MAKALE

Piyano Çalma Sanatı Üzerine Notlar

24.11.2025


Paylaş:

Ünlü piyano pedagogu Heinrich Neuhaus, The Art of Piano Playing (Piyano Çalma Sanatı) adlı kitabında piyano sanatının teknik yönlerini ve müzikal ifadenin inceliklerini bir arada ele alarak, piyano öğrencileri ve profesyoneller için hem teknik gelişim hem de sanatsal yorum açısından önemli bilgiler sunar. Piyano çalmanın fiziksel ve psikolojik yönleri, parmak teknikleri, dokunuş çeşitleri, pedal kullanımı ve müziğin duygusal anlatımı gibi konuları kitabında detaylı şekilde işleyen Neuhaus’un öğretim anlayışı, sadece mekanik bir teknik aktarımı değil, aynı zamanda müziğin ruhunu ve anlatım gücünü yansıtmayı amaçlayan temel bir başvuru kaynağı olarak kabul edilir. Piyanist Birce Polat, Neuhaus ve kitabına dair görüşlerini Andante okurları için kaleme aldı.
 
Ünlü piyanist-pedagog Heinrich Neuhaus’u tanımak ister misiniz? Sviatoslav Richter, Radu Lupu ve Emil Gilels... Hepsi Neuhaus’un sınıfında yetiştiler... Peki, Neuhaus bizlere ne söylüyor? Neuhaus’un piyanistlerin baş ucu kitabı niteliğindeki Piyano Çalma Sanatı kitabını esas alarak hem konuyla ilgili müzikseverlere yönelik hem de kendini daha iyi yetiştirmek isteyen, piyanistliğin sırlarının peşine düşmüş araştırmacı müzisyenleri düşünerek yazacağım.
 

Neuhaus’un Dört Altın Kuralı
1- Piyano çalmaya başlayan ister bir çocuk olsun ister bir ergen ya da yetişkin! Hiç fark etmez. Piyano ile ilişki kuracak olan birey, müziği daha tuşlara basmadan içinde, ruhunda hissediyor olmalıdır. Neuhaus’un ifadesiyle “Müzik, bireyi ele geçirmiş olmalıdır.” Bireyin müziği kafasında taşıyabiliyor, yüreğinde saklayabiliyor ve iç kulağı ile duyabiliyor olması gerekir. Yeteneğin ya da dehanın sırrı işte buradadır: Bu insanların iç dünyalarında, müzik zaten enstrümana dokunmasalar bile yaşamına devam ediyordur. Mozart işte bu yüzden çocukken piyanoya oturduğu gibi çalmaya başlamıştır. 
 

2- Her piyanistik performans üç ana ögeden oluşur: İcra edilen eser, icracı ve enstrüman. Bu üçünün de en iyi düzeyde hâkimiyeti sağlandığı takdirde iyi bir performans oluşur. Neuhaus’un “artistik imaj” dediği müzik, yazı yani eserin kendisi en önemli sütundur. Birçok performansta üzücü bir şekilde yalnızca teknik konulara (yani enstrümanın teknik zorluklarına göğüs germe) yoğunlaşılır. Müzik geride kalır. Neuhaus’a göre enstrümanın teknik bölümü, müziğin icrasından ayrı tutulmalıdır. İkisini de iyi bir noktada, aynı potada eritebilen müzisyen iyi bir icraya ulaşır. Bir başka yanlış da bazı müzisyenlerin enstrümanlarına tam hâkim olmadan müziğe girişmeye çalışmalarıdır. Bu da sonuçta amatör bir icra demektir. 
 

3- İyi bir icra için sadece piyano çalmayı biliyor olmak yetmez. Sanatçının söyleyecek bir şeyi olması da gerekir. Bir meselesi, bir mesajı, bir sözü olması gerekir. Neuhaus’a göre konuşan piyanist çok, ama bir şey anlatan piyanist çok azdır. Anton Rubinstein der ki: “Herkes iyi piyano çalabilir. Bu herkesin kötü piyano çalmasından daha iyidir.” Usta sanatçı bu cümlesi ile “çok iyi çalanın çok az olduğunu” vurgular. Gerçekten çok yetenekli öğrencilerinin bile birçok noktada vasat bir performansı, icrayı geçemediklerini üzülerek belirtir. Çaldığımız eserler insan ruhunun devasa bir manifestosudur. Eserleri basit bir zanaat aşkıyla, sadece enstrümanda pratik yaparak sahneye koyan piyanistler Neuhaus’a göre sıkıcıdır. Her öğrenci, her piyanist çalıştığı eserlerin ne kadar yüce materyaller olduğunu bilmeli, eserleri hakkıyla icra edebilmekiçin bunun getirdiği sorumluluğu da hissetmelidir. Eserlerin icrası egodan uzak olmalıdır. Usta bestecilerin, insanlığın yükseldiği anlar yarattığı bu müzik çerçevelerinde ne güzellikler gizlidir... 
 

4- Bir tencere suyu ocağa yerleştirin. Kaynatmak istiyorsunuz. Tencereyi 40 derece ya da 50 dereceye kadar ısıtıp sonra altını kapatın. Sonra başka bir iş halledin. Tekrar tencereyi hatırlayın ve altını açın. En baştan sıfırdan ısınmaya başlayacaktır. O su kaynamaz. Tencerenin kaynaması yani 100 dereceye ulaşması sizce ne kadar zaman alır? Neuhaus’un yeni eserler öğrenmek ve içselleştirmekle ilgili bu güzel örneği bir ders niteliğindedir. Müzikal bir işe girişildiğinde vakit kaybetmeden, ara vermeden konuya iyi odaklanmak şarttır. 


Heinrich Neuhaus (1888-1964)
 
Eski Yunanca’da teknik (tekhnē) kelimesi sanat kelimesi ile aynı anlamda kullanılır. Yetenekli öğrenciler müzikle ilgili çalışmaları, teknikle ilgili çalışmalardan ayırmaz. Aslında teknik çalışmak aynı zamanda müziğe kafa yormaktır. Müziğe çalışmak da tekniği geliştirir. Neuhaus, özellikle öğrencisi Richter’in uyguladığı metodu över. Tekrar, tüm mükemmel performansların temelini oluşturur. Prokofyev çalışan Richter sonatlardan birinde, son bölümün bir pasajını iki saat üst üste çalıştığını anlatır. Çalıştığı bölüm sadece 10 ölçüden ibarettir! Bunu iki saat boyunca tekrar ederek çalışır. Sonuç mucizevidir. (Sviatoslav Richter: Notebooks and Conversations, Bruno Monsaingeon)
 
Neuhaus, müzikte “içeriğin” her şeyden önemli olduğunu vurgular. Birçok öğrenci, mesela Johannes Brahms, Paganini Varyasyonları gibi zor bir eser için: “Önce zor pasajların hepsini halledeyim sonra müziğini çalışırım” ifadesinde bulunur. Aslında bu eseri doğru çalışmanın sırrı hepsini bir bütün olarak görmektir. 
 
Friedrich Nietzsche der ki: “Stili mükemmelleştirmek, fikri mükemmelleştirmektir.”


Sviatoslav Richter: Notebooks and Conversations, Bruno Monsaingeon
Princeton University Press

 
Bir Müzik Eserinin Sanatsal Değeri Üzerine Notlar
Neuhaus, bir eserin artistik bir imajı olduğundan söz eder. İcracının ana görevi ona ulaşmaktır. Müziğin kendisi, sesin, tonun yaşayan kumaşı, müziğin dili, melodisi, armonisi, dengesi ve polifonisi, çok sesli yapısı, formu, konstrüksiyonu, duygusal ve şiirsel yükü... İşte bunların her biri müzikal imajın ögeleridir. Müziğin diline aşina olmayan, estetik eğitimden geçmemiş birçok piyanist eserleri enstrümanla konuşarak değil de mırıldanarak, kekeleyerek, ağzında geveleyerek, güçlü duyguları da bağırarak vermeye çalışır. Derin mantık silsileleri yerine neden-sonuç bağıntısı içermeyen pasajlar, şiirsel yük yerine düzyazı gölgeleri... Bu ögeler göz ardı edildiğinde, bunların bilincine varılmadığı takdirde teknik çalışmanın da bir anlamı kalmaz. Eser, içi boş bir ceviz kabuğu gibi yuvarlanıp gider.
 
Neuhaus’un çok yetenekli (ve tabii çok çalışkan) öğrencim dediği Sviatoslav Richter ise bir parçayı deşifre ederken dahi hem içeriğe hem de teknik zorluklara hâkimdir. Müzik, Richter için zaten açık bir kitap gibi duruyordu, onun için parçayı öğrenmek ve parçayı çalışmak aynı şeylerdi. Yetenekten söz etmişken bir insana, bir gence çok yetenekli demek bana hep haksızlık gibi gelir. Bu noktada Neuhaus’un yazılarından uzaklaşıp kendi yolumu çizeceğim. 
 
Bana hep “Birce çok yetenekli” denmiştir. Bu ne anlama gelir? Tabii, doğuştan gelen bir duyuş, kulak, müziğe ilgi, alaka, hepsi mevcut... İyi bir icra, mükemmel bir sınav sonucu ya da başarılı, etkili bir konser sonrası her duyduğumuzu, deneyimlediğimizi “yetenek” olarak adlandırmak haksızlıktır. Çocukken günde sekiz saat çalıştığımı bilirim. Konservatuvarda tam notla geçer fakat yaz aylarımı çalışarak geçirirdim. Örneğin, geçen sene çok konuşulan “kurye piyanist” konusu... “Çocuk çok yetenekli” diyorlar. Yetenek, konuya olan ilgi ve tutkudur esasında. Çocuk çalışmamış olsa W.A.Mozart’ın Türk Marşı’nı çalamaz. Çocuk çok çalışmıştır. Çok yetenekli de az yetenekli de herkes çok çalışır. Piyano çalışarak çalınır. Çok çalışmadan iyi çalınmaz. Matematik gibidir, iki artı iki dört! Ben sadece konunun “çok yetenekli harika çalıyor” kısmındaki boşluklara değineyim istiyorum. Piyano mesleğini bilmeyen biri için yetenek, iyi çalmak için yeterli bir şeymiş gibi görünür. Hâlbuki piyanoya baş koymuş insanlar hayatlarını ona adarlar. Pekçoğuvakitsizlikten çocuk sahibi dahi olamaz. Piyano hem eştir hem çocuktur hem de insanın tüm hayatını alır elinden. Buna hazırsanız, bunu çok seviyorsanız ve buna tutkuyla bağlanacaksanız girilir bu işe. Çalışmak şarttır. Çünkü beyin ellere öğretir. Aydınlanma Çağı’nın en etkili düşünürlerinden Immanuel Kant’a göre eller beynin uzantısıdır.  
 
Neuhaus’a geri dönersek... Piyanoya yeni başlayan bir çocuk notalara öğrendiği dönemde dahi müzik yapıyor olmalıdır. Öğretmen ona notalarla melodi oluşturabileceğini ve enstrümanında şarkı söyleyebileceğini öğretmelidir. Müzik yapmayı öğrenen ve seven çocuk, çok basit egzersizlerle teknik de çalışmalıdır elbet. Teknik de enstrümanı çalışmak için geliştirilir. Neuhaus’a göre diyalektik üçleme müzik için de geçerlidir: Tez, antitez ve sentez. Müzik tezdir, enstrüman yani piyano antitezdir ve sentez de icradır, performanstır. 
 
Neuhaus’a göre enstrümanın ve tekniğin çok fazla ön plana çıkarılması manasızdır. Müzik, beynimizde, içimizde, kulağımızda yaşar. Müzik, duygularımızda, bilincimizde ve hayal gücümüzde vücut bulur. Enstrüman, yani piyano ise biz olmadan da var olabilen fiziksel bir objedir esasında. Enstrümanın çalışılıp öğrenilmesi gerekir, ama müzik her zaman ondan bağımsız yaşıyor olmalıdır.
 
Bir çocuk piyanoya ilk oturduğu andan itibaren hüzünlü bir melodiyi hüzünlü, mutlu bir şarkıyı mutlu çalmaya çalışmalıdır. Çocuğa soğuk, öğretici egzersizler yerine onun bildiği halk şarkılarından, çocuk dağarcığından duygu ve anlam yüklü, sevdiği müziklerden bir seçki sunulmalıdır. Bunu takiben, çocuk erken yaştan itibaren gerçek müzikal eserlerle beslenmelidir. Böylelikle ilerde oluşturacağı icracı-piyano-eser üçgeninin embriyo hâlinde bir tablosunu olabildiğince erken yaşamış olur. 
 
Son olarak: Yetenek nedir? Neuhaus’a göre yetenekli bir kimse ruhunun derinliklerinde müziği duyar, hisseder. Yetenek, doğuştan gelen sihirli bir dokunuş olmaktan öte, enstrüman başında geçirilen vakte olan özlem ve çalışma isteğidir. Yetenekli bir kimse enstrümanı başında adanmışlıkla çalışır, müziğe ve piyanoya âşıktır, ona tutkuyla bağlıdır. İşte okimse virtüoz tekniğe de sahip olur, eserin ulaşmak ve vermek istediğini de gösterebilir, çok iyi bir icracı, çok iyi bir piyanist olur.
 

Heinrich Neuhaus (1888-1964)
1888 yılında müzisyen bir ailenin çocuğu olarak Rusya’da doğar. Annesi ve babası piyano öğretmenidir. Babası Alman’dır ve babasının hocası Ferdinand Hiller, Beethoven’i oldukça yakın olarak tanımış bir müzik insanıdır. Annesi Olga Blumenfeld ise Felix Blumenfeld’in kız kardeşidir. Felix Blumenfeld ise ünlü piyanist Vladimir Horowitz’in hocasıdır. Heinrich Neuhaus piyanoyu kendi kendine öğrenmiştir. Felix Blumenfeld ilk öğretmenidir. Neuhaus, ilk konserini 11 yaşındayken F.Chopin’in valsler ve bir impromptusundan oluşan dolgun bir repertuvarla Almanya’da vermiştir. Berlin’de ve Viyana’da Godowsky’nin öğrencisi olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasını takiben Rusya’ya dönmüş, 1922’den ölümüne kadar Moskova Konservatuvarı’nda öğretmenlik yapmıştır. Sviatoslav Richter, Emil Gilels ve Radu Lupu gibi ünlü piyanistler onun öğrencileri arasında yer alır. Piyano eğitimi alanında öncü kabul edilen Neuhaus’un The Art of Piano Playing (Piyano Çalma Sanatı) adlı kitabı, piyano çalma sanatına dair yayımlanmış en önemli eserlerden biridir. Müzik dünyasında bıraktığı etki günümüzde de devam etmektedir.
 




 
 
 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20