MAKALE

Piyano Akort Fasikülü 1. Kısım, Teorik Altyapının Hazırlanması

15.12.2025


Paylaş:

PİYANO TUŞLARININ ADLANDIRILMASI
Piyano tuşlarının, doğal olarak notaların, isimlendirilmesi ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir. Ülkemizde do – re – mi – fa... şeklinde isimlendirilirken Fransa’da Ut – re – mi – fa... olarak gösterilmeye devam etmektedir. İngiltere, Amerika ve çoğu Avrupa ülkesinde ise harf sistemi mevcuttur. A – B – C – D... şeklinde isimlendirirler. Genel olarak A – La, B – Si, C – Do, D – Re, E – Mi, F – Fa, G – Sol olacak şekilde harfler notalara denk gelir. Almanlar ve bir iki ülke daha ise ufak bir değişiklik ile B harfini La#, H harfini Si olarak alırlar, görürsek aklımızda bulunsun.
 
Klavyeli çalgılarda bir tuşu ifade etmek için hem notası hem de bulunduğu oktavı ya da tuş numarasını da beraber kullanırız. Bu da ülkeden ülkeye değişebilmekle beraber biz iki sistemi de öğrenmiş olalım. Bazı ülkeler ve kaynaklar nota adı + oktav numarası kullanır. En kalında bulunan La, La# ve Si notaları 0.oktav olarak kabul edilir ve La0 (A0) – La#0 (A#0) – Si0 (B0 veya H0) olarak gösterilir. İlk do’dan itibaren ilk oktava giriş yaparız ve bu bölge Do1, Do#1, Re1... olarak devam eder. Orta do notası bu hesaba göre Do4 (C4) ve orta la ise La4 (A4) olmuş olur. 
 
Tuş numarasını kullanan sistemler ise nota adının yanına tuşun numarasını koyar. Bu sistemle orta do yazıldığında Do40 (C40) olur çünkü soldan 40. tuşa tekabül eder o do notası. Şahsi olarak ben nota adı + oktav numarası sisteminin kullanımını daha rahat buluyorum.  
 

DOĞUŞKAN KAVRAMI ve AKORTTA YARDIMCI OLACAK DOĞUŞKANLAR
Doğuşkanlar, bir ses dalgasının içinde zaten mevcut olup daha kısık olan (bazen şaşırtabiliyorlar) ve ana frekansın tam katları şeklinde frekanslara sahip olan ses gruplarıdır. Örneğin 100 Hz’lik bir sesin içinde 100’e ek olarak 200, 300, 400, 500 Hz... değerlerine sahip frekanslar da mevcuttur ancak bunları çok baskın duyamayabiliriz. Frekansın artıkça sesin inceldiğini, azaldıkça da pesleştiği bilgisini de burada söylemiş olalım. 
 
Enstrümanın yapısına bağlı olmak üzere bazen bazı tellerden farklı doğuşkanlar baskın olarak duyulabilir. Birazdan bu konuya tekrar geleceğiz. Tam kat şeklinde ilerleyen bu frekanslarla ana frekansın ilişkisi nedir peki? Şimdi bazı aralıkların bize Pisagor’dan gelen oranlarına bir bakalım. Pisagor’un tanımladığı ve doğa kanunlarının söylediği oranlar aşağıdaki şekildedir;
 
Oktav = 2:1 (Örneğin Do2 100 Hz ise Do3 -teorik olarak- 200 Hz olmalıdır.)     
Beşli = 3:2 (Örneğin Do2 100 Hz ise Sol2 150 Hz olur, Sol3 ise 300 Hz.)
Dörtlü = 4:3 (Yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı üzere Sol2 150Hz ise Do3 200Hz olur.)
Üçlü = 5:4 (Örneğin Do2 100 hz ise Mi2 125Hz, Mi3 250 Hz, Mi4 500 Hz olur.)
Süperoktav = 4:1 (Bu kavram aslında aralık terminolojisinde olmamakla beraber orglarda bulunan Fifteenth (15th) rejisterinin isimlendirmesinden gelmektedir. Akortlamalarda ise bilinmesinin faydalı olduğunu düşünmekteyim. Ana sesin iki üst oktavını ifade eder. Do2 100Hz ise Do4 400Hz olur.)
 
Bu oranları gördüğümüze göre şimdi gelelim bir sesin üst doğuşkanlarıyla olan aralık ilişkisine. Diyelim ki Do2 100Hz ve üst doğuşkanlarını inceliyoruz. İlk doğuşkan kendisi zaten, unison aralık oluşturur. İkinci doğuşkanı iki kat frekansa sahip olacak, 200 Hz. Bu sesin de Do3 olduğu aşikardır. Üçüncü doğuşkan ise 3 kat frekansa tekabül eden 300 Hz yani Sol3. Dördüncü doğuşkan ise 4 kat frekansa sahip olacak ve 400 Hz ile Do4. Beşinci ve bizim işimize yarayacak son doğuşkan ise 5 kat frekansa sahip olacak ve 500 Hz ile Mi4 olacaktır.
 
Burada hemen bir detayı anlatalım. Bazı kaynaklar bu tip bir örnekten yola çıkarak ana sese ait majör akorun hâlihazırda doğuşkanları içinde yer aldığını ve bu sebeple majör akorun mutlu hissettirdiğini izah etmekte. Yani Do2 sesinin içinde Sol3 ve Mi4 sesleri bulunduğu için majör akorun otomatik olarak doğduğunu söylemektedirler ki bu kanaatimce temkinli yaklaşılması gereken bir savdır. Doğuşkanlar -özellikle nefesli çalgılarda- ana sesle tam matematiksel oranlarda oluşur (Piyanoda neden böyle olmadığına da geleceğiz.). Do2 içinde bulunan Sol3 ile akortlanmış ve tampere edilmiş* halde bulunan Sol3 tuşu farklıdır. Aynı şekilde Do2 içinde bulunan Mi4 ile de tampere halde akortlu* Mi4 tuşu birbirinden farklıdır. Bizim duyduğumuz majör akorlar tampere aralıklarla duyulur. Sesin içindeki doğuşkanlar ise just intonation yani saf entonede oluşur. Saf entone do – mi – sol seslerini piyanoda duysanız hiç “günümüz” majör akoru gibi hissetmezsiniz. (Orgda böyle bir rejister bulunmakta olup adı sesquialtera’dır.)
 
Konumuza geri dönersek, piyano teknisyenliğini öğrenmek isteyen tüm teknisyen adaylarına naçizane tavsiyem, ilk 5 doğuşkanı her ses için çok iyi bilmeleri gerektiğidir. Çok işimize yarayacak bu sesler. Bazen kulağımız anlayamayacak ama doğanın yardımıyla bu doğuşkanlar ile bir şeyleri test edeceğiz.
 
* Saf halde olmayan her aralık illa ki tampere edilmiş demektir. İster eşit tampere sistem olsun ister olmasın.
 

VURU, ORTAK DOĞUŞKANLAR ve İNARMONİSİTE KAVRAMLARI
Vuru -beat- kavramı iki yakın frekanslı ses dalgası üst üste bindiğinde oluşan bir olgudur. Birbirine yakın frekanslardaki iki dalga frekans farkları kadar bir değerde kuvvetlice kulağımıza çarpar sanki. Örneğin 300 Hz bir ses ile 303 Hz bir sesi beraber duyduğumuzda kulağımız saniyede 3 kere çarpan -vaav vaav vaav, vaav vaav vaav- şeklinde atımlar duyar. İşte bu atımlara vuru diyoruz. Bazı orglarda sırf bu olguya dayalı rejisterler bile bulunmakta olup “Resultant Bass”, “Voce Celeste”, “Coro Viole” veya İtalyan orglarındaki “Voce Humana” bunlara bir örnektir, bu rejisterlerin detaylarına inmiyorum. Unutmayalım, bu olgu sadece birbirine yakın frekanslarda olmaktadır. 250 Hz bir ses ile oktavı olan 500 Hz sesi üst üste dinlediğinizde saniyede 250 vuru duymazsınız yani. 250 ile 500’lük dalgayı teorik olarak vurusuz ve dümdüz duyarız hatta.
 
Şimdi önce piyanoda bir notada karşılaşabileceğimiz akortsuzluğa değinelim. Piyanonun içinde bas bölgeden tize doğru çekiçlerin önce tek tele sonra iki ve devamında üç tele vurduğunu içini incelediğinizde göreceksiniz. Tek tellerin olduğu bölgede unison akortsuzluktan bahsedemeyiz. İki tel veya üç telin olduğu bölgede unison bozukluktan bahsedebiliriz. La2 notasını ele alalım. İki tele sahip ve akortlu duyulması için her telinin teorik olarak 110 Hz frekansta olması lazım. Eğer tellerden biri nem, sıcaklık, akort çivisi sıkılığı (dönme torku) değeri vs. gibi etkenlerden dolayı 110 yerine 108 olursa La2 notasına bastığınızda saf ve tek bir ses duymak yerine saniyede 2 kerelik bir vuruyla kulağınıza vuran bir ses duyarsınız. Ya da La4’ü örnek alalım. Teorik olarak 440 Hz ve 3 adet teli var. Tellerin frekansları değişirse yine dalgalı vurulu bir ses duyacaksınız. Tek notada olan bu dalgalanma tellerin aynı frekansta olmaları gerekirken birbirine yakın başka değerlerde olmaları sebebiyle meydana gelmektedir. Gelelim sıradaki meseleye... 
 
Genel olarak söylenen “oktavları vurusuz akortluyoruz.” veya “5’liyi az dar akortluyoruz ki çok az vuru yapsın” dedikleri vurular nerede ve nasıl oluşuyorlar? Oktavların da 5’lilerin de frekansları birbirine uzaktır ama neden vuru duyuyoruz?
 
Ortak doğuşkanlar burada devreye giriyor. Do3 ile Do4 seslerinin ortak doğuşkanlarını inceleyelim. Faraza bir rakam olarak da Do3 100 ve Do4 200 Hz olsunlar.
 

  1. Do3 – 100 Hz (Do3 tuşumuz da diyebiliriz.)             
  2. Do4 – 200 Hz
  3. Sol4 – 300 Hz
  4. Do5 – 400 Hz
  5. Mi5 – 500 Hz
  6. Sol5 – 600 Hz
  7. Sib5 – 700 Hz
  8. Do6 – 800 Hz
  9. Re6 – 900 Hz
  10. Mi6 – 1000 Hz
 
  1. Do4 – 200 Hz (Do4 tuşumuz da diyebiliriz.)
  2. Do5 – 400 Hz
  3. Sol5 – 600 Hz
  4. Do6 – 800 Hz
  5. Mi6 – 1000 Hz    
 
Do3 ve Do4 biri 100 diğeri tam 200 Hz olduğu için akortlu duyulmazlar. Do3’ün 2, 4, 6, 8 ve 10. doğuşkanları Do4’ün 1, 2, 3, 4 ve 5. doğuşkanlarıyla aynı frekanslarda oldukları için akortlu ve pürüzsüz duyulurlar. Peki Do4 200 olmaz da 201 olursa ne olur bakalım?
 
  1. Do4 – 201 Hz
  2. Do5 – 402 Hz
  3. Sol5 – 603 Hz
  4. Do6 – 804 Hz
 
Do3’ün 2. doğuşkanı 200 Hz ile Do4’ün 1. doğuşkanı 201 Hz arasında şimdi 1 Hz fark var ve saniyede bir vuru yapacak. Eğer kulağımız seçebiliyor olursa da Do3’ün 4. doğuşkanı 400 Hz ile Do4’ün 2. doğuşkanı 402 Hz de saniyede 2 vuru yaparak çarpacak kulağımıza. Kulağımız tabi ilk ortak doğuşkan grubunu daha baskın seçeceği için büyük ihtimalle bir vuru duyuyor olacağız baskın olarak. 
 
Şimdi Sol3’ü de teorik değerleriyle inceleyelim ve Do3 ile beraber ses verince hangi ortak doğuşkanlar varmış bakalım. Do3’ü 100 Hz alırsak Sol3 teorik olarak 150 Hz olur.
 
  1. Sol3 – 150 Hz
  2. Sol4 – 300 Hz
  3. Re5 – 450 Hz
  4. Sol 5 – 600 Hz
  5. Si5 – 750 Hz
 
Yukarıdaki listelere göre Do3’ün 3. doğuşkanı ile Sol3’ün 2. doğuşkanı ve Do3’ün 6. doğuşkanı ile Sol3’ün 4. doğuşkanı ortak olup eğer Do3 ile Sol3 saf tam 5’li akortlanırsa bu doğuşkanlar arasında frekans farkı olmayacağı için vurusuz pürüzsüz saf bir 5’li aralık duyarız. Hadi Sol3’ün frekansını 151 Hz yapalım.
 
  1. Sol3 – 151 Hz
  2. Sol4 – 302 Hz
  3. Re5 – 453 Hz
  4. Sol5 – 604 Hz
  5. Si5 – 755 Hz,
 
Aynı şekilde Do3 ile Sol3’ü şimdi beraber duyarsak ortak doğuşkanlar arasında bulunan 2 ve 4 Hz fark kulağımıza vuru olarak geliyor olacak. Büyük ihtimalle de alt ortak doğuşkan grubunu baskın duyacağız ve 2 vuru duyuyor olacağız.
 
Ortak doğuşkanlar arasında bulunan farkları vurular olarak duyuyoruz ve kulağımız genel olarak alt ortak gruplara odaklanıyor olsa da enstrümanınızın yapısına göre bazen 5. ve 10. ortak doğuşkanların vurusunu bile duyabilirsiniz söylemiş olayım. 
 
Bir sonraki kavrama gelmeden önce şunu söylemiş olayım, biz akort ederken işte bu ortak doğuşkanların frekansını eşitlemeye çalışıyor oluyoruz. Unisonlarda zaten her doğuşkan ortak olduğu için frekansı eşitlemek çok daha kolay. Oktav ve diğer aralıklara geldiğimizde de yukarıdaki tablolarda göründüğü gibi, 100 ile 200’ü ya da 100 ile 150’yi birbirine eşitlemeye çalışmıyoruz tabi ki, ortak doğuşkanları aslında birbirine eşitlemeye çalışıyoruz ki bu sayede iki ortak doğuşkan dalgası üst üste bindiğinde vurusuz güzel bir sonuç duyursun bize.

Bu noktaya kadar yazılmış olan her bilgiyi mantığa oturtmuş olmamız çok önemli. Doğuşkanları artık tanıyoruz, her sesin ilk 5 doğuşkanını gözümüz kapalı tanıyoruz ve hatta mümkünse duyuyoruz. Akortlu olmak akortsuz olmak ne demekmiş, iki ses nasıl akortlu olurmuş, vuru neymiş bunları tamamen biliyor olmamız lazım şu an. 
 
Çünkü sıradaki konu tüm o frekans değerlerinin ve teorik hesaplamaların konumuz piyano olduğunda çökeceği mesele olacak. Ama oktavlar birbirinin 2 katı frekansta, 5’liler de 3:2 oranda değil mi? Hayır değil. Piyanoda oktavlarınız da 5’lileriniz de hatta hiçbir aralığınız o oranlarda değiller. Kimi okuyucuların “Tampereman konusu geliyor işte.” dediğini duyar gibiyim. Ama maalesef. Tampereman apayrı bir başlık olacak. 
 
Tüm bu numerik teori ve oranlarının piyanoda çökme sebebi piyanonun telli bir enstrüman olması. Eğer nefesli bir saz olsaydı belki bu kadar çökmezdi çünkü ses hava titreşimi ile oluşuyor olurdu ancak piyanoda ses gergin, kaskatı ancak elastik çelik teller vasıtasıyla çıkıyor. Bu gergin ve çelik teller salınıma girdiğinde tabi ki tüm gövdesi boyunca aynı serbestlikte salınmıyor. Piyanonun içine bakarsanız her telin üstte çivisinden çıkıp basınç bloğundan* ya da agraftan* geçip aşağıda köprüde pinlerden geçip sonra da bir halat gibi tutturulduğunu göreceksiniz. Her tel iki noktadan sabit ve artı iki noktada da basınç altında. Telin tabi ki bir titreşen kısmı (speaking length) bir de titreşmeyen kısmı var. Titreşen kısım gövdesi boyunca bu bahsettiğimiz tutturulmuş olma ve basınç altında olma meselelerinden dolayı gövdesinde her noktada aynı serbestlikte maalesef salınamaz ve bu durum o tel gövdesinde oluşan doğuşkanlarda bozulma yaratır. Yani tel, ortasındaki salınma serbestliğine kenarlarda sahip değildir. Bu duruma inarmonisite (inharmonicity) denir. Piyano akordunu da eğlenceli hâle getirir bu durum aslında. Piyanonuz ne kadar kısaysa veya küçükse inarmonisite o kadar fazladır. Piyanonuz ne kadar uzunsa veya büyükse inarmonisite de o kadar azdır. 


Şimdi faraza inarmonisteyi de değişkenlere ekleyeceğimiz yeni bir tablo yapalım ve Do3 ile Do4’ün ortak doğuşkanları nasıl olacak bakalım.
 
  1. Do3 – 100 Hz
  2. Do4 – 200.5 Hz (inarmonik dünyaya hoşgeldiniz!)
  3. Sol4 – 302 Hz
  4. Do5 – 403.8 Hz
  5. Mi5 – 505 Hz
  6. Sol5 – 608 Hz
 
 
  1. Do4 - ???
  2. Do5 - ???
  3. Sol5 - ???
 
Neden Do4’ün doğuşkanlarında sadece soru işaretleri var? Çünkü henüz Do4’e ne yapacağımızı bilmiyoruz da ondan. Do4’ün ilk 3 doğuşkanı Do3’ün 2, 4 ve 6. doğuşkanlarla ortak. Hangi ortak doğuşkanları seçip eşitleyeceğimi henüz bilmiyorum. O zaman üç senaryo yaratalım ve hangi doğuşkanları eşitlemek istiyorsak ona göre tablo yapalım bakalım. 
 
İlk senaryo 2 ve 1. doğuşkanların ortaklığı olsun. Tablo aşağıdaki gibi olacaktır.
  1. Do4 – 200.5 Hz
  2. Do5 – 401 Hz (Teorik olarak. İnarmonisiteyi düşünürsek ne olacağını bilemem ama yukarıdaki Do3 tablosundaki değer olan 403.8 olmaz.)
  3. Sol5 -  601.5 Hz (Teorik olarak. İnarmonisiteyi düşünürsek ne olacağını bilemem ama yukarıdaki Do3 tablosundaki değer olan 608 olmaz.)
 
Bu senaryoda Do3’ün 2. doğuşkanını Do4’ün 1. doğuşkanına akortladık ve Do3’ün kendisi aslında 100 Hz iken oktavı 200.5 oldu. Oktav oranımız 2 yerine 2.005 gibi bir deviasyona uğradı bile. Bu akort şekline 2:1 oktav akordu diyoruz.
 
Gelelim ikinci senaryoya. Do3’ün 4. doğuşkanı ile Do4’ün 2. doğuşkanını eşitleyeceğiz.
  1. Do4 – 201.9 Hz (Teorik olarak. İnarmonisiteyi düşünürsek ne olacağını bilemem ama yukarıdaki Do3 tablosundaki değer olan 200.5 olmaz.)
  2. Do5 – 403.8 Hz
  3. Sol5 – 605.7 Hz (Teorik olarak. İnarmonisiteyi düşünürsek ne olacağını bilemem ama yukarıdaki Do3 tablosundaki değer olan 608 olmaz.)
   
Bu senaryodaki akort 4:2 oktav akordu olarak bilinir. Burada da 100 ve 201.9 oktavı da oran olarak 2’den farklı. 2.019 gibi bir değerle ilk senaryodan da fazla hatta. 
 
Ve üçüncü senaryoda Do3’ün 6. doğuşkanı ile Do4’ün 3. doğuşkanını eşitleyeceğiz.
  1. Do4 – 202.65 Hz (Teorik olarak. İnarmonisiteyi düşünürsek ne olacağını bilemem ama yukarıdaki Do3 tablosundaki değer olan 200.5 olmaz.)
  2. Do5 – 405.3 Hz (Teorik olarak. İnarmonisiteyi düşünürsek ne olacağını bilemem ama yukarıdaki Do3 tablosundaki değer olan 403.8 olmaz.)
  3. Sol5 – 608 Hz
 
Bu senaryodaki akort ise 6:3 oktav akordu olarak bilinir. Do3 ve Do4 arasındaki oran şimdi de 100’e 202.65 yani 2.0265. Gitti bizim oktavların hem teorik pisagor oranı hem de saflığı. 
 
Piyanonun tamamını akortlarken tüm bu farklı ortaklıktaki doğuşkanları akortlamayı biz seçeceğiz. Özellikle baslarda 6:3 veya 8:4 kullanacağız ve gittikçe daha pese inmiş olacağız, tizde de tam tersi olacak teorik değerlerin üstüne çıkmış olacağız. Yani piyano peslerde daha pes ve tizlerde daha tiz olunca akortlu duyulacak. Buna da İngilizce literatürde “Stretch Tuning” denmektedir. Türkçe’de de yayılmış akort, uzatılmış akort veya esnetilmiş akort demek bence mümkündür.
 
Bazı hâllerde 8:4 oktavına kadar stretch yapıyor olsak da dediğim gibi üst doğuşkanlar seçildikçe stretch miktarı artacak ve altları da bozacaktır. Akort ettiğim bir iki piyanoda mesela 5.doğuşkan olan 3’lü aralığı baskın duyuluyordu ve oktav akortlarken 8:4 dalgasızken 10:5 doğuşkanları vuru yapıyordu. Doğuşkan konusunun başında söylediğim gibi bazen enstrümanın yapısına göre beklenmedik doğuşkanlar baskın duyuluyor olabilir. Ancak akortlama yaparken ne kadar dikkate alacağınız hususu hem size hem de piyanistin lezzetine bakıyor. İcracıların bu konularda kulağı kabarık ve lezzet sahibi olmalarını bekliyoruz.
            
Bu konuyu bitirirken ya da okurken doğal olarak şu soruyu sorabilirsiniz: “Peki ben daha 2. doğuşkanı zor ayırt ediyorken bir sesin 6. doğuşkanını diğer sesin de 3. doğuşkanını nasıl ayrı ayrı duyacağım da akortlayacağım?”
 
Cevabı da şu: Hiç merak etmeyin, tüm sorumluluk sizde değil. Doğa bu güzelim doğuşkan nimetini bize verdiyse onları ayrı ayrı dinlemenin ve karşılaştırmanın da yollarını vermiştir değil mi? Biraz daha sabredin geleceğiz o konuya da.
 
Sonuç olarak şunu söyleyeyim, piyanonuzun akortlu olması demek belirli ölçülerde ve akordör/piyanist lezzeti doğrultusunda piyanonuzun akortsuzlaştırılması demektir. Piyanonuz tolere edilebilir ölçülerde akortsuzken akortlu duyulur.  
 

“ÖZETLE” TAMPEREMAN KAVRAMI ve TEMEL ÇEŞİTLERİ
Tampereman kelimesi bize tabi ki diğer dillerden geçmiştir. “To temper” fiilinin birçok sözlük anlamı içinde bize müzikte en anlamlı gelenleri tabi sıkıştırmak, alıştırmak, bastırmak, uzlaşmak, yumuşatmak gibi anlamlarıdır. 
 
Bildiğimiz aralıklarla bir oktava nasıl ulaşabiliriz bir irdeleyelim bakalım. Piyanoda bir oktav içinde 12 tuşum var bu arada. Mesela bir notadan üç adet büyük üçlü çıkarsam oktavına gelirim. Do’dan Mi’ye, Mi’den Sol#’e, Sol#’den de Si#’e, yani başladığım do’nun oktavı. Büyük üçlü aralığı oranı 5:4 yani 1.25. Ancak üç tane 1.25’i çarparsam 1.953 çıkıyor. Madem oktava geliyorum o zaman bu değerin 2 olmasını beklerdim ama değil. Demek ki 3’lülerimle oktava erişemiyorum çünkü azcık pes kaldı saf oktava göre. 
 
5’lileri deniyorum. İlk notadan 4 tane 5’li yukarı çıkarsam başlangıç notamın 5. doğuşkanına ulaşırım aslında, oktava gelmekten vazgeçtim. Do2’den Sol2, Sol2’den Re3, Re3’ten La3, La3’ten de Mi4’e gelirim. Mi4 teorik olarak Do2’nin 5 katı frekansa sahip ancak 4 adet 5’li ile gelince yani Do2 frekansını 4 adet 3:2 (1.5) ile çarptığımda sonuç 5.0625 oluyor. 5’ten biraz genişiz yani.
 
Yukarıdaki iki örnek; 3 tane 3’lü zinciriyle oktava gelmek istediğimde pes kalmamın 3’lülerin biraz geniş akortlanması gerçeğini ve 4 tane 5’li zinciriyle 3’lüyü bulduğumda geniş kalıyor olmam da 5’lilerin çok az pes akortlanması gerektiğini anlatıyor. İnternette çoğu kaynak bu sapmalara ilişkin “kurt aralığı (wolf interval)”, “pisagor koması”, “sintonik koma (syntonic comma)” gibi isimlendirmelerde bulunmuşlardır. Bunların ne olduklarını kişisel olarak bilmek üzere araştırabilirsiniz. Şahsen beni hangisinin ismi neydi meselesinden çok bu duruma karşı ne yapmam gerektiği daha çok ilgilendirdiği için burada isimlendirmeye ve neyin ne olduğuna çok girmiyor olacağım.
 
Belli ki düzen tutsun diye bazı aralıklar saf hâllerinden geniş bazı aralıklar da dar akortlanacak. İşte saf hallerinden saptırıp geniş ya da dar yapmaya tampere etmek diyoruz. Bir aralık eğer saf hâlinde değilse illa ki tampere edilmiştir. 
 
Tampere akortlamak demek bir oktavı 12 “eşit” parçaya bölmek değil, bir şekilde sıkıştırarak ya da açarak yani saf hâlinden saptırarak bir oktavı bir şekilde 12 parçaya bölmek demektir. Bunu eşit de yapabilirsiniz, eşit olmadan da.
 
Eğer her aralığı saf oranı ile akortlarsak yaptığımız akort sistemine “Just Intonation” yani saf akort diyebilirdik ancak öyle olamadığını yukarıda gördük. Just intonation yapmak istiyorsak bize bir oktavda 12 tuştan daha fazla tuş lazım. Klavye sistemi ara seslerin de eklenmesiyle oturduğundan beri çoğunlukla bir oktav içinde 12 tuşumuz vardı (ayrık ara sesli (split sharps) klavyeler hariç). 
 
Peki just intonation yapamıyorsak ne yaptık? 
 
Hangi aralıktan feragat etsek diye düşündük. İlk zamanlarda 5’lilerimizi saf akortlayarak 3’lüden bayağı bir feragat ettik. 3’lülerimiz rahatsız edici şekilde geniş kaldı. Kimse kullanmak istemedi. 
 
Sonra 5’lilerden biraz feragat edelim dedik ve bir vizyoner teorist çoğunluk 3’lüleri saf akortladı (1520 – Pietro Aaron). 5’liler farkedilebilir derecede dar kaldı ama güzelim 3’lülerin saflığı için değerdi. Ancak her tonda eser yazamazdınız. Mib minör, do# majör vs. yok. Ne kadar az arıza o kadar güvenli bölgedesiniz. Transpoze de yapamazsınız tabi. 
 
Sonra kimileri dedi ki en azından her tonda bir şeyler yazabilecek şekilde şu aralıkları düzenleyelim, hiçbir şey saf olmasın ama kulağa da çok kötü gelmesin ve 12 majör ve 12 minör tonda eser verelim. 
 
İşte o noktada iyi düzenlenmiş tamperemanlar çıktı (well-tempered, wohl-temperierte). Vallotti, Rameau, Werckmeister, Kirnberger ve daha nicesi. Her birinin kendine göre bir rengi vardı. Her tonun da kendine has bir karakteri vardı. Transpoze yine yapamazdınız çünkü tonun karakterini kaybederdiniz. İşte Bach böyle bir renk çeşitliliğini duyurmak için o harika prelüd ve fügleri yazdı Das Wohltemperierte Clavier albümlerinde. Birinci kitapta do Majör prelüdde yavaş yavaş tonik akorları işlerken neden bir anda do# Majör prelüdde hızlı hızlı notaları geçer oldu Bach acaba? 
 
Tarihteki çarpık veya yanlış anlaşılmış bazı yazıların neticesinde de Bach eşit tamperemanı buldu ve 24 prelüd ve fügünü de eşit tamperamanın kullanılabilirliğini göstermek için yazdı gibi yanlış bilgiler günümüze geldi ve hâlâ bile bazı kaynaklarda görebiliyor olsak da bizler bu tip bilgilerin eksik veya yanlış olduğunun bilincinde olalım. 
 
Ancak bu mevzuya çok sağlam bir argüman geliyor çeşitli teorisyen ve tarihçilerden. Bach’ın aslında eşit tampereman kullanmış ve desteklemiş olabileceğine dair. Ancak orada bahsedilen eşit tampereman ile bizim şu an kullandığımız eşit tampereman da farklı ona da geleceğiz.
 
Neyse bu iyi düzenlenmiş tamperemanlardan sonra kimileri de tam anlamda transpoze yapabilmek istedi veya kötü duyulan tonlar artık tamamen ortadan kalksın ve her ton aynı derecede beste yapılabilir olsun istedi. Böylece yavaş yavaş bir oktavı 12 eşit parçaya böldüğümüz ve tonların renklerini öldürdüğümüz bir eşit tampereman sistemine doğru adım adım ilerledik. 
 
Eşit tampere sistem bana sorarsanız kulakla yapılması en zor sistemlerden birisi çünkü her aralığınızda feragat var ve bu feragatin derecesini kaçırırsanız geçmiş olsun. Birçok kaynak eşit tampereman sistemini tam olarak aslında 20. Yüzyıldaki gelişmelerle yapmaya başladığımızı söylemekte. Elektronik frekans ölçerlerin yaygınlaşması bize frekansta ne kadar saptığımızı daha keskin olarak söyleyebilmeye başladı. 
 
Kulaktan akort yöntemlerinde de (Aural Tuning) 20. Yüzyılda büyük bir ilerleme kaydedildi. Özellikle Amerika’da bulunan PTG (Piano Technicians Guild)’ye bağlı RPT (Registered Piano Technician)’lerden Owen Jorgensen, Rick Baldassin, Al Sanderson, George Defebaugh, Randy Potter, Jim Coleman gibi isimlerin çalışmaları ve geliştirdiği teknikler ile tam bir gerçek eşit tampereman kurabilmekteyiz artık. Ben de bu kaynakları ve teknikleri desteklemekteyim.
 
Bu fasikülün burada sonuna gelmiş bulunmaktayız. Buraya kadar anlatılanlar piyano akorduna güçlü bir hazırlık oluşturması amacını taşımaktadır. Sıradaki fasiküle geçmeden önce burada anlatılan her başlığı iyice anlamaya ve mantığınıza oturtmaya çalışın.
 
Tarkan Şendal




 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20