SÖYLEŞİ

Tõnu Kaljuste'nin Gözünden Arvo Pärt

22.12.2025


Paylaş:

Müziğin derinliğini ve sessizliğini onurlandıran, doğduğu toprakların çağdaş müziğine evrensel bir kapı aralayan ünlü koro şefi Tõnu Kaljuste ile Arvo Pärt ve müziğine dair keyifli bir söyleşi yaptık.
 
Yaşam öykünüzün her yaştan okurumuz için ilham kaynağı olacağına inanıyoruz. Estonya Filarmoni Oda Korosu’nu kurana dek geçen süreçteki yolculuğunuzu, içinde büyüdüğünüz ortamı, eğitim hayatınızı ve sizi şefliğe yönelten dönüm noktalarını bizlerle kısaca paylaşır mısınız?
Tallinn’de, müziğin günlük yaşamın bir parçası olduğu bir ailede büyüdüm. Babam koro şefiydi, annem ise Estonya Radyosu’nda çalışıyordu. Babamın yönettiği çocuk korosunda şarkı söyledim, piyano çalmayı öğrendim. Bu süreçte başkalarıyla birlikte müziği şekillendirme deneyimi beni büyüledi.
 
Tallinn Konservatuvarı’nda ve ardından Leningrad Konservatuvarı’nda eğitimime devam ettim. 1981 yılında hem koro klasiklerini hem de çağdaş eserleri, özellikle Estonyalı bestecilerin yapıtlarını seslendirebilecek bir topluluğa ihtiyaç duyduğumu hissederek Estonya Filarmoni Oda Korosu’nu kurdum. Bu vizyon, o günden bu yana çalışmalarımın yolunu belirledi.
 
Estonya Filarmoni Oda Korosu’nu kurma fikri nasıl doğdu? Başlangıçtaki hedefleriniz ile bugünkü vizyonunuzu karşılaştırdığınızda, hangi değişimler veya gelişimler öne çıkıyor?  
1981 yılında Estonya Filarmoni Oda Korosu’nu kurma fikri hem koro repertuvarının büyük yapıtlarını hem de yeni müzikleri (özellikle Estonyalı bestecilerin eserlerini) seslendirebilecek bir topluluk oluşturma arzusuyla ortaya çıktı. O zamanlar sanatsal açıdan en üst düzeyde çalışabilecek, geniş bir üslup yelpazesini keşfetmeye açık şarkıcıları bir araya gelmelerini sağlamak istiyordum. Yıllar içinde bu vizyon genişledi. Uluslararası iş birlikleri, albüm kayıtları ve turneler bana müziğimizin Estonya sınırlarının çok ötesindeki dinleyicilere de hitap edebileceğini gösterdi.
 
Sanatsal mükemmelliğe ve kendi bestecilerimize olan bağlılığımız değişmeden kalırken, Estonya Filarmoni Oda Korosu’nu koro geleneğimizin zenginliğini dünya sahnesine taşıyan bir kurum, bir “kültür elçisi” olarak görüyorum.


Tõnu Kaljuste ©️ Krõõt Tarkmeel
 
Arvo Pärt ile olan iş birliğiniz nasıl başladı?
1980’lerin sonuna doğru, Estonya Filarmoni Oda Korosu ile seslendirdiğim Te Deum adlı eseriyle başladı. Daha sonra yüz yüze tanıştığımızda, aramızda anında sanatsal bir bağ oluştu ve bu bağ müzik hayatımın seyrini belirleyen kalıcı bir ortaklığa dönüştü.         
 
Arvo Pärt’in müziğe dair felsefi yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Arvo Pärt’in müzikal felsefesi derin bir sessizlik, sadelik ve tinsellik duygusuna dayanır. Onun için ses yalnızca zaruri bir olgu değil, içsel hakikati ortaya çıkarabilen bir araçtır, bu nedenle sessizlik en az notaların kendisi kadar önemlidir. 
 
Pärt’in 1970’lerin ortasında geliştirdiği tintinnabuli anlayışı bu düşünce biçimini somutlaştırır. Müzikal dil iç içe geçmiş iki sesten oluşur, biri adım adım ilerleyerek insani ve kırılgan olanı yansıtır, diğeri ise bir üçlü akoru arpejlerle çalarak düzeni ve sonsuzluğu simgeler. Bu iki hattın etkileşimi hem sade hem de derinlikli bir müzik ortaya çıkarır.

Arvo Pärt’i benzersiz kılan şey tintinnabuli’nin yalnızca bir teknik değil aynı zamanda estetik ve ruhani bir dünya görüşü olmasıdır. Bu yaklaşım onun müziğine hem antik hem de evrensel düzeyde karşılık bulan içsel ve arındırıcı bir nitelik kazandırır.

1993 yılında Arvo Pärt’in Te Deum kaydını yaptıktan sonra, onun diğer eserlerini yorumlamaya devam etme kararınızda hangi ilham kaynakları veya motivasyonlar rol oynadı? 
1993’te Te Deum kaydını yaptıktan sonra Arvo Pärt’in müzikal dünyasında keşfedilecek daha birçok şey olduğunu hissettim. Onun müziği hayatıma Veljo Tormis’in eserleriyle yoğun şekilde ilgilendiğim bir dönemin ardından girdi. Tormis’le birlikte kadim Estonya halk şarkıları sayesinde kendi müzikal anadilimle derin bir temas kurmuştum. Pärt’in partisyonları da benzer bir derin odaklanma ve tefekkür daveti sunuyor, ancak bunu farklı, evrensel bir dille yapıyor. Ayrıca dinleyicilerin tepkilerinden de çok etkilendim. Yalnızca Estonya’da değil, uluslararası platformlarda da dinleyicilerin, Arvo Pärt’in müziğine gösterdikleri dinginlik hissiyle derin bağ kurma hâli beni etkiledi. Sanatsal derinlik ve insanlarla kurduğu duygusal bağ, bu müziği yaşatmaya devam etme isteği uyandırdı bende.
 
Bestecilerle, özellikle Arvo Pärt’le birebir çalışmanın kariyerinize ve müzikal bakış açınıza nasıl etkileri oldu?
Bestecilerle doğrudan çalışmak müziğe yaşayan bir diyalog olarak bakmayı öğrenmemi sağladı ve bu yaklaşım kariyerimi derinden şekillendirdi. Arvo Pärt ile çalışırken bu, yalnızca kağıttaki notaları hayata geçirmek değil, onların ardındaki ruhani derinliği de kavramak anlamına geliyordu. Bu tür iş birlikleri yorum gücümü rafine hâle getirdi ve müziğin yaratım sürecine duyduğum saygıyı daha da derinleştirdi.
 
Arvo Pärt ve Veljo Tormis’in Estonya’daki koro kültürünün şekillenmesi ve gelişmesindeki rollerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Arvo Pärt ve Veljo Tormis Estonya koro kültürünü şekillendirmiş iki büyük isimdir ancak bunu temelde birbirlerinden oldukça farklı yollarla yapmışlardır. Arvo Pärt müziğe derin bir ruhani boyut kazandırdı, onun tintinnabuli stili Estonya koro sanatını dünya sahnesine taşıdı. Eserleri evrensel bir dille konuşurken aynı zamanda kendine özgü ruhani bir kimliği de içinde barındırdı. Öte yandan Veljo Tormis müziğini runo-song’a (kadim şiir ve melodi geleneği) dayandırarak kendi müziğine çağdaş bir atmosfer kazandırdı. Onun koro müziği döngüleri kültürel belleği muhafaza eder, koro bu eserlerde ulusun tarihinin ve kimliğinin anlatıcısına dönüşür.
 
Arvo Pärt ve Veljo Tormis birlikte ele alındığında Estonya koro kültürünün iki kutbunu (evrensel olanı ve ulusal olanı) temsil ederler. Onların mirası Estonya müziğine güçlü, küresel bir ses kazandırmıştır.
      
Önümüzdeki dönemde hayata geçirmeyi planladığınız projeler nelerdir? Sizi en çok heyecanlandıran hayallerinizi de bizimle paylaşır mısınız?
Önümüzdeki dönemde özellikle müzik tiyatrosu alanındaki projelere odaklanmayı planlıyorum. Şu anda uluslararası ölçekte sahnelemek üzere iki proje üzerinde çalışıyorum: Philip Glass’ın Hydrogen Jukebox’ı ve Veljo Tormis ile Rasmus Puur’un Lalli operası. Her iki eser de birbirinden çok farklı müzikal dillere sahip ama her birinin güçlü bir dramatik ve kültürel kimliği var. Bu yapımları izleyicilerle buluşturma fikri beni son derece heyecanlandırıyor.
 
Bugünün müzik dünyasında yoluna devam eden genç şeflere ve bestecilere neler tavsiye edersiniz?
Merakınızı canlı tutun ve dinlemeye devam edin, sadece müziği değil çevrenizdeki dünyayı da. Sanatsal becerilerinizi sabırla inşa edin, farklı sesleri keşfetmeden önce kendinize ait bir “imza tarz” bulma konusunda acele etmeyin. Şefler için: partisyona duyduğunuz saygının yanında karşınızdaki müzisyenlere de aynı saygıyı göstermek çok önemlidir. Besteciler için: kendi sesinize güvenin, bu ses sizi zaman zaman akımlardan uzaklaştırsa bile. Ancak her şeyden önemlisi, müziğin paylaşılan insani bir deneyim olduğunu her zaman hatırlayın. Müzik insanları birbirine bağladığında gelişir ve büyür.


Yiğit Can Eyüboğlu
 

 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20