MAKALE

Donizetti ve Aşk İksiri

27.12.2025


Paylaş:

Yiğit Günsoy’un kaleminden Donizetti'nin iki perdelik, melodramatik oyun türündeki eseri L’elisir d’amore (Aşk İksiri)
 
1832 baharında Gaetano Donizetti Teatro dalla Cannobbiana için yeni bir opera bestelenmesi istendiğinde mutlu bir adamdı. 34 yaşındaydı, 39 opera bestelemişti ve iki sezon önce Lombardiya’nın başkenti Milano’da Anna Bolena operası ile kalıcı bir başarı elde etmişti. O zamana kadar çoğunlukla Roma ve Napoli operaları için eserler bestelemesinden dolayı güç beğenen Milano halkı, bestecinin Milanolu olmasına rağmen, onu Napolili olarak görüyordu. Anna Bolena, besteciyi Vincenzo Bellini ile beraber büyükleri olan Rossini’nin varisi konumuna getirmişti.
 
Ugo, Conte di Parigi çok meşhur bir kadrosu olmasına rağmen (Giuditta Pasta, Giulia Grisi, Domenico Donzelli ve Vincenzo Negrini) La Scala operasında 13 Mart 1832 yılında yapılan temsilinde başarı elde edememişti. Aynı durum Bellini’nin Norma operasının da başına gelmiş, eser kötü bir prömiyerden sonra 34 defa olağanüstü bir başarıyla temsil edilmişti. Ugo, Conte di Parigi dört temsilden sonra terk edildiyse bile eleştirmenlerden övgü almış, sorunun bir bölümünün, kadronun yorgun olmasından ve rollerini gerektiği kadar iyi bilmemelerinden kaynaklandığı söylenmişti. Tüm bunlara rağmen Ugo, Conte di Parigi uzun bir süre oynanmadı.
 
Donizetti hayret verici bir hızda beste yapıyordu 68 operayı 27 yılda bestelemişti. L’elisir d’amore için ise sadece beş altı haftası vardı, bu süre Donizetti için çok da kısa değildi. Ugo, Conte di Parigi’den L’elisir d’amore’un prömiyerine tam iki aylık bir süre vardı. Genelde eli ağır olan Felice Romani bu defa librettoyu yazmakta acele etmişti. Romani hem Anna Bolena’nın hem de başarısız Ugo, Conte di Parigi’nin librettistiydi. Donizetti, emprezaryonun teklifini alır almaz yine ona döndü. İlk başta Lanari, Donizetti’nin eski bir eserini veya Milanoluların bilmediği bir operasını yeniden ele almasını teklif etti. Donizetti: “Sen bana şaka mı yapıyorsun? Ne kendimin ne de başkalarının eserlerini yamamak benim alışkanlığım değil. Fakat bekle ve gör ki iki hafta içinde yepyeni bir opera yaratabilirim. Eğer Romani bana yardım ederse sana söz veriyorum. Onunla konuşacağım.” dedi. Bu konuşmayı Donizetti, Romani’ye anlattığı zaman, besteci şu sözleri eklemiştir: “Hatırlatayım arkadaşım, elimizde Alman bir primadonna, kekeleyen bir tenor, keçi sesli bir basso-buffo ve pek yeteneği olmayan Fransız bir bas var. Fakat gururlanacağımız bir sonuç elde etmeliyiz. Sevgili Romani cesur ol ve devam et.”


L'elisr d'amore için gala posteri, 1832
            
Doğal olarak orijinal bir konu bulmak veya yaratmak gibi bir tasaları yoktu, o dönemde hiçbir 19. yüzyıl librettisti böyle bir şey yapmazdı. Tek problem hangi başarılı oyun, roman veya eski librettoyu Donizetti ve Lanari’nin istekleri doğrultusunda kullanmaktı. Romani, Scribe’nin aşırı verimli eserlerini tercih ediyordu. Bir yıl önce librettist Scribe’den adapte ettiği iki metin yazmıştı. Bu sefer Donizetti ve Romani, Eugène Scribe’nin Le Philtre’si üzerinde karar kıldılar. Bu, bir oyun değil, Auber için yazılan librettoydu. Bu opera, Aşk İksiri’nden bir yıl önce aynı başlık altında 15 Haziran 1831’de oynanmıştı. Scribe’nin kahramanlarının adları değişmiş, Terezine Adina, Guillaume Nemorino, doktor Fontanarose Dulcamara, Joli-coeur Belcore, Jeanette Giannetta olmuştu. Sadece bariton Debadie hem Auber operasında hem de Donizetti operasında oynamıştı.


Felice Romani (1788-1865)
 
Romani librettonun kaynağını Eugene Scribe’nin Le Philtre’sinden almıştır. Her ne kadar Scribe’nin librettosu ciddi bir şekilde takip edildiyse de Romani birçok kesinti yapmış ve dikkate değer bazı eklemelerde bulunmuştur. Ana kahramanların isimleri Fransızca’dan İtalyanca’ya çevrilmiş fakat konunun geçtiği Bask köyü belki de librettonun hızla hazırlanmasından dolayı değiştirilmemiştir. Romani’nin librettosundaki asıl başarı orjinale sadık kalıp hemen hemen her sahnede duyguları coşturmasında yatıyordu. Ayrıca yaptığı eklemeler, birinci perde finalindeki kuartet, Adina’nın aryası ‘Prendi, per me sei libero’ ve Nemorino’nun romansı ‘Una furtiva lagrima’ operanın en önemli yerlerinden oldu.
 
Milano 19. Yüzyılın başında küçük bir şehirdi. Kalbi La Scala, onu yöneten ihtiras ise operaydı. Besteciler günümüzün film yıldızları gibi ilahlaşmıştı. Birlikteliklere ve eğlencesine düşkün Donizetti, yeni operasını bestelemek adına zaman kısa olmasına rağmen tüm bunlardan vazgeçmiş değildi. Branca’ların evine davetli olduğu bir akşam yemeğine çok geç katıldığında şunları dile getirmişti: “Özür dilerim sevgili dostlarım, yarım saat önce buraya doğru yola çıkmıştım. Fakat tam Romani’nin evinin önünden geçiyordum ki, bana verecek yeni bir şeyi olup olmadığını sordum. Sevgili dostum bana bir düet uzattı. Sadece onun yazabileceği kadar güzel satırları okurken o kadar etkilendim ki onları müzikleriyle beraber okumaya başladım… Tahmin edeceğiniz gibi hemen bu eskizi yazmak istedim. Bu akşam yatmadan önce onun orkestrasyonunu yaparım, yarın sabah sanatçılara vermek üzere kopyalarını çıkarttırırım. Her şey müthiş bir hızla ilerliyor.” Donizetti, mısraları cebinden çıkarttı ve ev sahibi Bay Branca’ya uzattı. Branca okumaya başladı “Chiedi all’aura lusinghiera…” methiye ve tebriklerden sonra tüm davetliler L’elisir d’amore’un kesin başarısına kadeh kaldırdılar. Yemek bittiğinde Donizetti piyanoya oturdu ve operasından bölümleri söyleyip çalmaya başladı. Bu bölümler arasında Dulcamara’nın açılış şarkısı da vardı. Şaşırtıcı bir şekilde besteci tüm kelimeleri ezbere biliyordu. Emilia Branca’nın anılarında ise şöyle diyor: “Güzel bir bas sesi olmamasına rağmen çok güzel şarkı söylüyordu, buffo rollerini komik ve eğlendirici bir şekilde yorumluyordu. Piyanoda kendisine mükemmel eşlik ediyordu. Yakışıklı, uzun boylu, geniş alınlı, kıvırcık saçlı birisiydi. Düzgün hatları vardı. Kelimelerle tarif edilemeyecek kadar sempatikti ve kadınlar ona bayılıyordu.”


Alessandro Sanquirico imzalı Ugo, Conte di Parigi sahnesi, La Scala, 1832
 
L’elisir d’amore’un müziğinde süregelen aydınlık ve âdeta fokurdayan bir espri anlayışı duruma uygun bir şekilde, şarkıcıların teknikleri de el verirse, kendisini gösterir. Rossini’nin etkileri her ne kadar gizli olsa bile su götürmez bir gerçektir, fakat bir farkla. Rossini’nin karakterleri, ya çok zeki veya çok saf olmalarına karşın, Donizetti’nin karakterleri onları gerçek hayata daha yakın olan farklı özelliklerle beslenmiştir. Donizetti’nin bu başarıyı elde etmesi bir tesadüf değildir. En önemli sahneler veya karakterlerin yalnız kaldıkları anlar aslında hiç komik unsur içermez. Nemorino oldukça saftır fakat asla tam bir aptal değildir. Romansı ‘Una furtiva lagrima’, final kuartetindeki yalvarışı ‘Adina credimi’, Adina’ya yakardığı sahne ‘Una parola, o Adina’da komik hiçbir yer yoktur. Adina, karakterinin daha az sevilir olmasına rağmen daha enteresan bir portredir. Karakterinde olan müzikal ve kurnazca değişimleri onu çekici bir insan yapar. Ne kadar zor ve değişken bir kişi olursa olsun onu inandırıcı bir insan kişiliğine sokan hissiyatı hemen hemen her zaman ortadadır. Nemorino’ya olan en sert çıkışlarında bile ona söylediği tatlı bir söz hep vardır. Kıskançlık onu daha nazik bir insan hâline getirir. Bir çok yönden Adina, Sevil Berberi’ndeki Rosina’dan çok daha ilginç bir kişiliktir. Rosina ne kadar hünerli ve komik olursa olsun müzikal açıdan fazla bir değişime uğramaz asla dinlenecek bir zamanı yoktur. Şarlatan doktor Dulcamara türünün en dikkat çekici temsilcisi olmuştur. O, kalbi olan bir şarlatandır. Abartılı Belcore bile yenilgiyi zarif bir şekilde kabullenmeyi bilir. Donizetti’nin opera buffasındaki tüm bu karakterler komik gibi görünseler de aslında hepsinin insani boyutları vardır. Her biri çok sevilebilir karakterlerdir, daha da önemlisi hepsinin sevme yetenekleri vardır.
 
L’elisir d’amore ilk temsilini 12 Mayıs 1832’de yaptı. Bu ilk temsilinde oynayanlar: Adina rolünü altı şarkıcı kardeşten biri olan Clara Sabina Heinefetter (63 yaşında akıl hastanesinde ölmüştür), Guillaume Tell operasında başrolü yaratan ve Moïse et Pharaon ile Le comte Ory’de oynayan Fransız bariton Henry-Bernard Debadie, tenor Giambattista Genero ve buffo Giuseppe Frezzolini’ydi. Frezzolini’nin kızı Erminia, Donizetti’nin diğer operalarında başrol oynayacak ve Verdi’nin ilk Giovanna D’arco’su olacaktı. Milano’daki Gazzetta privilegiata yeni eseri methediyordu. “Aryalar, düetler, triolar, ansambllar hem birinci hem de ikinci perdedeki her şey çok güzeldi ve coşkuyla alkışlandı. Hangi parçanın daha güzel olduğunu söylemek çok güç. Her bir bölümden sonra besteci daha da çok alkışlandı ve perde sonlarında şarkıcılarla sahneye davet edildi.”


Augustin Eugène Scribe (1791-1861)
 
İster iki ister beş haftalık bir sürede yaratılmış olsun, şarkıcıların kusurları ne olursa olsun, sonuç tam anlamıyla bir Donizetti mucizesiydi. Opera, anında büyük bir başarı elde etti. Popülerliği günümüze kadar süregeldi. Eser, opera binası olan her ülkede ve çok çeşitli lisanlarda temsil edildi. L’elisire d’Amore karakteristik ve tatlı müziğinde neşe, zekâ ve duygusallığın kusursuz bir dengede tutulmasından dolayı en popüler opera buffalardan biri oldu. Bu başarıda, librettonun keyifli, dokunaklı ve etkili olması, konunun içindeki aldatmanın bile zararsız ve eğlendirici olması, ayrıca Nemorino’nun âşık olma şekli de büyük bir yer tutar.
 
Opera o sezon 33 defa temsil edildi fakat Donizetti prömiyerden birkaç gün sonra Milano’yu terk etti, yeni kontratlar için önce Floransa ve Roma’ya uğradı. Haziran ortasında Napoli’ye gitti ve orada da yeni bir opera kontratı imzalandı. 
 
Tüm bu yeni işlerin arasında hâlâ L’elisir d’Amore’u düşünecek zaman bulabildi. Daha sonra o yaz, eserin notaları basıma hazırlanırken Giovanni Ricordi, Donizetti’ye eserini kime ithaf edeceğini soran bir mektup yazdı. Temmuz ayında besteci şöyle bir cevap yolladı: “Bana nazik bir şekilde L’elisir d’amore eserimi kime ithaf edeceğimi sorduğuna göre sana minnettarım ve şöyle diyorum. Milanolu bayanlara ithaf ediyorum. Onu hem nasıl damıtacaklarını hem de nasıl sunacaklarını çok iyi bilirler.”
 
 
 
 
 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20