MAKALE

Gitar Eğitimciliği ile İcracılık Arasındaki İnce Çizgi

21.12.2025


Paylaş:

Her iyi gitarist iyi bir öğretmen midir? Bir icracının virtüozitesi, öğrencisinin yolunu aydınlatmaya yeter mi? Yoksa eğitimcilik, icracılıktan bağımsız olarak bambaşka bir sorumluluk ve bilinç mi gerektirir?
 
Gitar eğitimiyle ilgilenen pek çok kişinin zihnini meşgul eden bu sorular, uzun süredir benim de zihnimde yanıtlarını arıyordu. İcracılık ile eğitimcilik arasındaki ilişkinin, çoğu zaman sanıldığından çok daha ince ve hassas bir denge üzerine kurulu olduğunu fark ettikçe, bu konuyu; deneyim, sabır ve pedagojik bilinçle yoğrulmuş bir bakış açısından ele almanın faydalı olacağını düşündüm. Bu nedenle Türkiye’de gitar eğitimi denildiğinde yalnızca yetiştirdiği öğrencilerle değil, insanî yaklaşımı ile de özel bir yere sahip olan, sıkça “Hocaların Hocası” olarak anılan Raffi Arslanyan ile bir söyleşi gerçekleştirdim ve ilham verici yanıtlar aldım. 67 yıllık bir birikimin süzgecinden geçen bu sohbet; gitar eğitimine, eğitimci–öğrenci ilişkisine ve icracılık kavramına dair pek çok yerleşik algının tekrar düşünülmesine vesile olduğu gibi bu yazının da çıkış noktasını oluşturdu.
 
Gitar eğitimine başlayan öğrenciler, çoğu zaman iyi bir icracıyla çalışmanın kendilerine çok şey katacağını düşünür. Sahnedeki ustalık, güçlü yorum ve teknik hâkimiyet öğrenciyi büyüler ve bu öğrenme sürecine doğrudan yansıyacakmış gibi algılanır. Nitekim çalgı eğitimi sürecinde iyi bir icracıyla çalışmak, öğrencinin gelişimi için ilham verici ve ufuk açıcı olabilir. Birinden bir şeyler öğrenebilmek için hayranlık duymak, belirli bir düzeyde etkili ve motive edicidir. Bu anlamda iyi bir icracıyla çalışmak, öğrenci açısından tatmin edici olabilir. Ancak eğitim süreci ilerledikçe, bazı öğrencilerin çalgısında teknik ve müzikal açıdan gelişmelerine rağmen psikolojik olarak yıprandıkları, öğrenme motivasyonlarının zedelendiği de sıkça gözlemlenir. Bu noktada eğitimciliğin, icracılığın doğal bir uzantısı olmadığı gerçeğiyle yüzleşilir. Ne yazık ki yüzleşilen bu gerçek de öğrencinin hayal kırıklığı yaşamasına neden olur. Eğitimcilik; pedagojik bir bilinç, iletişim becerisi ve öğrencinin bireysel gelişim sürecini gözeten bir yaklaşım gerektirir. Eğitmenlik, bilgiyi aktarmaktan çok, öğrenme sürecini doğru biçimde yapılandırma sorumluluğunu taşır. Bununla birlikte güçlü bir icracı olmanın eğitimcilik açısından taşıdığı önem de yadsınamaz tabii ki. İdeal denge; icracılık birikiminin pedagojik bir temelle buluştuğu, öğrencinin hem müzikal hem de insanî açıdan desteklendiği bir eğitim anlayışında saklıdır.
 
Ders ortamı, belirli bir disiplin ve ciddiyet içerisinde şekillenmelidir. Öğretmene bu noktada çok iş düşmektedir. Öğretmen, öğrencisinin gelişimini samimiyetle desteklemelidir. Ancak öğretmenin misyonu bununla da sınırlı değildir. Ders anında yalnızca gitar çalmayı öğreten bir figür olmanın ötesine geçmeli; öğrencisinin hayatına ışık tutan, ona yol gösteren ve gerektiğinde mentorluk yapan bir duruş sergilemelidir. Öğretmenlik, yalnızca sahip olunan bilgiyi aktarmaktan ibaret değildir; büyük bir özveri, süreklilik ve sorumluluk gerektiren kıymetli bir varoluş hâlidir. 
 
Eğitim kuramcısı John Dewey’e göre “Öğretmen sadece bilgiyi aktaran değil, öğrenme sürecine rehberlik eden kişidir.” Bu düşünceyi destekleyen bir başka görüş ise Béla Bartók’a ait, Bartók pedagojik yazı ve mektuplarında şunu söylüyor: “Eğitimin amacı, yalnızca bilgi aktarmak değil, müzikal yetenekleri uyandırmak ve geliştirmektir.” Bu bağlamda öğretmen-öğrenci iletişimi de son derece hassas ve özen ister. Raffi Hocanın söyleşide vurguladığı gibi, bir öğretmenin öğrencisine söyleceklerini önceden düşünmesi ve bilinçli bir şekilde ifade etmesi gerekir. Yanlış bir iletişim, öğrencinin çalgıdan soğumasına; hatta müzikle olan bağının kopmasına dahi yol açabilir. Elbette bu süreçte öğrencinin de üstlenmesi gereken sorumluluklar vardır. Eğitim, tek taraflı ve tek boyutlu bir süreç değildir, tüm yükü öğretmen sırtlanmamalıdır, bu bir iş birliğidir. Öğrencinin disiplinli ve meraklı bir tutum sergilemesi, öğrenme sürecini destekler. Aynı zamanda kendisine verilen emeğin farkında olması ve gelişebilmek için sürekli çaba göstermesi büyük önem taşır.

Öğrencinin, kendisini yetiştiren öğretmenleri yalnızca geçici duraklar olarak değil; yolculuğunun değerli bir eşlikçisi olarak görmesi ve bu bilinçle vefalı bir duruş sergilemesi gerekir. Eğitim, öğretmen ile öğrencinin karşılıklı etkileşimle beslendiği bir birikim alanıdır.
 
Söyleşiden hareketle günümüz gitar öğrencilerine gelecek olursak; önceki kuşaklara kıyasla inanılmaz bir kaynak bolluğuna sahip olduğumuz, istediğimiz nota ve icra kayıtlarına kolayca ulaşabildiğimiz bir dönemdeyiz. Raffi Hoca, bundan 50-60 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında bugün çok daha donanımlı ve gelişmiş öğrencilerin varlığından memnuniyetle söz ederken, bazı öğrencilerin ise bu imkân bolluğunun etkisiyle fazlasıyla cesur davranarak teknik ve müzikal açıdan henüz hazır olmadıkları, son derece zor seviyedeki eserleri icra etmeye çalıştıklarını dile getiriyor. Bu noktada üzerinde durulması gereken en önemli meselelerden biri, çalgıyı iyi icra edebilmenin ancak sağlam bir temel üzerine inşa edilebileceği gerçeğidir. Raffi Hoca’nın özellikle vurguladığı husus, öğrencinin gelişiminin mutlaka kademe kademe ilerlemesi ve temel yeterlilikler yerleşmeden ileri seviyeye geçilmemesi gerektiğidir. Bu süreçte öğretmenin rolü belirleyici ve son derece önemlidir. Raffi Arslanyan’a göre gitara yeni başlayan bir öğrenciye ilk aşamada gitar çaldırmaktan çok, çalgıyı tanıtmak; nota sistemini, klavye yapısını, ölçü ve ritim mantığını öğretmek esastır. Öğrenci, eser ve etütlere geçmeden önce çaldığı çalgının yapısını ve temel özelliklerini tanımalıdır. Belirli bir aşamaya ulaşıldıktan sonra ise öğretmenin görevi; öğrenciyi yalnızca çalışmaya yönlendirmek değil, bilinçli ve verimli çalışma konusunda doğru biçimde rehberlik edebilmektir. Raffi Hoca’nın özellikle altını çizdiği noktalardan biri de şu: Günde 15 saat gitar çalışmak mümkündür; ancak yanlış bir yöntemle yapılan çalışma, öğrencinin gelişimine katkı sağlamak yerine aleyhine sonuçlar doğurabilir. Uzun saatler boyunca verimsiz ve bilinçsiz çalışmaktansa, daha kısa sürede doğru ve planlı çalışmak çok daha etkili sonuçlar doğurur. Çalışılan repertuvarı canlı tutmak da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Bu konuda Raffi Hoca’nın öğrencilerine önerdiği, yıllar içinde etkisini defalarca gözlemlediği bir çalışma sistemi var. Eserlerin teknik ve müzikal düzeylerine göre dengeli biçimde üç gruba ayrılması ve haftanın belirli günlerinde bu grupların dönüşümlü olarak çalışılması, repertuvarın taze kalmasını sağlıyor. Bu yöntemle hem eserlerin unutulma olasılığı azalıyor hem de süreç içinde verilen emeğin boşa gitmesinin önüne geçiliyor.
 
Yazımın sonlarına yaklaşırken Raffi Hoca’ya, tecrübelerini bizimle paylaştığı için içtenlikle teşekkür ediyor; gitaristliğini ve eğitimci kimliğini şekillendiren hocası, kıymetli gitarist Andrea Paleologos’u saygı ve rahmetle anıyorum. Bu yazının fayda sağlamasını temenni ediyor, son olarak şunu vurgulamak istiyorum: Gitar eğitimi, teknik bir aktarım sürecinden çok, müzik aracılığıyla öğretmen ve öğrencinin birlikte kurduğu bir bağdır. Bu bağ disiplin, sevgi ve karşılıklı saygı üzerine inşa edildiğinde, öğrenme süreci yalnızca ilerlemez; derinleşir ve anlam kazanır. Bu yazıyı okuyan herkese müzikal yolculuğunda başarılar diliyorum.
 
Sıla Akgün


 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20