HABER

Kağan Korad ile Gitaristlik, Eğitimcilik ve Gitar Buluşmaları Üzerine

27.01.2026


Paylaş:

Herkese merhaba, siz değerli Andante okuyucularıyla ikinci yazımı paylaşıyor olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Bir önceki yazımda olduğu gibi bu yazının çıkış noktasını da gerçekleştirdiğim bir söyleşi oluşturuyor. Bu kez konuğum, Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi öğretim üyesi Prof. Kağan Korad hocamızdı. Kağan Korad; gerek gitaristliği gerek eğitimciliği gerekse Türkiye Gitar Buluşmaları ve Bilkent Müzik Günleri gibi etkinliklerdeki koordinatörlüğüyle, çok yönlü kimliğiyle yıllardır hayranlıkla takip ettiğim bir isim. Bu noktada merak ettiklerimi kendisine yönelterek, söyleşiyi izleyenlerde farklı bakış açıları oluşturmayı ve Korad’ın geniş vizyonundan ilham almayı amaçladım. Nitekim öyle de oldu. Sorularımı; icracılık, eğitimcilik, oda müziği çalışmaları, müzik dinleme kültürü ve etkinlik koordinatörlüğü gibi çeşitli konular çerçevesinde şekillendirdim. Sohbetimiz esnasında hem sorularıma samimi yanıtlar aldım hem de daha önce kafa yorduğum konuları farklı bir perspektiften yeniden düşünme imkânı buldum. Bunun yanında, sohbet sonrasında zihnimi meşgul eden yeni sorular edinmemi de sağladı. Kısacası, gerçekten zihin açıcı bir sohbetti.
 
İlk sorum, hızla değişen ve dijitalleşen dünya koşullarına uyum sağlamak için yalnızca iyi bir icracı olmanın yeterli olup olmadığı ve bu alanda yer edinebilmek için hangi özelliklere ve donanımlara sahip olunması gerektiği üzerineydi. Kağan Korad bu soruma yanıt olarak, iyi bir icracının sahip olduğu yeteneği bir ağa dönüştürmesi gerektiğini; sosyal medyanın görünür olmak için önemli bir araç olduğunu ancak profesyonel müzisyenler tarafından bilinçli bir şekilde kullanılması gerektiğini ve beğeni sayılarının da nitelik açısından sağlıklı bir ölçüt olmadığını ifade etti. Sohbetin devamında, kendini var etmek isteyen müzisyenlerin öncelikle hangi alana ait olduklarını belirlemeleri, ardından bu alanın yeterlilik ve gerekliliklerini saptamaları, dünya standartlarında nerede durduklarını sorgulamaları gerektiğini vurguladı. Ancak bunların da tek başına yeterli olmadığını; bir icracıyı diğerlerinden ayıracak, onu seçilir kılacak özelliğin ne olduğunun iyi saptanması gerektiğini özellikle belirtti. Kişilik ve karakterin önemine dikkat çekti. Kağan Korad’a göre müzisyenlik, yalnızca sahnede var olmakla değil, duruşla ve tavırla anlam kazanıyordu. Kişinin kendisine fırsat yaratacak doğru projeler üretmesi de bu sürecin önemli bir parçasıydı. Mezun olan birçok gencin çeşitli orkestralara başvurup yanıt alamadığı için motivasyon kaybı yaşadığını, ancak ülkemizde orkestralara yapılan başvuruların büyük bir kısmının yanıtsız kalmasının ne yazık ki olağan bir durum olduğunu ifade etti. Hatta kendisinin de zaman zaman yanıt alamadığını söyledi. Bu noktada beklentilerin gerçekçi bir zeminde şekillendirilmesi ve buna yönelik stratejiler geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Yalnızca teknik yeterliliğe odaklanmak yerine, müzisyenin kendini nasıl konumlandırdığı ve ne anlattığı önem kazanıyordu.
 
Sorularımın bir diğer odağı gitar eğitimciliği ve öğrenci yetiştirme süreciydi. Bu noktada Kağan Korad, müzik eğitiminin bir nevi usta-çırak ilişkisi olduğunu belirterek şu sözleri paylaştı: “Usta, kişiye bir mesleği yapmayı öğretmez; o meslekle nasıl yaşanması gerektiğini öğretir. Mesleğin davranış biçimi, saygısı ve kültürü hakkında bilgi verir.” “Öğrencimin diplomayla kapıdan çıktıktan sonra ‘Ben ne yapacağım, ben kimim?’ dememesini sağlamak,” ifadesi ise öğretmenliğin yalnızca bilgi aktarımı olmadığını açıkça ortaya koyuyordu. Aslında burada, bir önceki yazımda da üzerinde durduğum noktaya geliyoruz: Öğretmenlik, yalnızca bilgi aktarmak değil; gerektiğinde öğrenciye yol göstermek ve o süreçte mentorluk yapmaktır. Öğrenciye rehberlik etmek ile onun üzerinde baskı kurarak kendi kopyası hâline getirmek arasındaki dengeyi sorduğumda aldığım yanıtlar yine oldukça etkileyiciydi. Kağan Korad bu noktada kendi bakış açısını mutlaka öğrencisiyle paylaştığını, ancak bu bakış açısının hangi temele dayandığını da mutlaka açıkladığını belirtti. Bunun yanı sıra, kendi yaklaşımından farklı hangi seçimlerin mümkün olduğunu da öğrenciye gösterdiğini ifade etti. Ona göre denge tam olarak bu noktada kuruluyordu. “Hepimiz biraz kendimiz gibi düşünen öğrenciler yetiştirmeye meyilliyiz ama belli temel noktaların dışında öğrencinin kendi yaratıcılığını ve kararlarını ortaya koyması gerekiyor. Ben Kağan gibi çalan öğrenciler istemiyorum; Özberk gibi çalan, Emre gibi çalan, Umut gibi çalan öğrenciler görmek istiyorum” dedi.
 
Öğretmenliğin, hayatına nasıl etki ettiğini sorduğumda ise, özellikle profesyonel düzeyde öğrencilerle çalışmanın öğretmeni sürekli olarak kendini dönüştürmeye zorlayan bir süreç olduğunu ifade etti. Lisans düzeyindeki öğrencilerin zor repertuvarlarla gelmesinin, onu enstrümanından ve alıştığı çalma reflekslerinden sıyrılmaya yönlendirdiğini; bunun da notaya daha derinlemesine bakma alışkanlığı kazandırdığını söyledi.
 
İlerleyen dakikalarda sohbet, kendi eğitim sürecimde de özellikle önem verdiğim müzik dinleme ve müzik kültürü meselesine geldi. “Kendi müzik türünü dinlemeyen birinin, o müzikle sağlıklı bir ilişki kurabilmesi mümkün değil. Teori elbette çok önemli; analiz, armoni, form bilgisi eğitimin temel taşları. Ancak özellikle bir performans sanatçısı için asıl belirleyici olan şey duyuş. Teori, duyuşla birleşmediğinde çoğu zaman kâğıt üzerinde kalıyor” dedi Kağan Korad. Ona göre yalnızca kendi enstrümanını değil, ait olunan müzik dünyasının tamamını dinlemek gerekiyor. Orkestral müzik, oda müziği, farklı enstrümanların ne yaptığı ve bestecilerin dünyaları, zamanla müzisyenin zihninde geniş bir çerçeve oluşturuyor. Kültür kısa sürede edinilen bir şey değil; yaşanarak oluşuyor.
 
“Gitar oda müziği çalışmaları, eğitim sürecinde son derece geliştirici bir alan olarak öne çıkıyor. Oda müziği, gitaristin yalnızca kendi partisini değil, müziğin yatay akışını da duymasını sağlıyor. Partilerin farkına varmak, müziği ayrıştırabilmek ve başkalarıyla birlikte düşünmek, solo çalgıyla ulaşılması zor bir müzikal farkındalık yaratıyor” diyor Kağan Korad. Ona göre bu, hem müzikal hem de insani anlamda mutlaka yaşanması gereken bir deneyim.
 
Söyleşinin sonlarına yaklaşırken sorularım, dört senedir aktif katılımcısı olduğum ve iki senedir koordinasyonunda görev almaktan büyük mutluluk duyduğum gitar buluşmaları üzerineydi. Profesyonelliğine ve saat gibi tıkır tıkır işleyen düzenine hayran olduğum bu etkinliğin sürdürülebilirliğinin sebeplerini sorduğumda, Kağan hocamız bunun obsesif bir yaklaşımın sonucu olduğunu dile getirdi. Aslında organizasyon işlerinden pek hoşlanan biri olmadığını; ancak gitar buluşmalarının hayalinin ve ilkesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktığını ifade etti. Ders vermenin kendisi için çok kıymetli olduğunu, öğrencileriyle yoğun bir şekilde ilgilendiğini; ancak bugüne kadar mezun ettiği öğrenci sayısının sınırlı kaldığını ve etkinin çapını genişletme ihtiyacının bu noktada ortaya çıktığını söyledi. Onun için asıl meselenin, Türkiye’de gitarist olmak isteyen insanların daha bilinçli, daha farkında ve aynı camianın parçası olduklarını hissedebilmeleri olduğunu vurguladı. Öğretmenlerin kendi sınıflarının dışına çıkmasının, başka öğretmenlerin öğrencilerini görmesinin ve birbirleriyle temas kurmasının öğrenciler için çok önemli bir kazanım olduğunu belirtti. Bu temasın, kapalı yapıların kırılmasına ve ortak bir kültürün oluşmasına katkı sağladığını ifade etti. Seviyelerin görünür hâle gelmesinin ve şeffaflığın bu noktada belirleyici olduğunu; kendi adına başka hocalardan çok şey öğrendiğini ve öğrencilerini başkalarıyla kıyaslamanın kendisi için de öğretici bir değerlendirme süreci olduğunu söyledi. Eğer ortada kompleksler yoksa bu tür ortamların herkes için besleyici olabileceğini ve ortak bir çizgi oluşturabileceğini dile getirdi. Yurt dışındaki en büyük farklardan birinin standart meselesi olduğunu; orada belirli bir çizginin bulunduğunu, bu çizginin üstüne çıkanların çok olduğunu ama çok altına düşen kurum ve hoca sayısının az olduğunu ifade etti. Türkiye Gitar Buluşmaları’nın temel amaçlarından birinin de bu farkındalığı yaratmak olduğunu söyledi. Her sene “bir tane yapayım” diyerek yola çıktığını, etkinliğin bir sonraki yılda olup olmayacağına dair net bir planının olmadığını söyledi. Bu işin zaman zaman çok yorucu olmasına rağmen, ortaya çıkan enerji ve alınan sonuçların her seferinde “bir kere daha” deme isteği uyandırdığını ifade etti.
 
Bu tür fiziksel olarak bir araya gelinen bilgi paylaşım ortamlarının etkisini sorduğumda ise, bireysel olarak herkeste farklı etki yarattığını düşündüğünü belirtti. Gitar buluşmalarının genel anlamda yapıcı bir etkisi olduğunu; ancak herkesin bu deneyimi kendi kişilik yapısı ve bakış açısına göre yaşadığını vurguladı. “Herkes çok memnun” gibi genellemelerin gerçekçi olmadığını; önemli olanın bu ortamın insanı görmeye, düşünmeye ve kendisiyle yüzleşmeye zorlaması olduğunu söyledi. Gitar buluşmalarının en karakteristik yönlerinden birinin “biz ve siz” ayrımı yapan bir yapısının olmaması olduğunu, bununla birlikte bilinçli olarak provoke edici ve eleştirel bir tarafı da bulunduğunu dile getirdi. İlk yıllarda davet edilen çok genç ve çok ileri seviyedeki gitaristlerin de bu nedenle seçildiğini, amaçlarının hem öğrencilere hem de eğitmenlere “dünyada neler oluyor” sorusunu hatırlatmak olduğunu açıkça ifade etti. Sonuç olarak, gitar buluşmalarının yarattığı etkinin kişisel olduğunu, herkesin bu ortamdan kendi profiline göre farklı bir kazanımla ayrıldığını söyledi.
 
Yazımın sonlarına yaklaşırken, davetimi kırmayıp vakit ayırarak tüm sorularımı samimiyetle yanıtlayan Kağan Korad’açok teşekkür ederim. Diliyorum ki Gitar Buluşmaları, çok daha uzun yıllar boyunca ivmesini artırarak varlığını sürdürür. Bir başka yazıda tekrar buluşmak dileğiyle; sağlıkla, müzikle kalın.
 
Sıla Akgün


 
 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20