SÖYLEŞİ

Koreograf Ebru Cansız: Dansta, Hareketin Bütündeki Mânâsına Duyduğum Merak ve Arayış

21.03.2022


Paylaş:

Librettosu Işık Noyan’a, müzikleri Çetin Işıközlü’ye ait olan; Yunus Emre’nin hakikat arayışındaki yolculuğunu, bu yolda ona öncülük eden Hacı Bektaş-ı Veli ve Taptuk Emre ile birlikte hayatına dokunan kişilerin onu bilgeliğe götürüşünü, Yunus’un “varlığın mânâsını başka yerde değil, onun insanın kendi özünde olduğu” idrakinin konu edildiği Yunus “Mânâ” adlı neoklasik bale eseri, Ebru Cansız’ın koreografisiyle İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından 17 Mart 2022 akşamı Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde dünya prömiyerini yaptı.
 
Koreograf Ebru Cansız’a hem kendi sanat yolculuğuna hem de Yunus “Mânâ”ya dair sorularımızı yönelttik.
 
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Klasik Bale Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 1992’de Royal Academy, 1999’da Amerika’da klasik bale ve modern dans alanında eğitim aldınız ve 2000 yılı itibariyle İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde solist dansçı olarak birçok eserde dans ettiniz. Okuyucularımıza kendinizden, dans ve ardından gelen süreçteki koreografi kariyerinizden bahseder misiniz?
MGSÜ Bale Bölümü’nden mezuniyetimle birlikte 2000 yılında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde profesyonel dans hayatıma başladım. Bu süreçte Yuri Gregorovitch, Alexander Grant, William Forsythe, Christopher D’Amboise, Jack Gallegher, Patrick de Bana, Jose Martinez, Uve Scholz, Giorgio Rossi, Alessandro Sciarroni, Marc Ribaud, Young Soon Hue, Aysun Aslan, Uğur Seyrek, Beyhan Murphy, Mehmet Balkan olmak üzere birçok koreografın eserinde dans etme ve çalışma imkânım oldu. Aktif dans hayatıma devam ederken 2008 yılında koreografi üzerine çalışmalara başladım. 2008 yılında bağımsız dansçı ve koreograf olarak davet aldığım İtalya’da Fabricca Europa Festivali’ne 15 farklı ülkeden dansçı ve koregrafların katılımıyla üretilen Dialog adlı projede ülkemizi temsilen yer aldım. Aynı projeyi 2009 yılında Senegal Dakar’da sahneye koyduk. 2013 yılında Venedik Bienali’nin bir parçası olan Biennale Danza Festivali’ne davet üzerine gittim ve 10 ayrı ülkeden gelen dansçılarla birlikte koreograf Alessandro Sciaoroni ile bir aylık çalışmanın sonunda Venedik Bienali’nde gösteriler yapma şansım oldu. 
 
Bir yandan aktif dans hayatım devam ederken 2008’den bu yana sahnelenen koreografilerim: Bağlaç (2009), Turbulance (2010), Anima (2011), Sıradan (2011), Sarkaç (2013), Az-Çok (2015), Altı Ondokuz (2017), Vorteks (2018), Supernova (2019), Inner Voice (2019). 

Yurt dışında yaptığınız projeler olduğunu biliyoruz, sizden dinleyebilir miyiz?
2011’de yapmış olduğum Unexceptional (Sıradan) adlı düeti, 2016 yılında New York’ta Nimbus Dance Company Offline ve Your Move Dance olmak üzere iki ayrı festivalde gösterme şansım oldu. Aynı zamanda 2017 yılında Altı Ondokuz adlı düetimi Budapeşte’de SzólóDuó Dance Festivali’nde sahneledik. 2019 yılında Yasemin Kayabay’a yapmış oldugum Inner Voice adlı solo ise İtalya’da Yagp Uluslarası Bale Yarışması’nda sergilendi, üçüncülük ödülüyle dönmüş olmaktan da ayrıca mutlu oldum.
 
Sahne üzeri olmasa da pandemi döneminde hareket düzenini yaptığım yönetmen Recep Akar’ın Crowd (Kalabalık) adlı kısa filminin yurt dışında birçok festivalde gösterilmesi ve aldığı ödüller de hoş bir motivasyon sağladı diyebilirim.




Işık Noyan’ın Yunus “Mânâ” adlı eserinin librettosu size ulaştığı andan itibaren koreografinin oluşum süreci nasıl ilerledi?
Ağustos 2020’de baş koreografımız Ayşem Sunal Savaşkurt, Çetin Işıközlü tarafından bir bale eseri bestelendiğini bildirdi ve bu balenin koreografisini benim yapmam konusunda bir teklif getirdi. Biz de Çetin Işıközlü ile buluştuk. Çetin Bey çok değerli bir müzisyen. Müziğin temalarında Yunus’un duygusunu, ilahi aşk arayışını, yolculuklarını çok duygulu ve incelikli bir şekilde aktarmış. Işık Noyan’ın librettosuyla birleşen müziğe dans anlamında katabileceklerim beni heyecanlandırdı ve üzerine düşünmeye başladım.
 
Yunus Emre ile ilgili görsel, işitsel sanat ve edebiyat alanında pek çok değerli eserler üretildi. Ben ise bunların üzerine ne katabilirdim. Hayatını anlatmanın ötesinde, Yunus Emre’den bize kalan öz’ün ne olduğu üzerine uzun bir süre düşünmem ve araştırmam gerektiğini anladım. Yunus’un hayatında ve anlayışında en çok etkileyen şeyin ne olduğunu bulmak önceliğim oldu ve bunun üzerine hemen hemen altı ay kadar ön çalışma, demlenme süreci yaşadım. Yunus felsefesinin bendeki mânâsını ararken, esere ismini veren Mânâ Eri şiiriyle karşılaştım. Tüm bunların paralelinde, sanatsal olarak da dansın/hareketin mânâsına odaklandığım bir dönemimde Yunus’un arayışı bu anlamda da bana yol gösterdi. 
 
Yunus’un en önemli özelliğinin bir halk şairi olarak ilahi aşkı, insanı, duyguyu ve aklı halk dilinden insanlara aktarması olduğunu görmek, o yalın ama güçlü anlatım dili, hareket dili oluşturmamda yardımcı bir anahtar oldu. İnsanlara ilahi aşkı anlatmış bir halk ozanı rehberliğinde, hareketin mânâ ve gücünü, insanlara yalın bir anlatımla nasıl aktarabileceğim sorusunu getirdi. Dansın, görsel grafiksel şeklinden çok bedendeki akıl ve duygunun hareketle nasıl hemhâl olabileceği arayışına odaklandım.




Yunus Emre, tasavvuf ve halk şairi olarak kültür ve düşünce dünyamızda büyük bir öneme sahip. Bu durum bir sorumluluk ve baskı unsuru oldu mu eserin koreografisini yapma kararı alırken?
Evet, çünkü bu kadar bilinen ve sevilen bir kişiyi anlatmak esasında çok özenli ve itinalı bir çalışma gerektirdi. 
 
Yunus’un hayatına dokunan hocası Taptuk Emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi önemli isimlerle nasıl ilişkilerinin olduğu, onlardan neler öğrendiği gibi konular tüm koreografi sürecinde hareketsel seçkiden ziyade, bu öğeleri ve onların yaşam felsefelerini kısacık anlarda doğru yansıtabilme dileğim ister istemez bir baskı oluşturdu.



 
Eserin ön çalışmasını nasıl yaptınız? Sadece librettodan mı yola çıktınız, Yunus Emre’ye ait başka kaynaklar da ışık tuttu mu size?
Mehmet Demirci, Leyla İpekçi, Sebahattin Eyüboğlu tarafından Yunus Emre’nin hayatına ve felsefesine dair yazılmış kitaplardan ve diğer pek çok kaynaktan faydalandım. Aslında hayatıyla ilgili çok az somut veri var. Belli oranda bilgiler var ama bu bilgilerin kesinliğinden tam olarak emin değiliz. Şiirlerinden yola çıkarak ya da dilden dile anlatılan hikâyelerle, hayatına ve nerede nasıl yaşadığına dair bilgilerin izini sürüyoruz diyebiliriz. Zaten biliyoruz ki mezarı olduğu iddia edilen çok sayıda yer ve türbesi var. Ama esas bilinen Eskişehir’in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy’de bulunan Yunus Emre Külliyesi ve Türbesi. 
 
Koreografinin oluşumunda ise, bildiğimiz kadarıyla onun hayatındaki olaylar kronolojisinin yanında, yaşamında karşılaştığı insanların ve yollarda edindiği öğretilerin onu nasıl bir yönde etkilediği, kararları, öncelikleri ve kendisinin manevi arayış ve doyuma nasıl erdiği gibi konular ilham kaynağım oldu.
 
Diğer bir yandan 700 yıl öncesinden günümüze kadar gelen aşk, hoşgörü, saygı, sevgi ve insanı bütünüyle kabul eden felsefesinin günümüzdeki artan önemi ve esasında en çok da kendi içimizde bulmamız gereken “özü” bize nasıl anlattığı... Beni en çok etkileyen bu anlayışın hayat bulması oldu.




Eserle ilgili olarak “Dansta, hareketin bütündeki mânâsına duyduğum merak ve arayış, Yunus’un kendi yolculuğundaki mânâ arayışıyle kesişti” diyorsunuz. Bu ifadenizin eserin çıkış noktası olduğunu söyleyebilir miyiz?
Eserin çıkış noktası, Yunus’un dünyasına girmeye başladığım andan itibaren, onun tüm şiirlerinde gördüğümüz insan sevgisi ve ilahi bir aşkla ilerlediği yolu ve o ilahi aşkın onda oluşturduğu olgunluk, sadelik ve kendi hayatındaki mânâ arayışı diyebilirim. Sabır ve aşkla kendindeki özü arayış hali... 
 
Bu ilahi aşk arayışı Yunus’un hemen hemen tüm dizelerinde mevcut. Benim için ise, bulunduğumuz dönemde öz’den uzaklaşan, maddeci ve akılcı tavırla önceliklerini belirleyen insanın (son dönemde belki pandemiyle de bunu daha çok idrak ettik) kaybettiği mânâ arayışını Yunus’un rehberliğinde tekrar hatırlamak önemli oldu. Manevi duygulara dönmenin, yaşadığımız zamanın zorluklarına şifa olabileceğine olan inancım eserin çıkış noktası bir anlamda. Beni de bu anlamda şifalandırdı diyebilirim.


Bu çalışma bundan sonraki koreografilerinizi de etkiler mi?
Etkiler tabi, hatta tüm bu oluşum sürecinde olaylara bakış açımda Yunus’un anlayışını hissettiğim anlar oldu. Yunus felsefesindeki kabul, hoşgörü, anlayış ve sevgi kendimde ya da benim dışımda gelişen olaylara bakış açımda etkili oldu. Hatta prova sürecinde dansçılara bir terslik olduğu zaman “hatanızı kabullenin ve devam edin” diyorum. İnsan ister istemez hayatın içinde kontrolü dışında gelişen şeylere karşı savaşır hâlde bulabiliyor kendini. Hâlbuki kabul ve teslimiyet hâli birçok şeyi düzeltmeye olanak sağlayabiliyor. Bu anlayışın bundan sonra üreteceğim işlerde de süreceğini düşünüyorum.




Eserler, librettosu, müziği, koreografisi, dekoru, kostümü, ışığıyla bir bütün oluşturuyor. Siz bunların hangilerine ne kadar müdahil oldunuz?
Aslında her aşamada müdahil oldum diyebilirim. Çünkü şöyle, müziği dinlerken bir dünya kuruyorsunuz. O dünyaya en yakın ışık, o dünyaya en yakın kostüm, o dünyayı anlatacak en uygun hareket, onu besleyecek dekor... Tüm bunları tasarımcılara aktardıktan sonra uygulama kısmında da beraber hareket etmek güzel oluyor. Mesela eserin içinde video illüstrasyon kullanıyoruz. Eserin oluşum sürecinde ressam Gökçe Erverdi ile çok kez buluşup eser üzerine nasıl bir dokuda çizimler olması gerektiğini konuştuk. Bu illüstrasyonları kullanmamın birçok mânâda sebebi var. Ben Yunus’u biraz daha masalsı bir ifadeyle anlatmak istedim. Aslında onun bize anlatılan hayatı, felsefesi ve şiirlerindeki ahenk yalın bir anlatımla günümüze nasıl ulaştı ise, ben de onu şu anda bir çocuğun da anlayabileceği hâliyle bir masal dünyasından Yunus’un dünyasına dahil etmek istedim. Dolayısıyla, arkada eserin mekânlarını ve masalsı atmosferini destekleyici video illüstrasyonlar hazırladık. Bu çizgisel betimlemelerle boş beyaz bir kağıt üzerinde çizdiğimiz kapılara giriyor, Yunus’un gezdiği diyarları çiziyor, kendimize Yunus’un dünyasına tanık olduğumuz bir oyun alanı yaratıyoruz diyebilirim.




Kostüme de müdahil oldunuz mu?
Evet, kostüme de müdahil oldum. Gizem Betil kostümleri, Ferhat Karakaya dekorumuzu yapıyor. Onlarla hemen hemen 3-4 ay önce toplanmaya başladık. Eserin dünyasının nasıl hayal ettiğimi anlattım. O dünyanın içinde onlar da bana fikirlerini anlatıp, tasarımlarını paylaştılar. Gizem’le kostüm konusunda zevkle çalışıyoruz. Belli bir döneme ait kostüm tasarlamak elbette zor. Biz biraz bunu kırmak istedik. O konuda da en yalın ve güçlü anlatımı nasıl yakalayabileceğimiz konusunda çok düşündük. Hangi materyalin nasıl bir ifadesi olacak, dansın mânâsına uyar mı gibi sorular. Gizem de bu konuda harika bir iş çıkardı. Eserde grup dansçıları birçok yerde farklı anlamda dans ediyor. Bazen yolun kendisi, bazen yolcu, bazen yoldaki taş, zaman zaman da Anadolu köyündeki halk oluyorlar. 
 
Dolayısıyla genel anlamda minimalist bir bakış açısıyla tasarlandı kostümler. Kostümlerde de azaltmak, arınmak, fazlalıkları çıkarmak istedim. Gizem ufak dokunuşlarla dönemi yansıtmaya ve özü sunmaya çalıştı. Umarım izleyicimize bu incelikli duygu ve düşüncelerimizi aktarabiliriz.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20