SÖYLEŞİ

Barış Büyükyıldırım ile Müzik Üzerine

22.02.2026


Paylaş:

Ulusal ve uluslararası başarılarını takdirle takip ettiğimiz Barış Büyükyıldırım ile Andante okurları için keyifli bir söyleşi yaptık. 
 
Bir eserin fikir aşamasından sahnelenmeye hazır hâle gelmesi sürecinde sizi en çok heyecanlandıran ve zorlayan kısımlar neler oluyor?
Bir eserin en sonunda insanlarla buluşacak olması beni her defasında motive ediyor. Hazırlık süreci her zaman keyifli değildir; karar anları, yoğun üretim temposu bazen yorucu olabilir. Yine de tüm bu süreç, sahneye taşınacak bir dünyanın adım adım kurulması nedeniyle benim için son derece heyecan verici.
 

İtalyanca’da “ters, aksi” anlamına gelen Inverso başlıklı eserinizde, müziğin alışılagelmiş düzenine dair bir sorgulama mı var? Bu eseri, dinleyicinin algısını hangi yönde “tersine çevirmek” amacıyla yazdınız?
Inverso, Gedik Filarmoni Orkestrası’nın siparişi üzerine yazıldı. Sipariş geldiğinde programdaki diğer eserleri hemen sordum. Beethoven’in 15 Numaralı Yaylı Dörtlüsü’nün Heiliger Dankgesang bölümü beni etkilemişti. Schubert ve Haydn’ın eserleriyle birlikte bu repertuvar, bende bu parçaların ögelerini yeniden harmanlama isteği uyandırdı. Dinleyicilerin o akşam duyacakları müzikleri âdeta bir blender”dan geçirip yeni bir yapıya dönüştürmek istedim. Beethoven, Schubert, Haydn ve hatta Şostakoviçten yaptığım alıntılarla bir müzikal kolaj oluşturmak temel fikirdi. Amacım algıyı tersine çevirmekten çok, aşina olunan müziğe başka bir açıdan bakabilme imkânı sunmaktı.
 

Avangart, caz, minimal, barok ve elektronik gibi birbirinden bu kadar farklı türün etkileşimleri ve hatta karşıtlıklarını klasik müzik sahnesine taşımak, besteleme sürecinizi nasıl şekillendiriyor? Bu türler arasında bir denge kurarken karşılaştığınız en büyük zorluk nedir?
Ben bu türlerin ortak yönlerini keşfetmeyi bir oyun alanı olarak görüyorum. Ayrıca klasik müziğin fildişi kulede duran, dokunulmaz bir alan olmadığına inanıyorum. Geleceği açısından da buna inanmamız gerekiyor. Klasik müziği müze vitrininden çıkarıp, günlük hayatın içine taşıyarak türler arasında bir hiyerarşi kurmadan yan yana durmalarını önemsiyorum.
 

Yaylı Dörtlü için bestelediğiniz Mozaik: Teke eserinizde, Akdeniz Bölgesi’nin dokuz vuruşlu heyecanlı ritmik çeşitliliğini ve yörenin danslarını nasıl ele aldınız? Bu ritmik yapıyı, klasik bir form olan yaylı dörtlü formatına uyarlarken hem otantik kalmayı hem de bestesel yenilik getirmeyi nasıl başardınız?
Mozaik, Semplice Quartetin siparişi üzerine bestelenen ve Anadolunun binlerce yıllık kültürel çeşitliliğini yansıtan bir projeydi. Yedi bölgeyi yedi farklı besteci ele aldı. Ben Teke bölümünde Torosların tepesindeki tekelerin büyüleyici dünyasından esinlendim. Kayaların üzerinden atlamaları, tüylerinin rüzgârdaki salınımı, hatta kafa tokuşturmaları -tümü ritmik bir dansı çağrıştırıyordu. Yerel bir müziği bire bir taklit etmek yerine soyutlamayı tercih ettim, koral tekniklerle bu ritmik enerjiyi dönüştürerek yeni bir müzikal yapı kurdum.
 

Besteci olarak, müziğin temel parametreleriyle kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlarsınız? Bir eseri yazarken, formun ve malzemenin getirdiği “kısıtlamalar” mı size ilham verir, yoksa sınırsız “özgürlük” alanı mı?
Ben çerçevenin daralmasını yaratıcı bir kolaylaştırıcı olarak görüyorum. Sınırın belirginleşmesi, o alanın içindeki mikrokosmusu daha yoğun şekilde kurma imkânı veriyor. Bir anlamda az çoktur” diyebilirim.
 

Eserlerinizde müzikal dokunuzu inşa ederken sessizliğin veya boşluğun kullanımı ne anlama geliyor?
Sessizlik benim için ifadenin en güçlü unsurlarından biri. Bir notanın öncesi ve sonrasındaki boşluk, en az sesin kendisi kadar anlamlı ve önemli bir parametre. Resimdeki gölgeler veya dildeki sessiz harfler gibi, görünmez ama belirleyici.
 

Piyanonun hem bir besteci hem de bir icracı olarak kariyerinizdeki merkezi rolü nedir? Piyanonun standart ses sınırlarını zorlama çabası, kendi eserlerinizde size nasıl bir ifade özgürlüğü sağlıyor?
Tarih boyunca besteciler doğayı betimlemeye çalıştı, fakat bu betimlemeler yalnızca tuşlar üzerinden sınırlı kalıyordu. Cage, Stockhausen ve Cowell gibi bestecilerin 20. Yüzyılın ortasında geliştirdiği piyano teknikleriyle bu alan genişledi. Gelişmiş teknikler sayesinde kozmik sesleri, su altı dünyasını veya bir perküsyon enstrümanının tınısını piyanoda çok daha doğrudan üretebilmek mümkün oldu. Bu benim için büyük bir ifade özgürlüğü.
 

İcracısı olduğunuz George Crumb’ın Makrokosmos serisi, piyanodan alışılmışın dışında sesler çıkaran, sıra dışı teknikler gerektiren bir repertuvar. Bu eseri çalarken, piyanoyu bir enstrümandan çok bir “ses laboratuvarı” olarak mı görüyorsunuz?
Kesinlikle. Pizzicato, telleri susturarak çalma, glissandolar, doğuşkanlar, ses tahtası üzerindeki perküsyon efektleri, zincir, yüksük, pena, ıslık ve vokal efektler… Tüm bu alışılmamış teknikler yeni bir pianism” yaratıyor. Makrokosmos, piyanoyu âdeta çok katmanlı bir deney alanına dönüştürüyor.
 

Crumb’ın çok detaylı ve aynı zamanda mistik notasyonunu yorumlarkenki temel felsefeniz nedir? Eserin kozmik ve astrolojik temaları, icranızı hangi somut yollarla etkiliyor?
Makrokosmos 12 burçla ilişkilendirilmiş, amplifiye piyano için yazılmış 12 parçadan oluşuyor. Bach, Chopin, Liszt ve Debussynin döngüleriyle karşılaştırılabilir ama Crumb’ın dünyası tamamen farklı: Mistik, sembolik ve güçlü bir hayal gücüyle örülü.
 
Pastoral (Atlantis Krallığı’ndan) gibi başlıklar doğrudan imgesel düşünmeye davet ediyor. Notasyonun kendisi de görsel bir rehber: Crucifixusun haç biçimi, Magic Circle of Infinitynin daireselliği, Spiral Galaxynin spiral yapısı gibi.
 
Her parçanın bir burca ve o burçtan bir kişiye ithaf edilmesi de ayrı bir ilham kaynağı. Bu sembolik atmosfer, ses rengine, dokunuşa, pedala ve sessizliğe yaklaşımıma doğrudan yön veriyor. Crumb’ın müziği benim için hem duyulan hem de görülen bir deneyime dönüşüyor.
 

Crumb’ın preparasyonlu piyano tekniklerini kullanması, sizin kendi bestecilik dilinizi nasıl etkiledi? Makrakosmos icracısı olmak, kendi eserlerinizin ses dünyasını şekillendirmenizde size hangi yeni kapıları açtı?
Bu sıra dışı tınılar 20. Yüzyıldan bu yana pek çok besteciyi etkiledi, benim için de aynı şey geçerli. Makrokosmosu icra etmek, kendi müzik dünyamda yeni kapılar açtı ve ses tahayyülümü genişletti.
 

George Crumb’ın Makrokosmos müziğinde sıra dışı tınılar, numeroloji, notasyon ve simetrik ilişkiler gibi bestecilik unsurlarının tekniklerin icrası sırasında en zorlayıcı veya en hassasiyet gerektiren anlar hangileri ve eserin farklı piyanolarda veya salonlarda icrası sırasında bu teknikleri uygulamada karşılaştığınız teknik sorunlara yönelik öngörüleriniz, uygun piyano seçiminde kriterleriniz nelerdir?
Eser Steinway Model L üzerinde bestelenmiş olsa da konser salonlarında sıklıkla kullanılan Steinway Model Dye de gayet uygun. Ancak her marka ve modelde tel uzunlukları ve çelik bağlantı mesafeleri değişiyor. Örneğin doğuşkan çıkarmak için gereken mesafe Model Dde daha uzun olduğundan, bazı doğuşkanları farklı teller üzerinden almak gerekebiliyor. Ayrıca piyanoya zarar vermemek için özel bir özen gösteriyorum. Telleri işaretlemek için kullanılan malzemelerin ses tahtasına değmemesi, bazen çıplak elle çalışırken terin metallere zarar vermemesine dikkat etmek gibi…
 

Yeni müziği icra ederken, partisyonda verilmeyen anlık duygusal veya sezgisel kararlar alıyor musunuz? Bir eserin icrasını “tamamlanmış” hissetmek ne anlama geliyor?
Evet, her zaman. Partisyon benim için bir çerçeve, ama icra anı canlı bir organizma gibi. O anda duyduğum tını, salonun akustiği, kendi ruh hâlim, hatta nefes alışım bile küçük kararları şekillendiriyor. Bu kimi zaman bir bekleme, kimi zaman bir vurguyu biraz farklı yerleştirme, kimi zaman da sessizliğe başka bir anlam verme şeklinde ortaya çıkıyor. Partisyonda yazmayan ama müziğin o an talep ettiği küçük sezgisel dokunuşlar, icrayı benim için gerçekten “şimdi”ye ait kılıyor.

Modern veya çağdaş müzik, dinleyiciden genellikle farklı bir dikkat seviyesi ve ön bilgi talep edebiliyor. Sizin müziğinizin dinleyici ile kurmasını istediğiniz temel bağ nedir? Dinleyiciyi bu ses dünyasına davet etmek için ne gibi yollar izliyorsunuz?
Benim için amaç, dinleyiciyi belirli bir estetik kalıba hazırlamaktan çok, onu bir duygu alanına davet etmek, belirli bir duygu durumu yaratmak, tür ne olursa olsun. Konser benim için kimi zaman konfor alanı sağlamak, kimi zaman da o konfor alanından çıkarmak için özel bir an yaratma fırsatı. Hayata dair farklı duygu durumlarını yaşatmak, bazen tekinsizlik, bazen öfke, bazen şaşkınlık, bazen de beklenmedik bir mutluluk uyandırabilir… En temelde olan, bir şey hissettirmek”. Çünkü modern müzik çoğu zaman melodik alışkanlıklarımızı, ritmik beklentilerimizi hatta müzik dediğimiz şeye dair temel kabullerimizi bile yerinden oynatır. Modern müzikteki bütün kırılmalar, gerilimler, boşluklar ve patlamalar aslında hayatın kendi kırılmalarına çok benzer. Bir eseri açıklamaktan çok, dinleyicinin kendisinde zaten var olan ama belki de uzun süredir dokunmadığı duygularla temas kurmasını sağlamak, farkındalık yaratmaktır ve belki de en büyük hazırlık, dinleyicinin bu yüzleşmeye açık olmasıdır.

Müziğinizi görsel sanatlar, dans veya diğer disiplinlerle birleştirmeye yönelik projeleriniz var mı? Günümüz sanat ortamında müziğin tek başına var olma sınırları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sesin görsel sanatlarla ilişkisi beni her zaman heyecanlandırdı. Disiplinler arası etkileşimin müziğin geleceği açısından çok besleyici olduğuna inanıyorum.

Görsel sanatçı Erdal İnci ve besteci/yapımcı Gurur Gelen ile geliştirdiğimiz audio-visual projemiz Justintonic, Kapadokyadaki Hanedan Artist Residency sürecinde şekillendi ve Sonar Festivali ve İKSV gibi platformlarda sergilendi. Taranmış mekân ve arazileri ses aracılığıyla gerçek zamanlı olarak aydınlatan bir performans bu.
 

Hem bir besteci hem de bir icracı olarak, klasik müzik eğitimine başlayan ve yeni müzik alanında kariyer yapmayı hedefleyen gençlere en önemli tavsiyeniz ne olurdu?
Disiplinli çalışmak, diğer sanatlarla ve bilimle ilişkiler kurmak, geleneği anlamak ve yalnızca korunması gereken bir nesne” değil, yaşayan bir süreç olarak görmek çok önemli.

Kısa vadede dinleyicilerinizle buluşturmayı planladığınız yeni bir beste veya resitaliniz var mı? Barış Büyükyıldırım’ın müzikal yolculuğu, yakın gelecekte hangi yeni duraklara ilerleyecek?
10 Aralıkta Antalya Piyano Festivalindeki konserim, geçen yıl kurduğumuz İstanbul Müzik Derneğinin etkinlik ve eğitim programları ve 2026da Sezi Seskir ile gerçekleştireceğimiz iki piyano Amerika turnesi…

Barış Büyükyıldırım
Barış Büyükyıldırım, kompozisyon, solo piyano, oda müziği, caz ve 20. Yüzyıl müziği alanlarında kendini kanıtlamış çok yönlü bir müzisyendir. Amerika, Kanada, Avrupa ve Türkiyede; New York Steinway Hall, PianoSummer Salento ve Münih, İstanbul Müzik Festivali, Gümüşlük Uluslararası Müzik Festivali ve CRR/İstanbul gibi prestijli sahnelerde solo resitaller vermiştir.
 
Son çalışmaları arasında PianoSummer Münih için bestelediği Aeolia (iki piyano için), Semplice Quartet siparişi olan Teke, Gedik Filarmoni Orkestrası için yazdığı Inverso ve Gümüşlük Müzik Festivali için bestelediği Wasserreise yer almaktadır. Beethoven’in 1 Numaralı Piyano Konçertosunu Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası ile, Ravelin Piyano Konçertosunu Antalya Devlet Senfoni Orkestrası ile, Bach’ın 5 Numaralı Konçertosu Brandenburg’u Cincinnati Oda Orkestrası ile seslendirmiş; ayrıca Gershwinin I Got Rhythm Variations eserini Theater Kiel Orkestrası ile çalmıştır.
 
Cincinnati Operada prova piyanisti, Akademi BİFOda eğitmen, BASOTI Festivalinde eğitmen ve Manhattan School of Musicte korrepetitör olarak görev yapmıştır. Caza olan ilgisi, Rolando Matias ve David Sanchez gibi isimlerle çalışmasına olanak sağlamış, birçok kayıtta yer almıştır. Sascha Goetzel, Cem Mansur ve Mark Gibson gibi şeflerle çalışmıştır.
DAAD Ödülü, Sedat-Güzin Gürel Vakfı Hizmet Ödülü ve Maritim Yarışması Birincilik Ödülü gibi birçok ödül kazanan Büyükyıldırım, hâlen İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda doçent olarak görev yapmaktadır. Ankara Devlet Konservatuvarı’ndaki lisans eğitiminin ardından Lübeck Müzik Yüksekokulunda Konstanze Eickhorst ile, Cincinnati Üniversitesinde ise James Tocco ile yüksek lisans ve Artist Diploma programlarını tamamlamıştır.

BENZER HABERLER


    Akçaağaç Sok. Görhan Apt. No: 1/1A Acıbadem Üsküdar / İSTANBUL | T: 0532 343 9328 | F: 0216 326 39 20