Konser-Opera

Marvão'da Dört Gün: Sessizlik, Müzik ve Sonsuz Bir Şefkat

30.07.2025


Paylaş:

Marvão Müzik Festivali, benim için sadece bir müzik etkinliği değil. Bir ruh hâli. Belki de bir varış. Müzikle birlikte mekânları, insanları, atmosferi ve yarattığı o derin sükûnetle insanın kalbine işliyor. Her seferinde başka bir tanımsız güzel duyguyla oraya gittiğimi fark ediyorum. Her geçen gün artan aşinalık hâli kendimi daha da huzur ve güvende hissetmemi sağlıyor. 
 
11. Uluslararası Marvão Müzik Festivali, yine muhteşem ikili Julian Banse ve Christoph Poppen sanat yönetimiyle, 18 Temmuz’da açılışını yaptı. Lizbon’dan vasıl olmamız yaklaşık üç saat sürdüğü için açılış konserini kaçırdık. Ama ne zaman ki gece yıldızların altındaki Marvão Kalesi’nin içinde yer alan sarnıçta Clarinete em Fado konseriyle buluştum, o andan itibaren zaman durdu.
 
Bir festival yalnızca sahnedeki müzikten ibaret değildir. Bazen müzisyenlerin nefesinden, bazen sessizce dinleyen birinin gözlerinden, bazen de öğle yemeğinde yan yana oturduğun genç bir yaylı çalgılar dörtlüsü üyesinden taşar büyü. Bu yıl öyle oldu.
 

Geceden Başlayan Sessizlik (18.07.2025)
Sarnıçta, bol yıldızlı ama nasıl oluyorsa bir o kadar da puslu ve serin geceye inat, tatlı bir ılıklık vardı. Akustik öylesine büyüleyiciydi ki “Bu sesler taşlardan mı yükseliyor yoksa suyun içinden mi?” diye düşündüm. Sahnedeki üç usta müzisyen António Saiote (klarnet), Artur Caldeira (Portekiz gitarı) ve Daniel Paredes (klasik gitar) fadoyu bambaşka bir boyuta taşıyordu. Amália Rodrigues’in ve Carlos do Carmo’nun repertuvarından tanıdık melodiler vardı, ama bu kez vokal yoktu. (Vokali çıkarınca aslında fadodan geriye bir şey kalmayacağını düşünenler olabilir, zira tınısını çoklukla şarkıcının yorumunda tanımlayan bir tür.) Vokalin yerini alan klarnetin, o insanı kucaklayan sesiyle “saudade” daha çıplak, daha derin bir şekilde dile geliyordu. Bazen bir kabarenin gölgesinde, bazen eski bir film noir’ın loşluğunda gezindi müzik. Bu konser bana sadece müzik değil, fadoyu yeniden düşünme alanı sundu. Bilmiyorum, Portekiz’i her şeyiyle seviyorum ama mesela bu subjektivite olmasa alışılageldik vokal uygulamalarıyla fado sevdiğim bir müzik olur muydu, sanmam. Ama bu konserde izlediğim enstrümantal fado her şekilde başımın tacı olurdu. Buna mukabil belki konser saati biraz geç olduğu için sanatçılar hak ettikleri o güçlü alkışı tam olarak alamadılar, bir bis yapsınlar isterdim. Belki de böylesi onların tercihiydi de son parçayla birlikte hep beraber toparlandık. Ama içimde, o taşların, o gecenin, o melodilerin yankısı hâlâ sürüyor. 


11. Uluslararası Marvão Müzik Festivali, 19 Temmuz 2025
 
Sabah: Taştan Yükselen Dualar (19.07.2025)
Ertesi sabah festivalin olmazsa olmaz mekânı Nossa Senhora da Estrela Kilisesi’ndeydik. Güzelim kilise bu yıl (belki geçen yıl da böyleydi ama kaçırdık) akustiği destekleyen panellerle iyice zenginleşmiş. Karşımızda genç usta Pedro Teixeira yönetimindeki Officium Ensemble, Évora Katedrali’nden 16. ve 17. Yüzyıla ait polifonik eserler seslendiriyordu. Bu konser, müzik tarihini dinlemeye değil, yaşamaya davetti. Estêvão Lopes Morago’nun Missa Dominicalis dizisi, Duarte Lobo’nun Audivi vocem’i, Manuel Cardoso’nun Aquam quam ego dabo’su... Taş duvarlar arasında yankılanan sesler, insan sesi ne acayip bir enstrüman değil mi? Koro sahnede adım adım yer değiştiriyor, akustik her adıma eşlik ediyor ama o akış tamamen pürüzsüz ilerliyordu. Bu konserin en özel tarafı belki de geçmişle bugün arasındaki görünmeyen köprüyü kurmasıydı.
 

Öğleden Sonra: Ravel’in Renkleri (19.07.2025)
Başta São Tiago Kilisesi’nde planlanan konser vaktinde yapılmış bir güncellemeyle bizi tekrar Nossa Senhora da Estrela Kilisesi’ne konuk etti. Ravel’in müziğiyle dolup taşmak üzere oradayız. Karşımızda gencecik, müthiş dinamik ve harika güzellik ve güleçlikteki Malion Quartett’in Fa Majör Yaylı Çalgılar Dörtlüsü yorumuyla şölen başladı. Hem teknik hem eş güdüm hem de bireysel aura’larıyla bu seneki festivalden edindiğim en büyük kazanımdır bu dörtlünün müziğiyle tanışmak. Dörtlünün iki genç kadın müzisyeni, Miki Naghara ve Lilya Tymchshyn ile ertesi gün öğle yemeğinde aynı masadaydık. Birçok dili su gibi konuşan, yaptıkları müziğin ve yaşadıkları hayatın gereksinim ve beklentilerini son derece güzel kavramış ışıl ışıl iki müzisyen… Hem harika iki kadın hem sanatçı olarak ne kadar parladıklarını görmeliydiniz. Çellist Bettina Kessler ve kemancı Alex Jussow başka masalarda olduğu için onlarla sohbet etme imkânım olmadı ama Malion Quartett’i artık çok yakından takip ettiğime emin olabilirsiniz.
 
Genç kemancı Lena Neudauer ile ateş parçası piyanist Connie Shih; Ravel’in keman-piyano sonatındaki kontrastları kusursuzca yansıtırken Ravel’in hem klasik zarafetini sahneye taşıdılar hem de eserin “Blues” bölümü ile cazın en erken örneklerinden biri sayılabilecek bir pasajın teknik ve dönemsel açıdan biricikliğinin hakkını fazlasıyla verdiler. Bu performansın ardından piyanist Shih’in sahne partneri bu kez bariton Unai de la Rosa Hernández idi. Sahneye çok yakışan bu genç yetenek Ravel’in hayvanlara yazdığı ironik, narin, şiirsel şarkılarını seyircilere de hissettirerek seslendirdi. Konser serisinin finalinde ise Introduction et Allegro ile hakiki bir müzik ziyafeti izledik. Christoph Poppen’ın da kemanıyla sahnede yer aldığı bu konserde tekrar Lena Neudauer, viyolada Nicolas Garrigues, viyolonselde Aurelien Pascal, flütte Sonia Paias, klarnette Marvão tutkunlarının yakından tanıdığı Horacio Ferreira ve arpta Carolina Coimbra’nın her biri birer yıldız olarak parlarken Ravel’in yedi çalgılı oda orkestrasına mihmandarlık ettiler. 


11. Uluslararası Marvão Müzik Festivali
 
Gece: İki Kız Kardeşin Hikâyesi (19.07.2025)
Sao Tiago Kilisesi’nde bu defa Lili ve Nadia Boulanger’in müziğiyle dolu bir gece için bir aradaydık. Genç yaşta hayatını kaybeden Lili’nin Nocturne’ü, sabaha karşı bir yalnızlık duygusu yüklü olsa da mezzo-soprano Teresa Sales Rebordão’nun sesinde fırtına ve sükûneti iç içe duyuyorduk. Usta piyanist Silke Avenhaus, her geçen gün daha çok parlayan çellist Aurelien Pascal ve kemanıyla Christoph Poppen bu düalizmin diğer yaratıcılarıydı. Nadia Boulanger’in müziğindeki içsel bilgelikle yüklü Cantique’i bir boşluk değil, bir nefes alanı olup çıkagelmişti. Evet, bu konser gerçekten de o nefes alanıydı.
 

Sabah: Schubert’in Sessiz Yakarışı (20.07.2025)
Pazar sabahı tekrar Nossa Senhora da Estrela’daydık. Schubert’in Sol Majör Missa’sı seslendirilecekti. Bir yanda dua eden halk, bir yanda Pedro Teixeira ve Christoph Poppen’ın yönettiği koro ve orkestra… Kraliçe soprano Juliane Banse, tenor Julian Prégardien ve bariton Christoph Prégardien’in sesleri arasında, genç Schubert’in o dingin duası yükseliyordu. Kyrie, Gloria, Benedictus… Bu sadece bir ayin değil, müziğin kutsal bir deneyime dönüşmesiydi, huşu içinde çıktık.
 

Öğleden Sonra: Debussy ile Veda (20.07.2025)
Festivaldeki üçüncü günümüzde, São Tiago Kilisesi’ndeki Debussy konseriyle hafta sonunu noktaladım. Pazar öğleden sonrası, taş duvarların arasında yükselen ilk notayla birlikte zaman yavaşladı. Sónia Pais’in flütüyle başlayan Syrinx ya Pan’ın yasını ya da gizli bir arzunun fısıltılarını taşıyordu ya da belki her ikisini birden.
 
Ardından Pavel Kolesnikov ve Samson Tsoy’un dört elle ördüğü Petite Suite geldi. Hafif ve içten, deniz kenarındaki bir gezintiyi anımsatan bu erken dönem eser, kilisenin doğal akustiğinde parladı. Bu ikiliyi çok sevdim. Genel olarak dört el piyano severim ama bu genç müzisyenler sahne ışıltılarıyla ya da birbirileriyle uyumlu turuncu kıyafetleriyle içimi ısıttı.
 
Konserin ilk yarısı, Debussy’nin Baudelaire şiirlerine yazdığı beş şarkıyla sonlandı. Marvão izleyicisinin aşina olduğu isimlerden Catarina Sereno’nun etkileyici mezzo-soprano sesi, bu parçaların duygusal derinliğini büyüleyici bir şekilde yansıttı. Piyanoda Tae Hyung Kim kendisine eşlik etti. Baudelaire’in dizelerinde yankılanan melankoliyi ve baştan çıkarıcı karanlığı büyük bir içtenlikle birlikte canlandırdılar.
 
İkinci yarı, Debussy’nin savaş yıllarında yazdığı ve “musicien français” imzasıyla yayımladığı son üç sonatı bir araya getirdi. Keman Sonatı’nda Kevin Zhu ve Tae-Hyung Kim, eserin hem direngen hem de hayata veda edercesine neşeli tonlarını büyük bir duyarlılıkla sundular. Bu, kısa ama çok tutkulu bir performanstı. Ardından gelen Viyolonsel Sonatı Bruno Philippe ve Connie Shih’in ellerinde gerçekten “iki eşitin sohbeti”ne dönüştü; yoğun, ama içe dönük bir anlatımla. Kapanışta ise, belki de en lirik ayrılık: Flüt, Viyola ve Arp için Sonat. Sónia Pais, Nicolas Garrigues ve Carolina Coimbra’nın elinde sesler yumuşak bir sis gibi yayıldı. Pastoral, saydam ve zamanın ötesinden gelen bir veda gibi…
 
Bu konserle yalnızca Debussy’nin müziğini değil, onun dünyaya vedasını da dinledik. Marvão’daki üçüncü günüm, sessizlik ve zarafetin iç içe geçtiği bu anla kapanırken, içimde uzun süre taşıyacağım bir dinginlik bıraktı.


Marvão, 2025
 
Ve Tüm Bu Büyü İçinde...
Bu benim Marvão’da üçüncü, Marvão Müzik Festivali’nde ise ikinci kez yer alışım. Bugüne kadar bir seyirci, gazeteci, hatta festival çalışanı olarak çok sayıda etkinlikte bulundum. Ama bu festivalde yaşadığım kadar kusursuz, insana her anlamda iyi gelen bir deneyime çok az rastladım. Festivalin yaratıcısı ve müzik direktörü Christoph Poppen’la aynı yemek masasında oturup onun festival vizyonunu, karşılaştığı zorlukları, nasıl çözüm ürettiğini dinleyebilmek benim için büyük ayrıcalıktı. Ve sözlerine ortak olmamak ne mümkündü: “Marvão’yu biz keşfetmedik, Marvão bizi keşfetti.”
 
Marvão, hakikaten doğru insanları kendine çeken bir yer. Festival kitapçığını elinize aldığınızda, her bir emeğin tek tek teslim edildiğini görüyorsunuz. Bu da bu güzelliğin neden her yıl büyüdüğünü anlatıyor.
 
Neredeyse tamamlanmak üzere olan 2026 programı için şimdiden heyecanlıyım. Umarım bir gün, belki emekliliğimizde, João’yla birlikte biz de festivalin gönüllüleri arasında yer alırız, hayat bu belli mi olur!
 
Eray Aytimur
 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20