02.02.2022

Hep ilkler kalır hafızamızda, hele de güzelse sonu... Ben de ilk klasik müzik CD'mi aldığım günü dün gibi hatırlıyorum. 1995 Mayıs'ının güneşli bir Cumartesi günüydü. O zamanlar henüz 11 yaşında bir ortaokul öğrencisiydim. Müziğe pek de yabancı sayılmazdım üstelik. Babamın yönlendirmesiyle birkaç yıldır piyano dersleri alıyor, çalıştığım piyano metodundaki parmak alıştırmalarına "alışmak" için var gücümle çalışıyordum. Eczacılık Fakültesi'nde okuduğu yıllarda eşzamanlı olarak Beşiktaş Belediye Konservatuvarı'nın Klasik Türk Müziği bölümüne de devam etmiş olan annem ise beni makamsal müziğin sonraları tiryakisi olacağım zarif hüznüyle çoktan tanıştırmıştı: Hacı Sâdullah Ağa'nın "Ah nideyim sahn-ı çemen seyrini cânânım yok" şarkısını her söyleyişinde benim de tıpkı Oscar Wilde gibi işlemediğim günahlardan ötürü ağlamak isteğiyle doluyordu içim. Klasik müziğin önde gelen bestecilerinin eserlerinden oluşan bir CD-kitap serisinin ilk cildini de bu dönemde, bahsettiğim güneşli Cumartesi günü edindim. Serinin ilk eseri olan Dört Mevsim Keman Konçertosu ile Vivaldi, bana klasik müziğin büyülü dünyasının kapılarını aralamıştı. Bunu 40. Senfoni ile Mozart takip etti. Sonra diğerleri...
Zaman içinde büyük kısmını klasik, caz ve Türk müziği kayıtlarının oluşturduğu zengin bir CD arşivine sahip oldum. Bugün arşivimde 1500’ün üzerinde CD bulunuyor. Az değil... Ne var ki tüm CD'lerimi Alman usulüne uyarak besteci soyadı ve eser adına göre alfabetik sırayla dizdiğim için sevdiği CD'yi önce kaybedip sonra bulan müzikseverlerin tatlı sevincini yaşamak zevkinden mahrumum!.. Aslına bakarsanız bu kadar CD'yi koleksiyon yapmak amacıyla bir araya getirmiş de değilim. Koleksiyon zor iş; ilgi, zaman ve parayla birlikte bilinçli bir yaklaşım ve araştırmaya gereksinim duyan ciddi bir uğraş. İyi bir koleksiyonun ise toplayıcısının "sahip olma" egoizmi ve "istifçilik" güdülerine yenik düşmeyecek kadar sağlam bir entelektüel temel üzerine kurulmuş olması ve belirli bir dönem, kişi ya da özgün bir konuya odaklanması gerektiğini düşünüyorum.

Haydn'ın Eczacı Operası
Mesleğimle örtüşen bir koleksiyonum var: 2009 yılından beri klasik müzikte tıp ve eczacılık konusuyla ilgili kayıt ve kitapları topluyorum. Bunda tüm fertleri eczacı olan bir aileye mensup olmam kadar eczacılık fakültesi müfredatında ilk kez "Eczacılık ve Sanat" dersini veriyor olmamın da etkisi var. Koleksiyonumda hem eczacı besteci ve yorumcuların hem de tıp ve eczacılıkla ilgili opera, bale vb. eserlerin ses ve video kayıtları bulunuyor. Bu kapsamdaki eserlerin bulabildiğim tüm kayıtlarını toplamaya çalışıyorum. Eczacı besteciler arasında Ali Darmar; eczacı yorumcular arasında piyanist Mehru Ensari, soprano Serenad Bağcan, piyanist Kamerhan Turan mutlaka saymam gereken isimler. Tıp ve eczacılıkla ilgili CD ve DVD kayıtlarım arasında ise Haydn'ın Lo Speziale, Ditters von Dittersdorf'un Doktor und Apotheker, Rossini'nin Il barbiere di Siviglia, Bizet'nin Le docteur miracle ve Gounod'nun Le médecin malgré lui operalarının ayrı bir yeri var.
Koleksiyonumun zenginleşmesinde en büyük katkıyı da yine eczacı dostlarımdan görüyorum. Bunun en güncel örneğini birkaç hafta önce yaşadım. Moda'daki en eski eczanenin sahibi, şair ve aynı zamanda gerçek bir klasik müzik tutkunu olan eczacı büyüğüm Melih Ziya Sezer bana Ecz. Ali Darmar'ın bestelediği ve piyanist Ayşegül Sarıca'nın solistliğinde BSO'nun icra ettiği 1. Piyano Konçertosu'nun kaydını hediye etti. Hiçbir hediye beni bundan daha çok mutlu edemezdi.
Başta söylediğim gibi; hep ilkler kalır hafızamızda, hele de güzelse sonu...

Tüm Yazarlar