MAKALE

Ferdinand Ries: Bir Devin Gölgesinde

07.05.2022


Paylaş:

15, 20 yıl öncesine dek Ferdinand Ries adı bende Beethoven’ın yardımcısı, sağ kolu olduğu bilgisinden öteye gitmezdi pek. Franz Wegeler ile yazdıkları, çok saygı gösterilen Beethoven biyografisini duymuştum, ama yine de tek tük plak ya da CD’lerine rastlamaya başladığım günlerde bile atlayıp geçerdim bunları. Ta ki bundan birkaç hafta öncesine dek…

Müzikle ilgili kimi yazılarımı okuyanlar ilgimin genellikle az tanınan, unutulmuş, kenarda bırakılmış, bununla birlikte çok güzel yapıtlara imza atmış besteciler üzerine olduğunu göreceklerdir. Büyük bestecilere, çağ açan devrimcilere ilgi duymadığım sanılmasın. Mozart üzerine farklı ne söyleyebilirim, ya da Bach üzerine? Hayranlıkla dinlediğim, herkesin yakından tanıdığı bu besteciler üzerine yazılmadık ne kaldı, yeni ne söylenebilir? Kuşkusuz yeni bulgular olabilir de bu benim haddimi aşar.

Spotify sağ olsun, son günlerde Ries dışında bir şey dinlemez oldum. O atlayıp geçtiğim kayıtların birer mücevher değerinde olduklarını görmek bende önce büyük bir şaşkınlık, sonra hayranlığa giden bir duygu yarattı. Neden dinlememeyi seçmiştim ki bugüne değin? Adını beğenmediğim için mi? Ben ki o çağ bestecilerinin kayıtlarına rastlar rastlamaz satın almayı ve hemen dinlemeyi seven biri değil miydim? O adın Beethoven gibi bir devle olan ilişkisinin bende yarattığı yanlış bir aşağılayıcı duygu olabilir miydi bu? Ne vardı bunda? Haydn da Porpora’nın uşağı olarak başlamamış mıydı eğitimine?

Ferdinand Ries de Beethoven gibi Bonn doğumluydu. Dahası Beethoven’ın ders aldığı müzisyenlerden biri de Ferdinand’ın babasıydı. Dolayısıyla Ries 16 yaşında Viyana’ya geldiğinde Beethoven artık şöhretinin zirvesindeydi ve genç adam cebinde kimi kaynaklara göre Cannabich’in, ötekilere göre babasının yazmış olduğu mektubu taşıyordu. Daha önceleri babasından ve Bernhard Romberg’den ders almış olan Ries artık Beethoven’ın öğrencisi olacaktır. O dönemde büyük ustanın öteki öğrencisi de Czerny’dir. Beethoven onu değer verdiği dostu Albrechtsberger’den de armoni ve beste dersleri almaya yönlendirir. Ries artık bir bakıma ustasının sekreterliğini de yapmakta, gerektiğinde ayak işlerine de koşmaktadır. Giderek döneminin en iyi piyano virtüozlarından biri kabul edilecek olan genç adam sahne başlangıcını 1804 yılında Beethoven’ın 3. Piyano Konçertosu ile yapar. Beethoven’ın Ries’e olan güveni yalnızca ona bulduğu paralı işlerden (Prince Lichnowsky ve Kont Browne gibi) değil, Bonn’daki yayıncısı Simrock’la olan tüm yazışma ve kararları da öğrencisine bırakmış olmasından anlaşılabilir.

Ne var ki Ries’in başı Fransızlardan kurtulamaz bir türlü. Bonn’u terk etmesinin bir neden Fransız idaresine geçen kentte çalıştığı orkestranın kapatılmasıydı ve Napolyon orduları ilerlemeyi sürdürüyordu. Ries’in tüm korkusu askere alınmaktı. Aslında bir gözü kör olduğundan bu korkusu gereksizdi. Gene de Viyana’dan kaçması gerektiğini düşünerek 1805 yılında Bonn’a döndü, oradan Paris’ geçti. Bu dönemde ilk piyano konçertosunu besteledi. 6. Konçerto olan bilinen bu yapıtta Beethoven etkisi, Ries’in tüm erken dönem yapıtlarında olduğu gibi çok açıktır.

Ferdinand Ries’in piyano ve orkestra için yazdığı, dokuzu konçerto olan 14 yapıt, 19. yüzyılın başlarından itibaren kendi türlerinin en önemlileri olarak Hummel’inkilerin yanında yer alır. Yoğun bir lirizmin egemen olduğu bu yapıtlar zaman zaman Beethoven’ı andıran bir ihtişam da sergiler. Beethoven birçok türde olduğu gibi piyano konçertosunda da bir zirve oluşturmuştur. Onunla Schumann, Liszt ve Mendelssohn arasında Erken Romantik denemeler düşünüldüğünde sanırım Hummel ve Moscheles ile birlikte akla gelmesi gereken adlardan biri de Ries olmalı. Beni büyüleyen konçertosu Op.177, 9 numaralı olanı. Bunun yanı sıra, Op.115, 4 numaralı ve Op.132, 7 numaralı olanlar da zikredilmesi gerekenlerden, çünkü işte bu konçertolarda Ries, Beethoven etkisinden sıyrılıp belki de 19. yüzyıl konçertosunun önünü açıyor. Burada duyarlılık daha sonra Chopin ve Liszt’e duyacağımız lirizme uzanıyor. İlk dinleyişimde, içimden, “Hummel’i andırıyor” diye geçirmişim. Hummel’i de ilk kez dinlediğimde de Chopin’in atasını bulduğumu düşünmüştüm. Ries de dönem bestecileri gibi yapıtlarında sık sık Rus, Macar ya da İngiliz temaları kullanır. 8. Konçerto’sundaki Macar teması dikkate değerdir. Bu konçertoda Ries, Beethoven’dan çok Clementi ve Dussek’in piyano okuluna yakındır diyebiliriz. Bravuralarla ilerleyen son bölüm mükemmel bir parlaklığa ulaşır.

Ries’in biyografisi boyunca ilerlediğimizde onu Kassel, Hamburg, Kopenhag, Stockholm’dan sonra kısa bir süre St. Petersburg’da görürüz. Burada ilk çello hocası Rohmberg’le de buluşur. 1813 nisanında onu artık 11 yılını geçireceği Londra’da buluruz. Burada, Haydn’ın dostu ve hamisi Peter Salomon ile kurduğu yakınlık ona Filarmoni’nin yolunu açacaktır. Ries, Filarmoni ile birçok konser verir. Çalma stili o denli beğenilir ki Harmonicon’da şöyle bir yorum çıkacaktır: “Bay Ries, haklı olarak günümüzün en iyi piyano icracılarından biri olarak kutlanıyor. Güçlü elleri, kesin olan çalışını çoğu zaman şaşırtıcı kılıyor. Çalış tarzı, ‘romantik vahşiliğiyle’ öteki piyanistlerden çok farklı…”

Ries’in Beethoven’la teması Londra yıllarında devam etti ve yaklaşık 1815’ten itibaren onun yapıtlarını yayınlamak isteyen Londra yayıncılarıyla olan çıkarlarının temsilcisi hâline geldi. Ayrıca, 1822’de Filarmoni Derneği’nden bir senfoni için bir komisyon da dahil olmak üzere, Ries’in ustasına epeyce para kazandırdığını söyleyebiliriz. Nitekim iki yıl sonra Koral Senfoni’nin notaları Cemiyete teslim edilir. Ries, Londra’dan ayrıldıktan sonra Beethoven onun kendisi için olan önemini şu sözlerle belirtecektir: “Arkadaşım Ries artık Londra’da değil. Yazışmalar ve düzenlemeler çok fazla zamanımı aldığı için artık oraya hiçbir şey göndermiyorum.”

Ries’in Londra’dan ayrılma nedenlerinden başlıcası Filarmoni’nin yapıtlarına eskisi kadar önem vermemesidir denebilir. Londra sanki gelecekteki unutulmuşluğun habercisi gibidir. Vatanına döner ve belki de benim en değer verdiğim oda müziği yapıtlarını besteler.

Ferdinad Ries’i bir bütün olarak düşündüğümde, yapıtlarını dinlerken aldığım bazı notları buraya aktarmak isterim. Op.112, Re Minör, 5. Senfoni’si dışında kalan senfonilerinin beni fazla sarmadığını belirtmeliyim. Senfonik yapıtlarında, piyano konçertolarındaki o santimantalizme uzanan lirizmin izlerinden çok Beethovenvari arayışlar var sanki. Burada çok yaratıcı değil gibi. Bir senfoni yüzyılı olacak olan 19. yüzyılda unutulma nedeni bu olabilir mi? Birçok yazımda belirttiğim gibi o dönemde senfonik yapıtlarınız önemsenmenize neden oluyordu diyebiliriz. Neden çok önemli olduğunu bir türlü anlayamadığım Weber iki senfoni ve nedense ilk Alman operası kabul edilen Der Freischütz dışında 40 yaşında öldüğünde Ries’den çok daha az yapıt bırakmıştı geride. Ne var ki o iki senfoni, Beethoven’dan kopuşu ve Romantizme geçişi simgeliyordu. Schubert’in son senfonileri, oradan Schumann ve Mendelssohn’u düşündüğümüzde Ries’in senfoni çağını neden yakalayamadığını anlarız. Piyano konçertoları üzerine düşüncelerimi yukarıda aktarmaya çalıştım. Yine de Ries’in bende kalan izlenimi mükemmel bir oda müziği bestecisi olduğu. Hocası Romberg nedeniyle olsa gerek çelloya ayrı bir yer verdiği söylenebilir. Ries’in tüm çello sonatlarının mükemmel olduğunu söyleyebilirim. Op.21 sonatta Beethoven’ın ruhunun ve ezgilerinin uçuştuğunu duyar gibi oluyorum. Ries’in çello sonatları o bildiğimiz çelloya basitçe eşlik eden piyanodan oluşmuyor. Her iki çalgıya da eşit ağırlık veren sonatlar bunlar. Op.125, Sol Minör Sonat bir başka mücevher. Ries romantik ögeleri klasik çerçeveye oturtan bir besteci. Yaylı sazlar dörtlüleri sürpriz dolu buluşlarla ilerliyor, triosunda ise neredeyse bir başına uçup giden çelloya öteki iki saz yer yer Barok tatlar veriyor. Altılısı, Hummelvari bir biçimde nefesli sazlarla öteki çalgıları buluşturuyor.

Çello dışında Ries’in flüte olan ilgisinden de söz etmeliyiz diye düşünüyorum. Romantik çağ başlangıcında nefesli sazlara, özellikle flüte bu denli yer ayıran bir başka besteci yok gibi. Belirli bir enstrüman için yazılan bestelerin sayısı bir tercihin göstergesiyse, o zaman Ferdinand Ries’in kalbinde flüt için gerçekten sevgiyle dolu bir yer var. Flüt ve yaylı çalgılar üçlüsü için en az altı dörtlü, flüt, keman, iki viyola ve viyolonsel için bir beşli, piyano, flüt ve viyolonsel için bir üçlü ve flüt ve piyano için birçok eser (sonatlar, fanteziler, bir divertimento ve bir notturno) kaleme aldı. İlk Flüt Dörtlüsü kendisini Do Majör anahtarında büyük, heybetli bir dörtlü olarak sunar ve birçok şaşırtıcı unsur içerir.Senfonilerinde ve yaylı dörtlülerinde olduğu gibi burada da Ries, Beethoven’la yakın ilişkisine rağmen tamamen bağımsız ve özgün bir besteci olduğunu kanıtlıyor.

Tüm öteki yapıtları dışında son bir yapıta dikkat çekmek istiyorum burada. O da Op.68, Yaylı Sazlar Beşlisi. Çünkü bu yapıt kalbimi sonsuza dek Ries’e bağlıyor. Özellikle Andante ve Allegro Agitato arasında gidip gelen ilk bölümü Astor Piazzola duymuş muydu? Burada yer yer Libertango’yu dinler gibi oldum. Ferdinand Ries’in İkinci Yaylı Beşlisi olan, Re Minör, Op.68, 1811’de kaleme alınmış. Tanınmış kemancı Andreas Romberg ve onun aynı derecede tanınmış kuzeni, çellist Bernard Romberg’e ithaf edilmiş olan beşli, gizemli, biraz hüzünlü Andante girişiyle açılıyor. Mendelssohn bunu yıllar sonra duymuş ve kendi Op.13, Yaylı Çalgılar Dörtlüsü’nün açılışında bu ezgileri kullanmış olmalı. Bölüm Allegro Agitatonun çılgın, lirik ileri geri dansıyla sürüyor. İkinci bölüm, Andante, basit bir melodi olarak başlıyor. Ancak yavaş yavaş yükselen ikinci bir tema kayda değer bir canlılık getiriyor. Ardından, daha lirik enerjik ve iddialı bir Menuetto geliyor. Final, Allegro, hareket ve heyecan verici bölümlerle dolu.

Ferdinand Ries, benim bir yaşam boyu görmeden geçtiğim bir besteci. Öylesine büyük bir adamın yanında yer alıyor ki o gölgenin altında o bedeni seçmek çok zor. Orijinal ezgilerini o devin gölgesinden dışarılara, güneşe doğru üflemek istiyor. Duyuyorum, şimdi işitiyorum. Bu denli geç olsa da bu besteciyi keşfetmiş olmak bana büyük bir haz veriyor.

Ve hayıflanıyorum. Ferdinand Ries, Beethoven’ın yakınındaydı. Onunla konuştu, onunla hüzünlendi, onunla güldü. Gölgesinden başını kaldırıp ona dokundu.

Tuğrul Tanyol

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20