25.11.2025

Araştırma faaliyetlerine dair bir süreliğine Bratislava’ya yerleşen Yiğit Can Eyüboğlu, hem korepetitör hem de koro şefi olarak çalışmalarını yürüten Petra Torkošová ile ilham verici bir söyleşi gerçekleştirdi.
Hem korepetitör hem de koro şefi olma yolculuğunuzu sizden dinleyebilir miyiz?
Koro müziğiyle ilk kez Gorazdík Çocuk Korosu’nu kurup yönettiğimde tanıştım. Önce Konzervatórium Bratislava’da piyano eğitimi, ardından Bratislava Performans Sanatları Akademisi’nde şeflik eğitimi aldım. 2009’da eğitimime iki yıl ara vermem gerekti. Eğitimimin son iki yılında Cantus Korosu ve 13 yıldır yönetmekte olduğum Technik STU Korosu’yla düzenli olarak çalıştım. 2013’te üniversite eğitimimi tamamladım, koro çalışmalarıyla birlikte konservatuvarda topluluk şarkıcılığı, deşifraj dersleri verdim ve korepetitör olarak çalıştım. Her şefin piyanoda partisyon çalabildiği söylenemez. Benim avantajım piyano eğitimi almış olmamdı ama partisyon çalmayı esasında üniversitede öğrendim. Bu yetenek olmadan hayatımı düşünemiyorum. Her şef, bir koro ya da orkestranın karşısına geçmeden önce yöneteceği eseri mutlaka piyanoda çalabilmeli. Bir eseri derinlemesine kavramak önemlidir ve şeflik için yaptığım hazırlığın %60’ı piyano başında geçiyor. 2021’de üniversitede dışarıdan ders vermeye ve yine korepetitörlük yapmaya başladım, ardından doktora programına tam zamanlı olarak girdim. Korepetitörlük de doktora eğitiminin bir parçası ve çok seviyorum. Korepetitörlük yaptığım hocalar, sık sık uluslararası koro yarışmalarında jüri üyeliği yapıyor ve bu sayede yeni eserlerle tanışma fırsatım oluyor.
Eğitiminize bir süre ara verdikten sonra eğitime geri dönmeye nasıl karar verdiniz, süreci sizden dinleyebilir miyiz?
Üniversitedeki birinci yılımın sonunda bir ara verdim. Konservatuvarı bitirmiştim, aynı yıl evlendim ve ilk çocuğumuz dünyaya geldi. Eşim beni hep destekledi; o çalışıyordu, ben hem çocuklarla ilgileniyor hem de okuyordum. Üniversitede, lisede okuduğum bölümden farklı bir bölüme başladım, çok zordu. Hiç ilgimi çekmiyor ve hiç anlam veremiyordum. Neden hocam bana bu kadar sert davranıyordu? Sürekli partisyon çalmam gerekiyordu. İlk beş ay hiçbir şey yönetemedim, eserleri hatasız çalamıyordum. Her şeyi bırakmak istedim ve eğitimime ara verdim. “Piyanoya dönmem daha mı iyi olur” diye düşünmek istedim. İki küçük çocuğum vardı ve ders çalışacak enerjim kalmıyordu. Eğitime ara verince düşünmeye vaktim oldu. O zamanlar hocam Slovak Filarmoni Korosu’nun baş şefiydi ve provalarını izlemeye gidiyordum. O günlerde müziksiz yapamayacağımı, müziği ne kadar özlediğimi fark ettim, 24 saat evde çocuk bakan bir kadın olamayacaktım. Bu yüzden çocuklarımı hep yanımda taşıdım. Çocuklarım Penderecki, Cage, Schnittke ile Mozart, Beethoven ve Rahmaninov ile büyüdü… Yine de okuduğum okulun anlamını fark edemiyordum. Bir şeyler öğreniyor, sonra ayna karşısında şeflik yapıyordum çünkü kendi korom yoktu. İki yıl sonra okula dönüp, ilk kez gerçek insanların karşısına geçtiğimde ise neden doğduğumu anladım. Yapmak istediğim şey buydu. Doğuştan gelen bir öz saygı ve otoritem olduğunu gördüm. Geri kalan her şeyi hâlâ öğreniyorum.
Sizi kucağınızda bebeğinizle koro çalıştırırken ve kuliste çocuklarınızla ilgilenirken gördüm. Altı çocuk annesi bir kadın sanatçı olmanızın zorlukları ya da avantajları nelerdir?
Altı biyolojik ve dört manevi çocuğum var. Anneleri tarafından hastanede bırakılan bebeklerle de ilgilendim. Yeni bir aile bulana kadar onlara baktım, bu bazen iki ay sürdü, bazen altı ay, bazen bir yıl... O zamanlar kendi çocuklarım da küçüktü ve sevgiye ihtiyacı olan bir çocuğun daha olması benim için fark etmiyordu. Aynı zamanda çocuklarıma şunu göstermek istedim: Kendini, zamanını, ilgini ve sevgini vermek maddi şeylerden daha değerlidir. Şu an sadece kendi çocuklarım var, şimdilik…
Çocuklarım bana disiplini öğretti. Müziği hep birlikte dinledik, partisyonlarım her zaman yanımdaydı; yemek yaparken, emzirirken, çocuk parkında, bebek arabasıyla yürüyüş yaparken… Kulağımda kulaklık, bilinçaltımda hep hazırlık yapıyordum. Hastalıklar ve benzeri nedenlerle her zaman tutmasa da hep bir planım vardı. Çocuklarımı provalara götüremediğimde ya da konserim olduğunda bana destek olan bir ailem vardı. Çocuklarım bana “hayır” demeyi de öğretti. Zamanı yönetmeyi, bugünü dolu dolu yaşamayı öğrendim. Çünkü yarın olmayabilir!

Petra Torkošová ©️ Zuzana ve Miloš Černí
2013’ten bu yana şefliğini üstlendiğiniz Zbor Technik STU nasıl bir gelişim süreci geçirdi?
Technik STU Korosu’ndan bugüne kadar 16 şef geçti. 2026’da 70. Yılımızı kutlayacağız. Ancak şu ana kadar en uzun süre şefliğini yapan benim. Bu koro özel bir koro, yer alanlar burada olmak istedikleri için, severek geliyorlar. Kimse onlara para ödemiyor ancak ben onlardan çok şey talep ediyorum. Yüksek beklentilerim ve birlikte güzel bir uyumumuz var. Onlar sayesinde hâlâ çok şey öğreniyorum. Çünkü ben sadece bir şef değil, aynı zamanda insanım.
Sizi en mutlu eden konseriniz hangisiydi?
Çok iyi konserlerimiz oldu, her biri benim için değerli, ama en özel olanı: 2017’de J.Brahms’ın Op. 45 Alman Requiemi’ni büyük bir senfoni orkestrası ile yönettiğim konserdi. En duygusal anı ise 2022’de M.Duruflé’in Op.9 Requiem’i esnasında yaşadım. Koro öyle güzel söyledi ki sahnede gözyaşlarına boğuldum. En cesur konserimiz ise hiç tartışmasız S.Rahmaninov’un Op. 37 All-Night Vigil oldu.

Zbor Technik STU Variations albümü ©️ Zbor Technik STU Arşivi
Rahmaninov’un All-Night Vigil eserini seslendirmeye nasıl karar verdiniz?
Konservatuvar dönemimde Rahmaninov hayatımda çokça yer aldı Do Diyez minör Prelüd’ünü hâlâ ezbere çalabiliyorum. Şeflik açısından sınırlarımı zorlayacak bir eser ararken, hocam kendisinin de birçok kez yönettiği All-Night Vigil eserini önerdi. Öğrenciyken o konserlerde bulunmuştum ve eser kalbimde yer etmişti. Özellikle akapella olması önemli, koroyla çalışmak ise gerçek bir ustalık gerektiriyor. 15 bölüm boyunca dinleyenin ve icracının sıkılmayacağı bir konser inşa etmek gerekiyor, her bölüm farklı olmalı ama aynı zamanda eserin tüm özelliklerini de taşımalı.
Size işin gerçeğini anlatayım. Eseri profesyonel bir koronun seslendirmesi planlanmıştı. Tarih belirleme aşamasına gelindiğinde ise eser repertuvarlarında olmasına rağmen onlar için oldukça zor bir eser olduğunu bildirerek, benim onlar için “büyük bir isim” olmadığımı belirttiler. Çünkü geçmişte Otto Lenard, James Judd, Dmitrij Liss, Emmanuel Villaume gibi isimlerle çalışmışlardı. Haklıydılar, tanınmış biri değildim, ancak bu durum iyi bir şef olmadığım anlamına gelmiyordu. O an dünyam başıma yıkıldı, toparlanmam birkaç gün sürdü ve biliyordum ki sadece kendi koromla bu zor eseri seslendirmek mümkün değildi. Slovakya, Avusturya ve Çekya’daki pek çok şarkıcıya yazmaya başladım, seçmeler yaptım. Bir yıllık bir sürenin sonunda bu projeyi yapmak isteyen insanları buldum ve 105 kişilik amatör bir koro oluşturdum! Bu eserle, disiplinli ve detaylı bir hazırlıkla amatör bir topluluğun da çok zor eserleri öğrenebileceğini kanıtladık, yüksek düzeyde bir icra ortaya koyduk ve şimdiye dek altı konser verdik. Bu eser bildiğim en güzel akapella eser. Bir şef için büyük bir meydan okuma! İçinde her şey var. Senfonik yapı, gregoryen ezgiler, caz ögeleri, karmaşık ritimler, çok güçlü forteler ve neredeyse duyulmaz pianolar...
Üç yıl bu eser üzerinde çalışmama, 130 sayfalık yazılı analiz yapmama rağmen, hâlâ üzerinde çalışmam gereken çok şey var. Modaliteyi hissediyordum ama her bölümde tam işleyemedim. Hâlâ düşünce sistemim majör-minör tonaliteye dayanıyor. Özellikle Rahmaninov ve Rus müziği modaldir. Eski ezgilere dönüş simgeseldir. Bu eser bana sessizlikle, akustikle çalışmayı ve tevazuyu öğretti. Bu bir litürjik müzik, sadece konser salonları için yazılmamış. Ayinlerde de kullanılabilir. Böylece konser salonlarına gitmeyen insanlara da yüksek kaliteli sanatı ulaştırma imkânı bulabildik.

Prag Aziz Ludmila Bazilikası ©️Andrea Spisakova
Yedi farklı ülkeden 105 kişiyle bu eseri seslendirdiniz. Farklı ülkelerden müzisyenlerin bir araya gelmesi sizin için nasıl bir anlam taşıyor?
Bu bilinçli bir tercihti; koroda Slovakya, Çekya, Avusturya, Sırbistan, Almanya, İngiltere, Ukrayna ve Rusya’dan insanlar vardı. Rahmaninov bu eseri I. Dünya Savaşı esnasında yazdı. Bu proje ile amacım tek bir eser etrafında birleşerek “barış”ı temsil eden bir koro oluşturmaktı. Şu an sınırlarımızdan birkaç yüz metre ötede bir savaş yaşanıyor. Rahmaninov Rus bir besteci, ama 110 yıl sonra yaşanacak savaşları bilemezdi. Bu çok üzücü bir durum. Biz bu konserlerle sembolik olarak barışı temsil ettik.
Koro üyeleriyle ilişkinizi nasıl tanımlarsınız, onlarla nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Her bir koro üyesi benim arkadaşım olsa da şef olarak bilinçli bir mesafem var. İstesem de istisnai durumlar dışında, provalar sonrasında onlarla bir şeyler içmeye gitmiyorum. Bazı etkinlikleri bilinçli olarak reddediyor, mesafemizin azalmasını istemiyorum. Bir koroda hiyerarşi olmalı. Aramızda büyük şirketlerin yöneticileri, editörler, gazeteciler, doktorlar, dramaturglar, tercümanlar, ilkokul öğretmenleri, anneler, profesörler, şoförler, rektör yardımcıları var. Şarkı söylemeye başladığımızda ise hepimiz tek bir sesiz ve ben onların şefiyim. Yardımcılarım, ses eğitmenimiz, menajerim, organizasyon sorumlumuz ve daha pek çok kişi dâhil olmak üzere harika bir ekibim var. Ekibimle ilginç projeler organize edebiliyor ve dünyanın dört bir yanına seyahat edebiliyoruz. Bir de harika bir direktörümüz ve bizi destekleyen STU (Slovak Teknik Üniversitesi) yönetimi var. Çalışma alanlarımız ve finansal altyapımız mevcut.

All-Night Vigil, 1992 ©️ Musica Russica Yayınevi
Mart 2025’te Bratislava’da gerçekleşen Rolf Beck Şeflik Ustalık Sınıfı’nı organize ettiniz. Jesu meine Freude, Mesih Oratoryosu gibi önemli eserlerin merkezde olduğu atölyenize dair neler söylersiniz?
Rolf Beck ile birkaç yıl önce tanıştım. Beni Hamburg’a, Internationale Chorakademie Lübeck adlı bir projede kendisinin yerine şeflik yapmam için davet etti. 24 ülkeden genç koro şarkıcılarının bir araya geldiği, bir akapella koro programı vardı ve unutamayacağım bir deneyim yaşadım. İlk kez yabancı bir orkestra şefiyle iş birliği yaptım. Üniversitede ders vermeye başlayınca, genç şeflerin de böyle bir deneyim yaşamasının harika olacağını fark ettim ve kendisini davet ettim. Herkes için ilham verici bir deneyimdi, ben de piyanist olarak görev almıştım. Bu yıl tekrar ettik ancak bu kez şefler ve repertuvar için beklentileri yükselttim. Akademide olduğum sürece böyle etkinlikler düzenleyeceğim, imkânı olmayan öğrencilere fırsatlar sunmak beni mutlu ediyor. Bir şefin dış dünyayla temasının olması şart. Slovakya küçük bir ülke, çevremizdeki ülkelerde şeflerden çok daha fazla şey bekleniyor. Öğrencilerimin bu zorluklara hazır olmalarını, karşılarına fırsatlar çıktığında onları değerlendirebilecek durumda olmalarını istiyorum. Bu tür atölyeler buna hizmet eden önemli birer deneyim. Örneğin benim de Melk’teki Vokalwoche 2023’e katılmam harika bir tecrübe idi. Heinz Ferlesch ile F.Schubert’in D.950 Mi bemol Majör Missa’sı üzerinde çalışmıştık. Ayrıca Wien Singakademie Korosu’nun dışarıdan üyesiyim, kendimi yeniden beslemem gerektiğinde, oraya gidip şarkı söylüyorum.
Repertuvar oluştururken nelere dikkat ediyorsunuz?
Üzerinde çalıştığım her eser beni etkiler, bazen olumsuz yönde bile. Koro için programı ekibimle seçsek de son karar her zaman bana ait. Yeni bir soluk getirmek, çok kolay eserlerden kaçınmak, teknik olarak bizi geliştirecek ama aynı zamanda tıkamayacak eserler seçmek ve güncel kalmak için farklı teklifleri değerlendiriyorum. Sabit bir repertuvarımız var ama bazen orkestrayla da projeler yapıyoruz, çok sık değil, çünkü akapella söylemek bizi formda tutuyor. Geçen yıl Rossini söyledik, bu yıl Rahmaninov. Sabit repertuvarımızdan yola çıkarak, dinleyicinin duyularını da dâhil ettiğimiz “Duyular Konseri” başlıklı özel bir program yaptık. Bu programda koreografi kullanıyor ve esanslarla ortama koku veriyoruz. Bir parça ise tamamen karanlıkta söyleniyor ve metni Braille alfabesiyle yazılmış oluyor.

Petra Torkošová
Yakın geleceğe dair hedeflerinizi rica edebilir miyiz?
Rahmaninov ile geçen yoğun bir yılın ardından değişikliğe ihtiyacımız var. Mozart’ın Requiem’inin senfonik orkestra, solo, koro, rock grubu, bateri ve elektronik müzik için alışılmadık bir düzenlemesini seçtim. Bu hem bizim için hem de seyirci için yeni ve sıra dışı bir deneyim olacak. Konfor alanımdan çıkmayı ve sınırımı zorlamayı seviyorum. Aynı zamanda klasik Mozart eserini de tekrar ele alacağız ve J. Rutter’ın Magnificat’ını seslendireceğiz. Slovak halk şarkılarının düzenlemelerinden oluşan bir albümümüz var ve repertuvarımızı daha da genişleterek sezon sonunda yeni bir albüm yapmak istiyoruz. Şu sıralar dramaturjisini hazırlıyorum.
Genç koro şeflerine ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Hedeflerine doğru alçakgönüllülükle ve her zaman öğrenecekleri yeni bir şeyler olduğunu bilerek yürümelerini, kendileri üzerinde çalışmalarını ve ufuklarını genişletmelerini öneririm. Öncelikleri unutmamak lazım, kariyer ve para her şey değildir. İlişkiler ve aile önemli. Harika kariyeri olan ancak mutlu olmayan insanlar tanıyorum. İyi bir koro şefi sadece bir koroda kalmamalı, diğer koro şefleriyle tanışmalı, açık olmalı, seçmelere gitmeli, sorular sormalıdır. İdeal olan ise çeşitli korolarda şarkı söylemeleridir, bunu en büyük deneyim olarak görüyorum. Böylelikle şeflik yaptıkları kişilere daha yakın olabilirler. Son olarak, istediğiniz zaman her şey mümkündür!
Yiğit Can Eyüboğlu