SÖYLEŞİ

Eren Parmakerli ile Son Dönem Çalışmaları Üzerine

15.08.2024


Paylaş:

Sinem Alpcan, başarılı genç piyanistimiz Eren Parmakerli ile son dönem çalışmaları üzerine keyifli bir söyleşi yaptı. 
 
Sizi daha yakından tanımak isteriz, kendinizden ve eğitim sürecinizden bahseder misiniz? Piyanoya kaç yaşında başladınız?
Piyanoya dört yaşında Mannheim Müzik Okulu’nda Erika Tieg ile başladım. Erika Tieg, erken yaş piyano eğitimi konusunda uzmanlaşmış, Lyon’dan ayrıca Suzuki müzik eğitimi konusunda diploması olan bir eğitmen. Piyanoyu sevmemde kendisi çok etkili oldu. Beş yaşında Jugend Musiziert Yarışması’na hazırladı beni, birinci oldum. Ödül töreninde 700 kişilik bir salonda Bach Menüet çalmıştım. Dokuz yaşında Karlsruhe’de Prof. Sontraud Speidel’in öğrencisi oldum ve 11 yaşında Karlsruhe Müzik Üniversitesi’nin Precollege sınavını kazanarak Sontraud Speidel’in sınıfına girdim. Sontraud Speidel pek çok konuda öncü bir piyanist ve eğitmendir. Hocaların hocası diye de biliniyor. Ayrıca (kendi hocası olan) Eugen Werner Velte, Wolfgang Rihm ve Josef Rissin gibi isimlerle birlikte Karlsruhe ekolünün önde gelen temsilcilerinden. Sontraud hocamda müziğe adanmışlığın ne demek olduğunu yaşayarak görüyorum. Onunla çalışabildiğim için şanslıyım.
 
10 yaşındayken Gümüşlük Festivali’ne katıldım ve Gülsin hocamla tanıştım. Bu karşılaşma da benim için bir köşe taşı oldu. Gülsin Onay hem piyanist olarak hem de biz gençlere verdiği desteklere dair gerçek anlamda bir öncü. İlgisi ve desteği bana güç veriyor. Onun sayesinde başka önemli piyanist ve hocalarla da tanıştım. Bu yıl üç ay Viyana’da kaldık, o sırada Vladimir Kharin ile çalıştım ve ondan da çok şey öğrendim. Ustalık sınıflarında ayrıca Gábor Farkas, Olivier Gardon, Murray McLachlan, Juan Lago gibi hocalarla tanışma ve çalışma olanağım oldu. Gerçekten kendimi çok şanslı hissediyorum.
 
12 - 21 Temmuz tarihleri arasında İspanya’nın Málaga şehrinde gerçekleşen Málaga Uluslararası Piyano Festivalinin 5. Edisyonuna katılmaya hak kazandığınızda neler hissettiniz? Bu süreci biraz anlatır mısınız
Geçen yıl Manchester’da Chetham’s School of Music’in yaz okuluna katıldım, orada Prof. Juan Lago ile tanıştım. L.v.Beethoven’ın 1 Numaralı Konçertosu’nu çalışıyordum. Okulum tarafından, yazın Karlsruhe Senfoni Orkestrası ile çalmak üzere seçilmiştim. Juan Lago, Málaga Festivali’nden söz etti ve orada senfoni orkastrasıyla sahne almak için seçmelerin de yapıldığını anlattı. Bu yılın başında özgeçmiş ve video kayıtları göndererek başvurumu yaptım. Dünyanın her yerinden festivale davet edilen 64 piyanist arasında olduğumu öğrenince çok sevindim tabii! “Müziğinle festivalimizi zenginleştireceksin.”, “Bize katılman büyük mutluluk.” gibi ifadelerle o kadar güzel bir davet mektubu yazmışlardı ki… Güzel bir ortam olacağı belliydi.


 
Festival bu sene hem ustalık sınıflarına, hem de konser ve yarışmalara ev sahipliği yaptı. Jürisinde Fabio Bidini ve Vanessa Latarche gibi isimlerin bulunduğu solo yarışmada finale kalarak birinciliğe ulaşmak sizin için nasıl bir duyguydu?
Çok mutlu oldum! Esasında biraz da şaşırdım doğrusu. Benim grubumda finale kalan dört kişiydik. Diğer üç finalist Çin’den gelmişti. Çok zor eserler çalıyorlardı ve hepsinin teknikleri de çok iyiydi. Birinciliği Şanghay’dan gelen çok başarılı bir arkadaşımla paylaştığımı duyunca çok sevindim. Yarışmada ikincilik ve üçüncülük vermiyorlar, sadece kazananları açıklıyorlar. Jüride  değerli hocalar vardı. Benim için asıl ödül, onların beni dinlemiş ve beğenmiş olmasıydı. Jüride yer alan hocalarla tanışma ve ders yapma olanağım da oldu, bu da çok değerliydi benim için. Festivalin Sanat Direktörü Juan Lago, Genel Müdürü Daniel Ábalos, Fabio Bidini, Belén Navarro, Vanessa Latarche ve Murray LcLachlan ile çalıştım. Yarışmalarda başarılı olmak insana motivasyon kazandırıyor, çalışmamızın karşılığını almış oluyoruz. Ama Sontraud hocamdan hiçbir ödülü abartmamak gerektiğini, tersine ödülleri sorumluluk olarak görmek gerektiğini de öğreniyorum. Ödüller kendimizi daha iyi geliştirmemiz için birer araç aslında.

Festival ve yarışmalarda ödül almanın çok güzel bir yönü de, tekrar tekrar sahneye çıkma olanağının olması. Yarı finalde çaldım, finalde başka eserler çaldım, konserde de solo eserler çaldım ve sonra bir de orkastrayla solist olarak sahneye çıktım.


 
Solo yarışmasından ayrı olarak düzenlenen konçerto yarışmasını da kazanmanızın ardından Málaga Senfoni Orkestrası ile çalma fırsatı elde ettiniz. Bu konserde hangi eseri çaldınız, bu esere hazırlanma sürecinizi anlatabilir misiniz?
Festivalin web sitesinde bir konçerto listesi var, sanırım her yıl yenileniyor. Yılın başında açıklandı. Sontraud hocam, Re Majör Haydn konçertosunu görünce, her piyanistin o eseri çalmış olması gerektiğini söyledi. Bana kalsa yine Beethoven seçerdim belki, ama eseri severek hazırladım ve çaldım. Málaga’daki seçmeler için piyano eşliği yapan bir hocayla hazırlık ve prova yaptım. Sonra seçmelerde de onunla çıktım sahneye. Kapanış konserinde açılışı ben yaptım. Profesyonel bir orkestrayla çalmak her piyanist için özel bir şey, Málaga Senfoni Orkestrası da iyi bir orkestra, provalar keyifli ve eğlenceli geçti. Şef José Luis Lopez Anton ile iletişimimiz de iyidi. Deneyimli ve kıdemli orkestra müzisyenleriyle çalmak onur verici benim için. Uluslararası Málaga Festivali’nin Senfoni Orkestrası ile iş birliği, kapanış konserinin Málaga bölge sınırları içinde her yıl başka bir konser salonunda yapılmasını öngörüyormuş. Bu yılki konser için Mijas’ın Teatro de las Lagunas salonuna karar verilmiş. Güzel bir salondu. Belediye Başkanı, şef ve festivalin genel müdürü konuşmalar yaptı, protokolde sanat ve siyaset yaşamından isimler vardı ve salon doluydu. Harika bir deneyimdi!
 
Sizin için Málaga Uluslararası Piyano Festivali’nin en unutulmaz anı ne oldu? 
Festival her şeyiyle harikaydı. Kendi hocamın bulunmadığı ve tanımadığım bir ortamda yepyeni insanlarla bir araya gelip orada yeni dostlar edinmek, beni henüz tanımayan hocalar ve dinleyicilere müziğimle ulaşabilmek beni mutlu etti. Festivalin en güzel anı Senfoni Orkestrası ile sahne aldığım andı. Solo yarışmasında birinci olduğumun açıklanmasından sonra sahnede jüri üyesi olan o müthiş hocalarla yan yana durmak da güzel bir duyguydu. Bir de dostluklar çok güzel tabii. Birkaç gün önce tanıştığın bir arkadaşının sen çalacaksın diye ailesini konsere getirmesi ya da yarışmanın finalinde sahne alacağın için gelip sana destek vermesi… Çok güzel anılar bunlar.



Málaga Uluslararası Piyano Festivali gibi yakından takip ettiğiniz başka festivaller de var mı?
Küçüklüğümden beri katıldığım festivaller oldu, ilk ikisi Brüksel ve Zürih’teydi. Çok sayıda genç müzisyenin bir araya geldiği ortamlarda bulunmak mutlu ediyor beni. Bu yıl üçüncü kez Sontraud hocamla Viyana’ya, Wiener Musikseminar’a katılacağım. Viyana Müzik Üniversitesi ile çeşitli şato ve kiliselerde konserlerde yer alıyoruz orada. İki yıl üst üste Gümüşlük Festivali’ne katıldım ve harikaydı. Mutlaka yine gitmek isterim önümüzdeki yıllarda. Bu yıl ilk kez AİMA’ya katılacağım ve Gökhan Aybulus ile çalışabileceğim için heyecanlıyım. Onun dışında önümüzdeki yıllarda Almanya Fulda’daki Pianale’ye gitmek istiyorum, Fransa’da da izlediğim festivaller var. Aslında özellikle yazın çok sayıda ilginç festival ve etkinlik var, aylar ve haftalar yetmiyor… Ama Málaga Festivali’ne de tekrar katılmak isterim, gerçekten iz bırakan dolu dolu bir etkinlikti benim için.
 
Günlük hayatınızda dinlemekten en keyif aldığınız eseri bizimle paylaşır mısınız?
Şu sıralar dinlemeyi en sevdiğim eserlerin başında Stravinski’nin Ateş Kuşu geliyor. Sonra Rahmaninov konçertolarını, özellikle ikinci konçertoyu çok dinliyorum. Beethoven’ın 2 Numaralı Piyano Konçertosu’nu da seviyorum. Aslında çok sayıda favorim var, hangi birini sayacağımı şaşırdım!
 
Sinem Alpcan
 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20