16.07.2022

Can Özükan, KMK Sanat'ın genç Genel Sanat Yönetmeni Kazım Metehan Ayasbeyoğlu ile kurumun yapılanışı ve gençlere sunduğu imkanlarla ilgili söyleşti.
İstanbul’a her geldiğimde birbirinden değerli anılar biriktirerek, öğrenerek, heyecanlanarak güzel İzmir’e geri dönüyorum. Heyecanlanmak, içinde tüm duyguları kapsayabilecek, yaratım sürecinin en temel duygularından biridir. Heyecan duymayan bir insan üretemez ve gelişemez. İstanbul’a yaptığım Şubat ayı seyahatimde Erenköy’de bulunan Kazım Karabekir Kültür Merkezi, KMK Sanat ailesi ile tanıştım. 1999 yılında, Erenköy’de açılan Kazım Karabekir Kültür Merkezi, “Şark Fatihi” olarak anılan; Balkan, 1. Dünya ve Kurtuluş savaşlarında üstün askeri başarılar göstermiş, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Millî Mücadele yıllarındaki silah arkadaşı Kazım Karabekir Paşa’nın adını yaşatıyor. Karabekir ailesinin kültür ve sanat hayatıyla iç içe olan yaşamları, torunları Kazım Metehan Ayasbeyoğlu’ya da büyük bir miras olarak geçmiş. Metehan, çok heyecanlı, çalışkan, üretken ve gelecekçi yapısıyla Amerika’da aldığı çok yönlü sanat eğitimlerini KMK Sanat için kullanıyor. KMK Sanat, çok genç, dinamik ve samimi ekibiyle çok önemli işlere imza atacağını ilk andan hissettiriyor. Genel Sanat Yönetmeni Kazım Metehan Ayasbeyoğlu, Sanat Koordinatörü Batuhan Meriçtan, Genel Koordinatör Dila Altay ve bu harika kuruma tüm emek veren herkesi yürekten kutluyorum.
“Dünyada heyecansız hiçbir şey yaratılmamıştır.”
R.W. Emerson
Sevgili Metehan, geçmişten günümüze ülkemizin kültür ve sanat hayatının birçok alanına önemli katkılar sağlamış bir ailenin ferdisin. Dedeniz Kazım Karabekir Paşa’nın (1882-1948) 1920li yıllardan itibaren sanata verdiği büyük destek sayesinde günümüze uzanan bu misyon, sizlerin büyük çaba ve çalışkanlıklarıyla İstanbul’a çok önemli katkılar sağlamaya devam ediyor. Okurlarımıza Karabekir ailesinin sanata verdiği katkılardan biraz bahseder misin?
Deden Kazım Karabekir Paşa, her zaman sanata çok önem vermiştir. Kendisi, kişisel anlamdaki çalışmalarının yanında yaptıkları ve bıraktıklarıyla hem ülkemiz hem de dünya müzik kültürüne katkı sağlamıştır. Sözleri, müziği ve düzenlemeleri kendisine ait olan 10’a yakın eser var. Ayrıca bu eserlerin oda müziği düzenlemeleri de var. Kurtuluş Savaşı sürecinde 4000 erkek 2000 kız çocuğuna babalık yaptı ve o çocukların içinden müzik yeteneği olanlarla orkestra, bando, koro kurarak, kendi yazdığı eserleri onlarla birlikte seslendirdi ve kayıtlar aldı. Ayrıca Erzurum’da İbret Sahnesi’ni kurdu ve burada müzikli oyunlarla toplumu bilinçlendirmeyi amaçladı. Bunların haricinde, Paşa’nın önderliğinde yola çıkan babaannem Timsal Karabekir ve Karabekir ailesi birçok ünlü sanatçıya müzik kariyerleri boyunca destek verdi. Onların hem sanata hem de sanatçılara gösterdikleri bu sonsuz özlem ve emek beni de bu alanla önce seyirci, ardından da sanatçı olarak yönlendirdi. Müzik, bizim ailemizde yılların birbirine devrettiği büyük bir miras.
Çok yönlü bir sanat eğitimine sahipsin. Eğitim hayatını bizlere anlatabilir misin?
Eğitim hayatıma İstanbul Eyüboğlu Eğitim Kurumları’nda başladım. Eyüboğlu’nda okuduğum süre boyunca yurt dışında birçok tiyatro atölyesine katıldım ve bu seyahatlerin neticesinde yurt dışında okumaya karar verdim. Lisans eğitimimi New York Devlet Üniversitesi, New Paltz Kampüsü’nde Müzikal Tiyatro ve Klasik Tiyatro bölümlerinde 2018 yılında tamamladım. Mezuniyetimden sonra Amerikan Tiyatro Birliği Üyeliği kazandım. New York’ta birçok tiyatroda oynadım ve ünlü müzikal sanatçıları Pattie Lupon, Danny Burnstein, Neil Patrick Harris gibi birçok oyuncuyla çalışma fırsatı yakaladım. Ardından Amerika’da öğrendiklerimi ülkemle paylaşma gayesi ile Türkiye’ye döndüm. Türkiye’de bulunduğum süre içerisinde Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda Evrim Demirel’in Barış Ormanı operasında, Demet Evgar’a ait olan Tiyatro Pangar bünyesinde Kediler Bataklığı gibi oyunlarda sahne aldım, aynı zamanda TV8’de çalıştım. Ardından Kazım Karabekir Kültür Merkezi’nin başına geçtim. Eğitim hayatıma yüksek lisans düzeyinde IUAV Venedik Devlet Üniversitesi Tiyatro bölümünde devam ettirmekteyim.
Aslında Kazım Karabekir Kültür Merkezi 1999 yılında Erenköy’de kapılarını açmış bir kurum, günümüzde ise KMK Sanat adı altında büyük bir ivme kazandı. Senin, dünyanın pek çok farklı yerinde edindiğin deneyimler döndüğün zaman neleri değiştirmeni sağladı?
Döndüğüm ilk sene, benim için bir alışma süreci gibiydi. Kültür merkezinin başına geçmeden önce bu piyasayı, müzik dünyasının ihtiyaçlarını ve gerekliliklerini anlamak istedim. Bu şekilde Türkiye’deki müzik sektörü hakkında bilgi sahibi oldum. Bu, benim yolculuğumda çok önemli bir karar oldu. Akabinde amacım olan ulusal ve uluslararası alanda başarılı olabilecek yerimizi oluşturmaya başladım. Dünyada gençlerin elinde birçok imkân var ve ben de o gençlerden biri olma şansına sahiptim. Okulumun sahnesi, “showcase”leri hem iş imkânı olarak hem de performans anlamında bana çok olanak sağladı. Döndükten sonra bu konuda büyük eksikliklerimiz olduğunu fark ettim ve bu alanı kesinlikle ihmal etmemeye karar verdim. Bu oluşumu şekillendirirken Moskova Grup Tiyatrosu’ndan ve Amerika’daki Circle in the Square Broadway tiyatrosundan çok etkilendim. Ayrıca benden önce ülkemizin sanatına büyük katkılar sağlamış, ünlü keman virtüözumuz Cihat Aşkın gibi büyüklerimin yaptıkları ve bana yol göstermeleri büyük ilham kaynağım oldu.

KMK Sanat, temelde sanat kurumu olmasının yanında gençliğe önemli olanaklar da sunan bir proje üretme noktası. KMK Sanat’ın gençler ve sanatseverler için sunduğu imkânlar neler?
KMK Sanat, aslında kolektif bir yapı, yani sadece benim konuşabileceğim ya da tasarlayabileceğim bir şey değil. Ben bir oyuncu ve müzisyenim, çift anadal yapmak kolaboratif anlamda sanatı anlamam için çok büyük bir fırsat oldu. Tabii ki KMK Sanat bu iki daldan ibaret değil. KMK, resim atölyesi, dans atölyesi, tiyatro salonu, kayıt stüdyosu olan bir kompleks aslında. Sanata gönül veren, keyifle işini yapmak isteyen herkesin evi. Sizlere şu anda yaptığımız her şeyi saysam, haftaya idealist, hırslı başka bir sanatçıyla tanışıp yeni bir şey ekleyemeyeceğimizin bir garantisi yok. Bizi en iyi @kmksanat Instagram sayfasını takip ederek tanıyabilirsiniz. Şu an için ufak bir kafesi, 70 kişilik bir konser salonu olan ve bu salonda, hem sanat dünyasının önemli birçok ismini ağırlayan hem de genç, geleceğin virtüozu olmaya aday müzisyenlere konser imkânı sağlayan bir kurum olduğunu söyleyebiliriz.

KMK Sanat ailesi olarak, Sanat Koordinatörünüzden tasarım ekibinize kadar genç, çok yönlü, dinamik bir kadroyla çalışıyorsunuz. Bize biraz ekibinizden bahsedebilir misin?
Bunu sormana çok sevindim. Öncelikle ben 25 yaşındayım, genelde benim yaşımda çalışanları olan şirketler, “Ekibimiz genç” der. Aslında bu ekibin en yaşlısı benim. Açıkçası kültür merkezi olarak gençleşmeye gittiğimiz bu şu dönemde gerçekten dinamik, genç, yetenekli, başarılı insanlarla inovatif projeler yapmayı ve risk almayı tercih ettim. Biz, ekip olarak büyük bir aile gibiyiz. Genel Koordinatörümüz Dila Atalay, Tasarım Koordinatörümüz Tuğçe Öztürk, stajyerlerimiz Sena Özgül ve Nisa, Sanat Koordinatörümüz Batuhan Meriçtan ve ben Genel Sanat Yönetmeni Kazım Metehan Ayasbeyoğlu olarak küçük, efektif, hayalleri olan ve bu hayalleri gerçekleştirmek için elinden geleni yapan, her gün gelişen ve geliştiren bir ekibiz.

Son olarak, ülkemizin kültür sanat hayatına katkı sağlamayı düşündüğünüz çalışmalarınızı ve projelerinizi okurlarımızla paylaşabilir misiniz?
Aslında bakarsanız, ben yola dedem Kazım Karabekir Paşa’nın bıraktığı yerden başladığımı hissediyorum. Benim en büyük hayalim, onun yaptıklarını devam ettirebilmek. Bununla ilgili hem altyapı anlamında hem de müzikal anlamda çalışmalar yapmaya çalışıyorum ve bu şekilde ülkemizde sanat anlayışını, enstrümantal müziği ve klasik müziği elimden geldiğince ulaşılabilir kılmaya çalışıyorum. Ayrıca KMK ile yeni projeler hayata geçirerek, korolar ve orkestralar kurarak ülkemizin müzikal kültürünü geliştirmeye çalışıyorum. Bütün sanatçıların huzurla işlerini yapabilecekleri bu yerle birlikte bir değişim hareketi başlatmayı hedefliyorum.
Can Özükan

Tüm Yazarlar