SÖYLEŞİ

Gülfam Göknar'dan Klasik Müzik Külliyatına Üç Miras

08.03.2023


Paylaş:

Kıymetli Andante okurları; uzun bir aradan sonra, sizleri çok değer verdiğim piyanist, yazar Gülfam Göknar ile tanıştırmak istedim. Gülfam Hanım, Türkiye’de daha önce kaleme alınmamış, her biri alanında öncü nitelikte yapıtlar olan kitaplarıyla biz müzisyenler ve müzikseverleri, müzik tarihine damga vurmuş büyük ustaların hayatlarının bilinmeyen yönleriyle tanıştırıyor. 2016 yılında, Okuyanus Yayınevi tarafından basılan ilk kitabı Müzik ve Yemek ile Verdi’den Mozart’a, Paganini’den Hildegard von Bingen’e 16 büyük sanatçının müzik dehalarının yanında yemek kültürüne verdikleri önemden, en sevdikleri reçetelere doğru bir yolculuğa çıkartmıştı okurlarını. Yolun ikinci durağı, yine aynı yayınevinden 2019 yılında basılmış olan Müzik ve Çiçek adlı kitabı olmuştu. Müzik ve Çiçek kitabında ise F. Schubert’in, Platner’in Çiçeklerin Dili şiiri üzerine yazmış olduğu bestesinden; J.Strauss’un Baharın Sesleri valsine, G. Fauré’ye, S. Rahmaninov’a kadar bilmediğimiz ne kadar gizli ve özel bilgiler olduğunu görmüştük. Göknar, tüm meziyetlerinin yanında bir doğasever olarak, toprakla bağlantısını her zaman diri tutmuş bir insan. Doğrusu bu kadar önemli bağlantıları yakalayabilmesi tesadüfî değil... Okurlarıyla buluşan Müzik ve Aşk kitabına dair sohbetimizle sizleri baş başa bırakıyor; sağlıklı, mutlu, müzik dolu bir yıl diliyorum.
 

Sevgili Gülfam Hanım, sohbetimize başlarken 2016 yılında Türkiye’de daha önce benzeri kaleme alınmamış ilk kitabınız Müzik ve Yemek’i okurlarla buluşturdunuz. Önce Müzik ve Yemek, ardından 2019 yılında Müzik ve Çiçek adlı kitaplarınızı büyük bir heyecanla okuduk. Yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı?

Yazmaya başlamadan çok önce aklımda dönüp dolaşan birçok proje vardı. O yıllarda konser çalışmalarım, öğrencilerim ve aile sorumluluğu üçgeni içinde bu projeleri hayata geçirmek için zaman ayıramıyordum. Ancak hayatın neler getireceğini bilemiyoruz, geçirmiş olduğum ve elimde kalıcı hasar bırakan tatsız bir kazada sağ bileğimi paramparça kırdım ve ciddi bir ameliyat geçirdim. Hastaneden eve döndüğümde sağ elimin sadece iki parmağını dışarıda bırakan, aynı zamanda zedelenen dirseğimi de içine alan alçı nedeniyle hayatım oldukça kısıtlanmıştı. Yeni konser projeleri vardı, ancak piyano çalışmam da mümkün değildi. Bu sıkıcı süreci nasıl geçiririm diye düşünürken gözüm kütüphanemde Müzik ve Yemek kitabımı yazmak için biriktirdiğim kaynaklara ilişti. İşte tam zamanı dedim, piyano çalmak için on parmak gerekiyordu ama bilgisayar kullanmak için yedi parmak yeterliydi, hemen o gün bileğimin acısını hiçe sayarak yazmaya koyuldum ve altı ay sonra geçirdiğim ikinci ameliyata kadar kitabımın metnini bitirdim. Ancak bir kitabı yazmakla iş bitmiyor, okurla buluşturmak da ayrı bir uğraş gerektiriyor. Üç yıl süren fakat beni yıldırmayan bir süreç sonunda yayınlanan Müzik ve Yemek kitabımın büyük ilgi görmesi, bana iyi ki bileğimi kırmışım bile dedirtti. Yazmış olduğum kitaplarımdaki başlıca amacım, klasik müziği ilgi çekici konularla harmanlayarak müziğin büyülü dünyasını daha geniş kitlelere ulaştırmak oldu, hatta bunu kendime misyon edindim diyebilirim. Örneğin, ilk kitabım Müzik ve Yemek; bestecilerin damak zevklerini, kendilerine özgü tariflerini ilginç mutfak hikâyeleriyle paylaştığım bir kitap. Müzik ve Çiçek kitabımda ise, çiçeklerin gizli dillerini, yüzyıllar içinde dilden dile dolaşarak günümüze ulaşmış çiçeklerle ilgili halk efsanelerini, yine çiçekler için bestelenmiş klasik müzik eserleriyle harmanlayarak masalsı bir dille aktarmaya çalıştım. Sanırım amacıma da ulaştım, çünkü hayatında klasik müzik olmayan birçok okurumun kitabımda adı geçen eserleri merak ederek dinlediklerini ve bu meraklarının giderek arttığını sevinçle öğreniyorum, bu da şüphesiz emeğimin en değerli geri dönüşü oluyor.



Klasik müzik alanında Türkiye dinleyicisinin genel kültürünü besleyecek, belki klasik müziğe ön yargılı olan insanlara yeni deneyimler için heyecan verecek projeler serisi diyebiliriz kitaplarınız için. Siz, hem piyanist hem de yazar bakış açınızla Türkiye’nin dinleyici ve okur kitlesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu sorunun yanıtı bir kitap veya tez konusu olacak kadar çok yönlü. İyi bir dinleyici ve okur olmanın temeli esasında çocukluk yıllarında, hatta beşikte başlar diyebilirim. Bu açıdan, ilk sırada ailenin önemini vurgulamak isterim, çünkü kitap okuyan ve müzik dinleyen ebeveynlerin çocuklarının bu alışkanlıkları doğal olarak edindiklerini düşünüyorum. Bu bağlamda ilk öne çıkan çekirdek aile oluyor. Benim özellikle üzerinde durmak istediğim kesim, insan hayatının en dinamik yılları olan ve toplumsal biçimlenmeyi yüklenen gençlik dönemi. Üniversite diploması sadece bir meslek kazandırırken; kültür birikimi sağlayacak kitaplar okumak, iyi bir konser dinleyicisi olmak, hatta hobi olarak bir müzik aleti çalmak, zamanı kaliteli değerlendirerek ufku açık bir birey olmak adına tartışılmaz bir gerçek olduğuna inanıyorum. Ne yazık ki ülkemiz gençliğinin bu konularda dünyayı oldukça gerilerden izlediği üzücü bir gerçek. Ancak şunu da eklemek isterim ki; bu olanakları çocuklarına sunabilen refah düzeyi yüksek, küçük bir kesim dışında zorlayıcı sosyoekonomik koşullar, gençlerin arzuları doğrultusunda etkinliklerde bulunmalarına, kitap satın almalarına, konsere gitmelerine, hatta doğuştan gelen yeteneklerini geliştirmeye ciddi engel oluşturmaktadır. Bu koşullar çerçevesinde gençlerden daha fazla beklenti içinde olmak, onlara karşı haksızlık olacaktır diye düşünüyorum.




Gerçekçi, düşünmeye ve sorgulamaya yönlendiren yanıtınız için teşekkür ederim. Bana kalırsa, çok yönlü çalışmayı başarabilen sanatçılar, daha derin bir bakış açısına sahip oluyor. Siz de solist, eğitimci ve yazar kimliklerinizle birçok insana yeni ufuklar açıyorsunuz. Dikkatimi çeken bir diğer konu, kitaplarınızın Türkiye’de bulunması neredeyse mümkün olmayan kaynakçalarla dolu olması. Bu kitapları yazarken çalışmalarınızda nasıl yöntemler izlediniz?

İlk yanıtımda vurguladığım gibi yine ailenin önemine değineceğim. Zengin bir kütüphanesi olan ailemden bana miras kalmış bulunmaz kitaplara sahip olmam en büyük şansımdır diyebilirim. 40’lı 50’li yıllarda, dönemin tanınmış, güvenilir biyografi ve tarih yazarlarının kaleminden çıkmış; ancak yıllar önce tükenmiş ve bir süre sonra basımı yenilenmemiş nadir kitaplara sahip olmak, son kitabımı yazmak için ilham verdi. Ancak çok titiz, dedektif gibi bilgi kovalayan ve kılı kırk yaran bir araştırmacı/yazar olarak bu kitaplarla yetindiğimi söyleyemem... Bunlara ek olarak bestecilerin, aile yakınları ve yakın dostların ilk elden çıkmış günlükleri de en değerli kaynaklarımı oluşturdu. İnternet ortamındaki bilgi kirliliğinden ötürü teknolojiyi sadece üniversite kütüphanelerine ulaşabilmek için kullandım. Yurt dışına çıktığımda ise bir okullu olarak dilini iyi konuştuğum, müziğin beşiği İtalya’da kütüphaneler ve özellikle müzik kitapları bulabileceğim kitapevleri de bana ülkemizde ulaşılması mümkün olmayan nadir kaynaklarla buluşma olanağı sağladı.


Sohbetimize okurlarla buluşan yeni kitabınız Müzik ve Aşk ile devam etmek istiyorum. Üçüncü kitabınızın konusuna nasıl karar verdiniz?

Klasik müzik bestecilerinin yaşamları hakkında bilgi edinmek için başvurduğumuz kaynaklarda müzisyen kimliklerinin yanı sıra özel yaşamlarına dair kısıtlı bilgilere ulaşabiliriz. Oysa müzisyen kimliklerinin ardında tabu kabul edilerek irdelenmesine izin verilmemiş, besteci kimliklerine zarar vereceği düşünülerek gün yüzüne çıkarılmamış bu nedenle de bilinmeyen yaşam öyküleri yatar ve bu öyküler yarattıkları eserleri ciddi boyutta etkilemiştir. Eğer bu hikâyelerin içinde bir de aşk söz konusuysa müzisyenler notalara, şairler sözcüklere sığınırlar. Ancak bu konuda müzik biraz daha öne çıkar. Heinrich Heine’ın da dediği gibi “sözcüklerin tükendiği yerde müzik devreye girer.” 

Bu kitabımda da bestecilerin yatak odalarının kapılarını aralayarak okurlarımı gizli kalmış aşk öyküleri, aşk mektupları ve sevdikleri kadınlara adadıkları eserleriyle buluşturarak biraz hüzünlendirirken biraz da şaşırtmak istedim. Umarım okurken keyif alırlar.


Müzik ve Aşk kitabınızda sanatseverleri neler bekliyor? Sizi eserlerinin yanında aşk hayatıyla da en çok etkileyen besteci kim oldu?

Okuyucularım için sürprizlerle dolu bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Araştırmalarım derinleştikçe, ulaştığım aşk öykülerinin çoğunun hayal kırıklıklarıyla sonlandığını gördüm. Hepsi kendi içinde etkileyici hikâyeler olsalar da, yürek burkan yaşamıyla beni en çok etkileyen Franz Schubert oldu diyebilirim. Ancak kitabımda sadece yaşamına damga vurmuş aşklarını aktardığım, tümünü yazsam ayrı bir kitap konusu olabilecek, döneminin playboy’u diyebileceğimiz Franz Liszt’in aşk defterinin oldukça kabarık olması ve yaşadığı aşk serüvenleri beni hangi birini yazsam diye düşündürmedi değil.


Son olarak müzikseverlere ve Andante okurlarımıza söylemek istedikleriniz neler?

Klasik müzik dinleyicilerinin ülke nüfusuna oranla oldukça az olduğu ve sanatın her dalının gün geçtikçe daha çok yara aldığı ülkemizde, yerimizde oturarak eleştirmek yerine el ele vererek engelleri aşmamız gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle klasik müziği daha geniş kitlelere yaymak için yaratıcı fikirler üreten ve müziğe gönül vermiş gençlere destek olmak için her türlü özveriyi gösteren sanatçılarımızı ve müzikseverleri görmek açıkçası beni çok mutlu ediyor. Eğer ben de yemek, çiçek ve aşk gibi her kesimin ilgisini çekebilecek konularla harmanladığım kitaplarımla klasik müziği belli bir çevrenin ötesine taşıyabiliyorsam bu yaşamımın en değerli ödülü olacaktır. Bu güzel söyleşi için size ve Andante dergisine teşekkürlerimi sunmak isterim.


Can Özükan

canozukanpiano@gmail.com

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20