büyülü şehir Floransa ve Dante’nin kendi döneminde bu şehirde yaşadıklarını, içsel bir yolculuk şeklinde ifade etmeye çalıştım. Albümde yer alan bestecilerin çoğu Floransa ve etrafındaki şehirlerden geliyorlar. Florentin Rönesans ve erken barok müziği duygusal ve içe dönüktür. Antonio Vivaldi’de olduğu gibi Venediğ’in soğuk ve görkemli saraylarını bu müziğin içinde göremeyiz. Ne süslü gondollar ne de altından tablolar karşımıza çıkar bu notaların arasında. Doğanın, aşkın, insanın şiiridir Floransa müziği. Alçak gönüllü, ince ruhlu, kırılgan bir müzik. Diana Ramirez uzun yıllardır ortak çalıştığımız Guatemalalı sıra dışı bir soprano. Albümde sesinin inanılmaz renklerine tanık oluyoruz. Şarkı formatı, İtalyan Rönesans müziğinde büyük bir yere sahip olduğu için bu albümün çalma listesini de çoğunlukla şarkılardan oluşturdum. Arya, henüz operanın temeli olmadan önceki naif sekliyle, işlenmemiş bir hâlde sunuluyor bu albümde. Grubumuz Musica Sequenza Inferno’yu 16. yüzyılın dönem enstrümanlarıyla çalıyor. Ses renkleri olarak İtalyan Rönesansına mümkün olabildiğince yakınlaştığımız bir kayıt oldu Inferno.
 
Bach Opium albümünde de prodüktörlüğü Justus Beyer üstlenmişti. Hem kayıt süreci hem de sanat yönetmeni Daniel Mulder’le olan çalışmalarınız Inferno için nasıl şekillendi?
Justus, ses mühendisliğine başlamadan önce harika fagot çalardı. Kendisiyle dostluğumuz 18 sene öncesine, Berlin Konservatuvarı’ndaki öğrencilik yıllarına dayanıyor. Enstrümanı iyi tanıdığı için, kayıtlarda benim tam olarak ne yakalamak istediğimi iyi anlıyor. Bach Opium, ses renkleri bakımından zor bir kayıttı. Johann Sebastian ve döneminin diğer Alman bestecilerinin, belki de en karanlık eserlerini kaydettiğimiz albümdür Bach Opium. Musica Sequenza’nın yayınladığı en ruhani ve içe dönük albüm olarak görülebilir. Justus’un hem Bach Opium, hem de Inferno’da muhteşem bir iş başardığına inanıyorum. 
 
Tasarımcı Daniel Mulder, Musica Sequenza ailemizin bir üyesi. Kendisiyle ortak çalışmalarımız 2018’de İsviçre’de sahnelediğimiz dinler arası kardeşlik oratoryosu Bach Atlas Passion ile başladı. Musica Sequenza’nın görsel lisanı bizler için büyük önem taşıyor. Özellikle günümüzde, müziğini doğru bir görsel iletişimle dinleyicisiyle buluşturulması, her sanatçının hassas olması gereken bir konu olmalı. Daniel farklı bir tasarımcı. Albümleri kaydettikten sonra kendisine fazla söz etmeden, dinlemesi için gönderiyoruz. Günler sonra akıl almaz tasarımlarla bize geri dönüyor. Hangi disiplinden olursa olsunlar, sanatçıların birbirleriyle konuşmadan anlaşarak çalışabilmeleri, belki de kültür-sanat alanında sahip olunabilecek en büyük değer. Inferno’nun görsel dilini geliştirmeden önce Daniel ile Floransa’ya gidip Bargello ekibiyle buluştuk. Vincenzo Danti’nin görkemli heykeli önünde belki saatlerce dikildik. Şimdi bu heykel dünya genelinde projenin kapak yüzü olarak dinleyicilerimizi selamlıyor. Geçmiş, bugün bizimle yaşamaya devam ediyor. 



Inferno ile aynı gün dünyaya gelen opera prömiyerin Kassia hakkında da okuyucularımıza bilgi verebilir misin? Neden Kassia? Zamanın derinliklerinden Kassia’yı seçip, bir sayborg opera projesi olarak müzikal formda sunuyor olma hâlini bize hem besteci hem icracı kimliğinle ifade etmeni rica edebilir miyim?
Bu yıl Ekim ayındaki çifte prömiyer durumu, bizleri aylardır düşündüren bir konu. Kassia operamın dünya prömiyer tarihi iki sene öncesinden belli idi. Ancak New York’taki MET müzesinin Inferno’yu sergiye eklemesiyle, aslında 2021 Noel haftasında çıkarmayı düşündüğümüz Inferno’yu iki ay erkene almak zorunda kaldık. Aksi taktirde telif hakları konusunda MET müzesinin zorluk yaşama riski vardı. Salgın nedeniyle proje tarihlerimiz zaten olağandışı bir hâlde ilerliyor. Kış aylarından uzak duruyor, bahar, yaz ve sonbahar aylarında büyük projeleri sunmaya çalışıyoruz. Ekip olarak bu çifte prömiyer zorluğunu üstlenmeye karar verdik ve hem Inferno hem de Kassia’yi aynı gün dünyaya getirdik.
 
“Neden Kassiani?” sorusunun yanıtı, “Neden Dante?” sorusunun yanıtıyla hemen hemen aynı. Tarihteki Kassiani, Dante gibi önemli figürlerden büyük dersler öğrenebiliriz. İnsanlık tarihinde yüzyıllar içerisinde nelerin değiştiğini ve nelerin hâlen aynı kaldığını net görebiliriz. İyiye gitmek konusunda bu bilgiler bizlere yol gösterebilmelidir. Kassiani müzik tarihinde ilk kadın besteci olarak kabul ediliyor. Eserleri Ortodoks kilise müziğinin de temel esin kaynağıdır. Özel yaşantısıyla da oldukça radikal bir karakter. İmparatorun evlenme teklifini geri çevirip, kendisine bir kadınlar manastırı kuruyor ve diğer kadın sanatçılarla şiir yazıp, müzik yapıp, üreterek birlikte yaşıyorlar. Bu özgün hayat şekliyle tarihteki ilk feminist figürler arasında görülüyor. Kassiani’yi günümüzdeki insan hakları ihlallerine karşı güçlü bir cevap olarak görüyorum. Eserlerine operam Kassia’da epeyce yer verdim. Hazırlık aşamasında Kassiani’nin müziğini aylarca analiz ettim, öğrendim. Barok müzikten tamamıyla farklı bir müziktir Bizans müziği. Ölçü çizgisiz, zamansız, tek sesli, saf, soğuk ve minimalist bir notasyon biçimdir Bizans’ınki. 1200 yıllık materyali çok sesli, modern bir müzik lisanına uyarlamak zor bir süreçti. İlk operam Fuga’yı 2010 yılında Juilliard School’da okurken bestelemiştim. Okul mezuniyet projem olarak, Juilliard ile halka açık iki temsilini sahnelemiştik. Son 10 yıldır opera yazmaya bir daha zaman ayıramamıştım. Albüm kayıtları, konser projeleri, turneler tüm zamanımı alıyordu. Salgın döneminde iki operayı paralel olarak besteledim. Bunlardan biri olan Kassia’nın şimdiden sahnelenmiş olması beni duygulandırıyor. Kassia’nın canlı performanslarında orkestra şefi olarak yer alıyorum. Eserde zaten Barok fagot kullanmadım. Kemençe, org, Bizans flütleri, vurmalılar, ses, viyol ve Bizans udu gibi 9. yüzyıl enstrümanlarıyla seslendiriyoruz.



Çapı oldukça geniş ve bir o kadar da detay içeren Kassia projende, iş birliği içinde bulunduğun sanatçı, kurum ve kuruluşlarla olan süreci anlatır mısın?
2019 yılında Bochum merkezli tiyatro kurumu Kainkollektiv ile ortak proje geliştirmek üzere bir toplantı yaptık. Direktörleri Mirjam Schmuck, Konstantinopel bestecisi Kassiani ile yakından ilgileniyordu. Benim de İstanbullu bir besteci olmam ve “Rameau a la Turque” gibi kültürler arası projeler yaratmış olmam bizleri yakınlaştırdı. Opera Kassia’yı gerçekleştirmeye karar verince, Kainkollektiv sahneyi üstlendi, biz de Musica Sequenza olarak müziklerini. Bu çerçevede bir ortak çalışma süreci başladı. Daha sonraları projeye İstanbul Kadın Müzesi ve performansların sahnelendiği mekânlar da ortak olmaya başladı. Büyüyen projede, opera formatının yani sıra bir de online konferans serisi başlattık. Konferanslarda konuşmaları için farklı ülkelerden sanatçılar, araştırmacılar, sosyologlar, politik bilimciler ve eğitmenleri davet ediyoruz. Her bir konferansın ev sahipliğini farklı ülkelerden ortaklarımız üstleniyor; İsveç, Türkiye, Polonya, Almanya gibi.
 
2021-22 sezonunda Inferno ve Kassia canlı olarak nerelerde sahnelenecek?
Sırada ilk önce İngiltere’deki Jersey adası sanat müzesi (Art House Jersey) için yazmakta olduğum yeni eser Vertigo var. Vertigo, Şubat 2022’de hem bir sergi eseri olarak hem de yeni albümümüz olarak yayına girecek. Kassia’nın Avrupa turnesi Mart 2022 de devam edecek; Hamburg, Berlin, İstanbul, Krakow, Bonn, Varşova gibi şehirleri gezecek. Bir yandan da Mayıs 2022 Mardin Bienali için yeni bir eser hazırlıyoruz. Haziran 2022’de Halle’deki Händel Festivali’nde yeni projelerimizden Händel Morphine’in dünya prömiyerini gerçekleştireceğiz. Salgın sebebitle turne planlarında hâlen dikkatli davranıyoruz. Kasım 2022’de Sampling Baroque Bach albümünün lansmanını, İstanbul Borusan House’ta canlı bir performansla kutlayacağız. Hepimize kültür ve sanatla dolu güzel bir sezon diliyorum.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20