SÖYLEŞİ

Otantik ve Özgün Bir Besteci: Onur Türkmen

06.02.2026


Paylaş:

Besteci ve akademisyen Onur Türkmen ile müzik hafızamıza kazandırdığı eserleri üzerine keyifli bir söyleşi yaptık. 
 
Çağdaş Türk bestecileri içerisinde kendi müzik kavramlarını üreten bir sanatçı olarak özgün bir yere sahipsiniz. Müzikle olan ilişkinizin nasıl başladığını sizden dinleyebilir miyiz?
Müziğe ilkokulda mandolin kursuyla adım attım. Bu kapsamda nota yazmayı, okumayı öğrendim ve beste yapmaya başladım. Ortaokulda gitar ve rock müzikle tanıştım. 
 

Besteciliğinizin olgunlaşma evresinde eserlerinize “hat” kavramını kazandırdınız. Müziğinizde hat kavramını nasıl açıklarsınız?
Temel prensip makamsallığın dışına çıkmamak, makamları herhangi başka yapısal düşüncelerle karıştırmamak. Makamları birer ses arketipi olarak görüyorum. Duygusal aktarıma dair en eski kodları içinde barındıran örüntüler olduklarını düşünüyorum. Hat düşüncesi ile müzik yazmak benim için metafizik bir hatırlama. Kişisel ve kolektif anılar arasında kalan ara alanın keşfi. Hatırlanan sesler ile anımsayan özne arasındaki mesafe nedeniyle ezgiler esneyerek tınısallıkları ön plana çıkıyor, bu tınısal alanlar besteciyi kendi zamanlarını ortaya çıkartmaya doğru yönlendiriyor.
 

Bir söyleşinizde hat kavramıyla uzun süreli çalışmanızdan sonra kendinizi eleştirdiğinizden ve yeni bir arayışa girdiğinizden bahsetmiştiniz. Bu arayışın sizi tiyatro ve edebiyatı içinde barındıran bir kavram olan “ritüelistik drama” kavramına götürdüğünü ifade etmiştiniz. Ritüelistik drama müziğinizde nasıl bir değişime sebep oldu?
Hat kavramı ile yazılmış eserlerin metafizik yoğunluğunun içe kapalılığını kırmak, makamlar aracılığı ile keşfettiğim ses dünyalarını ayin, şiir ve drama ile buluşturmak istedim. Müziğimin söz ile kaynaşması bence onu şimdiki zamana yaklaştırdı ve izleyici ile daha direkt ilişkiler kurmasına olanak verdi. 
 

Bir besteci için kendi üzerinde çalışmanın ve kendine eleştirel gözle yaklaşmanın öneminden bahsedebilir misiniz?
Bestecinin kendini eleştirmesi ve bunu üretim sürecinin ayrılmaz bir parçası hâline getirmesi dinleyiciyi önemsemesi anlamına geliyor. Besteleme sürecinde, bestecinin seyirci koltuğuna oturup dinleme yetisine sahip olması eserin kalitesi açısından hayati önem taşıyor, bestecinin kavramsal bahanelerden sıyrılmasını sağlıyor. Bu mesleğin belki de en zor yanı derinlikten ödün vermeden dinleyiciyi etkileyen eserler yazabilmek. 
 

Müziğinizde kullandığınız özgün teknikler tez ve makale gibi akademik araştırmaların konusu oldu. Müziğinizin akademik alandaki etkisi hakkındaki düşüncelerinizi rica edebilir miyiz?
Eserlerimde, makam ve mikroton kullanımı gibi teknik konuların, sembolizm, kolektif hafıza gibi daha felsefi ve antropolojik konularla ayrılmaz bir bütünlük içinde olması araştırmacıların ilgisini çekti. Bu durum beni çok mutlu ediyor çünkü eserlerimin yükü benim omuzlarımdan sıyrılmış oluyor. Dışarıdan gelen yaklaşımlar bestecinin açıklamalarından çok daha sağlıklı oluyor, analitik çalışmalar müzik ortamımızı büyütüyor, olgunlaştırıyor. 
 

 Ritüelistik drama kavramını dinleyenlerle buluşturan Sailing to Byzantium’un eserleriniz arasında özel bir yeri olduğunu düşünüyorum. W.B. Yeats ve Ahmet Haşim’i bir araya getiren eserinizi ve oluşum sürecini sizden dinlemek isteriz. 
Bu eseri 2014 yılında Dublin’li Yurodny Ensemble için yazdım. İlk ayinsel dramam. Ahmet Haşim ve Yeats aynı dönemde yaşamış ve sembolizm üzerine yoğunlaşmış iki şair. Haşim, Fransız sembolizmi etkileri ile coğrafyamızın ikonografisini bir arada kullanarak, şiiri soyut bir ses mimarisi olarak gören bir yaklaşıma sahipken, Yeats can acıtıcı bir gerçekçilik ile metafizik deneyimler arasındaki geçişleri ortaya çıkaran 20. Yüzyılın önde gelen şairlerinden. Sailing to Byzantium, “zaman” kavramına adanmış bir ayin, ancak bu ayinde bir tapınma değil yüzleşme var. Yeats ve Haşim’in kullandığı ortak imgelerden üçünü seçtim: Ay, Kuğular ve Ruh. Bunları zaman kavramının farklı birer boyutu olarak kurguladım ve ayinin akışını belirleyen soyut bir dramatik akış elde ettim.  
 

 38. Uluslararası Ankara Müzik Festivali’nde parlando opera türünde bestelediğiniz Gılgamış adlı eseriniz büyük ilgi gördü. “İnsan nedir?” sorusuna sanatsal ve felsefi bir yanıt olarak nitelendirebileceğimiz bu eserinizin oluşum sürecini okuyucularımızla paylaşabilir misiniz? 
Eserin librettosunu ünlü romancımız Şebnem İşigüzel yazdı. Tam anlamıyla bir iş birliği oldu. O, önce librettonun bir bölümünü yazıyor, sonrasında ben müziklerini besteliyordum. Böyle adım adım ilerledik. Aktörlerle çalışmak, sahne müziklerine yeni bir soluk getirmek, Bartók ve Janáček ile başlayan parlando opera kavramını daha radikal bir çizgiye çekmek istiyordum. Arka plan müziği üzerine konuşma olan bir şey yazmak yerine müziğin ölçüsü içinde konuşma partileri olan bir müzik yazdım. Oyuncu arkadaşlarım Pelin Şahin, Çağrı Turan, Özgür Deniz Kaya büyük bir yükün altına girdi. Aylarca prova yapıldı. Sonuç çok başarılı oldu. Henüz yalnızca konser versiyonu olarak sergiledik. Tam anlamıyla, yani dekor, kostüm ve ışıkla, sahneleme olanağı bulursak çok etkileyici ve heyecan verici olacaktır.


Onur Türkmen ©️ Cem Önertürk
 
Müziğiniz ülke sınırlarını aşarak yurt dışında da büyük ilgi görüyor. Müziğinizin her kültüre hitap ediyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Müziğimin farklı ülkelerde izleyici etkilediğini gördüm, çok şanslıyım. Duygusal derinliği müziğimin temel amacı olarak gördüm ve bu bağlamda sınır tanımamaya çalıştım. İlişkiye girdiğim unsurların kültürel etiketleri ile değil, kültürleri aşıp insanlığın köklerine giden yanları ile ilgilendim. 
 

Viyolonsel sanatçısı Mehmet Gökhan Bağcı’nın seslendirdiği Frigya, Aiolis, Doryen ve Lidya adlı eserlerinizi oldukça dikkat çekici! Bu bestelerinizin altındaki bilinci, teknik detaylarınız dâhilinde nasıl ifade edersiniz? 
Güzel bir projeydi. Farklı kayıt biçimleri üzerine odaklandık. Mehmet Gökhan Bağcı ayrı viyolonsel partilerini üst üste kaydederek tek başına çaldı. Bu yöntemde mikrotonların uyum içinde tınlaması ustalık istiyordu. Harika bir iş çıkarttı. Umarım yakın zamanda, sanat galerileri gibi özel mekânlarda, dinleyici ile meditatif bir ilişki kurulabilecek ortamda seslendirilir. 
 

Sanatçı Nermin Kaygusuz’la bir araya gelerek müzik dünyasına kazandırdığınız NK Ensemble’dan bahsedebilir misiniz?
Benim için çok önemli bir proje. Nermin Kaygusuz’la 20 yılı aşkın bir zamanda çok önemli iş birlikleri gerçekleştirdik. Benim doktora tezim çağdaş çalgı tekniklerinin kemençe, kanun, ney ve uda uyarlanması üzerine. Bu bağlamda bu çalgıların birer orkestra çalgısı olarak görülmelerine karşı çıktım, onların ruhunun yalnızca oda müziği ortamlarında ortaya çıkabileceğini savundum. NK Ensemble bu yönde atılmış bir adım. İlk albümümüzün ardından kesin olarak şarkı kavramına odaklanma kararı aldık. İkinci albümümüz yalnızca şarkılardan oluşuyor. Köln’de Acht Brücken Festivali’nde yalnızca NK’ya ayrılmış, çok başarılı bir konser verdik, İstanbul Müzik Festivali’nde yer aldık. Çok gurur duyduğum bir proje.
 

Keşfetmeyi ve üretmeyi seven bir besteci olarak üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz hakkında biraz ipucu verebilir misiniz?
Önümde üç proje var. Birini tamamladım. İsmi Nedir. Fuzuli, Goethe ve Yunus Emre’nin şiirleri üzerine üç bölümlü, orkestra, koro ve soprano solo için bir eser. CSO’nun 200. Yılı için verilmiş bir sipariş. Sevda Cenap And Vakfı’nın 40. Yılı festivalinin kapanışında seslendirilecek. Elbette, onur duyduğum bir durum. CSO, Devlet Çoksesli Korosu ve Görkem Ezgi Yıldırım seslendirecek. 
 
İkinci proje Göbekli Tepe üzerine. Diatribe Records siparişi. Yukarıda anlattığım kavramsal konuların benim için ulaştığı son nokta gibi. Dört kişilik bir topluluk ve iki soprano için. Metnini de ben yazıyorum, Göbekli Tepe’nin ruhunu yansıtmak için çok çalışıyorum, metin de bu sebeple çok dilli, her satırda farklı diller yer alıyor. Son olarak da Mehmet Gökhan Bağcı’nın solistliğinde, Orkestra Akademik Başkent için bir çello konçertosu var. İsmi Hayaletler. Yazacağım en kişisel müziklerden biri olacak gibi gözüküyor. 
 

Genç besteci adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Maskelerden uzak dursunlar. Özellikle nedense hâlen genç besteciler üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan “yeni müzik” maskesinden. Besteci olmaya karar verdilerse, gerçekten çok iyi bir sebepleri olmalı. Kendilerine güvenmekten asla vazgeçmesinler. Kariyer odaklı olmaktan vazgeçip, birikimlerini büyütsünler.


Onur Türkmen ©️ Cem Önertürk
 
Onur Türkmen
Onur Türkmen’in (1972, Eskişehir) besteciliği iki ayrı kavram etrafında şekillenir. Birincisi Türk müziği makam ve çalgıları üzerine odaklanan “hat”, diğeri ise şiir, drama ve ayinin girişik ilişkilerini araştıran “ayinsel drama”dır. 2022 yılından itibaren bu iki yaklaşımı da içeren bir spiritüel akış ortaya koyan “hal” isimli bir yeni bir konsept üzerinde çalışmaya başlamıştır. İlk “hal” exxi.jahrhundert’in siparişi üzerine yazılmıştır. 
 
Besteci, 2022 yılında librettosunu Şebnem İşigüzel’in yazdığı Gılgamış isimli bir parlando opera bestelemiştir. Bu proje Klasik Keyifler tarafından E.v. Siemens Müzik Vakfı'ndan kazanılan bi fon ile desteklenmiş, 38. Sevda Cenap And Ankara Müzik Festivali’nde seslendirilmiştir. 
 
Gel isimli orkestra eseri 2023 yılında, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı için gerçekleştirilen bir CD projesi için Howard Griffiths yönetiminde, Deutsche Symphony Orchestra Berlin tarafından kaydedilmiş, Prospero Classical Records tarafından yayınlanmıştır. 
 
2025 yılında CSO’nun 200. Yılı için sipariş edilen ve Sevda Cenap And Vakfı’nın 40. Yılı Festivalinde seslendirilecek olan Nedir? isimli eseri bestelemiştir. 2018 yılı Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’nde yılın bestecisi ödülünü almıştır. Kemancı Ellen Jewett’in siparişini vererek seslendirdiği solo keman eseri 2019 yılında Naxos Records tarafından yayınlanmıştır.
 
Bestecinin ilk iki ayinsel draması, Sailing to Byzantium ve Songs from a Circle, Yurodny Ensemble (Dublin) ve Diamanda La Berge Dramm (Amsterdam) tarafından seslendirilmiş,  Culture Ireland Grant (2015), Art Council of Ireland New Work Award (2019) ve Eduart van Benium Stichting (2018) desteklerini kazanmıştır. Limon Ağacı isimli üçüncü ayinsel drama 52. İstanbul Müzik Festivali’nde seslendirilmek üzere İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından sipariş edilmiştir, bu proje Ernst von Siemens Music Foundation tarafından desteklenmiştir.

University of California Davis (2016), Würzburg Hochschule für Musik (2017), University of Memphis (2020), University of Bristol (2021) gibi kurumlarda müziği üzerine konuşmalar yapmış, ustalık sınıfları vermiştir. 
 
Eserlerinin seslendirildiği etkinlikler arasında Acht Brücken Festivali (2024), İstanbul Müzik Festivali (2024 ve 2008), exxi jahrhundert konserleri (2022 ave 2023), Bristol New Music (2022), November Music Festival (2018), Schiermonnikoog Festival (2018), German Historical Institute International Musicology Congress (2016), Left Coast Chamber Ensemble/ Volti Chorus sezon açılış konseri (2016), Maerz Musik Festivali (2013), Çin Türkiye Görüşmeleri Konserleri (2013), ISCM (2012, Belçika), MUSMA (2012), Schleswig Holstein Festivali (2011), Mediterraneus Projesi(2010), Kreuztanbul (2009) yer alır. 
 
Şarkı kavramı ile Türk Müziği çalgı ve makamlarının yeni müzikte kullanımı üzerine odaklananan NK Ensemble’ın sanat yönetmenidir. Türkmen, Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) projesi Beyond East and West’in iş birlikçisidir.
 
Türkmen, bestecilik eğitimini önce Berklee College of Music’te ve daha sonra İlhan Usmanbaş’ın öğrencisi olarak İTÜ MİAM’da almıştır. Hâlen Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde öğretim üyesi ve dekan yardımcısı olarak görev yapmaktadır. 
 

https://onurturkmencomposer.wordpress.com/
 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20