SÖYLEŞİ

Dorukhan Doruk Görülmeyen Işıklar'ı Anlatıyor

30.11.2023


Paylaş:

Ayşe Yavaş, başarılı çellist Dorukhan Doruk’la Haziran 2023’te tüm dijital platformlarda yayımlanan yeni albümü Elusive Lights’a dair bir söyleşi yaptı.
 
Hâlâ tazeliğini koruyan yeni albümünüzün temelleri sanıyorum pandemi dönemine denk geliyor. Felaket dönemleri sanatçılar için bir fırsat ve yaratma evresi olmuştur diye oldukça anlamlı bir söz var…
Pandemi döneminde bir motivasyon arayışım vardı. Tüm sanatçılarda olduğu gibi beni de mesleğime bağlayacak, ruh halimi yansıtacak, çellomla baş başa kalarak iç dünyamı tüm derinlikleriyle ifade edecek bir albüm yapma fikri bu dönemde ortaya çıktı. Ne ifade etmek isteyeceğimi düşündüm ve tüm yaşananları ifade edecek bir albüm olmasını istedim. Bireysellik ve yalnız kalma gibi fikirleri ifade etmenin en doğru şey olduğunu düşünerek bir “solo” albüm yaptım. 

Elusive Lights yani Görülmeyen Işıklar albümünüzde geniş bir yelpaze var, Ahmed Adnan Saygun, Giovanni Sollima, Fazıl Say, Gaspar Cassado, Ernst Bloch… Besteci ve eser seçimlerinizi nasıl belirlediniz? 
Bu albümü yapmaya yönlendiren eser Ahmed Adnan Saygun’un Partita’sı oldu. Pandemi döneminde Saygun’un en önemli eserlerinden biri olan Solo Viyolonsel için Partitası üzerinde çok çalışmıştım. Eser üzerinde yoğun inceleme ve araştırmalar sonucunda eserin orijinal bir el yazmasını buldum. Çok geçmeden bu el yazmasının var olan basılı edisyondan büyük bir ölçüde farklı olduğunu gördüm. Bu keşif beni bu eserin bir urtext edisyonunu yapmaya teşvik etti. Değerli müziklog ve besteci Yiğit Aydın ile yeni bir urtext edisyonunu yapmaya başladık. Basılı edisyon, el yazmasından çok farklı ve ifadeyi çok değiştiriyor.
 
İki farklı edisyonu dinleyenler anlayabilir mi? 
Esasında dinleyicilerin fark edebileceği bir fark değil, dinleyiciler farklı bir şey duymayacak. Bu sadece yorumcular açısından önemli. Bu edisyonu gördüğümüz zaman algımız değişiyor. Saygun’un eseri nasıl cümlelemek istediğini, eseri nasıl ifade etmek istediğini görüyor ve anlıyorsunuz. Yorumun kalitesine çok büyük oranda yansıyor. Saygun’un ardından nasıl bir program oluştursam ve bu albümü bütünlesem diye düşündüm. Fazıl Say ile çok görüşmüşlüğümüz ve birlikte çalmışlığımız vardır. En son görüştüğümüzde bana yeni eserlerinden bahsetmişti. Ruşen Güneş’in anısına Solo Viyolonsel için Sonat’ını büyük bir heyecanla albüme kattım. Yorumunu ise bizzat kendisiyle çalıştık. Bir yorumcu için besteciyle çalışmak büyük bir değerdir. İstediğiniz ifadeye çok daha çabuk ulaşıyorsunuz. 


 
Albüm hakkında konuşmaya devam edeceğiz, ancak biraz da şu an görev aldığınız orkestra hakkında konuşmak istiyorum. Uzun yıllardır Almanya’dasınız ve Düsseldorf Orkestrası’nın da birinci çellistisiniz. Bu göreviniz elbette bizler için oldukça gurur verici. Ne zaman başladınız?
Evet uzun yıllardır Almanya’dayım. Şubat ayında Düsseldorf’a taşındım ve Mart ayında orkestrada çalışmaya başladım. Daha önce Münih Orkestrası’nın solo çellistiydim. Sınava girerek kazandım. Avrupa’da kadrolu müzisyen sayısı çok yok. Tüm bu sınavlara girerek ömür boyu bir kadro alabiliyorsunuz. Çok büyük bir rekabet var. 
 
Bir Avrupa orkestrasında çalışmak size neler kazandırdı? Belirgin farklılıklar var mı söyleyebileceğiniz? 
Şunu hemen söyleyebilirim. Bambaşka bir disiplin var. Oradaki orkestralar da çok değişken elbette. İyisi de var kötüsü de var. Ama Almanya’dan söz edecek olursak en zengin ülke bu anlamda. 130’dan fazla orkestra var ve bu çeşitlilik insana çok şey katıyor. Çok farklı bir yelpaze. Farklı fikirlerde ve karakterlerde insanlar var. Bunların hepsini tanıma fırsatınız doğuyor. Uluslararası bambaşka bir seviye var. 
 
Adınızı ilk kez Güher ve Süher Pekinel kardeşlerin “Dünya Sahnelerinde Genç Yetenekler” projesi kapsamında duyduk. Ardından Dilbağ Tokay ile çalıştınız ve Almanya yolculuğunuz başladı. Bu süreci sizden dinleyebilir miyiz?
Eğitimime Almanya’nın Köln kentinde Hochschule für Musik und Tanz Köln’de devam ettim. Esasında okulun çok da bir önemi yok, eğitmeniniz önemli. En iyi hoca köyde bir okuldaysa oraya da gidebilirsiniz. Dilbağ Tokay’ın rehberliği benim için önemliydi, erkenden Almanca kurslarına yolladı beni… Almanya’daki hocamla Antalya’da bir masterclass sınıfında tanımıştım. Onun Köln’de olduğunu duyunca ben de oraya gitmek istedim. Ardından Norveç’e gittim. Norveç Müzik Akademisi’nde master’ımı yaptım. Hayran olduğum ve çocukluğumdan beri dinlediği idolüm olan çellist Truls Mørk oradaydı. 

Yurt dışında eğitiminize devam etmek ve başka bir ülkede yaşıyor olmak size nasıl bir bakış açısı ve dünya görüşü kazandırdı?
Esasında yetiştiğiniz ortamın, toplumun, sosyal yapının dışına çıkmak insana, hayata ve olaylara kuş bakışı bakmanızı ve görmenizi sağlıyor. Kendi ortamınızda hep aynı insanları, aynı fikirleri ve bakış açılarını görüyorsunuz. Farkı ise ancak ülke değiştirdiğinizde anlayabiliyorsunuz. Eğitim anlamında uluslararası zenginlik, her ülkeden farklı insanların ve müzisyenlerin oluşu inanılmaz bir ilham kaynağı.
 
Albümünüze tekrar geri dönecek olursak, bir Alman firması olan Genuin etiketiyle piyasaya çıkan Elusive Lights nasıl tepkiler aldı?
Oldukça güzel kritikler yazıldı ve en önemli Alman plak ödüllerinden Deutsche Schallplattenkritik’e aday oldu. Bu da benim için oldukça gurur verici… Albümün önemli özelliği de Saygun ve Say dışındaki bestecilerin hepsinin 20. yüzyıl bestecileri olması. Çağdaş eserler olmasına rağmen inanılmaz farklılıklar var. Hepsi başka kültürel coğrafyalarda yetişmiş besteciler, bambaşka dilleri var. Aynı çağda olmalarına rağmen bu kadar farklı dillerinin olması çok büyük bir zenginlik kattı bence albüme.

Gelelim Trio Vecando’ya. Güzel bir üçlü oluşturdunuz. Veriko Tchumburidze (keman), Can Çakmur (piyano) ve viyolonsel de siz… Her üçünüz de çalgınız da ustasınız. Bu birliktelik nasıl doğdu? Gelecek dönemde yeni konserler olacak mı?
Benim için gerçekten kalbimin derinliklerinde yatan bir proje oldu. Çocukluğumuzdan beri birbirimizi çok iyi tanıyoruz ve çok iyi anlaşıyoruz. Müzikal olarak frekanslarımız çok iyi uyuşuyor. İlk konserimizi Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda verdik. Polonya da bir konser gerçekleştirdik. Euro Chamber Festivali’nde çaldık. Makedonya’da bir festivalde çalacağız. Ekim ayında Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğinde bir konserimiz de olacak. Dinleyicilerimizi bekliyoruz. Ayrıca son söz olarak da büyük bir keyifle gerçekleştirmiş olduğum albümümün herkese ulaşmasını diliyorum. 


Ayşe Yavaş ve Dorukhan Doruk
  
Dorukhan Doruk
X. Witold Lutoslawski Uluslararası Viyolonsel Yarışması’nın da aralarında bulunduğu birçok uluslararası yarışmada ödüller kazanan genç çellist, Wiener Konzerthaus, Zürih Tonhalle, Stadtcasino Basel, Cenevre Victoria Hall, gibi Avrupa’nın en önemli salonlarında solo ve oda müziği konserleri vermiş, 42. İstanbul Müzik Festivali’nin açılışını yapmış olmasının yanı sıra Verbier Festivali, Schleswig-Holstein Müzik Festivali, Bodensee Festivali, Ozawa Matsumoto Festivali gibi saygın festivallerde solist olarak sahne aldı. 1991 yılında İstanbul’da doğan Doruk, 2000 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Dilbağ Tokay ile başladığı viyolonsel eğitimini Hochschule für Musik und Tanz Köln’de Claus Kanngiesser ve Norveç Müzik Akademisi’nde Truls Mørk ile pekiştirdi. Yo-Yo Ma, Gary Hoffman, David Geringas, Steven Isserlis, Ralph Kirshbaum, Jens Peter Maintz, Torleif Thédeen, Antonio Meneses gibi dünyaca ünlü çellistlerle çeşitli uzmanlık kurslarında çalıştı.
 
Orkestra ile ilk konserini 13 yaşında veren sanatçı Varşova Filarmoni, Zagreb Solistleri, Württembergisches Kammerorchester, Budapeşte Yaylı Sazlar Orkestrası, Kurpfälzisches Kammerorchester, Les Symphonistes Européens, Seongnam Filarmoni Orkestrası, Slovak Sinfonietta, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Türkiye’deki tüm devlet senfoni orkestralarında solist olarak yer almış olmasının yanı sıra Fazıl Say ile kendisinin Dört Şehir Sonatı’nı seslendirdikleri bir Türkiye turnesi gerçekleştirmiş, Avusturya ve İsviçre’de resitaller vermiştir.
 
Almanya’daki dört yıllık öğrenimi boyunca DAAD bursuna layık görülen sanatçı, 2013 yılında Seiji Ozawa Uluslararası Akademisi’ne katılmış, 2016-2018 yılları arasında Mariss Jansons yönetimindeki Bavyera Radyo Senfoni Orkestrası’nda çalmıştır. 2010-2017 yılları arasında Güher & Süher Pekinel “Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler” projesi çerçevesinde enstrüman ve yaşam bursuyla desteklenmiş olan Doruk, eğitimine Universität der Künste Berlin’de Prof. Jens Peter Maintz’in sınıfında Konzertexamen (doktora) öğrencisi olarak devam etmekte ve kendisine Deutsche Stiftung Musikleben Vakfı’nın enstrüman fonundan temin edilen Paolo Antonio Testore yapımı bir çelloyla çalmaktadır.

BENZER HABERLER

    YORUMLAR


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20