SÖYLEŞİ

Türk Çağdaş Müziğinin Özgün İmzası: Ege Gür

30.12.2025


Paylaş:

Çağdaş müzik sahnesinin dikkat çeken bestecilerinden, eserleri Amsterdam Concertgebouw ve Berlin Konzerthaus gibi salonlarda seslendirilen, Cem Mansur’un siparişi üzerine Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası için bestelediği Görünmez Olanın İmgesi adlı eseriyle Avrupa Bestecilik Ödülü’ne layık görülen Ege Gür ile keyifli bir söyleşi yaptık.

Kayıtsız filmi için bestelediğiniz müzikler, karakterlerin iç dünyasını nasıl yansıttı? Özellikle Nurselin dönüşüm sürecinde hangi duygusal motifleri kullandınız?
Müzikleri tasarlamam filmden evvel salt senaryo üzerinde gerçekleşti. Özlem Çıngırlar filmine müzik yapmamı istediğini söylediğinde esasında bir film müziği yapma arzusunda olmadığımı ama senaryoyu okumaktan büyük keyif alacağımı söyledim. Tüm senaryoyu aynı gün içinde okudum. Ertesi gün bir sürü notla birlikte Özlem Çıngırlar ile buluşup Kayıtsız filminin müziklerini seve seve yapacağımı söyledim. Metnin kendine özgü şiirselliğinin ötesinde Füruğ Ferruhzad’la ve hayatıyla derinden ilişkisi, senaryonun biçimsel olarak mevsimleri simgeleyen kesitleri oluşu ve bunların iki kadının hikâyesi üzerinde şekillenen kompozisyon içerisindeki leziz bileşimi beni inanılmaz heyecanlandırdı. Tek bir dogmam vardı, benim kendi müzikal kompozisyonuma müdahale edilmeyecekti. Özlem Çıngırlar da buna saygı duydu ve tüm süreç boyunca hiç müdahale etmedi. Böylece filmimiz Kayıtsız günümüzde az rastlanır bir besteci-yönetmen iş birliğiyle ortaya çıktı.
 
Senaryo üzerinden kompozisyon bağlamında kurduğum dünya beni iki kadının karakterlerini, iç dünyalarını yansıtmanın ötesinde, filmin alt metnindeki ağlatıyı işlemeye yöneltti. İki kadın zihnimde ardışık kalp atışlarına dönüştü. Parantez 1’de ilk arpta duyduğumuz ritim, filmin nabzını inşa etti. Parantezler 13 ayrı parçadan oluşuyor görünmekle birlikte aslen yekpare bir hattın ürünü. Bir insan nabzı nasıl hayatın içinde yükselir, düşer ve olduğu yere döner; Parantezler de 13 ayrı parça içerisinde tek bir hayatı çağrıştıran, kendi içinde çeşitlenip yeniden kendine teslim olan bütün bir kompozisyon.


Ege Gür ©️ Ali Güler
 
Albümde arp ve yaylı çalgılar dörtlüsünü tercih etmenizin ardındaki estetik ve anlatımsal nedenler nelerdi? Bu enstrümantasyon filmle nasıl bütünleşti?
Film müziğinde sabit çalgılama belirlemek standart bir uygulama değil. Genelde ana göre şekillenen, çalgılamanın da bu anlara hizmet edecek şekilde, biraz da alışkanlıkların izinde çeşitlendirildiği, kimi zaman ses tasarımına çalan, sıklıkla elektronik gereçlerden faydalanılan ses dünyaları yaratılıyor. Ben temelde bir salt müzik bestecisi olduğum için işimi biraz zorlaştıracağını bilsem de bağlamı kendime uydurarak, filme bir sahne müziği gibi yaklaşmayı seçtim. Bu da bir oda topluluğu oluşturmamı gerektirdi. 
 
İlk belirlediğim enstrüman arptı. Hem bu ses dünyasında ilk üzerine düşündüğüm andan itibaren zihnimde tınladığından, hem de arp sanatçısı, sevgili hocam İpek Mine Sonakın’la müzik yapmayı içten içe çok arzuladığımdan dolayı. Orkestra eserim Silinmiş Figürler’in ilk seslendirilişinde çalgılamada arpın oluşu ve kullanım şeklim İpek hocanın çok hoşuna gitmişti ve her müzikte arpı bir şekilde kullanmam gerektiğini espriyle karışık söylemişti. Ben de elbette ilk fırsatta sözümde durdum! Yaylı dördül de hemen ardından, ilk müzik karalamalarımda kendini gösterdi. Yaylı müziğini yazmayı ve üzerine düşünmeyi hep çok sevmişimdir. Arpla birlikteliğini ilk duyduğum anda çalgılama zihnimde şekillendi. Böylece, Özlem Çıngırlar’ın yazdığı lirik ağlatıyı sırtlayacak o oda topluluğu “arp ve yaylı dördül için” olarak yerini aldı. 


Ege Gür ©️ Ali Güler
 
İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivalinde aldığınız ödül, sizin için ne ifade ediyor? Bu albüm kariyerinizde nasıl bir dönüm noktası oldu?
Yazdığım Kayıtsız film müzikleri beraberinde beni çok onore etmiş En İyi Özgün Film Müziği Ödülü’nü getirdi, dünyanın birçok yerinde müziğimin eş zamanlı olarak duyulmasını sağladı. Bunlar için elbette müteşekkirim. Lakin takdir ne kadar kıymetli olsa da bu projedeki derdim aslında kendimleydi. Salt müziği manen ve entelektüel olarak kucaklamış, orada düşünmeye alışmış bir besteci olarak film müziği bağlamı ses dünyama oldukça uzak geliyordu. Müzik yazarken en çok dert edindiğim şey çıkan sesin bana dair bir şeyler taşıması oluyor. Başka bir bağlamda bunu yapabileceğim konusu şaibeliydi. İyi ki Özlem Çıngırlar edebi yönden böylesi sağlam bir senaryoyla aklımı çeldi de kendi müziğimi başka bağlamlarda da yapabiliyor olduğumu kendime kanıtlayabildim. Benim için en önemli dönüm noktası bu bilgi oldu diyebilirim.
 
Unfeeling albümü salt benim eserlerimden oluşan ilk albümüm. Bu bağlamda bir portre albümü de diyebiliriz. Parantezler’i filme paralel sahne müziği olarak düşünmemin bir sebebi de sonunda salt müzik bağlamında da anlamlı bir albüm ortaya çıkartmaktı. Ne mutlu ki Ada Müzik bu arzumun yerine gelmesini sağladı. Ada Müzik’e ve bu bağlamda hem albümde duyulan viyolonselden çıkan o krema gibi tonun sahibi hem de yapım şirketinin müzik direktörü olarak size içtenlikle teşekkür ederim.
 

Parantezler serisindeki parçalar, film sahneleriyle nasıl eşleşiyor? Her bir parça bir sahneye mi, yoksa bir duyguya mı karşılık geliyor?
Parantezler önemli şeyleri ana cümlelerin içine gizlememizi sağlar. Seslendirilmezler ama en önemli detayları içlerinde saklarlar. Metinle birincil bir yakınlık içerisinde olmayan, metni görmeyen alımlayamaz. Benim filmin derinlerine işlediğim parantezlerdeyse Füruğ’un, Perisa’nın, Nursel’in içlerinde saklananlar, söylenmeyenler dile getirilir. Bu sefer parantezler görülmez ama duyulur. Kalbini açmalısın ki gerçeği duyabilesin.
 

Müziklerinizi bestelerken Özlem Çıngırlar ile nasıl bir yaratıcı iş birliği yürüttünüz? Yönetmenin vizyonu müziğinizi nasıl etkiledi?
Amacımız ilk günden itibaren besteci-yönetmen iş birliği içerisinde filmin müziği, müziğin filmi ayrımı olmaksızın, birlikte ürettiğimiz bir yapıt ortaya koymaktı. Kieslowski ve Preisner örneğindeki gibi. Ortak bir yaratı içindeydik. Birbirimizle etkilendiğimiz filmleri, müzikleri paylaştık, senaryo üzerine sohbetler ettik. Filmin çekim sürecine geçildiğinde setin her günü oradaydım. Birçok fotoğraf çektim. Özlem Çıngırlar da ben müzikleri yazarken sık sık stüdyoma gelip yazdıklarımla yüzleşip kendi bağını kuvvetlendirdi. Çalışırken kendime bakmayı ihmal ettiğimi farkettiği her an güçten düşmeyeyim diye bana çorba yapıp getirmişliği de çoktur. Özlem Çıngırlar ile birlikte üretmekten büyük mutluluk duydum. Çok da iyi bir dostluğumuz oldu.
 

Füruğ Ferruhzad’ın şiirsel dünyası müziğinize nasıl ilham verdi? Şiir ile müzik arasında nasıl bir bağ kurdunuz?
Füruğ’un şiirleriyle bu film sayesinde tanıştım. Birkaç gün içerisinde de hemen her şiirini derinen tanır oldum. Salt şiirleri değil, sanatçı kimliği, çok yönlülüğü, yaşadığı güne sığmayan kişiliği günden güne beni kendine hayran bıraktı. Cüzzamlılarla çektiği Ev Karadır filmi… Makyaj, abartı yok. Salt gerçeklerle yüzleştiriyor izleyeni. Lynch’in 1977’deki fantezisi Eraserhead bir devrim sayılıp herkesçe bilinirken, Füruğ’un 1963’te çektiği, gerçek duvarlarını aşan bu şiirsel filminin tanınmıyor oluşu yine başka düşüncelere sürükledi… Lynch’ten önce Füruğ’u tanıyor olmayı dilerdim. 


Ege Gür ©️ Ali Güler
 
Albümdeki sessizlik ve boşluk kullanımı, kayıtsızlık” temasıyla nasıl örtüşüyor? Duygusal mesafeyi müzikle nasıl ifade ettiniz?
Sessizlik müziğimin önemli bir oyuncusu. Müzik yazarken üzerine en çok düşündüğüm unsurlardan biri. Yazdığım her müziğin sessizliklerini özenle inşa ediyorum. Her sessizlik bir gürültüdür. Gürültüyse gerçeğin ta kendisidir. Bir gürültü yaratmanın en zor yanı anı sırtlayacak, geleceğe taşıyacak gücü olması ve bir o kadar da tanımlanamaz olması gereğidir. Bu gerekler Parantezler’de de kendini gösteriyor. Sessizlikler filmin nabzını sırtlıyor. “Var mı, yok mu?” diye düşünürken akıp gidiyor, aynı hayatta olduğu gibi.
 

Filmdeki İrandan İstanbula kültürel geçişler müziğin ritmini nasıl etkiledi? Coğrafi ve kültürel motifleri müziğe nasıl taşıdınız?
Aslında İran’ın iç sesiyle bizlerin iç sesi çok da uzak değil birbirinden. 16. yüzyılda oturmuş Osmanlı Türk Müziği’nin temelleri bu iki kültürün ortak sonucudur. Bir çağdaş Türk müziği bestecisi olarak usarem bu seslerle dolu. Her cümlemde kendilikten bahsettiğim dikkat çekecektir. İşte bu kendi olma hâli, geçmiş zenginliklerinle barışmakta saklı. Para da öyledir örneğin. Senin kazandığın ile, sana kalan ve bunun kaç kuşaktır sürdüğü. Benim zenginliğim de tam olarak burada saklı.
 

Albüm bağımsız olarak dinlendiğinde ne tür bir anlatı sunuyor? Filmden kopuk bir dinleyici için müziğin anlamı nedir?
Parantezler filmden bağımsız olarak da yekpare bir salt müzik eseri. Arp ve yaylı dördül için bestelenmiş kendinden taşan ve kendine varan 13 ayrı çeşitleme. Bir müzik-şiir, bir program müziği. Parantezler’i filmden bağımsız olarak açıp dinlediğinizde müziğin ruhunuzu yönlendirdiğini ve baktığınız her şeyin bir film sahnesine dönüştüğünü göreceksiniz. İşte o anda Füruğ’un bana şiirleriyle fısıldadığı iç sesini, sakladığı hüznü tadacaksınız.
 

Gelecekte sinema için müzik üretmeye devam edecek misiniz? Kayıtsız sonrası yeni projelerinizde benzer temalar olacak mı?
Film müziği yapmanın tadını bir kere aldım. Film bağlamı dışında dramatik müzik yazacağım, pek çok fikir ve proje var aklımda, sahne, dans müzikleri gibi. Film bağlamında da bana kendi sesimi arama özgürlüğünü tanıyacak yeni projelerde bulunmaktan büyük keyif alacağım. Hatta tasarladığımız yeni film projeleri de var, birlikte düşünmeye başladığımız yazar ve yönetmen dostlarımla. Devamı hepimize sürpriz olacak. Dediğim gibi, bal bir kere çalındı ağzıma!
 


 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20