SÖYLEŞİ

Piyanist Zeynep Özden Kariyerine İngiltere'de Devam Ediyor

15.01.2023


Paylaş:

Bu ay size 16 yaşında pırıl pırıl, başarılarla dolu, ama bir o kadar da mütevazı ve ayakları sağlam yere basan bir müzisyen gencimizi tanıtmak istiyorum: Zeynep Özden. Kendisinin son dönemdeki başarıları, onu tanıyan herkesi gururlandırdı. Bu sene lise müzik eğitimine İngiltere’de devam etme hedefinin peşinden tüm enerjisiyle koşan Zeynep’in İngiltere’nin en prestijli dört müzik okuluna yaptığı tüm başvurular kabul edildi. Bu okulların aylar süren piyano, solfej ve dil sınavlarını başarıyla geçerek hepsinden burslu/yatılı eğitim görmek üzere davet alan başarılı genç, 2022-23 akademik döneminden itibaren müzik eğitimine %95 burslu olarak The Yehudi Menuhin School’da Prof. Dinara Klinton ile devam etmeye karar verdi ve bu kararı neticesinde İngiltere müthiş bir genç yetenek kazandı.  

Zeynep’in kariyerini size kısaca anlatırsam onun ismini gelecekte ne kadar sıklıkla işiteceğimize dair de bir ipucu vermiş olurum. Piyano eğitimine 6,5 yaşında Toygar Tezcan ile başlayan, 2014 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı sınavlarını kazanarak yarı zamanlı piyano eğitimine Prof. Ayça Aytuğ ile devam eden Zeynep, 2016 yılı Haziran ayında MSGSÜ İDK tam zamanlı piyano sınavını başarıyla geçerek bu okulun tam zamanlı öğrencisi oldu. 2016 yılından bugüne yurt içi ve yurt dışında katıldığı programlar, yarışmalar ve okulu dahilinde konserlere çıktı.  

Zeynep, her hatırşinas öğrenci gibi, tüm başarılarının ardında Toygar Tezcan ve Ayça Aytuğ’un isimlerini özellikle vurguluyor; zira bu iki öğretmen onu “Zeynep Özden” yapan erdemleri ve yetenekleri inşa etmesinde büyük bir katkı sunmuşlar. “Bir öğrenci olarak öğretmenlerin hayatımızda ne kadar önemli bir rol oynadığını, geleceğimizi nasıl şekillendirdiklerini ne kadar kıymetli olduklarını görüyorum” diyor Zeynep.   2016 yılı Haziran ayında İsveç’te düzenlenen 5. Stockholm Uluslararası Piyano Yarışması’nda üçüncülük, aynı yıl Aralık ayında 1.Bursa Nilüfer Piyano Yarışması’nda üçüncülük ödülüne layık görülen genç piyanist, bir yıl sonra ise 12.Uluslararası Pera Piyano Yarışması’nda ikincilik ödülü ve aynı yıl 7.Uluslararası Milano Piano Talents Piyano Yarışması’nda birincilik ödülü aldı.  

2016, 2017 ve 2018 yıllarında Prof. Tamara Poddubnaya, Prof. Aldo Ragone, Prof. Eser Bilgeman Şakir, Prof. Emmanuel Mercier ve Mauricio Vallina’nın ustalık sınıflarına katılan; 2017 yılında ise Bodrum Gümüşlük Festival Akademisi’ne kabul edilerek Gülsin Onay, İlya Itın, Romano Pallotini ve kuşağının en ilginç piyanistlerinden kabul edilen Mauricio Vallina ile piyano ustalık sınıflarını başarıyla tamamlayan Zeynep’in başarıları bununla da sınırlı kalmadı.  

2017 yılı Aralık ayında MSGSÜ’nin açmış olduğu solistlik sınavını kazanarak 2018 yılı içerisinde MSGSÜ İDK Genç Orkestrası’nın verdiği konserlerde solist olarak sahneye çıktı. 24-25 Mart 2018 tarihinde Açı Müzik ve Sanat Okulu’nun düzenlediği 4.Piyano ve Müzik günlerinde “konuk müzisyen” olarak yer aldı.  

14-24 Ağustos 2018 tarihleri arasında Polonya’da düzenlenen Warsaw Piano Workshop’a katılarak Prof. Joanna Marchinkowska, Prof.Alberto Bertino ve Prof.Tomasz Lupa ile ustalık sınıfı çalışmalarını başarıyla tamamlayan Zeynep, 2019 yılında İtalya’da düzenlenen 5.Tadini Uluslararası Müzik Yarışması’nda birincilik ödülü alarak ülkemizi bir kez daha klasik müzik sahnelerinde müthiş bir şekilde temsil etmiş oldu.  

Zeynep, ulusal ve uluslararası yarışmalara ek olarak kişisel gelişimine de her zaman büyük bir öncelik verdi ve 2019 yılında Prof.Gereon Kleiner, Emre Şen, İbrahim Yazıcı, Doç.Gökhan Aybulus ve Prof. Marcus Becker’in ustalık sınıflarına katıldı. 2020 yılında Almanya Münih’te düzenlenen Online Piano Competition for Youth in Europe ve Sırbistan’da düzenlenen Belgrade International Music Competition'da ikincilik ödülüne layık görülen Zeynep için 2020 yılı Mart ayı ise önemli bir dönüm noktası oldu, çünkü ilk resitalini Moda All Saints Kilisesi’nde verdi. 2021 yılında MA Fernando Viani ve Prof.Fedele Antonicelli ile birlikte ustalık sınıfı çalışmaları yaptıktan sonra 2022 yılında piyanist Emre Şen ile kayıt ve çalışmalar yaptı.  

Zeynep’in devam etmekte olan bu başarı yolculuğuna baktığımda aklımdan sürekli bir cümle geçiyordu: “Hiç kimse, başarı merdivenlerini elleri cepte tırmanmamıştır.” (J Keth Moorhead)   Andante adına başarı merdivenlerini tırmanmakta olan Zeynep ile İngiltere yolculuğuna adım attığı günlerde çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Ona “büyülü melodiler kutusu” diye nitelendirdiği piyanosuyla çıktığı bu zorlu ama bir o kadar da eğlenceli ve renkli eğitim yolculuğunda başarılar dileriz
.  



Sevgili Zeynep, 16 yaşına çok büyük başarılar sığdırmış bir müzisyensin. Öncelikle seni tebrik ederek söze başlamak isterim. Piyano eğitimine başlama sürecini bize biraz anlatır mısın? O ilk kıvılcım nasıl doğdu?  
Merhaba, öncelikle teşekkür ederim. İlk ses çıkarmaya, konuşmaya başladığım andan itibaren farklı seslere, tınılara, şarkı dinleme ve söylemeye karşı olan ilgimle ailemin ve yakın çevremizin dikkatini çekmişim. Örneğin iki yaşındayken, yabancı dil bilmeden dört-beş farklı dilde şarkı söyleyebiliyormuşum. Okul çağına geldiğimde ise, dinlerken çok etkilendiğim bir enstrüman olan piyano üzerine eğitim almak istedim ve ailemin yönlendirmesiyle hocam Toygar Tezcan ile çalışmaya başladım. Kendisiyle çalışmaya başladığımda absolut kulağa sahip olduğumu ve konservatuvar eğitimi almam durumunda başarılı olacağımı öğrendim. Sekiz yaşımda MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’nın yarı zamanlı sınavlarını kazanarak hocam Prof. Ayça Aytuğ ile çalışmalarıma başladım.  

Son dönemde ismini önemli bir başarınla duymaya başladık. İngiltere’de birçok müzisyenin hayalini süsleyen eğitim kurumlarından birine önemli oranda bir bursla kabul edildin. Neler hissettin? Neden Yehudi Menuhin School’u hedeflemiştin?  
İngiltere’de okumaya karar verdikten sonra ailem ve ben okul araştırmaya başladık. Yehudi Menuhin School’un eğitim sistemi, donanımlı müzik eğitimi, seçici olması ve okulda sınırlı sayıda öğrenci olması, imkanları, konser verme ve sahneye çıkma fırsatlarının çok olması öncelikle beni etkiledi. Bu okuldan mezun olan müzisyenlerin; hep hayalini kurduğum üniversitelerde okumaya hak kazanmaları, hem akademik hem de konser sanatçısı olma yönünde çok iyi bir kariyere sahip olmaları da seçimimdeki en büyük etkenlerden oldu. Dolayısıyla benim ve ailemin en çok istediği ilk tercih oldu. Okulun oldukça uzun, zor ve çok aşamalı bir sınav süreci vardı. Tüm bu süreci başarıyla geçebilmek için tamamen hedefime odaklandım, yoğun bir çalışma dönemi geçirerek sınavlara girdim. Kazandığımı ve burs oranını öğrendiğimde okuldaydım. Mutluluktan ne diyeceğimi ne yapacağımı şaşırmıştım. Çok mutlu, heyecanlı ve gururlu hissettim. Emeğimin karşılığını aldığımı sonuna kadar hissettiğim bir andı. Benim için büyük bir motivasyon oldu. Şimdi buradayım ve hedefime ulaştığım için tarif edemeyeceğim kadar mutluyum.  

Peki bu okuldan daha önce mezun olan ve piyanistlik kariyerini beğendiğin sanatçılar var mı?  
Evet, öncelikle bu okuldan mezun olmayan ama burada hocalık yapan piyano öğretmenim Prof. Dinara Klinton’ı kendime örnek alıyorum ve kariyerini çok beğeniyorum. Kendisi RCM’den mezun ve aynı zamanda orada hoca olarak akademik kariyerini sürdürüyor. Bir yandan da konserlerine devam ediyor. Chopin Yarışması gibi dünyanın en önemli yarışmalarına katılım göstermiş ve çoğundan dereceler almış. The Yehudi Menuhin School’dan mezun olan piyanist Charles Owen’ı da örnek alıyorum. Üniversiteyi RCM’de bitirip, Queen Elizabeth Hall, Wigmore Hall, Carnegie Hall gibi birçok önemli konser salonunda konserler vermiş başarılı bir piyanist kendisi...  

Ulusal ve uluslararası birçok yarışmaya katıldın. Yarışmalar konusunda düşüncelerini öğrenmek isterim. Bir yandan yeni nesil müzisyenlerin yurt dışında akranlarının düzeyini ve çalış tekniklerini öğrenmeleri, kendilerini geliştirmeleri için bu yarışmalar büyük bir fırsat. Bir yandan da yarışma sayısı arttıkça kalitenin de düştüğü ve adeta müzisyenlerin birer yarış atına dönüştüğü gibi bir yorum da yapılıyor. Sana yarışmalara katılmak ne kattı ve bu konudaki ince çizgi sence nasıl korunmalı?  
Ben her şeyin bir dozu olduğu gibi bu konunun da bir dengesi olması gerektiğini düşünüyorum. Yarışmalar, ulusal ve uluslararası platformda kendi seviyemizi görmemizi sağlıyor, nasıl gelişebileceğimiz hakkında bize bir fikir oluyor. Aynı zamanda farklı ülkelerden arkadaşlar edinip, öğretmenlerle bağlantılarımızı da kuvvetlendirmemize yarıyor. Şimdiye kadar katıldığım her yarışmada farklı deneyimler yaşadım, hepsi benim için çok değerli. Sahne heyecanımı yönetmeyi, verilen her emeğin bir karşılığının olduğunu, kazanmanın gururunu, kaybetmenin de iyi yanlarının olduğunu, eleştiri almayı, öz eleştiri yapmayı, kimi zaman arkadaşlarımla yarışıp birbirimiz için mutlu olmayı ve daha saymadığım birçok şeyi yarışmalardan öğrendim. Yarışmalara katılmak, farklı ülkelerde farklı jürilerin karşısına çıkmak benim için motivasyon oldu. Fakat hedef tamamen kazanmaya ve hırstan ibaret bir rekabete yöneldiği zaman bu dengenin bozulduğunu düşünüyorum. Bunu çevremde gördüğüm zamanlar oldu. Ailem ve ben bu tür yarışmaların hep pozitif yanlarını düşünüyoruz, şimdiye dek bu tür sağlıksız bir düşünce yapısıyla katıldığım bir yarışma olmadı. İstediğim dereceyi alsam da alamasam da motive olarak yarışmalardan ayrıldım. Bu tür organizasyonların tabii ki bize birçok getirisi var, fakat yalnızca kazanmak, diğer yarışmacıları geçebilmek, çok ödül almak için sürekli yarışmalara katılmayı doğru bulmuyorum.  



Peki ilk kez derece aldığın yarışmadan biraz söz eder misin? Neler hissetmiştin? Heyecanlanmış mıydın?  
İlk derecemi 10 yaşımdayken İsveç’te 5. Stockholm International Music Competition'da üçüncü olarak almıştım. Yarışmaya katılırken ortamı ve nasıl bir performans sergileyeceğimi hayal etmeye çalışıyordum. Farklı ülkelerden gelen katılımcılar vardı, konservatuvarın içindeki büyük bir salonda çalacaktım ve heyecanlıydım. Çalmayı bitirdikten sonra selam verirken çok mutlu olduğumu hatırlıyorum ve sonrasında heyecanla beklemeye başlamıştım. Derecemi öğrendiğimde benden daha mutlusu yoktu, sevincimden Stockholm sokaklarında yağmurun altında annemle birlikte dans edip şarkı söylemiştim. O gün gerçekten bu işi dünya standartlarında yapabileceğimi gördüm ve bunu görmek hem öz güvenimi, hem yaptığım işe olan inancımı hem de gelecek için olan motivasyonumu artırdı.  


Zeynep Özden ve Prof. Ayça Aytuğ

Kuşkusuz sende birçok öğretmenin emeği büyük. Şu ana kadar seni “Zeynep Özden” yapan öğretmenlerinden biraz bahsetmek ister misin? Belki de hiç aklından çıkmayan birkaç öğütlerini de paylaşarak onları anmış olursun.  
Öncelikle beni keşfeden değerli öğretmenim Toygar Tezcan’dan bahsetmek istiyorum. Kendisi başarılı, çok yönlü bir piyanistti. Ders için kapıdan içeri girdiğimde hep “Ooo, meslektaşım gelmiş” derdi. Bana olan inancı sonsuzdu, piyanoyla beraber hayatı ve kendime güvenmeyi öğretti, her daim elimden tuttu. Bu uzun yolculuğumu başlatan kişiydi. Ne yazık ki artık aramızda olmasa da gücünü ve sevgisini aklımda ve kalbimde halen hissediyorum, benim için ayrı ve özel bir yeri var.  

2015 yılında sevgili öğretmenim Prof. Ayça Aytuğ ile tanıştım ve konservatuvarda çalışmalarımıza başladık. İlk ders yaptığımız günden bu yana bana karşı olan sıcakkanlı, cana yakın ve yumuşak tavrıyla beni etkiledi ve tabii ki sıkı bir eğitimle sonsuz destek verdi. Onun sakinliğini ve hep kendinden emin duruşunu kendime örnek alıyorum.  

Büyüdükçe hem yaptıklarım, hem de repertuvarım büyüdü, önemli kırılma ve dönüm noktalarını hep Ayça hocamla beraber aştım. Benim için hem bir öğretmen, hem bir mentor oldu. Kendisinin üzerimdeki emeği büyüktür. Ona olan sevgim ve saygım sonsuz. Şu anda İngiltere’de olsam da bağımız hiç kopmadı, kopmayacak.  



Emre Şen ile birlikte çalışmalarının sonucunda kayıtlar yaptın. Kendisinin sana kattıklarından biraz söz eder misin?  
Değerli Emre Hocam ile yolumuz ilk olarak 2019 yılında bir ustalık sınıfında kesişti. Ders yapmaktan çok keyif almıştım ve fikirleri hoşuma gitmişti. Londra’ya gelmeden önceki son yaz döneminde de çalışmalar ve kayıtlar yaptık. Kendisi de Londra’da okuduğu için bana kıymetli tavsiyeler verdi, müzikal açıdan da paha biçilmez öğretileri oldu. Müziğin içindeki küçük ışıltıları ortaya çıkarmayı, yeri geldiğinde tüm zihnimi ve bedenimi vererek korkusuzca çalmayı, tek bir enstrümandan bir orkestra oluşturmayı öğrendim. Kendisiyle kayıtlar yapıp çalışmaktan çok mutluyum.  

Değerli eğitmenler ve piyanistlerden ustalık sınıfı dersleri almışsın. Bu dersler sana temel olarak nasıl beceriler ve artı değerler kazandırdı?  
Şimdiye dek birçok ustalık sınıfı programına katıldım; farklı ülkelerden, okullardan hocalarla tanışıp çalışma, fikirlerini alma fırsatım oldu. Katıldığım her ders bana hem teknik hem müzikal açıdan farklı bakış açıları, çözüm yolları kazandırdı. Derslere hep büyük bir merak ve istekle girip ufkumun genişlediğini  hissederek çıktım. Her hocanın kendine has bir düşünce yapısı vardı ve onların öğretileriyle müziğe farklı açılardan bakabilmek, görüp hissedebilmek, anlayabilmek benim için her zaman kıymetli oldu. Beni ustalık sınıflarına katılmaya teşvik eden, hazırlayan, destekleyen değerli öğretmenim Prof. Ayça Aytuğ oldu ve kendisine bu konuda da ne kadar teşekkür etsem az…  

Türkiye’deki piyano eğitimi de elbette çok değerli. Ancak birçok piyanist adayını da imkanları zorlayarak yurt dışında okumaya iten bir durum var. Sence bunun sebebi nedir? Gençler niye yurt dışında eğitimlerini sürdürmek istiyorlar?  
Türkiye’deki müzik eğitimi tabii ki çok kıymetli. Bence müzisyenlerin yurt dışında okumak istemesinin esas sebebi konservatuvarı bitirdikten sonra kariyer inşa etmek için yeterli imkanı bulamamak. Yurt dışında “tabii ki çok çalışıp iyi bir yere geldiğiniz sürece” bu tür fırsatlar daha fazla olduğu için ve vizyon açısından daha çok kazanımı olduğu için ben de yurt dışına lisede gitmeye karar verdim. Türkiye’de konser salonlarının, dinleyici kitlesinin ve destekçilerin yetersizliği hepimize güvensizlik veriyor. Londra’ya geldiğim zaman şehri gezerken klasik müziğin oluşturduğu ambiyansı hissetmeye başladım çünkü burada günlük hayatta bile buna yer veriliyor. Fakat bizim ülkemizde ne yazık ki konservatuvar binasından ya da bir konserden çıktığınız anda o atmosfer kayboluyor.  



Peki yurt dışında eğitim sürecinde Türkiye’deki burs imkanlarını araştırdın mı? Bunlar yeterli miydi veya kolay erişilebilir nitelikte miydi? Sen herhangi bir burstan yararlanacak mısın?  
Okulumun verdiği burs çok yüksek olduğu için herhangi bir burstan yararlanmak için bir yere başvurmadım. Fakat araştırdım tabii ki. Gördüklerimin neredeyse hepsi üniversite öğrencilerine burs sağlayan vakıflardı. Ben henüz lisede olduğum için zaten başvurmam mümkün değildi. Bu konuda da bence müzik eğitimi alan çocuklara burs sağlayan vakıf ve kampanyalar yeterli değil ve arttırılması lazım.  

Şu anki repertuvarın hangi dönem ağırlıklı? Repertuvarının vazgeçilmezleri var mı?  
Şu an çalıştığım repertuvarda her dönemden eserler var, ancak ağırlıklı olarak Romantik ve Barok diyebilirim. Çalıştığım eserlerin hepsini seviyorum, hepsi benim için bambaşka ve vazgeçilmez. Fakat ikisi de en sevdiğim bestecilerden olduğu için Scarlatti’nin çalıştığım sonatları ve Chopin’in 3. Ballad’ı diyebilirim. Özellikle Ballad, küçüklüğümden beri çalmayı hayal ettiğim ve Chopin’in en sevdiğim eseriydi, çalışmaya başladığım andan itibaren keyif aldığım bir eser.  

Hayatta ikinci bir şansın daha olsaydı, yine piyanoyla mı devam ederdin yola, yoksa başka bir enstrümanı da denemek ister miydin?  
Tüm enstrümanların seslerini seviyorum. Dinlemekten keyif aldığım gibi çalmaktan da aynı şekilde keyif alacağımdan eminim. Piyanonun yeri ise benim için hep çok özel ve bana sevmekten de öte bir duygu yaşatıyor. Küçüklüğümden beri çalmayı hayal ettiğim, zarifliğine ve sesine hayran olduğum bir enstrümandı. Yüzyıllardan beri hayatımızda olan bu büyülü melodiler kutusunu çalmak bir ayrıcalık bence. Bu yüzden ikinci bir şansım olsa da kesinlikle piyanoyla devam ederdim.  


Piyano eğitiminde ve ardından kariyerinde hedefin nedir? İngiltere’deki eğitim sürecinin sana nasıl fırsatları beraberinde getireceği şu andan bilinemez ama geri dönüp kendin gibi gençleri yetiştirmek ister misin ileride?  
Öncelikle üniversite eğitimime İngiltere’de devam etmek istiyorum. İngiltere’nin önde gelen okullarında okumaya hak kazanmak hedefim. Daha sonra bir konser kariyeri edinmek, dünyanın farklı yerlerindeki önemli konser salonlarında hem resitaller vermek hem de solist olarak orkestralarla birlikte sahne almak istiyorum. Aynı zamanda iyi ve köklü bir müzik okulunda piyano hocası olmak istiyorum. Benim ve arkadaşlarım gibi gençlere eğitim vermek, destek olmak tabii ki çok isterim, bu da en büyük hedeflerimden biri. Bir öğrenci olarak öğretmenlerin hayatımızda ne kadar önemli bir rol oynadığını, geleceğimizi nasıl şekillendirdiklerini ne kadar kıymetli olduklarını görüyorum. Ben de kendini müziğe adamış gençlerin hayatlarına dokunmak, yol göstericileri olmak çok isterim.  

Sana bu güzel hedeflerini gerçekleştirmen için sonsuz bir güç, enerji ve motivasyon diliyorum. Yolun açık olsun Zeynep. Bizi hayatındaki gelişmelerden hep haberdar etmen dileğiyle.  
Ben de Andante okurlarına ve size çok teşekkür ederim. Yaptıklarımla ülkemi en güzel şekilde temsil etmeye çalışacağım.

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20