SÖYLEŞİ

Flüt, Arp ve Sesin Büyüsünden Doğan Topluluk: Trio Patara

29.03.2022


Paylaş:

Flüt, arp ve sesin büyüsünden doğan Trio Patara’nın üç kadın müzisyeniyle Andante okurları için keyifli bir söyleşi yaptık. Flütte Leyla Bayramoğulları, vokalde soprano Simge Büyükedes ve arpta Aslıhan Güngör, Trio Patara’nın öyküsünü bizlerle paylaştı.

Sevgili Lelya Bayramoğulları, Antalya Devlet Senfoni Orkestrası’nın flüt sanatçısı olmanın yanında Trio Patara’nın da kurucususunuz. Dilerseniz topluluğun kuruluş öyküsünü sizden dinleyelim…
L.B.: Bu grubu kurma fikri bende 2020 yılında pandemi döneminde tüm etkinliklerin durdurulduğu kapanma zamanlarında gelişti. İnsanlık olarak karanlık ve üzücü bir dönem geçiriyorduk. Ve bir müzisyen olarak bir kez daha müziğin nasıl güzel bir şifa olduğunu, insanların müziğe ne kadar ihtiyaç duyduklarını, birleştirici gücünün ise en basit, en etkileyici örneği olan o balkondan balkona yapılan serenat tadındaki ortak ruh birlikteliğinde olduğunu beraberce yaşayarak gördük.
 
Dünyanın en eski enstrümanları olan, mitolojide efsanelere konu olmuş tanrıların enstrümanları flüt ve arpın o tılsımlı, ahenkli tını uyumunu dünyanın en güzel seslerinden sayılan nadide bir kadın sesiyle taçlandırarak daha ileriye taşımak istedim. Bu oluşum ülkemizde profesyonel anlamda da bir ilk oldu.
 
2020-2021 kültür yıllarının teması Patara idi. Sanırım isminizin doğma noktası da bu oldu…
L.B.: Evet, ne yazık ki bu güzeller güzeli antik kentimiz pandemi dönemine, kısıtlamalara denk gelmişti… Bizler de Antalya’da yaşıyor olmamız vesilesiyle ve grubu oluşturan enstrümanlarımızın da bu antik kente çok yakışacağını, müzikal anlamda da yaşatabileceğini düşünerek grubumuza Trio Patara ismini verdik. Büyük özverilerle, 34 yıldır kazıları çok kıymetli hocalarımız Prof. Fahri Işık ve Prof. Havva İşkan Işık tarafından yürütülen, Antalya’nın en etkileyici antik kentlerinden biri olan Patara’nın tanıtımına katkı sağlamak, şehrimize, ülkemize faydalı olmak adına şair Yelda Karataşın bizler için yazdığı şiirinin dizelerinde olduğu gibi “…Üç Dişi yüreğin barış dileği bu Patara’dan dünyaya” mottosuyla müzikal yolculuğumuza başladık.
 
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da desteğiyle Patara’ya Armağan başlıklı ilk albümünüzü çıkarttınız. Kimi zaman gerçekleştirilen konserlerde alınır albüm yapma kararları. Sanırım sizin de ilk konseriniz oldukça etkili oldu dinleyiciler üzerinde. Bu albümünüzün ilk çıkış noktasını da yine sizden dinleyelim.
L.B.: Bir ilk ve rol model olan grubumuzla diğer bireysel ya da orkestral çalışmalarımızın da pandemi sebebiyle sekteye uğraması, tüm enerjimizi gruba adamamıza neden oldu. Hep daha iyi neler yapabileceğimizin peşindeydik. Kapanmalar bitmişti ama etkinlikler hâlen başlamamıştı. Bizler tüm yaz aylarını sıkı ve zevkli bir prova süreciyle geçirmiştik. Zordu grubun bir ilk olması. Hollanda’dan aldığım tek orijinal eser olan F. Devienne’in 18 Romanslık albümüyle provalara başlamıştık ve grubumuza, tınımıza uygun olabilecek eserlerin düzenlemelerini de bu arada yaptırmıştık. Müthiş bir uyum, birliktelik ve sinerji yakalamıştık. İlk konserimizi Bodrum Kale’de çok büyük zorlukları aşarak ama bir o kadar da büyük bir başarıyla vermiştik. Bodrum konserimize giderken yolda beni dönemin İl Kültür Müdürü aradı ve konserin hemen ardından Patara’da devlet erkanının eşlerinin katılacağı bir etkinlik için benim solo resital vermemi istediğini söyledi. Ben ise grubumuzla Bodrum’a doğru yolda olduğumu ve Trio Patara ile bir dinleti yapmamızın çok daha uygun olacağını kendisine söyledim. Bodrum konserimizin ardından Patara’daki devlet erkanı eşlerine yaptığımız dinleti de büyüleyici geçmişti. Bizlere bir isteğimiz olup olmadığı sorulduğunda, heyecanla hemen Patara için bestecilerimize eserler bestelettiğimizi ve Patara’yı bu bestelerle yaşatmayı, Patara’ya armağan edebilmeyi düşlediğimizi söyledim. Onlar da bu fikrimizden çok etkilenmiş olmalılar ki iki gün sonra beni arayarak hemen CD çalışmalarımıza T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Antalya Devlet Senfoni Orkestrası Müdürlüğü ile başlayabileceğimiz müjdesini verdiler.


 
Ben sizlerin bu olağanüstü albümünüzden pek çok seçkiyi radyo programlarımda dinleyicilerimle paylaştım. Eserler hakkında konuşsak dinleyicilerimize hangi bilgileri anlatırsınız?
L.B.: Patara’ya Armağan adlı ilk albümümüz tam olarak grubumuzun müzikal renk yelpazesini yansıtıyor. Albümümüzde, grubumuzun ruhuna çok uygun olan, F. Devienne den 3 Romans, 2020 yılının G. Faure’nin 175. doğum yıldönümü jübilesi olması sebebiyle, bestecinin ünlü Pavane adlı yapıtını kendi aranje ettiğimiz yorumumuz bulunuyor. Ayrıca anonim türkü Sabahın Seherinde ve ikisi de birbirinden başarılı bestecilerimiz, aynı zamanda dost ve meslektaşlarımız olan Tolga Taviş’ten üç bölümlük Patara Süiti ile Özge Gülbey Usta’nın grubumuza ithaf ettiği Patara adlı yapıt bulunuyor albümde. Patara Süiti’nin şiirleri (Ten IşığımZeytin DikelimPatara’dan Dünyaya) sevgili Yelda Karataş’a ait. Bu eserleri biz sipariş ettik. İstedik ki büyüleyici Patara ölümsüz olsun. Sadece pandemi ile hatırlanmasın ve insanlığa birbirinden değerli bu iki besteyle hoş bir seda kalsın.
 
Sevgili Simge Büyükedes, uluslararası kariyerinde oldukça güzel başarılara imza atmış bir müzisyen olarak Trio Patara’ya vokal olarak yeni katıldınız. Flüt ve arp gibi insan sesi de bilinen en eski enstrüman. Sadece sen enstrümanını üzerinde taşıyorsunuz. Bu güzel oluşumun içinde olma fikri sizde nasıl bir etki uyandırıyor?
S.B.: Tınıları birbirine çok yakın, oldukça uyumlu üç elementiz. Müzikal ifademizin insanlar üzerinde bıraktığı “huzur” bu uyumdan geliyor diye düşünüyorum. Tarihin herhangi bir döneminden sesleniyor olabiliriz. Zaman ve mekân kavramının yok olduğu bir anı yaşıyor ve yaşatıyoruz. Hayatın zor anlarını bir saatliğine bir yana bırakıp bizimle birlikte şifalanıyor dinleyici. Ben gruba yeni katıldım. Ancak bu düşünceye yeni katılmadım. Ortak fikrimiz hayata ve müziğe bakış açımız çok benzeştiği için sanki hep bir aradaymışız gibi bir uyum yakaladık. 
 
Trio Patara’nın gelecek dönemdeki projelerini de sizinle konuşalım…
S.B.: Önümüzde yeni konserler, yeni heyecanlar var. Öncelikle 9 Nisan’da İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde “Kahve Konserleri” serisinde dinleyicilerle buluşacağız. Daha sonra Tolga Taviş ve Özge Gülbey Usta’nın Trio Patara için özel olarak yazdıkları eserleri ilk kez 29 Nisan’da Antalya Devlet Senfoni Orkestrası ile birleştireceğiz. Ve yine Kültür Bakanlığı’na bağlı Ankara Kültür Yolu Festivali bünyesinde 1 Haziran’da Roma Hamamı’nda bir konserimiz olacak. Bunların dışında, henüz tarihleri netleşmemiş yurt dışı projelerimiz var. 
 
Sevgili Aslıhan Güngör, siz de Antalya Devlet Senfoni Orkestrası’nın arp sanatçısısınız. Aynı zamanda da Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın konserlerine konuk sanatçı olarak davet ediliyorsunuz. Arp repertuvarının sınırlı olması nedeniyle böyle bir oluşum içinde olmak sizi müzikal anlamda heyecanlandırıyordur elbette. Neler eklemek istersiniz?
A.G.: Arpın tarihsel yolculuğu mitolojilere konu olmuş, uygarlıklar boyunca farklı biçimlerde örneklenmiş, zaman yolculuğunda gelişmiş ve son şeklini almış. Böylesine zengin geçmişe sahip olan bir enstrümanı çalmanın hissiyatı elbette bambaşka. Kendi mesleki yolumda çok sesli müziğin içinde olmak beni hep heyecanlandırmıştır. Çalgımın repertuvarının sınırlı oluşu ve arpın tınısal konumu nedeniyle örneğin bir trompet ya da kornoyla ikili bir müzik yapmak tını olarak zorken, orkestrada herkesle beraber bir bütünün parçası olmak, bu çok renkli müziği aynı zamanda bestecinin gözünden anlamaya ve yorumlamaya çalışmak en büyük tutkularımdan biri oldu. Ülkemde kendimi şanslı bir arpist sayarım. Öyle ki belli bir orkestranın yıllık programında arplı eserler seyrek olsa da ne mutlu ki hayatım kimi zaman aynı hafta üç orkestraya giderek ve bambaşka iklim ve dinamiklerin olduğu orkestraların konserlerinde bulunarak geçti. Bu sayede, 2006 yılından beri öncelikle Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrasında başlamış olduğum orkestra kariyerim ülkenin her yerine yayıldı. Yolculuklarla geçen kariyerimin de bana bambaşka öğretileri oldu. Kendimi orkestra repertuvarında arp konusunda yoksun hissetmedim hiç. Bunun yanında, oda müziği orkestradan bambaşka bir dinamik ve çalma biçimi. Soprano, arp ve flüt üçgeninde yakaladığımız tını daha naif, duru, derin ve soyut. Armoni ve bas bende olduğu için, gerektiğinde arpın tınısal ve renksel zenginliğini göstermeye çalışıyor ve bir o kadar da soprano ve flütün anlatımını derinleştirecek eşliği sunmaya gayret ediyorum. Çaldığım partiye hâkim olmak, çalışmak, dinlemek, yerini bilmek ve saygı duymak en temel prensiplerim.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20