11.02.2026

Derin bilgi ve tutkusuyla uzun yıllardır klasik müzik dünyamıza sayısız katkıda bulunan, çalışmalarının tamamını sayfalarımıza sığdıramayacağımız değerli Evin İlyasoğlu ile keyifli bir söyleşi yaptık.
Yazın hayatınıza çok sayıda kitap sığdırdınız, kaleminizin ucundan kâğıda kimlerin kimlerin sözcükleri aktı, sahnelerde nice ustanın hünerine canlı tanıklık edip kritiğini müzikseverlerle paylaştınız, bestecilerimizin tanınması için muazzam çabalar sarf ettiniz. Müzik evrenine ucundan kıyısından bulaşmış herkes sizi tanıyor, yazılarınızı okuyor. Yine de sizi, sizden kendi sözcüklerinizle duymak isteriz. Okuyucularımızın sizi daha yakından tanıması için kendinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Ben Evin Sander İlyasoğlu, hep iki işi bir arada yapmanın üstadıyımdır. Annemin çok iyi müzik kulağı vardı hem alafranga hem de alaturka piyano çalardı. Evimizde onun bir piyanosu vardı. O zamanın hocaları eve gelirdi. Madam Hovyan Çobangil diye bir hocayla çalışmıştı, ben de aynı hocayla yedi yaşında piyanoya başlatıldım. Madam Hovyan Çobangil’in kolunda hiçbir zaman kapanmayan bir yara izi dikkatimi çekerdi. Yıllar sonra öğrendim ki meğerse benim madam, ressam Aliye Berger’in vurduğu kadınmış! Madam ile 7-11 yaşlarım arasında W.A.Mozart’ın konçertolarını dört el hâlinde çalardık. Sonra annem daha ciddi bir eğitim almam için konservatuvara gitmeme karar verdi. İşte hayatımın boğuntulu sokakları o zaman başladı! Konservatuvar önce Çırağan - Beşiktaş’taydı, sonra Cağaloğlu’na taşındı, biz de deniz kenarında Arnavutköy’de oturuyorduk. Önce bir yıl parmaklarım küçük diye moralimi bozan Vecihe Hanım’ın, sonra da sevgili hocam Özen Veziroğlu’nun öğrencisi oldum. Bu arada Ferdi Ştatser’in öğrencilerinden Şükriye Doğruol Mudul beni okul dışında çalıştırıyordu. Ferdi Bey de arada beni dinliyor, gidişatımı takip ediyordu.

Evin İlyasoğlu ve edebiyat öğretmeni Sevim Sayman, Atatürk Kız Lisesi
Ortaokulu Atatürk Kız Lisesi’nde okudum, harika hocalarımız vardı. Sırada değil de masaların çevresinde otururduk. Liseye Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nde devam ettim. Konservatuvar Cağaloğlu’na taşınınca iki okulu bir arada yürütebilmek, o kadar mesafeyi otobüslerle aktarma yaparak gitmek beni çok yordu. Bir gün Taksim’deki Yeni Komedi sahnesinde bir konsere giderken yolun ortasında düşüp bayılmışım! Sürmenaj olduğuma karar verilmişti! Ne yazık ki konservatuvarı onca emek, onca müzik ve piyano sevgime karşın bıraktım. Piyanoyu ise hiç bırakmadım, sonunda sahnelerin piyanisti olamadım ama, müziğin yazarı oldum.

Evin İlyasoğlu Amerikan Kız Koleji’nden diplomasını aldığında nişanlısı Eyüp İlyasoğlu ile…
Eşim Prof. Dr. Eyüp İlyasoğlu ile tanıştığımızda ikimiz de 15, evlendiğimizde 21 yaşındaydık. O da Robert Kolej’de okuyordu. Okulun futbol takımında ve Galatasaray’ın su topu takımında kaleciydi. Evlenip ABD Michigan Üniversitesi’ne gittik. Ben orada gündüzleri kütüphanenin Özel Koleksiyonlar Bölümü’nde çalışıp para kazanıyordum. Geceleri fırsat buldukça müzik konferanslarına ve konserlere gidiyordum ve yine bir piyano bulmuştum, çalışıyordum. Eşim ise “master” derecesi almak için derslere giriyordu. Oradayken babamı kaybettim. Tam bir yıl sonra da annemi kaybettim! İstanbul’a döndüğümüz yıl, 1972’de kızımız Ekin dünyaya geldi. Eşim İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nde asistan, yıllar içinde Marmara Üniversitesi’nde profesör oldu. Bu arada ağabeyim Ergin Sander, Behçet Necatigil’in öğrencisi ve İkinci Yeni şairlerindendi. Onun şiirleri ve evdeki kütüphanesi beni çok etkilerdi. Babam akşamları ağabeyimle bana divan edebiyatından şiirler okurdu. Aruz veznini, kapalı açık heceleri küçük yaşımda öğrenmiştim. Arnavutköy Amerikan Kız Kolej’indeki dört yıllık liseyi Halide Edip Adıvar Ödülü ile bitirdim. O zamanlar Memet Fuat’ın çıkardığı Yeni Dergi bir yarışma açmıştı. Nazım Hikmet’in Salkımsöğüt adlı şiirini bir müzik yapıtı olarak incelemiş ve o yazıyla 1968 Yeni Dergi Eleştiri Ödülü’nü kazanmıştım. Jüride Memet Fuat, Asım Bezirci ve Berna Moran (zorlama bulsa da) vardı. Bu ödül hayatımın dönüm noktası oldu. Bir şiiri müzik yapıtı olarak algılamada, elbette bitmeyen müzik tutkum yatıyordu:
Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Yıkıyordu salkımsöğütler suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Benim incelememe gelince:
İlk dizede u harfinin disonansı, seslerin euphony (ahenk) ile birbirine bağlanarak dinginlik sağlaması; ikinci dizede “gösterip” ve “söğüt” sözcükleri “ö, ü, e, i” ince sesleriyle yapıldığından, “ö”nün asonans’ından ötürü euphony’ye yardım ediyor. Oysa her iki sözcük de birer süreksiz sessiz ile “p, t” biterek dizenin akışını kesiyor. Sonraki bölümde: “Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere, koşuyordu atlılar güneşin battığı yere”
Şiirin en ünlü bölümü:
Atlılar atlılar kızıl atlılar,
Atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat…
Atları rüzgâr…
Atları…
At…
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Bir duyuşla büyük bir at sürüsündeki nal seslerini andıran dizelerin gittikçe küçülüp tek bir sözcükte özetlenmesi, geride kalan tek atlının yalnızlığını anlatır. Şiirin sonu bir ağıttır:
Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama ağlama!
ağlama

Evin İlyasoğlu’na Türk Dil Kurumu Radyo ve TV Dil Ödülü takdimi, 1978
Bundan sonra müziği her ortamda aradım. Yalnız şiirlerdeki uyakta değil, düz yazının da benzer harflerle örüldüğünde çok akıcı olduğunu gördüm. Bu ritimsel özelliği müzik notalarıyla örnekledim. Memet Fuat’tan 1000 TL değerindeki ödülümü almaya nişanlım Eyüp’le birlikte gitmiştik. Bana şöyle bir baktı: “Sen de pek tıfılmışsın, yahu” dedi. (Evet ufak tefektim, ne yapayım! Hâlâ da büyümedim.) O parayla kendime uzun yıllar kullandığım ünlü bir markanın kol saatini almıştım.

Evin İlyasoğlu ve Cemal Reşit Rey, 1980
Radyo ve televizyon programcılığı deneyimleriniz kariyerinizi nasıl etkiledi?
19 yıl İstanbul Radyosu’nda müzik programcısıydım. Bir süre çağdaş müzik programları yaptım. Program bittiğinde radyoya iki çeşit telefon gelirdi: Birincisi “Ne zaman keseceksiniz bu cazırtıyı” diyenler, ikincisi ise teşekkür edenlerdi: “İyi ki yapıyorsunuz bu programları, hangi çağda yaşadığımızı anlıyoruz” Sonra TRT2’deki televizyon programlarım başladı. Her bir programın hazırlanışı çağırdığım konuklarla ilgili öyküler taşır. Büyük müzikoloğumuz rahmetli Cevat Memduh Altar’ı 88 yaşındayen konuk ettiğim bir program kayda girmişken birden rejiden bir komut geldi: “Kestik! Evin Hanım küpenizi çıkarttınız, tekrar takın öyle devam edelim.” Doğal olarak bu kesme, yaşlı konuğumuzun 1925’den 1940’lara atlamasına neden olmuştu. Hatırlattığım hâlde bir daha geri dönemedik.
Bu programlar kariyerimi şöyle etkiledi, pek çok sanatçıyı veya müziğimizin perde arkasını oluşturanları yakından tanımış oldum. Onları da izleyiciye tanıttım.

Evin İlyasoğlu ve Ekrem Zeki Ün, 1981
Kariyeriniz boyunca size ilham veren, müzikle ilgili olmayan bir sanatçı, filozof veya düşünür var mıdır?
Müziğin Kanatlarında Söyleşiler adlı Pan Yayıncılık’tan 1991’de yayımlanan kitabımda, “Müziğin Çevresinden” başlıklı bir bölüm vardır. Orada Talat Sait Halman (edebiyatçı), Prof.Dr. Gündüz Gökçe (Mimar Sinan Üniversitesi’nin Rektörü) Prof.Dr. Özcan Köknel ve ressamlar: Balkan Naci İslimyeli, Adnan Çoker, Mehmet Gün gibi şimdi hepsi vefat etmiş isimlerle yaptığım söyleşiler vardır. Bende bu kitap çok önemli bir yer taşır. Onlara o zaman sorduğum sorulara zaman zaman dönüp bakarım. Hâlâ onlarda yeni kişilere sorular sormak için esin kaynağı bulurum.

Evin İlyasoğlu ve Itzhak Pearlman, 1992
Sizce Türkiye’deki müzik eleştirmenlerinin (sizin kuşağınız ve yeni kuşaklar) entelektüel donanımı, global müzik eleştirisi standartlarının neresinde?
Bizim yaptığımız eleştiriler global müzik anlayışı standardının çok altında. Yumuşak ve satır arasından dokunmalar. Sadece haber niteliğinde yazılmış övgülerin ön plana çıktığı, arada iyi niyetli birkaç satırın geçtiği yazılar. Ben özellikle genç sanatçıların her zaman desteklenmesi ve çıktıkları yolda kırılmamaları gerektiğinden yanayım. Olgun sanatçılar ise zaten bir yere varmıştır, onlar ne yaptıklarını ve ne yapamadıklarını çok iyi bilirler. Bir de hayatımda bir eleştiri yazım için beni mahkemeye veren ve iki yıl sonunda davayı kaybeden Zülfü Livaneli vardı!

Evin İlyasoğlu ve Martha Argerich, Boğaziçi’nde…
Yetmişli yıllardan bu yana Türkiye’de klasik müziğin nabzını tutuyor, konserleri takip ediyor ve bunları okuyucuyla paylaşıyorsunuz. Kritik ederken kullandığınız temel eleştiri prensipleri yarım asır sonra hâlâ geçerliliğini koruyor mu? Zamanla eleştiri anlayışınız nasıl bir evrim geçirdi? Bunu hem sizin açınızdan hem de zaman içinde değişen dinleyici profili açısından değerlendirebilir misiniz?
Kendime güven geldi zamanla. Zaten hiçbir zaman sert bir eleştirmen olmadım. Ama giderek, artık kimse alınır, darılır diye kaygılarım azalıyor. Belki biraz daha sertleşebiliyorum bazen! Benim yazılarım bilgi veren ve müzik tarihinden yola çıkan içerikler taşır. Eleştirirken hem sanatçıya hem de okura bilgi vermeyi amaçlarım. Her çağın kendine özgü yorum anlayışı vardır. Bunu bestecinin koyduğu nüans ve tempo işaretleri bize gösterir. Klasik dönemde, örneğin Mozart’ın bir sonatındaki nüans ve tempo işaretlerinde tek veya iki “p” (piyano-hafif) çalınacağı işareti giderek sonraki yüzyıllarda, örneğin daha yüksek, fortesimmo (ffff) ve çok daha yumuşak pianosimmo (pppp) gibi işaretler kullanılır. Eğer yorumcu Mozart’a Chopin gibi romantik bir yorum getirirse bu rahatsız eder, o yorumcunun olgunlaşmadığını gösterir. Hiçbir yorumcu kendi kendine nüans ve tempolarla oynayamaz. Bir şey daha var, ben gençleri hiçbir zaman kırmak istemem.

Evin İlyasoğlu ve İlhan Usmanbaş, 1993
Cumhuriyet döneminden bu yana Türkiye’de ve dünyadaki sanat kalitesinde bir düşüş yaşandı ve yaşanmakta. Atatürk zamanında müzik reformu yapılırken danışılan kişiler Hindemith ve Bartók idi. Bu ülke Saygun’lar, Erkin’ler, Rey’ler, Biret’ler, Kan’lar yetiştirdi. Konser salonlarından Rubinstein, Cortot, Markevitch, Oistrakh, Kempff, Brendel, Arrau, Stockhausen, Richter gibi dev isimler geçti. Bugün ise müzikten bağımsız hazırlanan pazarlama mekanizmaları, parlak ambalajlar içerisinde bir sanatçı akışı sağlıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sonu gelecek mi yoksa bu durdurulamaz bir çürüme midir?
Bence “çürüme” acımasız bir değerlendirme! Her sanat dalında mutlaka içinde bulunan zamanın gerektirdiği özellikler yaşanır. Her çağ kendine özgü yenilikler getirmiştir. Diyalektik akış içinde bunu görürüz. Yalnız müzik sanatında değil, mimari, heykel, resim, edebiyat, tiyatro, sinema gibi başlıca sanat dallarında her çağ bir öncekine başkaldırırken yeni buluşlara yeni yaratılarla kendi imzasını atmıştır. Evet, bugün her şeyde olduğu gibi sanat dünyası da çok karmaşık. Kolay köşeyi dönmeye hazırlanan sanatçılar ve onları yöneten emprezaryolar sanatçının niteliğine değil parasına tamah oluyor. Nice genç sanatçı parası ya da destekçisi yoksa bu akışa katılamıyor. Hele Türkiye’de, henüz emprezaryoluk sistemi oturmadığı için genç sanatçının işi çok zor. Ancak aile varlıklıysa çocuğunu destekleyebiliyor.

Evin İlyasoğlu ve İdil Biret, 2001
Kendi kariyerinizde en unutulmaz anınız nedir?
Boğaziçi Üniversitesi’nde 23 yıl Albert Long Hall Klasik Müzik konserlerinin düzenlenmesine önayak oldum. Bu konserler inanılmaz ilgi topladı. Okulun müziksever profesörlerinden oluşan bir komite kurmuştuk: Oya Başak, Betül Tanbay, Cevza Sevgen, Alpar Sevgen, Ercan Alp ve Esra Mungan. Bir yandan çağıracağımız sanatçıların kaşesini ödeyebilmek için sponsorluklar arıyorduk, öte yandan yurt içi ve dışından sanatçı getiriyorduk. Okulun Vakfı’nın o yıllarda başında olan sevgili Candan Fetvacı bize çok yardımcıydı. THY uzun zaman sponsorumuz oldu. Bankalar yurt içinde genç, yeni parlayan sanatçılara destek veriyordu. Şu anda yurt dışında kendini tanıtmış nice sanatçı ilk konserlerini bizim sahnemizde verdiler. Biz, “Türkiye’de haklar yok” diyerek o güne dek çağrıları reddeden sanatçıları bile getirttik: Alfred Brendel, Martha Argerich gibi. Daha dünya piyasalarında adı duyulmamış ve şimdi dünyayı peşinden koşturan Khatia Buniatishvilli’yi getirdik.
Dinleyicilerimiz arasında gözleri görmeyen öğrencilerimiz de vardı, onları sahneye yakın olmaları için hep birlikte girişteki org borularının altına oturturduk. Yakınımızdaki huzurevi sakinleri de otobüs tutup geliyorlardı. Artık takım elbise nedir bilmeyen erkek öğrencilerimiz kravatlı, hatta kravat iğneli beylere bakakalıyordu. O hanımların şık tayyörlerine iliştirilmiş pırlanta iğneleri, inci kolyeleri dikkat çekiyordu. Sonra yine otobüslerine binip dönüyorlardı. Ben de her dönem üşenmeden gidip onların ilan tahtalarına yeni programı asıyordum. Konser öncesi isteyenler Albert Long Hall’ün giriş katında satılan bir bardak şarap içer, eski ve yeni mezunlar birbiriyle kaynaşır, genç öğrenciler de onlarla tanışırdı. Her konser için son derece kapsamlı program notu basar, dönem başında dağıtırdık. Programda yapıtların yanına her zaman sürelerini belirtirdik. Bizim konserlerimizde hiçbir zaman eser bitmeden alkış olmazdı. Konser sonunda çiçek yerine sanatçılara bir müzik kitabı armağan ederdik. O kitapları da yayınevleri bize armağan olarak verirdi. Bu benim organizatörlük kariyerimin en unutulmaz atılımıdır.

Evin İlyasoğlu ve Suna Kan, Boğaziçi’nde…
Klasik müziğin elitist olduğu algısını kırmak için sanatçıların, eğitimcilerin ve eleştirmenlerin daha fazla yapması gereken nedir?
Klasik müzik tüm dünyada elitisttir, çağlar boyu da elitist olmuştur. Çünkü klasik müziği anlamak için kültür gerekir. Kişilerin kendini eğitmesi, daha çok konsere gidip, o konserde çalınacak eserlerin içeriğini önceden okuması onlara da keyif verir. Halk müziği ise daha popülerdir. Eskiden harika program notları basılırdı. Pek çok dostumun o notları yıllarca sakladığını bilirim. Şimdi karekodundan programı indir deniyor ve çok az kişi bunu başarıyor. Bırakın bölüm aralarında alkışlamayı, orkestra her nefes aldığında kıyamet kopuyor alkıştan. Oysa çalınan yapıt bir bütündür. Eser tümüyle bitmeden gelen bu alkışlar sahnedeki sanatçıların da konsantrasyonunu bozuyor, anlayarak dinleyenlerin de.

Evin İlyasoğlu ve merhum eşi Prof. Dr. Eyüp İlyasoğlu ile son yıllarda…
Zaman İçinde Müzik kitabınızın sizin için özel bir yeri var, değil mi?
Bu kitabı yazma fikri Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü Burhan Karaçam’ın önerisiydi. Çalışmalarım iki yılı aşkın sürdü. 1994’te Yapı Kredi Yayınları’ndan piyasaya çıktı. Kitabın ilk baskısında editörlüğünü Enis Batur, tasarımını Mehmet Ulusel yapmıştı. Yedi baskısı YKY’den çıktı, her baskı bir öncesinden daha gelişkin oldu. 2009’dan sonra bu çalışmam Remzi Kitabevi’nden yayımlanmaya başladı. Bu arada kitabın bir özelliği de anlatılan müzikle birlikte müzik örneklerinin kasetlerle verilmesiydi. Sonra CD’lerle ve son kez de karekodu ile veriliyor. Önce sevgili İdil Biret’in aracılığıyla Naxos CD’lerini kullanım hakkını almıştık. 2013’ten sonra kitap artık ancak sahaflarda bulunuyordu. Okullarda ders kitabı da olmuş, nice yeni kitaba da kaynak oluşturmuştu. Sekizinci basımından 11. Basımına kadar Remzi Kitabevi’ne geçtim. Son baskıda CD’ler yerine karekodu uygulaması kitabı daha hafifletti. Doğal ki 2013’ten beri aradaki zamanı kapatmak bir yana, yeni müzik akımlarını, yeni bestecileri eklemek, kitaptaki “zaman dizinlerine” yalnız müzik değil, diğer sanat dallarındaki değişimleri, tarihi ve toplumsal olayları eklemek uzun zaman alan çalışmalardı. Kitabın son bölümü Türkiye’deki çoksesli müzik bestecilerini içerir. Kendilerinden özgeçmiş ve yapıt listesi istediğim nice genç besteci, “Biz bu kitapla büyüdük, şimdi onun içinde yer almak ne büyük mutluluk” dedi. Müzik sanatındaki bazı teknolojik ilerlemeleri de kitabın sonraki yüzyıla açılan penceresi olarak yerleştirdim. “Müziğin Dijital Çağı”, “Yapay Zekâ Festivali”, “Labtop ile yapboz” gibi kutular eklendi ve Zaman İçinde Müzik, “yeni zaman”a uyarlandı.
Önceki kitaplarım ise 1989 ile 2024 yılları arasında yayımlandı. İlk kitaplarımdan biri, içinde doğup büyüdüğüm Arnavutköy’deki ahşap köşkte yaşamı anlatan Teodora’nın Düşmanları’dır. O arada 25 Türk Bestecisi’yle başlamıştım. Aklıma ilk gelenler Müziğin Kanatlarında Söyleşiler, İlhan Usmanbaş’a Armağan ve yine Usmanbaş’ı anlatan Ölümsüz Deniz Taşlarıydı. Cemal Reşit Rey: Müzikten İbaret bir Dünyada Gezintiler, Galatasaraylı Besteciler, Necil Kazım Akses: Minyatürden Destana Bir Yolculuk, Zehra’nın Öyküsü, Çağdaş Türk Bestecileri, Ayla’yı Dinler misiniz?, Bülent Tarcan: Bir Hekimin Senfonik Öyküsü, Nevit Kodallı: Mersin’den Yükselen Çağdaş Bir Ses”, Yalçın Tura: Müziğimizin Çok Yönlü Bestecisi, Gürer Aykal: Bir Cumhuriyet Çocuğunun Orkestra Şefi Olarak Portresi, Salkım Söğütün Türküsü Söyleşiler, Portreler, Değinmeler, Ben Leyla Gencer: La Diva Turca…

Evin İlyasoğlu’nun kitaplarından bir seçki
Şu an üzerinde çalıştığınız, planladığınız yeni projeler var mı?
Besteci, piyanist ve kıdemli bir hoca olan Ali Darmar’ın kitabını tamamlamak üzereyim. Bir nehir söyleşisi oluyor. Onun nice zorluklar içinde geçen yaşamını, parapsikolojik yönünü, medyum olarak duyuşlarını, yetiştirdiği nitelikli öğrencileriyle irtibatını ve her biri birbirinden güzel, akılda kalıcı ezgiler içeren yapıtlarını anlatıyorum. Ali çok ama çok özel bir insan!
Yeni nesil müzik eleştirmenlerine ve müzik yazarlarına, bu alanda uzun soluklu ve etkili olmak için vereceğiniz en önemli entelektüel tavsiye ne olurdu?
Öncelikle araştırmacılık çok önemli. Tarihin derinliklerinden günümüzün uzak coğrafyalarına kadar araştırmak gerekir. Ben kendimi bir eleştirmen olarak görmüyorum: Müzik yazarıyım. Eleştirmen sadece haftada bir gittiği konseri yazar. Oysa benim yaptığım iş, müzik tarihinin derinliğinden günümüze kadar müziği irdelemek. Yeni çıkan sanatçıları tanıtmak ve gittiğim konserlerin içinden cımbızla çektiğim izlenimlerimi yazmak.

Evin İlyasoğlu, Gürer Aykal kitabını imzalarken…
Evin İlyasoğlu
Evin İlyasoğlu İstanbul’da doğdu. İstanbul Belediye Konservatuvarı’nın Piyano Bölümü’nde, Robert Kolej’de ve ABD Michigan Üniversitesi’nde (misafir öğrenci) olarak eğitim gördü. TRT’de 20 yıl müzik programları hazırlayıp sundu. Marmara Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde müzik tarihi dersleri verdi. 1991’den beri Cumhuriyet gazetesinin müzik yazarıdır. 1996’dan 2023’e kadar Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall konserlerini düzenledi. 2007’den beri Zehra Yıldız Opera Vakfı’nın mütevelli heyeti başkanıdır. Rahmetli Prof.Dr. Eyüp İlyasoğlu’nun eşi ve Ekin İlyasoğlu’nun annesidir.
Evin İlyasoğlu’nun çalışmalarını www.evinilyasoglu.com adresinden takip edebilirsiniz.