07.09.2025

Richard Wagner’ın “The opera off all operas” (tüm operaların operası) şeklinde tanımladığı Wolfgang Amadeus Mozart’ın başyapıtı, tam adıyla Il dissoluto punito, ossia il Don Giovanni - yani “Cezalandırılmış Sefih” ya da kısaca Don Giovanni - opera dünyasında kendine has yeri olan eşsiz bir eserdir.
Librettosunu Lorenzo Da Ponte’nin kaleme aldığı bu yapıt, iki perdeden oluşan ve dramma giocosa türünde bestelenmiş olup, 1630 yılında Tirso de Molina’nın El burlador de Sevilla y convidado de piedra adlı oyununda anlatılan, sefih bir adam hakkındaki yüzyıllardır dilden dile dolaşan İspanyol efsanesine dayanmaktadır. Her ne kadar komedi, melodram ve doğaüstü unsurların iç içe geçtiği bir dramma giocoso olarak sınıflandırılsa da, Mozart eseri kataloguna yalnızca opera buffa (komik opera) olarak kaydetmiştir. Don Giovanni, buffo tarzın (commedia dell’arte geleneğinden beslenen, günlük hayattan karakterler ve akılda kalıcı melodilerle öne çıkan) ve serio tarzın (katı yapılar içinde tarihî hikâyeler ve duygusal açıdan güçlü aryalar içeren) unsurlarını ustaca harman eder.
Opera, Avusturya Arşidüşesi Maria Theresa’nın Prag ziyaretiyle örtüşecek şekilde, 14 Ekim 1787’de sahnelenmek üzere planlanmıştı. Ancak eserin zamanında tamamlanamaması üzerine yerine Le nozze di Figaro sahnelendi. Mozart’ın babasının ölümünün gölgesinde geçen besteleme süreci, sanatçının ruh hâline ve umutsuzluğuna yansımış; 15 Ekim’de eserin prova sürecindeki yetersizlik nedeniyle prömiyeri iki kez ertelemek zorunda kalınmıştır. Overture ise ancak prömiyerden bir gün önce tamamlanabilmiştir. Mozart’ın, Don Giovanni için Prag’ı seçmesinin arkasında Figaro’nun elde ettiği başarının izleri vardır. İkinci perdenin ünlü final sahnesinde, Don Giovanni yemek yerken orkestra, Le nozze di Figaro’dan bir melodi çalmakta; hizmetkarı Leporello ise “Bunu çok iyi biliyorum” diyerek Figaro’nun başarısını dolaylı yoldan vurgulamaktadır.

Lorenzo Da Ponte portresi (Nathaniel Rogers’ın eserinin Michele Pekenino tarafından yapılan gravürü)
Mozart, eserin Viyana prömiyerini de bizzat yönettiği prodüksiyonda, 7 Mayıs 1788 tarihinde sahnelenen gösteride Don Ottavio’nun ‘Dalla sua pace’ aryası, Donna Elvira’nın ‘In quali eccessi ... Mi tradì quell'alma ingrata’ aryası ile Leporello ve Zerlina’nın ‘Per queste tue manine’ düeti öne çıkmıştır. Ayrıca, eserin finalini daha kısa ve etkili kılmak amacıyla bazı kısaltmalar yapılmıştır.
Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard, “Tüm klasik eserler arasında Don Giovanni en yüce olanıdır” diyerek operayı en yüksek sanat eseri olarak nitelendirirken; Charles Gounod, Mozart’ın Don Giovanni operasını “kusursuz, aralıksız bir mükemmellik içinde bir eser” olarak tanımlamıştır.

Tirso de Molina
Operanın finali, Don Giovanni’nin tövbe etmeyi reddettiği sahne, pek çok yazar ve eleştirmen tarafından felsefi ve sanatsal açıdan büyüleyici bulunmuştur. George Bernard Shaw, Man and Superman adlı eserinde operayı parodileştirirken, özellikle finalde Komtur ile Don Giovanni arasındaki diyalogda Mozart’ın müziğine açık göndermeler yapmıştır. Gustave Flaubert, Don Giovanni’yi Hamlet ve Deniz ile birlikte “Tanrı’nın yarattığı en iyi üç şeyden biri” olarak tanımlarken; E. T. A. Hoffmann, bu operadan ilham alarak kaleme aldığı Don Juan adlı kısa hikâyede, anlatıcının Donna Anna ile karşılaşması üzerinden Don Juan’ı Tanrı’ya ve topluma başkaldıran bir estetik kahraman olarak betimlemiştir.
Mozart, opera seria türündeki Idomeneo ve La Clemenza di Tito gibi yapımlarda başrolde tenor sesini tercih ederken, opera buffa örneklerinde Figaro gibi roller bas seslerle yorumlanıyordu. Ancak dramma giocoso türünde bestelenen Don Giovanni’de başrol, bariton için yazılmıştır. O dönemde “bariton” olarak tanımlanan bir ses türü henüz netleşmemişken, eserin dünya prömiyerinde daha önce Figaro’nun Düğünü’nde Kont rolünü söyleyen ve sonrasında Leipzig’de Papageno rolünü seslendirdiği düşünülen 21 yaşındaki Luigi Bassi’nin bu rolü yorumladığı tahmin edilmektedir.

Don Giovanni'nin Viyana’da Mozart tarafından ilk çalınışı
Opera, “libertine” bir karakter olarak kadınları rahatlıkla elde eden, ahlaksız, playboy, yalancı, alaycı, ahlaki değerlerden uzak; aynı zamanda zarif, piskin, sadist fakat olağanüstü çekiciliği, centilmen tavırları ve baştan çıkarmadaki ustalığıyla dikkat çeken Don Giovanni’nin bir gününü anlatır. Nefsini doyurmak için defalarca evlenen, kiminle nasıl konuşması gerektiğini en iyi bilen bu karakter, evli, bekar, yaşlı ya da genç, asil köylü demeden daldan dala atlayan erotik enerjinin cismileşmiş hâli olarak karşımıza çıkar. Don Giovanni, ‘Fin ch'han dal vino’ aryasında o gece on kadının kendisine ait olacağını söyler. Pişkinliğine örnek olarak, Donna Elvira’ya neden terk edildiğini açıklarken, yaptığı işlerin zina olduğunu fark edip daha fazla günaha girmemek için onu terk ettiğini dile getirmesi gösterilebilir. İnançsız ve yerleşik kurallara aldırış etmeyen bu karakter, öteki gelen Commendatore’nin sesiyle dalga geçerek, bu dünyada yaptıklarından pişman olmayıp onunla cehenneme gitmeyi göze alır. Kendi ifadesiyle, “Bence öteki dünyanın olmadığına inandığım için umursamıyor ve ölümden korkmuyorum.” der.

Don Giovanni ve Donna Anna
Eserde, Don Giovanni dışında yer alan tüm karakterlerin muhteşem aryaları bulunmasına karşın, Don Giovanni’ye özel bestelenmiş uzun aryalar yer almaz. Bu durum, karakterin dramatik büyüklüğüne işaret eder; çünkü Don Giovanni, sahneye çıktığı andan itibaren tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başarır. Operada, sempatik karakterlerle ahlaki açıdan tartışmalı figürler iç içe örülmüş; örneğin Leporello, tipik bir commedia dell’arte arleki olarak halkın içinden, samimi ve doğal bir figür olarak karşımıza çıkar.
Don Giovanni, 19. Yüzyıldan günümüze kadar süregelen kültürel etkisiyle, sadece sürekli sahnelenen en eski operalardan biri olmakla kalmayıp, Mozart’ın dünyaya bıraktığı, etik bir finali olmayan eşsiz bir eser olarak da öne çıkmaktadır. Bu yapı, daha önce hiç görülmemiş romantik bir kahramanı – günahlarından pişmanlık duymayan bir anti-kahraman – ortaya çıkarmıştır. Filozoflar (Kierkegaard), eleştirmenler (George Bernard Shaw), şairler ve romantizmin en önemli teorisyenleri, bu yeni figürü ve onun yarattığı etkiyi uzun uzun tartışmışlardır. Çaykovski dahi, eserin etkisi hakkında yazılar kaleme almış, hatta bu operayı bir tür hac yolculuğu olarak nitelendirmiştir.

Luigi Bassi, 1787’de Mozart’ın Don Giovanni'sinin başrolünde
Sonuç olarak, Don Giovanni; ne istediğini bilen, doğru veya yanlış olsa da arzularını sonuna kadar savunan bir anti kahramandır. Kibirli olsa da cesaretinden ödün vermez, yalancı olsa da bir noktada kesinlikle doğruyu ifade eder. Bir reçitatifte “Her şey aşktı. Birine sadık olan, diğerlerine karşı zalimdir. İçinde kocaman his olan ben hepsini çok seviyorum. Bunu anlamayan kadınlar benim iyi doğamı aldatma sanıyorlar” diyerek, çelişkilerle dolu kişiliğini ve yaşam felsefesini ortaya koyar. Bir kadına âşık olduktan bir süre sonra, başka bir kadına yelken açan; kelebek gibi, bir kadından diğerine atlayan Don Giovanni, modern edebiyat ve müzik dünyasında tartışılmaya devam eden eşsiz bir figür olarak hafızalara kazınmıştır.

Commandotore heykeli Don Giovanni peşinde, ressam Max Slevogt, 1906