MAKALE

Bir Bolşoy Efsanesi: Romeo ve Juliet Balesi

08.02.2026


Paylaş:

William Shakespeare’in (1564-1616) önde gelen tiyatro eserlerinden biri olan Romeo ve Juliet, yazıldığı dönemden bu yana opera ve klasik müzik gibi birçok farklı sanatsal yapıta ilham vermiştir. Rönesans döneminde İtalya’nın Verona kentinde geçen eserin konusu, soylu Capulet ve Montague ailelerinin birbirlerine karşı ezeli düşmanlığının gölgesinde gelişen acıklı bir aşk hikayesidir. Âşıkların etrafında var olan ve sonradan gelişen birçok talihsizlik yüzünden ölüme gitmeleri eseri bir trajediye dönüştürür. Romeo ve Juliet, bale olarak da başlı başına ele alınacak kadar önemli ve kendine özgü bir eserdir.
 

Romeo ve Juliet Balesi’nin Yaratım Süreci ve Farklı Versiyonlar 
Tarihte farklı koreografların bale hâline getirdiği bu eserin en kalıcısı ünlü Rus besteci Sergey Prokofyev’in (1891-1953) eşsiz müziğiyle oluşturulan üç perdelik baledir. Prokofyev’in balesi bir başyapıt olarak günümüze gelmiş olup, Rusya’nın en büyük ve köklü bale topluluklarından Bolşoy Balesi’nin tarihinde de farklı ve özel bir yere sahiptir. Prokofyev ile ünlü Rus koreograf Leonid Lavrovsky’nin (1905-1967) yakinen çalışmasıyla ortaya çıkan Romeo ve Juliet Balesi ilk defa 1940 yılında Rusya’nın Leningrad kentinde (günümüzde St.Petersburg) Kirov Devlet Opera ve Bale Tiyatrosu’nda (günümüzde Mariinski Tiyatrosu) sahnelenmiştir. Eserin libretto yazarları arasında tiyatro yazarı ve eleştirmeni Adrian Piotrovsky (1898-1937) ve tiyatro yönetmeni Sergey Radlov (1892-1958) da bulunmaktadır. II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından 1946 yılında ise bale Moskova’daki Bolşoy Tiyatrosu’nda sahnelenmiş ve çok ses getirmiştir. Dönemin önde gelen balerinlerinden olan Galina Ulanova (1910-1998) Juliet rolünü hem Kirov’da hem Bolşoy’da hayata geçirerek büyük bir başarıya imza atmış ve tarihe geçmiştir.


Moskova’daki Bolşoy Tiyatrosu binası 
 
Romeo ve Juliet’in Lavrovsky yapımı uzun yıllar Bolşoy Balesi tarafından sahnelenmiştir. Daha sonraları ise balenin farklı koreograflar tarafından yorumlanan farklı versiyonları da yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi Rusya’da ilk defa 1979 yılında, Bolşoy Balesi’nin o zamanki artistik direktörü olan efsanevi koreograf Yuri Grigoroviç (1927-2025) tarafından sahnelenen versiyondur. Bolşoy Balesi tarafından sahnelenen bir diğer versiyon ise günümüzün önde gelen Rus koreograflarından Alexei Ratmansky’nin 2011 yılında Kanada Ulusal Balesi için yaptığı prodüksiyondur. 
 
Rusya’nın dışında farklı ülkelerden de birçok koreograf kendi pencerelerinden bu baleyi ele alarak koreografisine farklı yorumlar getirmiştir. Bu koreografların kuşkusuz en önemlilerinden biri İngiliz bale dansçısı Kenneth MacMillan’dır (1929-1992). 1965 yılında Romeo ve Juliet’i İngiliz Kraliyet Balesi için tekrar yorumlayan Sir Kenneth MacMillan’ın bu versiyonu çok başarılı olmuştur ve dünyada en çok bilinen yorumlardan biridir. MacMillan’ın Romeo ve Juliet’inin ilk sahnelenişinde Romeo olarak dans eden efsanevi Rus bale dansçısı ve koreograf Rudolf Nureyev de (1938-1993) daha sonra Londra Festival Balesi için kendi versiyonunu oluşturmuş ve bu versiyon bir süre artistik direktörü olduğu Paris Opera ve Balesi’nde de sahnelenmiştir.


Galina Ulanova ile Yuri Zhdanov, Romeo ve Juliet, 1954
 
Romeo ve Juliet’in Bale Tarihindeki Yeri ve Önemi 
Romeo ve Juliet Balesi’ni sanatsal açıdan daha iyi irdeleyebilmemiz için ortaya çıktığı dönemin politik olarak da arka planına bakmamız gerekir. Çarlık Rusya’sında kökleri 18. yüzyılın başına dayanan bale, 19. yüzyılda ünlü Fransız dansçı ve koreograf Marius Petipa’nın (1818-1910) vizyonu ve çalışmalarıyla üstün bir seviyeye ulaşmıştır. Özellikle bu dönemde Rusya’da çoğu zaman masalsı konular temelinde, oyunculuktan ziyade bale tekniğini en üst seviyede sergilemeye odaklı bale eserleri ön plandaydı. 1917’de meydana gelen Bolşevik Devrimi ile Çarlık Rusya’sının yıkılması bale kurumunu da büyük ölçüde etkilemiştir. 1922’de Sovyetler Birliği’nin kurulması ve başa geçen siyasi rejimle birlikte, gerçekçi konuları tercih eden, karakterleri daha derin olarak işleyen dramatik bale eserleri yer almaya başlamıştır. 1930’lu yıllardan itibaren sosyalist gerçekçilik akımından etkilenen ve mevcut Rus bale geleneğinin üzerinde yükselen bir Sovyet balesi doğmuştur. Bu çerçevede Sovyet balesine özgü olarak ortaya çıkan “drambale” türünde dramatik ve psikolojik hikâye anlatımı ön plana çıkmaktadır. Burada dansçıların bale tekniklerinden ziyade oyunculuk kabiliyetlerini vurgulamaları gerekmektedir. Sesini bir ifade aracı olarak kullanmayan bale dansçıları, bunun yerine mimiklerini ustaca kullanmak durumundadır. Bu tür eserlerde rollerin karakter özellikleri ve birbirleriyle olan ilişkileri daha derin ve açık bir şekilde seyirciye sunulmaktadır. Bu tarihsel çerçeve içinde, Romeo ve Juliet Balesi öne çıkan dramatik özellikleriyle “drambale”nin bir başyapıtıdır. Tam da bu noktada söz yerine dansı anlatım aracı olarak kullanarak uyarlandığı özgün tiyatro eserine sadık kalırcasına kurgulanmış olan bale, trajediyi seyirciye hissettirmekte son derece başarılıdır. Ünlü Rus bale tarihçisi ve eleştirmeni Yuri Slonimsky’ye (1902-1978) göre Lavrovsky’nin Romeo ve Juliet’i bale sanatında çığır açmıştır. 


Bolşoy Balesi’nin İstanbul’daki Romeo ve Juliet Temsili Üzerine Gözlemler ve Düşünceler 
Ülkemizde 2025 yılında gerçekleşen kuşkusuz en önemli sanat olaylarından biri, dünyanın önde gelen ve büyük bale topluluğu olan Bolşoy Balesi’nin İstanbul’da Romeo ve Juliet ile Kuğu Gölü balelerini sergilemesiydi. Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında, orkestrasıyla birlikte Türkiye’ye gelen efsanevi Bolşoy Balesi, Atatürk Kültür Merkezi’nde 26 ve 27 Eylül 2025 tarihlerinde librettosu Leonid Lavrovsky, Sergey Radlov, Sergey Prokofyev ve Adrian Piotrovsky’ye, koreografisi Leonid Lavrovsky’ye ve set tasarımı Pyotr Williams’a ait olan Romeo ve Juliet balesini sahneye taşıdı. Yazının devamında 26 Eylül 2025 tarihinde sergilenen Romeo ve Juliet Balesi ile ilgili gözlemler ve düşünceler aktarılacaktır. 
 
İstanbul’da 26 Eylül akşamı sahnelenen Romeo ve Juliet Balesi büyük bir prodüksiyon olarak her açıdan çok etkileyiciydi. Dünyaca ünlü orkestra şefi Valery Gergiev eşliğinde, başrollerde baş dansçılar Svetlana Zakharova ve Artemy Belyakov’u izlemek son derece heyecan vericiydi. Uluslararası bir yıldız olan prima ballerina Svetlana Zakharova’yı olgunluk çağında izleme olanağı bulmak Türk seyircisi için bir şanstı. Dansındaki akıcılık ile koruduğu zarif ve uzun çizgileriyle sahnede âdeta parladı. Yeni kuşak bale dansçılarından biri olan Artemy Belyakov ise tekniği ve oyunculuğu ile sahnede fırtına gibi esti. Bolşoy Balesi’nin birçok yapımında birlikte dans eden ikilinin uyumu çok başarılıydı. Diğer heyecan verici taraf ise kostümlerin yanında özgün dekorun da Rusya’dan getirilmesiydi. Böylelikle bir bütün olarak Bolşoy atmosferi dolu dolu seyirciye yaşatılmış oldu. Balenin sahnelerinde kullanılan Rönesans mimarisini yansıtan görkemli set tasarımı ve ince detaylı dönem kostümleri ile birçok bölümde kalabalık danslar ve bol eskrim içeren çatışma sahneleri tüm unsurlarıyla dönemin Verona imajını yaratmakta son derece başarılıydı. Özellikle kostüm çeşitliliğinin fazla olması sahnelerin gerçekçiliğini pekiştirerek izleyiciyi eserin içine çekiyordu. 

I. Perde’nin dördüncü sahnesindeki “Montagueler ve Capuletler” olarak da bilinen balo sahnesi etkileyici ve akılda kalıcı müziğiyle eserin en çok bilinen bölümlerinden birisidir. Kendi başına da Prokofyev’in ikonik hâle gelmiş olan bu bestesi heybetli bir açılışla tüyleri ürperten karanlık bir atmosfer yaratır. Capulet’lerin düzenlediği baloda soylu aile üyelerinin geçiş yaptığı bu bölüm Lavrovsky’nin koreografisinde “yastık dansı” olarak ele alınmıştır. Bu dansta erkekler ellerinde havaya kaldırdıkları bir yastıkla birlikte karakteristik adımlarla önce ileriye sonra geriye doğru giderler. Yastığı yere atarlar ve eşleri bunun üzerine diz çöker. Ardından da kendileri diz çökerek eşlerini öperler. Bu ilginç içeriğiyle öne çıkan yastık dansı, kökeni 16. yüzyıl İngiltere’sine dayanan eski bir dans geleneğini temsil eder. Balenin birçok farklı versiyonunda bu geleneksel danstan vazgeçilmiş, bu bölüme farklı yorumlar getirilmiştir. Aynı perdenin son sahnesindeki pas de deux, Capulet’lerin balosunda tanışan ve birbirlerine ilk görüşte âşık olan Romeo ve Juliet’in ilk defa baş başa kalıp birbirlerine aşklarını haykırdıkları danstır. Aralarındaki güçlü tutkunun ve heyecanın anlatımında sağlam bale tekniğinin yanında mimiklerin de önem kazandığı bu lirik dansta, Zakharova ve Belyakov bu unsurları bütünüyle sergilemiştir. 
 
II. Perde’nin üçüncü sahnesindeki Romeo’nun arkadaşı Mercutio’nun Juliet’in kuzeni Tybalt tarafından çıkarılan bir kavga sırasında öldürülmesi balenin en can alıcı bölümlerinden birisidir. Bu sahnede Mercutio’nun şakacı ve neşeli kişiliği ile Tybalt’ın kibirli ve hain karakterinin çatışması baleye derinlik katmaktadır. Ölümcül darbeyi almasına rağmen Mercutio ölüme âdeta meydan okurcasına dans etmeye devam eder. Durumu kabullenmeyen ve ölüme direnen Mercutio’nun oyunculuğu seyirci için bir görsel şölendir. Balenin bu bölümü dansçılar tarafından başarılı bir şekilde sergilenmiştir. Özellikle Mercutio rolündeki Ratmir Dzhumaliev hayranlık uyandırıcıydı. 
 
III. Perde’de peş peşe gelen talihsizlikler ile önce Romeo ardından Juliet hayata veda eder. Perdenin son sahnesinde, aile mezarlığındaki son derece kasvetli ve ağır hava seyirci tarafından yoğun şekilde hissedilir. Bale biterken, Lord Montague ve Lord Capulet’in ölen çocuklarının başında düşmanlığı sona erdirmesi ise maalesef seyirciyi rahatlatmaz. Bu perdede Romeo ve Juliet’in danslarından ziyade oyunculukları ön plandadır. Zakharova ve Belyakov olağanüstü şekilde bunu gerçekleştirdiler. 

 

Zakharova ve Belyakov temsilden sonra selam verirken (Burcu Kırmızı arşivi, 2025)

Balenin önde gelen diğer rollerindeki tüm dansçılar oldukça başarılıydı. Özellikle rolleriyle iyi uyum yakalayan komik ve sevimli dadı rolündeki Alevtina Rudina ile Juliet’in nişanlısı Kont Paris rolündeki Mark Orlov sahnede göz doldurdular. Öyle görünüyor ki, daha uzun yıllar Bolşoy Balesi’nin adına yaraşır şekildeki bu büyük Romeo ve Juliet yapımı tüm ihtişamıyla sanatseverleri etkilemeye ve farklı koreograflara ilham vermeye devam edecektir.
 
Burcu Kırmızı
 

Kaynakça
Çıkıgil, N. (1997). Ankara’da dans 1984-1994. Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları. 
Ballet: The definitive illustrated story. (2018), DK Publishing.
Slonimsky, Y. (1963). The Bolshoi Ballet. Moscow: Foreign Languages Publishing House.
Savaşkurt, B. (2025). Romeo ve Juliet Balesi Üzerine. Konser Arkası, 41, 60-71.
Marcsek-Fuchs, M. (2020). Missing words, polydirectional adaptation and metareference as choreographic strategy in Shakespearean dance adaptations. Shakespeare Seminar, 17, 45- 58.
 

Burcu Kırmızı 
1978’de İstanbul’da doğan Burcu Kırmızı, klasik müzik ve baleye olan ilgisi nedeniyle küçük yaşlarda piyano, solfej ve klasik bale dersleri almaya başlamıştır.  Lisans öğrenimini 2001 yılında İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde tamamlamıştır. Lisans öğrenimi sırasında klasik piyano derslerine devam etmiş, Pera Güzel Sanatlar ve Akademi İstanbul’da klasik bale ve Ekol Drama’da modern dans dersleri almıştır.
 
2004 yılında yüksek lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Arkeometri Programı’nda gerçekleştirmiş ve 2005 yılında ODTÜ’de En İyi Yüksek Lisans Tez Ödülü’nü almıştır. Bu süre zarfında Anadolu’da çeşitli arkeolojik kazı çalışmalarına katılmıştır. 2006-2008 yılları arasında ODTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olarak çalışmış ve doktorasını 2012 yılında ODTÜ Arkeometri Programı’nda tamamlamıştır. 2008-2009 yıllarında TÜBİTAK bursuyla Paris’te Pierre-et-Marie Curie Üniversitesi ve CNRS’ye bağlı LADIR kurumunda araştırmacı olarak çalışmıştır. Doktorayı bitirdikten sonra 2013-2019 yılları arasında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Yüksekokulu’nda öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam etmiştir. Paris’te Sorbonne Üniversitesi MONARİS laboratuvarında kısa bir süre misafir araştırmacı olarak bulunmuştur. 
 
Hâlen Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdüren Burcu Kırmızı, okuma ve üslup tarihi ile ilgili birçok eğitim programına devam etmekte, ayrıca bale tarihiyle ilgili araştırmalar yapmaktadır. 


Burcu Kırmızı
 
 

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20