SÖYLEŞİ

Koreograf Deniz Özaydın ile Bir Dünya Prömiyeri Üzerine

21.03.2022


Paylaş:

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin 17 Mart 2022 akşamı Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde dünya prömiyerini yaptığı, librettosu Mehmet Dülger’e müzikleri Çetin Işıközlü’ye ait olan Alaz ile Cemre adlı modern bale eserinin koreografı Deniz Özaydın ile Reşide Ahu Ünalp bir söyleşi yaptı.
 
Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndaki eğitiminiz sonrasında 2006 yılında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde göreve başladınız. Sizi bugüne dek; Kuğu Gölü, Giselle, Kamelyalı Kadın, La Bayadere, Ağır Roman, Circle of Fifths, Otello, Afife, Hürrem Sultan, Don Kişot, 2. Senfoni, Minyatür, Creatures, Air, Bolero, Genç Werther’in Acıları, Hüsn-ü Aşk’a Dair ve pek çok eserde sahnede neredeyse nefesimizi tutarak izledik. Kelimelerle sahnedeki sanatsal başarı olarak ifade edebildiğimiz bu tabiri siz nasıl yorumlamak istersiniz? Sağlam bir disiplin mi, sanatınıza olan aşk mı, nedir?
Aslında her ikisi de diyebiliriz. Çocukluğumdan beri hareket etmeye büyük ilgi duydum, dansla tanışınca bu durumu duygusal olarak da geliştirmenin bir yolunu bulmuş oldum. Dans, benim için her zaman bedenimi ve aklımı buluşturabildim bir disiplin oldu.
 
Kariyerinize koreografiyle devam etme kararını nasıl aldınız, bu süreci biraz anlatabilir misiniz?
Koreografi yapma fikri aslında üniversite yıllarından beri aklımdaydı ve o dönemlerde denemeler yapmaya başlamıştım. Her denememde karşılaştığım süreç beni zorladı ve bu zorlanma sürecinden her seferinde zevk aldım. Bugüne dek ne kadar koreografi denediysem hâlâ daha zorlanmaya devam ediyorum. Ancak bu uğraş hepsinde bir öncekinden daha fazla hoşuma giderek devam ediyor ve hayatım bu kararı esasında kendi kendine aldı diyebilirim.
 
Sahneye koymak istediğiniz sizin için özel bir eser/eserler var mı? Eser seçimleriniz nasıl şekilleniyor?
Özellikle sahnelemek istediğim bir eser yok, ancak gerçekleştirmek istediğim birçok fikrim var. 
Eser seçimleri kimi zaman librettosu ve bestesi belli olan eserler oluyor, kimi zaman ise düşüncesi ve anlatımı tamamen benim kurguladığım işler oluyor.
 
Üç akşam önce dünya prömiyeri yapılan, masalsı bir konuya sahip olan Alaz ile Cemre adlı eserin librettosunu ilk kez okuduğunuzda nasıl bir his oluştu?
Genelde librettoları koreografiyle anlatım sırasında biraz daha soyutlaştırmaya çalışırım. Eserin içeriği oldukça romantik, okuduğum zaman kendi tarzımla yorumlayabileceğim bir yapıya sahip olduğunu düşündüm.



Eserlerin ön çalışmasında hareketi düşünür müsünüz, yoksa öncelikle anlam ve öz olarak mı çıkartırsınız koreografinizi?
Yaptığım her işimde çalışma salonuna girmeden önce anlam olarak bir şeyleri tasarlamış olurum. Daha çok hareketin ya da çıkaracağım bölümün duygusunu düşünür ve harakete yardım etmesi için bu duyguyu aklımda tutup, genelde geometrik olarak hareketleri çıkartırım.

Doğanın harikulade geometrik düzenine ilgi ve saygı duyduğum için, hareketleri bu düzen içinde görüp, stüdyoya girdiğimizde dansçılarla birlikte eserin duygusunu birleştirerek hareket dizisini çıkarmış oluyorum.



Koreografilerinizde kostümü, dekoru, ışığıyla mı düşünürsünüz, yoksa üst üste katmanlar şeklinde mi oluşur?
Esasında öncelikle nasıl bir duyguyla anlatmak istediğimi, bana en yakın hislerle koreografiye nasıl dönüştürebileceğimi düşünüyorum.

Dediğim gibi öncesinde hareket düşünmüyorum hiçbir zaman. Bende hepsinin bir sırası oluyor. Nasıl bir duyguyla anlatabilirim, kostümler konuyu nasıl daha iyi destekleyebilir ve bunun yanında daha modernize ederek sahneyi, ışıkları, hareketleri nasıl birleştirebilirim. Hepsi bir anda değil, düşündükçe üst üste fikirlerle katman katman oluşuyor. Bazen bazı fikirleri eleyip, ince bir süzgeçten geçirip, yavaş yavaş sonuca ulaştırmaya çalışıyorum.



Bir koreograf ve kelimenin etimolojik bağlamıyla dans yazıcısı olarak, hareketleri oluştururken duyguların ötesinde bir alana geçiş yapmak mümkün mü? Duygu (e-motion) bağlamı mutlaka oluş anında bulunmak durumunda mı?
Duygu tüm sürecin temelini oluşturuyor. Provaya girerken aklımda hiçbir hareket olmaz. Koreografik olarak düzenleyeceğim yerin sadece duygusunu bilerek girerim provaya ve o duyguyu tahayyül ettiğim geometri içinde dansçılara gösteririm.



Bu eserde konuyu anlatırken yorumunuz nasıl oldu? Sanatçılara farklı simgeler, anlamlar yüklediniz mi?
Yazılan karakterlere olabildiğince sadık kaldım. Gidişatta ise, yani librettoya göre anlatımda yorumlarım elbette oldu, fakat karakterlerin dışına çıkmadım. Karakterler anlatması gerekenleri tamamen anlattı diye düşünüyorum.
 
Koreografinin oluşum sürecinde “sevmedim, eksik buldum’” diyerek değiştirdiğiniz bölümler olur mu? Eğer bu eserde de olduysa eksiklik: biçim, hareket konusunda mı, yoksa anlam bakımından mı oldu?
Mutlaka oluyor... Günümüzün teknolojik yardımlarıyla, hayal ettiğim bölümleri çekip, akşam evde analiz ettiğimde, kimi zaman hareketsel olarak, kimi zaman anlam olarak daha güçlü olması gerektiğini düşündüğüm yerler oluyor. Bu kısımlar üzerine düzeltme ve değişiklik yaptığımda, ertesi gün istediğime çok daha yakın bir hâle geliyor. Bunu bu eserde de çok kez yaptım. Prömiyerimize birkaç gün kala hâlâ ufak tefek değişiklikler yapıyordum.



Modern koreografiler yapan bir sanatçı olarak; kurgusal, masalsı bir öyküsü olan Alaz ile Cemre’nin koreografisi esnasında “konusu anlaşılır mı?” kaygısı taşıdınız mı?
Herhâlde böyle bir endişeyi her koreograf hissediyordur diye düşünüyorum. Ben de hissettim…

Genelde çalışmanın oluşum sürecinde koreografi en başından başlayıp sonuna doğru gitmiyor. Yani, ortasından, sonundan, başından şeklinde ilerleyebiliyor. Bu eserde de böyle başladı.

Birçok kısmını çalışıp, çıkarıp, daha sonra birleştirdiğimde “Benim de ilk düşüncem buydu, yapabildim mi, bu duyguyu, bu konuyu geçirebildim mi olabildiğince...” Henüz çiğ hâliyle olan bütünü ve akışı gördüğümde ise, evet kendimce bir sonuca ulaşıyordu.

Umarım herkes için de benim anlatmak istediğim kadar açıklayıcı olmuştur.



Eserlerin duygusuna girebilmek için karakterlerle empati yapıyor musunuz?
Kimi zaman ister istemez oluyor. Ben Alaz’ın yaşadığı gibi hayatımda sevdiğim birini kaybetmedim. Umarım da kaybetmem. Ancak bunları yaşamamış olsak da bu duyguları anlatabilmek için sanıyorum olabildiğince derin hissetmek lazım. Evet, yaşamadım ama kimi zaman provalarda anlatım gereği duygulara yoğunlaşmışken, provadakilerle birlikte duygusal anlar yaşadık. Gerçekten beraberce etkilendiğimiz anlar oldu.

İster istemez insanın hissettiği duygular çok gerçek. Üzüntü, sevinç, mutluluk hepimizin bildiği ve çok güçlü hissedebildiği duygular. Librettoda geçen hikâyeyi birebir yaşamamış olsak da, en azından bu duyguları hepimiz deneyimliyoruz. Sonuç olarak o duyguları yaratım esnasında dansçılarla birlikte hissetmek ayrı bir keyif veriyor. Yani, üzüntüyü anlatmaya çalışırken bile karşılıklı paylaşım olması insanı mutlu edebiliyor.
 
Koreografide sınır ve koreografide sınırsızlık diye iki ayrı tabir kullansam, her ikisi içinde ayrı ayrı neler söylemek istersiniz?
Bence her ikisinin de yanıtı aynı: Hayal gücünüz! Hayal gücünüz kadar sınırlı ve hayal gücünüz kadar sınırsızsınız.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20