SÖYLEŞİ

Can Özükan ile Müziği Okuyanlar Kulübü

22.12.2025


Paylaş:

Piyanist ve müzik tarihi araştırmacısı Can Özükan’ın kuruculuğunu ve yürütücülüğünü üstlendiği Müziği Okuyanlar Kulübü, ilk olarak 2023’te İzmir’de hayata geçti. 2025 yılı itibarıyla İstanbul’a taşınan kulüp, çevrim içi platformlara da açılarak yalnızca İstanbullu sanatseverlerle değil, dünyanın dört bir yanındaki klasik müzikseverlerle buluştu. Yaratıcı ve üretken sanatçı kimliğiyle bilinen Can Özükan ile Müziği Okuyanlar Kulübü’ne dair keyifli bir söyleşi yaptık.
 
Sizi öncelikle bir piyanist olarak tanıdık. Konservatuvar yıllarınızda hayata geçirdiğiniz pek çok yenilikçi projenizi takip ettik. Konservatuvar döneminizde sizi bu kadar aktif ve yaratıcı kılan unsurlar nelerdi?
Piyano, benim gözbebeğim. Lise yıllarımdan bu yana onunla geçirdiğim her an beni besledi, olgunlaştırdı, düşünmeye ve sorgulamaya teşvik etti. Beni yaratıcı kılan en önemli unsurlardan biri merak duygumun çok yüksek olması. Benim için her şey, merak ederek başlıyor diyebilirim. Buradan da vurgulamak isterim ki: Her çocuğun doğuştan getirdiği o kıymetli merak duygusu aktif ve yaratıcı bir yaşam sürdürmek için ilk adımdır. Ne yazık ki bazı çocukların bu içsel ateşi henüz erken yaşlarda söndürülüyor, görülmeyerek, duyulmayarak törpüleniyor. Kimileri ise bu cevheri, yönlendirecek fırsatlardan mahrum kalıyor. İşte ben bu noktada kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum. Önce bir çocuk, sonra bir öğrenci olarak bana ilham veren öğretmenlerle, yolumu aydınlatan dostlarla ve her daim yanımda olan sevgi dolu bir aileyle büyüdüm. Değerli hocam Prof. Ece Sözer, heyecanla anlattığım her projeyi dikkatle dinledi, hiçbir etkinliğimi kaçırmadan izledi ve daima yapıcı geri bildirimlerle yanımda oldu. Onun rehberliği, bugün kendime güvenle ilerleyebilmemin temellerinden biridir. Elbette, tüm bunların yanında, büyük bir adanmışlıkla çalışmak bu sürecin en belirleyici parçasıydı. Konservatuvar yıllarımda hem piyano anasanat dalının gerekliliklerini yerine getirebilmek, hem de geniş bir kültürel ve entelektüel donanım kazanabilmek için büyük bir emek verdim. Bugünün dünyası artık yalnızca kendi alanlarımızda iyi olmayı yeterli görmüyor. Farklı disiplinlerden kazanımlar, vizyoner bakış açısı ve yaratıcı düşünce için büyük önem taşıyor. Bu yüzden arkadaşlarıma, genç meslektaşlarıma ve öğrencilerime daima alan dışı okumalar yapmalarını, sosyokültürel becerileri besleyen insanlarla ve cemiyetlerle bağ kurmalarını öneriyorum.
 

Pandemi döneminde hayata geçirdiğiniz Konservatuvar Söyleşileri” ve ardından Müzisyen Sohbetleri” gibi projelerinizin, bugün Müziği Okuyanlar Kulübü’ne evrildiğini söyleyebilir miyiz? Bu süreci ve dönüşümü sizden dinlemek isteriz.
Bu güzel soru için çok teşekkür ederim. Beni, geçmişimle bugünüm arasında anlamlı bir yolculuğa çıkardı. Projelerimi hayata geçirirken her zaman önem verdiğim bir ilke var: Zamanı iyi koklamak”. Müzisyen Sohbetleri fikri, tam da dünyanın ve ülkemizin zor bir dönemden geçtiği, hepimizin evlerine kapandığı ve üretme gücümüzü yavaş yavaş yitirmeye başladığı pandemi sürecinde zihnimde parladı. İnsanların yalnızlaştığı, müziğin ise susmaya yüz tuttuğu bir dönemde, bu sohbetler bir nefes, bir bağ kurma biçimiydi biz sanatçılar için “Konservatuvar Söyleşileri” seminer dizisini ise, DEÜ Devlet Konservatuvarı’nda öğrenci temsilcisi olarak görev yaptığım yıllarda, çok değerli hocalarımla birlikte yürütme fırsatı buldum. Her iki proje de hem kişisel gelişimime katkı sağladı hem de farklı disiplinlerle müziği entegre etmemize vesile oldu. Müziği Okuyanlar Kulübü’ne gelirsek… Önceki adımlardan biraz daha farklı bir yerde duruyor benim için. Onu bir dönüşüm”den ziyade, yıllar içinde zihnimde ve kalbimde olgunlaşmış bir hayalin ete kemiğe bürünmüş hâli olarak görüyorum. Bu yüzden kulübümüz, benim için yalnızca bir proje değil; müziğe, edebiyata ve insan ruhuna dair kurduğum derin bağların dışa vurumudur.
 

Eğitmen ve müzisyen kimliklerinizi projelerinizde nasıl birleştirdiniz?
Müziği Okuyanlar Kulübü çatısı altındaki katılımcılarımız, yaşları, eğitim geçmişleri ve ilgi alanları bakımından oldukça farklı profillere sahip. Aslında tam da bu çeşitlilik, kulübümüzün kendine özgü, marjinal bir kimlik kazanmasında etkili oldu. Bir eğitmen olarak pedagojik birikimim ve öğretme yöntemlerine duyduğum ilgi sayesinde, oturumlarımızda yer alan her müzikseverin anlayabileceği bir anlatım dili geliştirmeye özen gösterdim. Bilginin kapsayıcı ve erişilebilir olması gerektiğine inanıyorum; bu nedenle kavramları yalnızca akademik düzeyde sunmak yerine, onları herkesin kendi birikimiyle ilişkilendirebileceği ve uzun yıllar belleklerinde kalıcı bir yer tutacak şekilde aktarmaya özen gösteriyorum. Bu noktada eğitmen kimliğim ve deneyimlerimden oldukça fayda sağladığımı düşünüyorum. Müzisyen kimliğim ise bu sürecin diğer güçlü ayağını oluşturuyor. Gerek sahne deneyimlerimden, gerekse müziğin kuramsal yönüne dair sahip olduğum ve geliştirmeye devam ettiğim bilgi dağarcığından sıklıkla faydalanıyorum. Müzikal anlatımı, yalnızca notaların diliyle değil; tarihsel, felsefi ve estetik bağlamlarıyla da harmanlayarak sunmak, bu iki kimliği iç içe geçirdiğim en kıymetli alanlardan biri hâline geldi diyebilirim.


Can Özükan ve Müziği Okuyanlar Kulübü
 
Kulüpte sadece müzik odağında değil; edebiyat, felsefe, tarih gibi farklı disiplinlerle etkileşim hâlinde bir yapı sunuyorsunuz. Bu yaklaşım, müzik ile diğer sanat dalları arasında nasıl bir düşünsel zemin kuruyor? Kulüp, müziğin ontolojik ve epistemolojik boyutlarını keşfetmek adına nasıl bir köprü işlevi görüyor?
Eğer konu müzik tarihini aktarmaksa yalnızca müzik bilgisiyle yetinmek asla yeterli olmuyor. Örneğin Beethoven üzerine konuşuyorsak onun yaşadığı dönemde değişmekte olan Avrupayı, siyasal ve toplumsal dönüşümleri de iyi bilmek gerekir. Schumanndan söz ediyorsak yalnızca müzikal kimliğini değil; onu şekillendiren edebi birikimi, çağının romantik düşün dünyasını da anlayabilmeliyiz. Bu bakımdan, kulüp çalışmalarımı hiçbir zaman yalnızca müzik ekseninde şekillendirmem. Teolojik, sosyolojik, ekonomik dönüşümler; dünyanın o dönemdeki nabzı, insanlığın kültürel ve sanatsal ruh hâli, benim için en az müzik kadar kıymetli birer araştırma alanıdır. Müziği Okuyanlar Kulübü” bu yönüyle yalnızca besteciler ve eserler düzleminde ilerleyen bir yapı olmaktan çok öte, müziği çok katmanlı bir varlık olarak ele alır. Her oturum, bizi dolaylı biçimde şu sorularla yüzleştirir: Müzik nedir? Ne anlatır? Ne zaman, neye dönüşür? Bu temel sorular, kulübün ontolojik boyutunu oluşturuyor. Öte yandan, müziğe dair bilgimizin nasıl oluştuğu; hangi tarihsel, kültürel ya da bireysel süreçlerden süzülüp geldiği üzerine yaptığımız tartışmalar ise, kulübü epistemolojik bir alana da yöneltiyor. Üstelik bu keşif süreci, yalnızca benim anlatılarımla sınırlı kalmıyor. Buluşmalarımız kimi zaman bir filozofun sorgulamalarıyla, kimi zaman bir tıp doktorunun merakıyla, kimi zaman ise bir sanatçı dostumuzun gözlemleriyle her defasında yeni bir derinlik kazanıyor. Bu çok sesliliğe bayılıyorum!
 

Dinleyiciyle müzik arasındaki bağı yeniden kurmaya, belki de derinleştirmeye çalışıyorsunuz. Bu bağı hangi yöntemlerle yeniden inşa ediyorsunuz? Bir müzik eserini dinleyici için daha anlaşılır, daha hissedilir kılmak adına nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Dürüst olmak gerekirse bu projeye başlamadan önce Türkiyenin kültür ve sanat hayatının oldukça bedbaht bir noktada olduğunu düşündüğüm bir dönemdeydim, inancım günden güne azalıyordu. Hatta Müziği Okuyanlar Kulübü’nü ilk kez AASSMde gerçekleştireceğimiz dönemde, içimden Hazır ol, boş bir salona müzik tarihi anlatacaksın” demiştim. Fakat büyük bir ön yargıyla konuşmuşum. Duyurunun yayımlandığı gün, kontenjanlarımız doldu. O an anladım ki aslında kendini geliştirmek, müziği düşünerek dinlemek, sorgulamak ve repertuvarını genişletmek isteyen pek çok aydın, müzik tutkunu genç ve sanatsever var bu ülkede. Bu karşılaşma beni hem çok mutlu etti hem de derin bir sorumluluğa ve üretkenliğe davet etti. Bir müzik eserini anlaşılır” kılmak konusuna gelince, kime göre, neye göre? Bu sorunun tek bir yanıtı olduğunu sanmıyorum. Çünkü müzik, programlı bir yapıya sahip olduğunda bile, özünde bir ifade biçimidir, her kalpte farklı tınlar, her zihin onu başka bir şekilde anlamlandırır. Benim yaklaşımım, izleyiciye ya da dinleyiciye doğruyu öğretmekten çok, onları bestecilerin yaşamlarına, eserlerin oluşum süreçlerine, tarihsel bağlamlarına ve müziğin bilimsel ve estetik katmanlarına tanıklık ettirmeye dayanıyor. Bu sayede, bir eseri yalnızca duymakla kalmıyorlar, onu anlamlandırmaya, hissetmeye ve içselleştirmeye başlıyorlar. Çünkü müzikte tek bir doğrunun olduğuna hiçbir zaman inanmadım, sadece dinlediğinize inanmanız gerekiyor. Zaten icracılığı da kuşaklardır yaşatan en önemli farklardan biri de bu değil mi? Sonrası ise her bireyin kendi iç dünyasında çıktığı çok özel bir keşif yolculuğu oluyor. Benim görevim o yolculuğa bir kapı aralayabilmekten ibaret.
 

Müziği Okuyanlar Kulübü’nü müzisyenler, akademisyenler ve yazarlar için de bir paylaşım ve üretim alanı olarak değerlendirebilir miyiz?
Elbette… Kulübümüzün öncelikli hedeflerinden biri de Türkçe müzikoloji literatürünü günbegün daha geniş kitlelerle buluşturmak. Çünkü yazarlar ve akademisyenler de tıpkı müzisyenler gibi dünyamıza kıymetli hazineler armağan ediyor. Keşfedilmeyi bekleyen, eserleriyle düşünce dünyamıza ışık tutan o kadar değerli yazarımız, hocamız var ki… Dilerim bu kültür ve sanat faaliyetlerimizi daha büyük platformlara taşıyabilir ve hız kesmeden sürdürebiliriz.


Can Özükan
 
Kulüp toplantılarınıza katılan sanatseverlerden aldığınız geri bildirimler nelerdir?
Bugüne dek aldığım geri bildirimler her zaman yüreğimi ısıtan, ilham veren nitelikte oldu. Hâlâ ilk günkü gibi hatırladığım bir katılımcımızın sözleri ise, bu projeye verdiğim emeğin anlamını bana yeniden hissettirmişti. Şöyle demişti: “Bu kulübe iyi ki katılmışım. Önceden müzik dinlediğimde içimde bir yerlerde hep bir boşluk hissediyordum. Şimdi ise o boşlukları nasıl doldurabileceğimi az çok öğrendim.”
 
Sözsüz bir eseri içselleştirebilmek, özellikle bu alana ilk kez yaklaşan biri için başlangıçta zorlayıcı olabilir. Çok sesli müziğin kültürümüzde henüz çok köklü bir yer edinmemiş olması da bu yolculuğu biraz daha meşakkatli hissettirebilir. Belki de tam da bu nedenle, bu buluşmalar, müziğin anlamını birlikte düşünmek, daha samimi bir yerden yaklaşmak ve derinleştirmek isteyenler için bir fırsat taşıyor. Tabii ki güzel sözler duymak insana güç verir, umut verir. Ama ben her zaman, yapıcı eleştirilerin de önemli olduğuna inanırım. Eksik gördüğüm alanlarda kendimi geliştirmek için bu tür yapıcı geri bildirimlere her zaman kulak veririm. Çünkü bana göre üretilen her şeyin ardından bir durup düşünmek, ayna muhasebesi yapmak, hem kendi yolculuğuna hem de o yolculukta sana eşlik edenlere saygı duymak demektir. Bazen küçük bir geri bildirim, büyük bir fark yaratır ve ben bu farkı duyabilmeyi hep önemserim.
 

Bugüne dek konuk olarak kimleri ağırladınız? 
Müziği Okuyanlar Kulübü, hem İzmir hem de İstanbuldaki oturumlarında ülkemizin saygın yazarlarını, kıymetli sanatçılarını ve müzik alanında derin birikime sahip akademisyenleri konuk etti. Bugüne dek kulübümüzde ağırladığımız isimler arasında Gülfam Göknar, İbrahim Yazıcı, Prof. Jülide Gündüz, Doç. Dr. Onur Nurcan, Aydın Büke, İpek Mine Sonakın, Doç. Dr. İlke Boran, Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Özatalay ve Serhan Bali yer aldı. Her biri, kendi alanında birer bilgi hazinesi, bizlere ilham veren, belleğimize iz bırakan kıymetli isimlerdi. Oturumlarımızda yalnızca bilgi aktarımı değil, düşünsel bir etkileşim zemini kurmayı önemsedim. Bu nedenle kulübün doğasında her zaman monologdan uzak, diyaloğa açık bir yapı oluşturmaya özen gösterdim. Böylelikle katılımcılarımızın da konuklarımızla birebir temas kurabildiği, soru sorabildiği, düşüncelerini paylaşabildiği verimli bir alan yaratmayı hedefledim. Buradan bir kez daha bu projeye inanarak bana destek veren hocalarıma teşekkür ederim. 
 

Yeni sezonunuza dair neler söylemek istersiniz?
Kulübümüzü her geçen gün daha da geliştirmek, içerik niteliğiyle, konuk çeşitliliğiyle ve düşünsel derinliğiyle daha rafine bir çizgiye taşıyabilmek adına sürekli bir araştırma ve geliştirme hâlindeyim. Yeni sezonda özellikle çevrim içi katılımcılarımıza daha etkin ulaşarak, Müziği Okuyanlar Kulübü’nü yalnızca Türkiyede değil, dünyada da müzik bilimi alanında düşünen, tartışan ve paylaşan en dinamik topluluklardan biri hâline getirmeyi hedefliyorum.
Ben, sanat hayatıma başladığım günden bu yana, elimden geldiği kadar kaliteyi kantiteden üstün tuttum. Bu bakış açısıyla her geçen gün daha iyisine ulaşmak için ekip arkadaşlarımla birlikte büyük bir özveriyle çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz. Sözlerimi tamamlarken bu yolculuğa ilk destek veren ve inan AASSM müdürü Emel Akçay Özer’e, Müziği Okuyanlar Kulübü’nün İstanbuldaki ev sahipliğini üstlenerek projeyi mümkün kılan sevgili Hoş Atölye ekibi Mert Kopuz ve Aytaj Rzaguliyeva’ya, her daim yanımda olan, desteğini kalpten hissettiğim Türkiye’nin Klasik Müzik Dergisi Andante ailesine gönülden teşekkür ederim. Ve elbette, bu sürecin her anında yanımda olan, inancı ve sevgisiyle beni yüreklendiren can dostlarıma ve aileme… Yeni sezonda müziğin izini sürdüğümüz buluşmalarda görüşmek dileğiyle.
 
Can Özükan’ın çalışmaları @canozukan Instagram hesabından incelenebilir.
 

 
 
 
 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20