SÖYLEŞİ

Beyza Yazgan, Türk Beşleri'ni ve Anadolu Müziğini ABD'de Gururla Tanıtıyor

16.03.2023


Paylaş:

Uzun zamandır başarılarını ve üretimlerini büyük bir hayranlıkla takip ettiğim, müziği hem çağdaş hem de akademik bakış açısıyla görebilen ve bu zorlu sektörde ayakları yere basarak ilerleyen bir müzisyenimizi, Beyza Yazgan'ı tanıtmak istiyorum. Kendisiyle tanışmam yağmurlu bir Ankara gününde arabamda bana eşlik eden TRT Radyo 3’teki bir söyleşisiyle oldu. Söyleşide hem müzikal gelişim sürecini, hem de son eserlerini, ayrıca ABD’de Türk Beşleri’ni ne kadar büyük bir özveri ve gururla temsil edişini dinledim ve derhal kendisine ulaşarak tebrik ettim.  

1989’da Bursa’da doğan Beyza Yazgan, piyano eğitimine dokuz yaşında Lale Memedaliyeva ile başladı. Tam zamanlı altı yıllık eğitimini Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda tamamladıktan sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Prof. Hülya Tarcan’ın sınıfına geçti. Orta, lisans ve yüksek lisans öğretimini üstün başarıyla bitirdi. Doktora eğitimine Erasmus Öğrenci Hareketliliği ile Polonya’da, Chopin Müzik Akademisi'nde başladı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda tamamladı. 2014-2016 yılları arasında M.S.G.S.Ü.D.K’da öğretim görevlisi olarak çalışan Beyza, 2016’da Koç Holding (Aygaz/Tofaş) bursuyla New York’a giderek Mannes School of Music’te Professional Studies eğitimine başladı. Burada Yuri Kim’den piyano, Uri Caine’den klavyede doğaçlama, Anthony Coleman’dan özgür doğaçlama ve Michael Bacon’dan film müziği dersleri alarak Mannes School of Music’teki eğitimini Josef Fidelman Çağdaş Müzik Performansı Ödülü (2018) alarak tamamladı.  

Eğitimi süresince, Uluslararası Edirne Genç Müzisyenler Yarışması’nda birincilik (2002), Koç Holding Eğitimde Başarı Ödülü (2013), 8. Metropolitan Uluslararası Piyano Yarışması'nda birincilik ödülü (New York, 2019) ve İtalya'daki International Music Academy Yarışması'nda Solo Piyano ve En İyi Oda Müziği Performansı dalında birincilik ödülünü (Castelnuovo di Garfagnana, 2019) kazandı.  

Türkiye’nin çeşitli illerinde resitaller veren genç sanatçı; müzikle farkındalık oluşturmak ve bağış toplamak adına, Kanserli Çocuklar Vakfı (KAÇUV), Suriye mültecilerine destek veren Small Projects İstanbul ile bir araya gelerek İngiliz ve İtalyan Büyükelçilikleri’nde yardım resitalleri verdi. Müziğin esasında bir paylaşım, toplumsal dayanışma ve iyiliği yayma yönü olduğunu da hem yaşıtlarına hem de meslektaşlarına anımsatmış oldu. Carnegie Hall'daki Weill Recital Hall'da, New York Elektroakustik Müzik Festivali için Abrons Art Center’da, İtalya'da Teatro Alfieri'de sahne aldı. 2022’de New York’ta, Christ & St. Stephen's Church ve Wild Birds’te Ukraynalı mültecilere yardım amaçlı konserler organize ederek performans sergiledi. Beyza Yazgan; Gary Graffman, Oxana Yablonskaya, Richard Goode, Vladimir Feltsman, Boris Berman, Jeffrey Swann, Rolf Plagge, Solomon Mikowsky gibi ünlü sanatçıların ustalık sınıflarında çaldı.  

Prodüktörlüğünü üstlendiği ve CD kitapçığında kendi illüstrasyonlarının yer aldığı ilk albümü To Anatolia: Selections from the Turkish Five, Bridge Records tarafından 2021'de piyasaya çıktı. Müzik eleştirmenleri tarafından (Gramophone, The WholeNote ve Music Web International, vb.) övgüyle bahsedildi.  

Klasik ve çağdaş piyano repertuvarından eserler yorumlamanın yanı sıra, piyanoda özgür doğaçlama ve görsel sanatlarla da ilgilenen Yazgan; albümünde yer alan Ferid Alnar’ın Şu Yamaçta adlı eserine yaptığı animasyonla 2021 yılı Ağustos ayında, Canlandıranlar Film Festivali, Short to the Point ve 70. Columbus Uluslararası Film & Animasyon Festivali’nde resmi seçki olarak yer aldı.  

Beyza Yazgan, son dönemde kendi bestelerini tekli olarak yayınlıyor, gelecek albümü için beste yapmaya ve bir yandan da kendi stüdyosunda piyano dersleri vermeye devam ediyor. Sözü Beyza’ya bırakıyorum. Hayran kalma sırası şimdi sizde:
 

Sevgili Beyza, önce Uludağ Üniversitesi ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi devlet konservatuvarlarında önemli bir müzikal temel aldıktan sonra Polonya’da başlıyor yurt dışı açılımın ve New York’ta devam edip perçinleniyor. Erken yaştaki bu deneyim sana neler kazandırdı?
Farklı bakış açıları, heyecan, esneklik, zorluklarla daha rahat başa çıkabilme gücü, yeni arkadaşlıklar ve bağlantılar, kısacası kendimi geliştirme ve yeniden yaratma olanakları... Başka kültürlerle, çevrelerle tanışmak ve o çevrelerde var olmaya çalışmak, kişiyi alışık olduğu düşünce kalıplarından ve konfor alanından çıkmaya zorluyor. Bu deneyimlerin hem karakterimi hem de müziğimi geliştirdiğini ve özgürleştirdiğini düşünüyorum.    

New York’ta aldığın derslerden biraz söz eder misin? Orada bir müzikal kırılma yaşadığını düşünüyor musun? Örneğin doğaçlama ve film müziği dersleri sana nasıl bir yön verdi?
The New School’da klasik piyano repertuvarı çalışmanın yanı sıra, çağdaş müzik ve caz bölümünden de dersler aldım. Bunlardan en ilham verenler Anthony Coleman’dan Doğaçlama Topluluğu, Madeline Shapiro’dan Çağdaş Müzik Teknikleri, Uri Caine’den Klavyede Doğaçlama ve Michael Bacon’dan Film Müziği dersleri oldu. Aynı şekilde kalmayı pek sevmediğim için müzikal kırılmayı sürekli yaşıyorum ve umarım hep devam eder. New York’un en sevdiğim tarafı, kültürel ve sanatsal faaliyetlerin bolluğu. Gittiğim her iyi konser, sonrasında bir kırılmaya yol açıyor.  

Aldığım bu derslerin ardından, doğaçlama ve beste yapmaya başlamak müzikle olan ilişkimi derinleştirdi. Müziği, içinde notalar olan soyut birşey olarak değil de kelimeler/harflerden oluşan bir dil gibi görüyorum artık. Özellikle başka müzisyenlerle doğaçlama yaparken herkesin kendine özgü kelime haznesi olduğunu fark ediyorsunuz. Bu dersler sayesinde; sadece piyano repertuvarı çalışmak yerine, görsel sanatlarla kolaborasyonlar, grafik notadan çalmak, kısa film müziği bestelemek gibi daha değişik projelerde yer alabiliyorum.  


(Fotograf,
Zac James Nicholson) 

ABD’de yurt dışından gelmiş başarılı genç müzisyenlere verilen desteklerden biraz söz edebilir misin?
Burada başarılı gençler için okulların sağladığı burs imkanları ya da destek alabileceğiniz yarışmalar, festivaller var. Onun dışında her şey bireysel çabanıza ve girişken olmanıza bakıyor. Devletin sanata olan desteği maalesef Avrupa’dan daha az. İnandığınız, yaratıcı bir proje fikriniz varsa, iyi bir sunumla gerekli kurumlara ulaşarak destek alma imkanı olabiliyor.  

Eğitim hayatın süresince değerli ödüller de aldın. Bunlardan da biraz söz eder misin? Ödülleri kıyaslamak zor olsa da, içlerinden seni en çok heyecanlandıran yarışma hangisi olmuştu ve neden?
New School’da gösterdiğim çağdaş müzik performansları için aldığım Josef Fidelman Memorial Award ve The 8th Metropolitan International Piano Competition’da aldığım birincilik ödülü aklımda en çok yer edinenler…  

New School, 20. yüzyıl müziğine New York'un en önem veren enstitülerinden biri. Daha önce çağdaş müziği çok icra etmemiş biri olarak, kendimi bu konuda geliştirmeye çalıştım. John Cage gibi hayranı olduğum bestecilerin zamanında ders verdiği bir enstitüden böyle bir ödül almak inanılmaz bir motivasyon sağladı.  

The 8th Metropolitan International Piano Competition’da kazandığım birincilik sayesinde ise; Carnegie Hall, Weill Recital Hall’da ilk defa çaldım. Jüri üyelerinden Gary Graffman ve Jerome Lowenthal gibi iki isimle sahneyi paylaşmak çok özeldi. Konsere giderken metroda gözümü kapatıp, zihnimde Chopin çaldığım anları, birden kar yağmaya başlamasıyla hissettiğim huzuru, ve piyanonun güzel tonunu hiç unutmuyorum. Sırf bıraktığı bu hoş duygular yüzünden en heyecanlandıran yarışma oldu sanırım. Genellikle yarışmalara çok sıcak bakmasam da hazırlanma aşaması ve edinilen deneyim her zaman ödülden daha değerli.  

Peki hiç unutamadığın bir festivali sorsam, hangisi geliyor ilk olarak aklına? Cincinnati’de düzenlenen Art of Piano, en unutulmaz festivalim sanırım... Dünyanın değişik yerlerinden 30 genç ve başarılı piyanistin katıldığı, her gün dört saat masterclass dinleyip, geri kalan zamanda piyano çalışıp, akşamları da konser dinlediğimiz, hayatımızın sadece piyano müziğinden ve sesinden ibaret olduğu üç haftalık yoğun bir festivaldi. O kadar farklı piyanisti, sürekli ve derin bir konsantrasyonla dinlemek çalışınızda yeni bir kanal açıyor.  

Kendini müzikal formlar arasında hangisine daha yakın konumlandırıyorsun? Eserlerinde Anadolu müziğinin de etkisi var, klasik müziğin de çağdaş formların da. Bir tür füzyondan söz edebilir miyiz?
Farklı tür müzikleri dinlemeyi çok seviyorum. Büyürken Anadolu müziğine olan kulak aşinalığı bilinç altımda yer edinmiş.. Anadolu gamları veya ritimleri ise kimliğimin bir parçası gibi. Uzun yıllar klasik müzik eğitimi aldığım için, klasik müzik her zaman müziğimin temelinde olacak. Gerisi de dinlediğim diğer türlerden geliyor: caz, 1950-1970'ler rock, blues, avant-garde, elektronik, klasik hint müziği vb. Tüm türler bir araya gelip, öğrendiğim klasik müzik filtresinden geçiyor ve sonuç olarak kendi müziğim ortaya çıkıyor.  

 

(Fotograf, Zac James Nicholson)

Türk Beşleri senin müzikal üretimlerinde nasıl bir yere sahip?
Türk Beşleri’nin Avrupa’dan öğrendikleri kompozisyon tekniklerini kendi müziğimizle harmanlayarak özgün bir ses oluşturmaları benim için yol gösterici oldu. Türk müziğini notaya dökerken kullandıkları ölçü sayıları ve tekniklerini incelemeyi seviyorum. Ayrıca yazdıkları bazı piyano eserlerindeki sadelik bana çok ilham verdi. Sadeliği yaratmak bazen çok zor olabiliyor.  

Bir yandan da seninle daha önce yaptığım bir söyleşide Chopin’in müziğiyle arandaki güçlü bağdan söz etmiştin. Doktora eğitimini de Chopin’in memleketinde yaptın. Chopin, senin eserlerindeki “Beyza Yazgan imzasında” nasıl bir etkiye sahip?
Chopin’in müziğini icra ederken zaman farketmeden akıyor ve kendimi “evimde” hissediyorum. Özellikle Nocturne’ler benim için piyano repertuvarının başyapıtlarından. Pandeminin başladığı ve hepimizin evlere kapandığı dönemde her gün bir Chopin Nocturne’ü öğrenmeye karar vermiştim, “21 güne 21 Nocturne” diye. O sıkıntılı ve belli belirsiz günlerde terapi gibiydi.  Doktoramın ilk yılını öğrenci degişimiyle Varşova’da Chopin Müzik Akademisi’nde okurken de Chopin’in eserlerini ve hayatını derinlikli inceleme fırsatı buldum. Bu yüzden özel bir etkisi var hayatımda.  

İnsan olmanın evrensel duygularını kolaylıkla ifade edebilen melodiler yazdığını ve bu melodilerin insan sesine çok yakıştığını düşünüyorum. Özellikle Nocturne’lerin yapısında biraz bu insan sesi ve eşlik ikilisi var. Kendi bestelerimde bilinçli olarak yapmasam da, ona yakın bir yapı oluştuğunu görüyorum. Bir elim genellikle melodi, öteki ise eşlik çalan oluyor.  

Chopin’in bir diğer katkısı ise piyano tekniğine getirdiği rahatlık. Zor gibi duyulan pasajlarda dahi elinizin altında rahatlıkla akabilen bir teknik getirdi piyanoya. Kendi müziğimde de piyanistik açıdan o rahatlığı ve esnekliği oluşturmaya çalışıyorum.    

Kanserli çocukların yani sıra Suriyeli ve Ukraynalı mülteciler özelinde çok değerli projeler yürütüyorsun, biraz söz eder misin? Müzik sence toplumsal uyuma nasıl bir katkı sağlıyor? Toplumdan aldığın destek ve birikimi, bir dayanışmayla topluma geri veriyorsun sanırım.
Bu projeler konser düzenleyip elde edilen geliri yardım kurumlarına bağışladığım projeler. Türkiye’de İtalyan ve İngiliz Konsoloslukları’nda Kanserli Çocuklar Vakfı ile Suriyeli mültecilere yardım konseri, yakın tarihte ise New York’ta Ukraynalı mülteciler ve Doctors Without Borders kurumuna bağış için iki konser düzenledim ve çaldım.  

Ne zaman oturup haberlere bakıp kendimi çaresiz hissetsem, tek gücümün müzik olduğu aklıma geliyor ve ben de bununla elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Müzik, toplumu bir amaç doğrultusunda bir araya getirmenin en doğal yollarından biri. Ukraynalı mülteciler için bir kilisede yaptığım konserde insanlar dışarıda sıraya girmişti, herkes birşey yapmak istiyordu ve müzik sayesinde bunu bir araya gelerek yapıyorduk. Bu beni çok duygulandırmıştı. Böyle zamanlarda, hep birlikte olunca dünyanın çok daha güzel ve müziğin ne kadar büyülü olduğunu hatırlıyorsunuz.  



İlk albümün To Anatolia: Selections from the Turkish Five’dan biraz söz eder misin? Nasıl bir hedefle bu albümü hazırladın, müzikseverlerden nasıl tepkiler aldın?
Bu albümü yaratma fikri Türkiye'yi çok özlediğim bir dönemde ortaya çıktı. Sürekli Avrupalı besteciler çalar hale gelmiştim ve çalmadığım çok Türk bestecisi vardı. Türkiye'de klasik müziğin temelinde Türk Beşleri’nin katkısı büyük olduğu için ilk olarak onların eserlerini keşfetmek istedim. Kendime bir repertuvar seçtim ve her gün onları çalıyordum. Bu repertuvar beni Cumhuriyet’in kurulduğu Türkiye dönemine doğru bir zaman yolculuğuna çıkardı ve hayal gücümde hikayeler oluşmaya başladı. Ben de bu repertuvarı kaydetmek istedim ve “doğduğum topraklara bir sevgi mektubu” olarak hayal ettim. Mektup konsepti için; program notları, kapak içindeki çizimler, eser sıralaması, prodüktörlüğü vs. Her şeyi kendim yaptım. Bridge Records da albümü pazarlamak istedi.  

Sonuç olarak samimi bir iş çıktığını düşünüyorum. Müzikseverlerden de olumlu tepkiler geldi. Gramophone, WholeNote gibi dergilerde güzel yorumlar aldı, radyolarda (American Public Media, ABC, Canadian Broadcasting Corporation, TRT3 vb.) bahsedildi. Grammy ödülüne adaylık için oy listesine girdi, bu müziği ilk defa duyanlar besteciler hakkında daha çok bilgi edinmek veya notalarına ulaşmak istedi. Kültürümüzü tanıtmak adına güzel bir proje oldu bence.  

Peki yeni albüm ve konser hazırlıkları var mı?
Son dönemde yoğun bir şekilde kendi müziklerimden oluşan piyano albümümün besteleri üzerine çalışıyorum. Üç besteyi tekli olarak dijital platformlarda paylaştım, geri kalanı da albüm olacak. Parçalar genelde solo piyano için ama dışarıda kaydettiğim sesleri de müziğe kolajlama fikrim var. Bakalım, yaratım sürecindeki gelişmeler bana da süpriz oluyor bazen. Albümde yer alan parçaları, içinde çizimlerime yer vereceğim bir nota kitabı olarak da yayınlayacağım.  

Baharda George Crumb’a ithafen bir anma konseri düzenliyorum. Kendisinin son röportajını içeren kısa filmi gösterip ardından birkaç solo piyano parçasını ve Vox Balaenae eserini trio ile çalacağız.  

Ayrıca New York’ta “Chopin Nocturnes” konseri olacak. Tarihi henüz belli değil fakat onun için çektiğimiz iki Nocturne videosunu dijital platformlarda 13 Ocak’ta paylaştım.    

Şu anda müzik hayatın ağırlıklı olarak nerede devam ediyor? Türkiye ve ABD ile bağlarını nasıl koruyup perçinliyorsun?
Şu anda ağırlıklı olarak Amerika’dayım. Maalesef Türkiye'yle bağlarımı pek koruyamadım uzaklık nedeniyle. Altı yılda iki kere gittim, bunlardan biri konser içindi. Hayat çok hızlı ve yoğun geçiyor, ben de o akışa kapıldım. Ancak yeni albümüm biter bitmez Türkiye'de mutlaka konserlerim olacak.

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20