SÖYLEŞİ

1756 Yapımı Kemanıyla, Uluslararası Platformlarda Gururumuz

12.02.2022


Paylaş:

Dünyanın pek çok prestijli salonunda verdiği konserlerle ve katıldığı oda müziği festivalleriyle kendini kanıtlamış kemancımız Veriko Tchumburidze ile yapmış olduğum söyleşiyi sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Belirtmeliyim ki bir söyleşi, önce yapan kişiye, ardından da okuyucularına bilgi yüklü satırlar sunar. Keyifle okumanız dileğiyle…

 

Sevgili Veriko, müzisyen bir ailenin çocuğu olarak doğdun. Müzikal geçmişin doğduğun anda başladı sanırım. Müzikle ve kemanla ilk tanışman ve ilk etkileşimin nasıl oldu?

Annem ve babam 1995 yılında Türkiye’ye davet edilerek geliyorlar ve Mersin Devlet Konservatuvarı’nda çalışmaya başlıyorlar. Evde her zaman annemin keman, babamın da obua öğrencileri vardı. Evde hep klasik müzik atmosferi vardı. Üç yaşlarımda kemana karşı ilgim başladı ve dört yaşımda keman çalmaya başladım. Altı yaşımda Mersin Devlet Konservatuvarı’nın yetenek sınavlarına girerek Selahattin Yunkuş’la çalışmaya başladım. 14-15 yaşına kadar da kendisiyle çalışmaya devam ettim.

 

Daha sonra sanırım Güher & Süher Pekinel’in “Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler” projesi kapsamında bir burs kazandın…

Evet. Almış olduğum bu bursla Viyana’da Prof. Dora Schwarzberg’le çalışmaya başladım. 14 yaşımdan 18 yaşıma kadar çalışmalarıma hem Türkiye’de hem de yurt dışında devam ettim. Piyanistlerimiz Güher ve Süher Pekinel, Zubin Mehta ve Herbert von Karajan gibi çok ünlü orkestra şefleriyle kariyerlerini sağlam temeller üzerine oturtmuş sanatçılarımız. Kendilerinin yetenekli öğrenciler için kurmuş oldukları burs sisteminin ilk öğrencilerinden biriyim. Onların maddi ve manevi desteğiyle doğru hocayı ve doğru ülkeyi bularak Viyana’da okumaya başladım.

 

Uluslararası Henryk Wieniawski Keman Yarışması senin müzik yaşamına nasıl bir etki sağladı? Yarışmaya nasıl hazırlandın?

Yarışmaya katılmaya hocam Prof. Ana Chumachenko ile yarışmanın başlangıç tarihinden yaklaşık dokuz ay öncesinde karar verdik. Yarışmada çalacağım program üzerinde karar verdikten sonra bu süre zarfında hem çok fazla yeni şey öğrendiğim hem de çok keyif aldığım bir hazırlanma sürece girdim.

 

Yarışmaya katılmadaki öncelikli amacım, o zaman gösterebileceğim en iyi performansı göstermek ve kendi sınırlarımı olabildiğince öteye taşımaktı.

 

Yarışmayı kazandıktan sonra, müzikal hayatım oldukça büyük bir değişime girdi. Hemen sonrasında dünyanın birçok farklı şehrinde harika sanatçılarla ve orkestralarla aynı sahneyi paylaşmaya başladım. Bu yarışma, bilinen en eski uluslararası keman yarışması. Bu köklü geçmişinden dolayı hem Polonya’da hem de dünyada tüm klasik müzik ve keman severler tarafından çok sıkı bir şekilde takip edildiğinden, yarışmadan sonra çok daha fazla sanatsevere hem ulaşma hem de onlarla tanışma imkânım oldu.

 

Bu yarışma başarısının en güzel getirilerinden biri de küçüklüğümden beri hayranlıkla takip ettiğim, saydığım Maxim Vengerov, Sol Gabetta, Leif Ove Andsens, Lisa Batiashvili, Gemma New ve Marek Janowski gibi günümüzün önde gelen isimleriyle beraber aynı sahneyi paylaşıp onlarla beraber çalışmaya başlamak olabilir.

 

Ayrıca Polonya; Türkiye, Gürcistan ve Almanya’dan sonra benim dördüncü evim oldu diyebiliriz. Her yıl en az iki kere Polonya’da konser veriyorum. Klasik müziği ve sanatı böylesine seven ve yakından takip eden bir ülkede yarışma kazanıp, düzenli konserler vermek benim için gerçekten çok değerli.



 

Şu anda hangi okulda çalışıyorsun? Kuşkusuz ki iyi bir öğrenci, tek bir öğretmenle çalışmaz, farklı disiplini barındıran pek çok öğretmeni tanıma ve çalışma fırsatı olur. Mutlaka senin de kariyerinde pek çok eğitmen vardır.

Şu an Münih Sahne Sanatları ve Tiyatro Yüksek Okulu’nda keman dünyasının en değerli sanatçılarından Prof. Ana Chumachenko ile çalışıyorum. Kendisiyle 2014 yılından bu yana birlikte çalışıyoruz.

 

Yurt dışında eğitim almak sana hayat ve sanatın adına neler kazandırdı?

Klasik müzik özellikle Avrupa ülkelerinin tarihine dayandığı için, oraya gittiğimde Bach’ın, Mozart’ın, Beethoven’ın, Brahms’ın bu ülkelerde yaşadığını bilmek, müzelerini daha iyi anlayarak gezmek, resimlerini, tarihini, literatürünü çok daha derinlikli öğrenme fırsatı sundu bana. Bu sayede müziğe, tarihe ve sanata karşı çok daha farklı bir bakış açısı elde ediyorsunuz. Tradisyonun geldiği ülkelerde birebir öğrenmek çok daha farklı bir etki sağlıyor.

 

Pek çok ustalık sınıfına katılmış olduğundan eminim. Peki, en son hangi oda müziği festivaline katıldın?

Evet, çok festivale katıldım. Bunlardan en bilineni, 2013 yılında katıldığım Seiji Ozawa Oda Müziği Akademisi idi. Gençler bu festivallerde ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar. Hatta, en üst seviyede hazırlanıp geliyorlar desek yanlış olmaz. Bu festivallerde Kabakovs gibi çok değerli isimlerle çalışma fırsatı yakaladım. 2019 yılında piyanist Leif Ove Andsnez’in Norveç’teki Rosendal Festivali’ne katıldım. O yılın teması Dmitri Şostakoviç’ti. Hayatını, eserlerini, o dönemi anlatan bir festivaldi. Almanya, Gürcistan, Türkiye ve Norveç’ten pek çok kişi katılmıştı. Sovyet Rusya’nın karanlık bir döneminden gelip Şostakoviç’in eserlerini çalmak çok önemli bir deneyimdi benim için.

 

Yurt dışında bir Türk kemancı olarak nasıl karşılanıyorsun? Seni ve bizi tanımak adına soru soruyorlar mı?

Her zaman merakla karşılanıyorum. Türk müziği çok ilgilerini çekiyor. İstanbul Müzik Festival’ini takip ediyorlar ve genellikle bizim sanat ortamımızla ilgili sorular soruyorlar.

 

Katıldığın festivallerde Türk eseri çalıyor musun?

Festivalin bir teması varsa, ona göre çalmamızı istiyorlar. Programın dışına çıkamıyorsunuz. Ama bir tema yok ise mutlaka Türk bestecilerimizin eserlerinden örnekler seslendiriyorum. Ancak genellikle Adnan Saygun’un Demet adlı süitini çok seviyorum. Fransa’da katıldığım bir festivalde Horon’u çalmıştım. Herkes çok beğenmiş ve hemen bestecisini sormuştu.

 

Elbette her dönemden pek çok eseri yorumluyorsun. Ancak hangi döneme kendini daha yakın hissediyorsun?

Sanırım en çok Post-Romantik dönem ilgimi çekiyor. Çaykovski, Elgar, Brahms, Şostakoviç eserlerini yorumlamak, çalmak beni mutlu ediyor. Sanırım Almanya ve Viyana’da aldığım eğitimim sonrası Klasik döneme de ilgim artmaya başladı.

 

Çalışma sistemin nasıl? Bu sorunun cevabının genç müzisyenlere ve solist adaylarımıza da faydalı olacağını düşünüyorum…

Elbette her gün mutlaka çalışıyorum. Önemli olan kendimi nasıl hissettiğim, vücudumun kemana nasıl yaklaştığı, kemanımın nasıl tınladığı… Benim kemanım Mozart’ın doğduğu yıl 1756 yılında, Jean Baptista Godanini adlı bir İtalyan keman yapımcısı tarafından yapılmış. Bu kemanı bana Hamburg’taki çok önemli bir vakıf bana verdi. 2016 yılından bu yana bu kemanla çalışıyorum. Çaldığınız kemandan da çok şey öğreniyorsunuz…

 

Bir konserde solisti dinlerken nelere dikkat ediyorsun? Solist eğer bir kemancı ise hangi ayrıntılar seni daha çok meraklandırıyor?

Ben sadece müzisyenin müziği bize nasıl transfer ettiğiyle ilgileniyor ve kendimi yaptığı müziğe bırakıyorum. Her müzisyenden öğrenebileceğimiz pek çok şey var. Kişilik farklılıkları, bakış açıları… Herkesin bir giz dokunuşu var. Bence herkes kendi bakış açısını yakalamalı. Küçücük dokunuşlar kimi zaman öyle büyük farklar yaratabiliyor ki…

 

Yurt dışındaki konserlerinde seyirci profili nasıl? 

Yurt dışındaki dinleyici konsere mutlaka besteciyi ve eseri tanıyarak geliyor. Belli bir yaşın üstünü görüyoruz konserlerde. Arkadaşlarla kendi aramızda hep “Keşke 25’li yaşlara çekebilsek” diyoruz. Çünkü konserlerde o enerjiyi hissedebiliyorsunuz ve performansınıza da yansıyor bu. Dinleyici kulağının gelişmiş olması elbette önemli, ancak genç yaşlara da bunu kazandırmak gerekiyor. Bu bir kültürdür, sadece müzik değil.

 

Bir solistin, solistlik performansının yanında oda müziği çalışmaları yapması da oldukça önemli. Oda müziğinin, en büyük gelişmeyi sağlayan müzik türü olduğunu düşünüyorum. Bu alandaki çalışmaların hakkında da bilgi verebilir misin?

Oda müziği elbette çok önemli; solistliğin ilk basamağı. 11 yaşımdan beri oda müziği eserleri çalıyorum. Oda müziği demek, birlikte ve birbirini dinleyerek yapılan müzik demek. Her şeyi daha dikkatli dinlemeniz gerekiyor. Kimin ne çaldığını biliyorum ve birlikte analiz ediyoruz. Her ay bir oda müziği topluluğuyla çalışmalara katılıyorum.

 

Tüm müzisyenler zorlu bir dönemden geçti. Hemen herkesin kendi içine dönerek çalışmalarını bireysel olarak sürdürdüğü bir salgın süreci… Sen neler yaptın bu dönemde?

Ben yoğun bir dönemden çıkmıştım. Bu nedenle önce bir dinlenme süreci oldu. Daha sonra ise yeni bir repertuvar dönemi başladı. Kendime ve topluma ne katabilirim diye düşündüm. Fiziksel olarak değil ama mental olarak yoğun geçti.

 

Yakın dönemde yeni projeler var mı?

İsviçreli Orfeon firmasının bir Mozart projesi var. Weitzburg’ta Mozarteum Orkestrası ile birlikte Mozart Konçertoları kaydedildi. Ben de kardeşim Sofie Tchumburidze ile birlikte Howard Griffiths yönetiminde Mozarteum Orkestrası eşliğinde İki Keman Konçertosu’nu seslendirdim. Alfa Classics’ten çıkacak bu kayıt.

 

Andante okuyucularına son söz olarak ne söylemek istersin?

Ne iş yaparsak yapalım, yaptığımız işe kendimizi adamamız gerekiyor. İşimizi reklam ve sosyal medyada kendimizi tanıtmak için değil, önce kendimiz için yapmalıyız. Bugün Münih’te yaşıyor ve güzel işler yapıyor olmamın tek nedeni adanmışlıktır.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20