CD-DVD

İlginç Bir Yıl: 2024

19.07.2025


Paylaş:

2024 yılında gösterimi başlamış iki film var ki ikisi de bir bestecinin sıkışma durumunu ve sıkışmanın getirdiği çözümü konu ediniyor. Bestecilik eğitimi zorlu ve yıpratıcı bir süreçtir. Formal eğitim süreci tamamlansa dahi besteciliğin doğasında olan özgünlük ihtiyacı; araştırmayı, yeni yollar geliştirmeyi, denemeyi zorunlu olarak bestecinin yaşamı boyu içinde bulunması gereken bir durum olarak sürekli kılar. Bu süreklilik besteciliği bazı diğer meslek alanlarından ayırır. Bestecilik bir tarafıyla teknik bir çalışma alanı olsa da teknikleri uygulayabilecek materyali bulma süreci esas zorlu ve sürekli tarafıdır. Materyal dediğimiz kimi zaman bir ses dizisi, enstrüman tekniği, armonik, atmosferik, biçimsel ve felsefi kurgu, kullanılacak şiir ya da bir melodi olabileceği gibi daha birçok materyal ve materyal kombinasyonu olabilir. İşte sıkışmayı yaratan da bu materyalleri arama sürecidir. Çalışması için bir de sınırlandırılmış bir zaman aralığı verildiyse bestecinin içindeki bu sıkışma hissi daha da artabilir. 2024 yılını ilginç bir yıl yapan da işte bu materyal arama sürecini ve iki farklı bestecinin sıkışma durumunu odağına alan iki film: biri 1934 Türkiye’sinde geçen Bir Cumhuriyet Şarkısı, diğeri ise 1928 Fransa’sında geçen Bolero.
 
Türkiye’de geçen filmin ana karakteri Ahmed Adnan Saygun tam da Boléro isimli eserin bestelendiği 1928 yılında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından gönderildiği Paris’te. İlginç bir tesadüf, değil mi? Saygun’un Paris’e yerleştiği net tarihe dair ulaşabildiğim bir bilgi olmasa da Boléro’nun 22 Kasım 1928’de izleyiciyle buluştuğunu biliyoruz. Belki de Boléro’nun prömiyerinde salonda bulunanlar arasında Saygun da vardı. Kim bilir…
 
Saygun ve Ravel’in aynı zamanda, aynı şehirde bulunması, Saygun’un Özsoy operasını Ravel’in ise Boléro balesini bestelerken yaşadığı sıkıntılar ve filmlerin ikisinin de bu sıkıntılı yaratım sürecinden bahsediyor olmasıyla birlikte aynı yıl gösterime girmesi filmlerin ortak noktasını oluşturuyor. Bir Cumhuriyet Şarkısı için yazılmış birçok yazı bulunabilir ancak Bolero için Türkçe yazı bulmak biraz zor. Bu sebeple bu yazı Bolero üzerine hazırlandı. İzleyenlerin her iki filmi de görerek bir bestecinin yaratım sürecine karşılaştırmalı olarak tanıklık etmesi iyi olabilir.
 
Bolero ulaşabildiğim kaynaklara göre Türkiye’de sadece 43. İstanbul Film Festivali 2024’te gösterilmiş. Bir festival filmi olması sebebiyle gelecek festivallerde yeniden karşımıza çıkabilir. Benim de Crème de la Crème 2025 festivalinde karşıma çıktı. Şimdi filme bakalım:
 
Marcel Marnat’nın Maurice Ravel başlıklı kitabına dayandırıp kurgusal bir şekilde Claire Barré ve filmin yönetmeni olan Anne Fontaine tarafından Fransızca olarak senaryolaştırılan filmin, görüntü yönetmenliğini yapan Christophe Beaucarne özellikle final sahnesindeki karelerle filmi zirveye taşımış.
 
Ravel rolünü üstlenen Raphaël Personnaz zorlu bir görevi başarıyla tamamlamış. Filmde kendisini ustalıklı bir şekilde piyano çalarken, her zaman mükemmel olmasa da genel olarak iyi düzeyde orkestra şefliği yaparken görmek mümkün. Filmin ana karakterlerinden bir diğeri Ida Rubinstein’ın sıra dışılığı ise Jeanne Balibar tarafından çok iyi yansıtılmış.

Bolero, Ravel’in yaşamı ve müziğini merkezine alan biyografik bir film. Boléro’nun yaratım sürecine tamamıyla odaklanan bir film değil. Ravel’in genel yaşamını yarışma, askerlik ve kadınlarla ilişkisini Boléro çerçevesiyle gösteren bir hikâye takip ediliyor.
 
Film, Boléro’nun farklı coğrafyalarda kaydedilmiş orijinal hâli ile caz, vokal ya da çeşitli enstrümanlara uyarlanmış yorumlarının gösterilmesiyle başlar. Böylelikle, filmin sonunda göreceğimiz “her 15 dakikada bir dünyanın bir yerinde Boléro dinlenmektedir” ifadesi desteklenir. Ardından, eserin doğuşunu tetikleyen son derece eksantrik bir figür olan Ida Rubinstein ile Maurice Ravel’in makinelerin çıkardığı ritmik, melodik ve mekanik sesleri dinlemek üzere bir fabrikanın içinde belirmesiyle anlatı başlar. Böyle bir an gerçekte yaşanmış mıdır bilinmez ancak senaristlerin Boléro’nun özelliğini iyi bildiği, eserin melodik ve ritmik tekrarlarına gönderme yaptıkları açık. Filmin adı Boléro olmasaydı dahi fabrikanın içindeki tekrar eden ses dokusu, filmin konusu ile eserin müzikal yapısı arasındaki bağı hemen fark ettirirdi. Filmin genelinde yer yer Boléro’nun yapısı ile senaryo ve görüntülerin kurgusu bu şekilde eşleştiriliyor. Bu sebeple filmi izlemeden önce Boléro’nun yapısına ilişkin bilgilerimizi tazelemek filmi daha iyi anlamamızı sağlayabilir.
 
Filmde Ravel’i 1900-1905 yılları arasında katıldığı ve hiçbir zaman birinci olamadığı Prix de Rome (Roma Ödülü) yarışmasında görürüz. İki aşamalı ve zorlu olan bu yarışmaya son katılışında ilk aşamayı dahi geçemez. Dönemin konservatuvar müdürü ve Türkiye’de de armoni kitabıyla yakından tanıdığımız Théodore Dubois’nın Ravel’e karşı olan olumsuz tutumu yaygın bir şekilde bilinse ve Ravel’in yarışmayı hiçbir zaman kazanamamış olmasıyla bağlantı kurulsa da bu durum oldukça etik bir şekilde, filmin tek gülümseten karesindeki Ravel’in performansından sonra jürinin mutlak sessizliğinin gösterilmesiyle işlenmiş olabilir. Filmin önemli sahnelerinden biri bunu takip eder: İlk aşamada elendiğini öğrenen Ravel cam kenarındadır ve dışarıdan oryantal bir melodi duyduğunu sanır, bu melodiyi takip ederken pencereden aşağı düşer ve yaralanır. Senaryodaki oryantalist melodi vurgusu Boléro’ya bir göndermeyken, ses duyduğunu sanması ileride yaşayacağı ve ölümüne sebep olan nörolojik probleme bir gönderme olarak yorumlanabilir.


Ida Rubinstein ©️ Romaine Brooks, 1917, tuval üzerine yağlı boya, Smithsonian Amerikan Sanat Müzesi,
Sanatçının bağışı, 1968.18.10


Bir yandan Ravel’in kariyeri ve sağlık durumuna dair fikir edindiğimiz filmde, annesi de dâhil olmak üzere hayatındaki kadınlarla (platonik aşkı olduğu izlenimi verilen Misia, yardımcısı ve Ida Rubinstein gibi) ilişkilerine dair kesitler sunuluyor. Bir aile dostunun kızı ve evli olan Misia’ya duyduğu imkânsız aşka da gönderme yapılıyor; ancak bu durum filme romantik bir yön kazandırmadan, yüzeysel ama yeterli ölçüde ele alınıyor. Filmi izleyecekler için ilginç bir not: Misia’nın üvey kız kardeşleri için Ravel’in bestelediği Ma Mère l’Oye’nın birinci bölümü, filmde Ravel ve Misia tarafından birlikte çalınarak yer alıyor. Film baştan sona bu şekilde örtük göndermelerle donatılmış. İzleyenin Ravel hakkında önceden bilgi sahibi olması, filmi izlerken bu örtük göndermeleri yakalamasını kolaylaştırabilir.

Dönemin aykırı dansçı ve dans tiyatrosu sahibi Ida Rubinstein Ravel’den -filmdeki ifadelerle- duyusal, baştan çıkarıcı ve erotik bir bale müziği yazmasını ister. Duygusal karmaşa, başarısızlık hissi içinde ve bestecilik açısından bir duraksama döneminde olan Ravel çıkar yolu Isaac Albéniz’in Iberia’sının orkestrasyonunu yapmakta bulur. Çalışmaya başlar, ancak önemli bir engelle karşılaşır: telif hakları.


Ravel 1928 yılında (Boléro’yu besteleme sürecinde) aralarında Boston, New York, Cleveland ve San Francisco’nun da bulunduğu birçok şehirde hem şef hem de piyanist olarak konser vermek üzere Amerika ve Kanada turnesine çıkar. George Gershwin ile tanışmış olmasına rağmen filmde buna hiç yer verilmez. Ancak Gershwin’in müziğiyle bir caz barda bir kez daha karşılaşır. Zaten birbirlerine olan hayranlıkları da bilinmektedir. Boléro’da saksafonun kullanılması, caz öğelerinin bulunması ile Amerika turnesi arasında bir ilişkinin izleyene gösterilme çabası bu sahnede oldukça belirgindir.


Mart 1928'de, Maurice Ravel, New York'ta onun onuruna verilen bir partide piyanoda oturuyor. Soldan sağa; orkestra
şefi Oscar Fried, mezzo-soprano Éva Gauthier, besteci-şef Manoah Leide-Tedesco ve besteci George Gershwin.
©️ Wikimedia yoluyla Collections Canada Arşivinden


Fransa’ya döndükten sonra bestelenecek bale müziğinin süresi için Ravel ile Rubinstein pazarlığa girer ve 17 dakikada anlaşırlar. Sıkıştığı durumun içinden tek çıkar yolu müziği bir melodi üzerine kurgulamakta bulan Ravel; içsel mücadelesi, kendi yeteneğiyle çatışması ve kusursuz melodiyi arayışı sonunda Boléro’yu bilinçli bir sınır denemesi (besteci açısından) olarak görür ve sıkıcı olmadan tek bir melodik fikrin nasıl büyütülebileceği, orkestrasyonla dramatik bir crescendo etkisinin nasıl yaratılabileceği temelinde besteleme sürecini bir araştırmaya dönüştürür. 

Film boyunca Boléro’nun ortada olmaması, sadece melodinin yazım sürecine tanıklık ediliyor olması filmin zayıf bir noktası olsa da yazının başında bahsedilen materyal arama ve Boléro’nun tasarımının oluşumuna götüren sürece dair önemli fikirler edinilebilmekte. Film boyunca anılarını yeniden yaşayan, eski aşkları ve başarısızlıklarıyla yüzleşen besteci, filmin son sahnesinde şimdiye kadarki belki de en büyük başarısı olan Boléro’yu doğuruyor.


©️ Film Europe Media Company

Fotoğrafçılıkla ilgilenenler için sinematografisiyle başlı başına izlemeye değer olan bu filmde özellikle Ravel’in ölüm sahneleri müziğin de katkısıyla seyir zevkini güçlü biçimde artırmakta. İzleyen yorumlarına bakıldığında iki saat sürmesi bazıları tarafından uzun ve zaman zaman sıkıcı bulunmuş olsa da özellikle klasik müzik tutkunları ve görselliğe meraklı izleyiciler için film birçok sahnesinde hayranlık uyandıracak kareler sunması açısından izlemeye değer görülmüş. Final sahneleri ve filmde kullanılan tüm müzikler görsel deneyimi çok güçlü kılıyor. Ravel’in müziğine dair fikir sahibi olunmasına ciddi düzeyde katkı sağlıyor. Ancak filmden beklenen, Boléro’nun yaratım sürecine dair güçlü bir anlatıysa; bu beklentiyi tam karşılamıyor. Ravel’in müziklerinin yanında Chopin’in mazurka ve noktürnlerinden alıntıları yüksek yoğunlukla duyuyoruz. Bunların yanında Gabriel Pierné’nin Op. 14: No. 2 Farandole’ü, José Padilla Sánchez’nin Valencia’sı gibi müzikler de kullanılmış. Hatta bir caz barda söz ve müziği Ira ve George Gershwin kardeşlere ait olan The Man I Love gibi müziklerle de Ravel’in caz ile yakınlaşmasına gönderme yapılmış.

Film Ravel hakkında daha fazla bilgi edinme arzusu uyandırıyor. Ravel’le ilgili ilginç başka bilgiler edinmek isteyen okurların aşağıdaki bağlantıları incelemesi tavsiye edilir.


Ravel to Tour America

Fascinatin’ rhythm: When Ravel met Gershwin

Maurice Ravel at Carnegie Hall

Maurice Ravel's illness: A tragedy of lost creativity
 
Yiğit Can Eyüboğlu

yigitcaneyuboglu2@gmail.com



 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20